Mehmet Özay

Mehmet Özay

YazarÇevirmen
7.6/10
158 Kişi
·
554
Okunma
·
1
Beğeni
·
421
Gösterim
Adı:
Mehmet Özay
Unvan:
Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1969
1969 yılında Üsküdar’da dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimine Üsküdar’da devam etti. Hacettepe Üniversitesi'nde bir süre devam ettirdiği yüksek öğreniminin ardından 1997 yılında Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Eğitimi bölümünde lisans öğrenimini tamamladı. Aynı üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü’nde, 1998-2000 yılları arasında öğrenim gördüğü Sosyoloji-Antropoloji Bilim Dalı’nda Dr. Tayfun Amman danışmanlığında “Anthony Giddens ve Sosyolojisi” isimli yüksek lisans tezini gerçekleştirdi. 2002 yılında, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Din Sosyolojisi bölümünde doktora çalışmasına başladı. Prof. Dr. Ali Köse danışmanlığında “Günümüz Sosyolojisi'nde Sekülerleşme-Modernleşme-Din İlişkileri” başlıklı doktora tezini 2006 yılında tamamladı.
2010 yılından itibaren Malezya Teknoloji Üniversitesi (UTM) Eğitim Fakültesi'nde öğretim görevliliğini yürüten Özay, lisans ve yüksek lisans dersleri vermekte ve alanıyla ilgili araştırmalar yürütmektedir. 2007-2010 yılları arasında Açe Eyaleti’nin başkenti Banda Açe’de IAIN Ar-Raniri’de yüksek lisans ve İngilizce Bölümlerinde; Şah Kuala Üniversitesi Tarım Bölümü ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde (Sos-Pol); özel Muhammediyye Üniversitesi’nde İngilizce Bölümü’nde alanıyla ilgili çeşitli dersler verdi.
2008-2010 yılları arasında IAIN Ar-Raniri Rektörlüğü’nün ve Cakarta Türk Büyükelçiliği’nin katkılarıyla söz konusu öğretim kurumunda Türk Kültür Merkezi’ni hizmete açtı. Söz konusu kültür merkezi vasıtasıyla Türkçe Dil Kursu ve çeşitli programların yanı sıra, yüksek lisans ve doktora çalışmaları amacıyla öğrencilerin Türkiye’ye gönderilmesi, aralarında Rektör ve Rektör yardımcılarının da bulunduğu çeşitli akademisyenlerin Türkiye ziyaretlerini organize etti. Açe’de bulunduğu süre zarfında çeşitli yardım kuruluşlara danışmanlık yaptı.
2005 yılından bu yana başta Açe, Endonezya olmak üzere Malay Dünyası ve Güneydoğu Asya, ASEAN üzerine çalışmalar yapan Özay, akademik kariyerini Malezya’da sürdürmektedir. Çalışmalarını çeşitli platformlarda özellikle uluslararası konferanslarda değerlendiren Özay’ın, Arakan Müslümanları: Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Halkın Hikayesi" (2013), “Sekülerleşme ve Din”, “Açe Kitabı” ve “Açe: Güneydoğu Asya’da Bir İslam Beldesi” adlı telif ve aşağıda zikredilen çeviri eserleri bulunmaktadır: Barbar Uygarlık: postmodern eleştiri teorisine doğru (Prof. Stjephan Mestrovic); Üçüncü Yol: Sosyal Demokrasinin Yeniden Dirilişi (Prof. Anthony Giddens); Bizans ve İlk İslam Fetihleri (Prof. Walter Kaegi); Okulsuz Toplum (Ivan Illich); Hükümdar (Niccolo Machiavelli). Umran, Kitap-Haber gibi dergilerin yanı sıra, Timeturk’de uzun bir süre çeşitli alanlarda yazı ve çevirileri yayınlanan Özay son dönemde özellikle Güneydoğu Asya bağlamında politika, kültür, toplum ve tarih konularındaki yazı faaliyetlerini ise http://www.dunyabulteni.net ve http://www.dunyabizim.com’da okuyucularla paylaşmaktadır.
Özay'ın son dönemde kaleme aldığı edit çalışmalardaki makaleleri, çeşitli uluslararası konferanslarda sunduğu çalışmalarla akademik dergilerde yayınlanan eserlerinden bazıları şunlardır:
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
141 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
okullarda gerektiği gibi eğitim verilemediğini, aslında amacın eğitim değil eğitilmeye çalışan ve sabit bir insan profili yaratmak olduğunu belirtiyor. insanlığın kabul görmüş olduğu bu eğitim ve öğretim sistemi üzerinden bir çok değerini yitirdiğini ve daha da bozulmaya uğradığını, müfredat üzerinden, istenilen kalıba sokulmuş,bu kurumların gün geçtikçe ticarethaneye dönüştüğünü, insanların değer sistemini kurumsallaştırdığını belirtiyor.
141 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
“Bireysel öğrenmenin de toplumsal eşitliğin de okullaşma ritüelleriyle artırılamayacağını anlamadıkça eğitimde bir reform söz konusu olamaz.” (s:55) Toplumsal eşitliği sağladığı varsayılan ve hatta dayatılan okul kurumunda, öğrenciler türlü kalıplara konuluyor, etiketleniyor ve etiketlerine göre davranılıyor. Toplumsal eşitsizliğin meydana geldiği ilk ve belki de en önemli kademeye okul diyebiliriz. Okul kurumu vaat ettiklerini yerine getirmediği gibi, insanları daha çok ayrıştırıyor, ayrıştırmakla da kalmayıp bu adaletsizliğe, bir alternatifi olmadığı için, mecbur bırakıyor. Biz insanlar, gözümüzün önünde yıllardır süregelen bu cehaleti okulla yenebileceğimizi düşünüp toplumumuzu okullaştırıyoruz. Kendi kapasitemizi, benliğimizde evrilmiş halde bulunan öğrenme becerilerimizi hiçe sayıp bir otoriteye bel bağlayarak boyun eğiyoruz. Kişisel gelişimimize hiçbir katkısı olmayan, günlük hayatımızda karşılaştığımız sorunları çözmemize zerre faydası bulunmayacak müfredatı yüceltiyoruz. Ateşe su taşıyan karınca olduğumuzu sanıyoruz ama fark etmiyoruz ki biz ateşin ta kendisiyiz. Cehalet ateşini söndürmek için ateşin temeline inmek, kaynağını bulmak yerine küllerden doğmakta olan kıvılcımlarla uğraşıyoruz.
Okul kurumunun başka bir eksisi ise ne durumda olursa olsun, ekonomik arka planı ne olursa olsun tüm insanları eşit görmesi. Biliyoruz ki eşit olan her şey adil olmak zorunda değildir. Kurumun eşitlikten anladığı eğer buysa ve bu eşitliğin toplumda gerekli olduğuna inanılıyorsa, ki öyle görünüyor, bu bakış açısının acilen değiştirilmesi gerekiyor. Zira bahsedilen düşünce birçok açıdan yanlış. Biz her öğrenciden bir konuyu aynı hızda, aynı yöntemle ve aynı seviyede anlamalarını bekleyemeyiz. Her insanda ortak olan tek bir özellik vardır; farklı olmaları. İnsanın düşünce yapısından el becerilerine, sosyal çevresinden yetiştirilme şekline kadar her özelliği farklıdır; dolayısıyla, yapılması gereken iş için seçilen bu farklı insanlara fırsat eşitliği sağlanmalı ve tolerans gösterilmelidir. Lakin okul bunu yapmaz, yapamaz çünkü okulun bir müfredatı vardır ve okul, öğrencinin ne fiziksel ne zihinsel ne de ekonomik durumunu önemser. Merkezden verilen bir karar vardır ve bize sağlanan şartlar ne olursa olsun karara uymamız beklenir.
Bir karar vardır ve bu karara uymamız beklenir dedik; bu karara uy(a)madığımızda ise başarısız olarak etiketlendiğimizi de söylemeden geçemeyeceğim. Sorunsuz işliyormuş gibi görünen sisteme bakıldığında, herkesin ağzında dolanan “iyi yerlere gelmek” sözünü görüyoruz. Bizim bu adaletsiz eşitliğe katlanmamızın tek sebebi diploma sahibi olmak zorunda oluşumuz. İyi bir üniversiteden alınmış diploma, iyi bir meslek, iyi bir maaş…Otorite bizi ancak bunlara sahip olduğumuzda insandan sayıyor. Hayatın karşımıza çıkardığı zorlukların hepsine kalkan olarak sertifikalarımızı, diplomalarımızı kaldırabileceğimiz kadar hayal gücüyle işleyen bir dünyada yaşıyor olsaydık eğer, maruz kaldığımız zorunlu ve zorlayıcı eğitime razı olabilirdik. Ama ne dünya Harikalar Diyarı ne de biz Alice’iz.
Diploma, derece, sertifika arzusunun da bir nedeni var elbette; toplumcu otorite. Bizim üniversiteyi bitirmemizi bu kadar istemelerinin nedeni iş gücüne sağlayacağımız katkı. Yine ve yeniden, mental ve fiziksel sağlığımızın, ekonomik statümüzün hiç önemi yok. Kişisel gelişimimizin, bireysel bilgi edimimizin yok sayılıp el becerilerimizin
sömürülmesine göz yumuyoruz. Eğitimle ekonominin bağıntılı olduğunu inkar edemeyiz lakin ekonominin gelişimini sadece eğitime dayamanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Madem eğitim sistemini geliştiremiyoruz, var olan sistemimizle istediğimiz sonuçlara ulaşamıyoruz; o zaman kalkınmayı sağlayacak her şeyi eğitime yüklememeliyiz. Zamanında bitirilemeyen okullara ve bulunamayan işlere alternatif sunabilen toplumdan, ekonomik kalkınmayı sağlayacak, eğitimin zorunlu olmadığı alternatifler sunması da haliyle beklenir.
Sonuç olarak, okullulaştırmanın faydaları adına sunulabilecek yegane faktör, fırsat eşitliği sağlandığı takdirde, verilecek teorik ve pratik bilgilerin bireyin, gelişiminin büyük bir kısmını tamamlamasını sağlaması olacaktır. Fırsat eşitliği sağlanmazsa, müfredatta sadece teorik bilgilere yer verilip el becerileri ve hayat deneyimi önemsenmezse, okullulaştırmanın toplumların süreğenliğini daha ne kadar sağlayabileceği meçhuldür.
141 syf.
·14 günde·Beğendi·6/10
"Illich; Türkçe ’ye çevrilen bir kitabında yazdığı önsözde “Sözlerimin bir gün Türkçe olarak okunacağı aklımın ucundan bile geçmedi” diyor. Yazdıklarını “zihinleri Kur ’ân âyetleriyle ve Dogu anılarıyla dolu” olanları değil de, kısa bir süre önce Amerika'ya yerleşmiş kişileri hesaba katarak kaleme aldığını belirtiyor." Bu kısmı çevirmen kitabın başına iliştirmiş. Açıkçası tam olarak ne demek istediğini anlayamadım. Okul ve eğitim gibi evrensel konulardan söz ederken yalnızca Amerika'yı göz önünde bulundurmak "Okulsuzlaşmayı" savunacak kadar geniş bir bakış açısına sahip biri için oldukça sığ bir yaklaşım.
Kitap ince olmasına rağmen okumam uzun sürdü. Dili akıcı değil ve çeviri de çok iyi denemez. Yine de işlenen konu itibariyle oldukça ilginç ve ilgi çekici. Nihayet dergisinin Eylül 2017 sayısında denk gelmiştim bu kitaba. Öncelikle Schooling The World: The White Man's Last Burden belgeselini izlemenizi tavsiye ederim. "Okul" a olan bakış açınızı değiştirecek , oldukça iyi bir belgesel.
Tekrar kitaba dönüyorum:)
Yazar; öğrenmenin okulda olmadığını, okulun bir çeşit iş merkezi olduğunu ve amacının da insanları eğitmekten ziyade (tabi burada eğitimi nasıl tanımladığımız da önemli) tek tip insan oluşturmak olduğunu savunuyor. Böylece düzeni sağlamak, yönetmek daha kolay olacaktır. Dolayısıyla okulu zorunlu olmaktan çıkarılmasını savunuyor. Yetenek ve becerilerin sertifikaya indirgenmesini yanlış buluyor. Bununla ilgili: " Branş öğretmenlerinin azlığı, sertifikaya verilem abartılı önemin neticesidir." diyor. Gençlerin bazı durumlarda arkadaşları için daha yararlı olmasını örnek gösteriyor ve bu konuda kendisine kesinlikle hak veriyorum. Hepimizin karşılaştığı bir durumdur; öğretmen bir konuyu anlatır öğrenci anlamamıştır, öğretmen tekrar eder öğrenci yine anlamaz ardından yan sıradaki arkadaşı basit bir şekilde olayı anlatır ve öğrenci durumu kavrar. Bu da bizlere öğrenmenin gerçekleşmesi için o konuda uzman biri yerine, neyi bilmediğimizi ve nasıl öğrenebileceğimizi bilen birinin de bazen yeterli olabileceği gösteriyor.
Günümüzde okulda geçirilen süre devamlı artıyor. Neredeyse bebeklikten başlayan bir okul yolculuğu 30'lu yaşlara kadar sürebiliyor. Bu süreçte kişilerin ruh halinin nasıl olduğu hepimizin malumu. Bu açıdan bakınca "Okulsuzluk" fikri kulağa hoş gelse de yerini neyle doldurabileceğimiz sorusu kafamı kurcalıyor. Özellikle yurtdışında alternatif eğitime ilgi her geçen gün artsa da okul eğitiminde karşımıza çıkan 'firsat eşitsizliği' problemi alternatif eğitimde daha da göze çarpıyor. Tamamen okuldan arınmış bir toplum yakın gelecekte mümkün görünmese de okulların-eğitim sistemlerinin baştan dizayn edilmesi gerek.
141 syf.
·Beğendi·7/10
Talim (öğretme), terbiye (eğitim) dediğimiz kavramların okullarda gerektiği gibi verilemediğini, insanın, dünyada kabul görmüş bu eğitim ve öğretim sistemi üzerinden bir çok değerini yitirdiğini ve daha da bozulmaya uğradığını, müfredat üzerinden, istenilen kalıba sokulmuş, robotlaşmış insanlardan oluşan bir dünyanın inşaa edildiğini ve okul denilen bu müesseselerin gün geçtikçe ticarethaneye dönüştüğünü, kolej, özel üniversite vb. kurumlara doğru evrildiğini anlatan bu kitap, anafikir olarak, toplumların, bu çarkın döngüsünden kurtulması gerektiğinden bahsediyor. Ancak, dilini çok akıcı bulmadığım fakat bu konuda bir uyanış için, okunmasını tavsiye edebileceğim bir kitap.
141 syf.
·4 günde·4/10
Baştan söylemeliyim ki kitabı hiç sevemedim. 140 sayfalık bir kitabı ittire ittire okudum desem yeridir..
Eğer bu kitaptaki konu ile ilgili bir şeyler okumak isterseniz; “Eğitim Bir Kitle İmha Silahı” adlı kitabı okumanızı öneririm. Akıcı ve güzel bir dil kullanılmış .
Bu kitaptaki konuya gelince ise; okullaştırma ve eğitim in anlamları, okulsuz bir toplumun nasıl olabileceği, müfredat ve öğretmen gibi kavramlara bağlı kalmaksızın eğitim in ele alınması durumu anlatılmaya çalışılmıştır.
Ben yinede kitap ile ilgili beğendiğim ve çizdiğim bir kaç bir şeyi paylaşmak istiyorum;

“Okulsuzlaştırmanın anlamı, bir kişinin iktidarına, bir toplantıya iştirak eden diğer kişileri memnun etmek adına son vermektir.”

“Özgür bir toplumun, modern bir okulda oluşturulabileceği görüşü paradoksal bir iddiadır.”

“Okul, doğası gereği katılımcılarına zaman ve enerjileri üzerinde bir hak iddia etmektedir. Bu durum, öğretmeni sırasıyla vaiz, rehber, bekçi ve terapist rollerine sokar.”

“Orta sınıf aileler, yoksul kesime mensup çocukların sokaklarda öğrendiklerinden kendi çocuklarını korumak için onları bir öğretmenin gözetimine terk ederler”
141 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
Okulsuz toplumun getireceği felaketleri okuyacağımı umarken okulsuz toplumu savunan bir kitapla karşılaştım. Okurken yazarın haksızlığa uğradığını hissettim. Biraz araştırdığımda Ivan Illıch'in bir toplum eleştirmeni olduğunu öğrendim. Tabi ki bu onun eğitim alanında eleştiriler yapmasına engel teşkil etmiyor. Fakat Ivan Illıch sadece okula değil toplumsal diğer tüm kurumlara karşı durmuş ve eleştirmiş. Bu yüzden kitabı okurken içimi büyük bir karamsarlık kapladı. Haklı yönlerini görmeye çalıştım. Çocukların hayatın içinde olduğu şeyleri en iyi öğrendiğini savunarak "yaparak, yaşayarak öğrenme" tekniğinin haklılığını savunmuş. Yine çeviri olarak tam karşılığı mıdır bilmiyorum ama yetenek öğretimi dediği şey bana göre hayat boyu öğrenmeye karşı geldiği için haklılık içeren başka bir kısım diyebilirim. Bunun yanında okulun tüketici yetiştirdiğine ve okulun bir endüstri olduğuna dair görüşleri var. Okul dediğimiz yapının insanın kendi kendini yaratmasının önündeki en büyük engel olduğunu söylüyor-varoluşçuluk akımı kokusu geldi burnuma-. Söyledikleri ne kadar doğru ne kadar yanlış tartışılır. Zaten tartışılmış ve görüşlerinin fazla kötümser olması sebebiyle yaşadığı ülkede etkisi gitgide azalmış. Tüm bunlara rağmen eğitim adına karalanan tek bir çizginin bile kıymetli olduğunu düşündüğüm için ve farklı bir bakış açısı kazanmak için okunmalı diyorum.
141 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Her bireyin 4 yaşından itibaren okula başlaması gerektiğini savunan biri olarak kitapta anlatılan okulsuz toplumu hayal edemedim bir türlü! Kitapta savunulan yaparak yaşayarak öğrenme en ideal öğrenme biçimidir. Hepimiz hem fikiriz. Fakat okulu bu felsefeyle yeniden inşa etmek yerine tamamiyle kaldırmak neden??
141 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Zorunlu eğitim üzerine eleştirilerde bulunan yazar ABD de devletin vermiş olduğu eğitim kalitesine de ağır eleştirilerde buluyor.
"Yasalar kimseye araba kullanma yolunda bir yaptırım uygulamamakta, fakat herkesin okula gitmesini zorunlu kılmaktadır."
141 syf.
·6/10
Okulsuz Toplum. Romantik bir isim. Ancak, gerçekçi değerlendirmelerin sonucunda ulaşılan bir fikir, bir tasarım okudum. “Okul bütün dünyada eğitim karşıtı bir etkiye sahiptir.” diyerek kendi saflarına taraftar toplamak için usturuplu bir cümle kurmuş yazar. İçerisinde hak vermemenin pek de mümkün olmadığı pek çok düşünce daha var. Tüm bunlara rağmen okullara yönelik çıkarımların çoğuna katılamadım. Okullar sonuç itibariyle bir bölünmeye ve ayrışmaya hizmet ederler, okuldaki eğitimle (sertifikalı eğitim) yücelen birey az eğitimliyi (sertifikasız,diplomasız) küçümsemektedir, fikri bunlardan biri. Okulların hayal gücünü, zorunlu ve belirli bir müfredatla yok ettiğini; “okul yaşama hazırlığı yabancılaştırmakta, böylece öğrenciler gerçek eğitimden ve yaratıcılıktan yoksun bırakılmaktadır.” Peki gerçek eğitim nedir? Yazar, “kişinin kendi kendine motive olduğu öğrenmeyi tercih edebiliriz” diyor ve soruyor: Hangi insanlar öğrenme eylemi için bir ilişkiye girmeyi istemektedir? Eğitimi ve öğrenmeyi kendi kendine motive olan, öğrenme eylemi için iletişime geçmek isteyen insanların, bir nevi kendi organizasyonları içerisinde sürdürmesini beklemek benim için ütöpik bir eğitim anlayışı olarak kaldı. Dünyaysa 1984’ü haklı çıkarmaya devam ediyor gibi.
141 syf.
·13 günde·Beğendi·8/10
Okul, çocuğa öğrenmek için kuruma ihtiyacı olduğunu öğretir.
Okul aynı zamanda kaçınılmaz olarak kapitalizmi içe yansıtır. Bilginin sermayeleşmesi. Çünkü kapitalist, bilgisini içsel olarak biriktirdiklerini sertifka ile ispat edebilir. Toplumda sertifika sahiplerine daha düşük değerde hisse senetli olanlara göre daha üst bir sosyal değer vermektedir.
Hali hazırda zorunlu olan okul vasıtasıyla büyüme, öğrenme, serpilme uluslararası mahiyette büyük bir kurumun bir ürününün tüketiminin sonucuna dönüştürülmüştür. yani sanki büyüme, öğrenme halleri sadece okulların varlığıyla birlikte gerçekleşmektedir şeklinde bir anlayış oluşmuştur. Bu da aslında beraberinde eğitimi ya da bilgiyi bir meta haline getirmektedir.

Kitap, genel itibari ile okulun,statükonun korunmasına vesile olan araçlardan biri olduğundan dolayı bu prestije sahip olduğu yolundaki tezini kanıtlamaya çalışmaktadır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Özay
Unvan:
Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1969
1969 yılında Üsküdar’da dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimine Üsküdar’da devam etti. Hacettepe Üniversitesi'nde bir süre devam ettirdiği yüksek öğreniminin ardından 1997 yılında Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Eğitimi bölümünde lisans öğrenimini tamamladı. Aynı üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü’nde, 1998-2000 yılları arasında öğrenim gördüğü Sosyoloji-Antropoloji Bilim Dalı’nda Dr. Tayfun Amman danışmanlığında “Anthony Giddens ve Sosyolojisi” isimli yüksek lisans tezini gerçekleştirdi. 2002 yılında, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Din Sosyolojisi bölümünde doktora çalışmasına başladı. Prof. Dr. Ali Köse danışmanlığında “Günümüz Sosyolojisi'nde Sekülerleşme-Modernleşme-Din İlişkileri” başlıklı doktora tezini 2006 yılında tamamladı.
2010 yılından itibaren Malezya Teknoloji Üniversitesi (UTM) Eğitim Fakültesi'nde öğretim görevliliğini yürüten Özay, lisans ve yüksek lisans dersleri vermekte ve alanıyla ilgili araştırmalar yürütmektedir. 2007-2010 yılları arasında Açe Eyaleti’nin başkenti Banda Açe’de IAIN Ar-Raniri’de yüksek lisans ve İngilizce Bölümlerinde; Şah Kuala Üniversitesi Tarım Bölümü ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde (Sos-Pol); özel Muhammediyye Üniversitesi’nde İngilizce Bölümü’nde alanıyla ilgili çeşitli dersler verdi.
2008-2010 yılları arasında IAIN Ar-Raniri Rektörlüğü’nün ve Cakarta Türk Büyükelçiliği’nin katkılarıyla söz konusu öğretim kurumunda Türk Kültür Merkezi’ni hizmete açtı. Söz konusu kültür merkezi vasıtasıyla Türkçe Dil Kursu ve çeşitli programların yanı sıra, yüksek lisans ve doktora çalışmaları amacıyla öğrencilerin Türkiye’ye gönderilmesi, aralarında Rektör ve Rektör yardımcılarının da bulunduğu çeşitli akademisyenlerin Türkiye ziyaretlerini organize etti. Açe’de bulunduğu süre zarfında çeşitli yardım kuruluşlara danışmanlık yaptı.
2005 yılından bu yana başta Açe, Endonezya olmak üzere Malay Dünyası ve Güneydoğu Asya, ASEAN üzerine çalışmalar yapan Özay, akademik kariyerini Malezya’da sürdürmektedir. Çalışmalarını çeşitli platformlarda özellikle uluslararası konferanslarda değerlendiren Özay’ın, Arakan Müslümanları: Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Halkın Hikayesi" (2013), “Sekülerleşme ve Din”, “Açe Kitabı” ve “Açe: Güneydoğu Asya’da Bir İslam Beldesi” adlı telif ve aşağıda zikredilen çeviri eserleri bulunmaktadır: Barbar Uygarlık: postmodern eleştiri teorisine doğru (Prof. Stjephan Mestrovic); Üçüncü Yol: Sosyal Demokrasinin Yeniden Dirilişi (Prof. Anthony Giddens); Bizans ve İlk İslam Fetihleri (Prof. Walter Kaegi); Okulsuz Toplum (Ivan Illich); Hükümdar (Niccolo Machiavelli). Umran, Kitap-Haber gibi dergilerin yanı sıra, Timeturk’de uzun bir süre çeşitli alanlarda yazı ve çevirileri yayınlanan Özay son dönemde özellikle Güneydoğu Asya bağlamında politika, kültür, toplum ve tarih konularındaki yazı faaliyetlerini ise http://www.dunyabulteni.net ve http://www.dunyabizim.com’da okuyucularla paylaşmaktadır.
Özay'ın son dönemde kaleme aldığı edit çalışmalardaki makaleleri, çeşitli uluslararası konferanslarda sunduğu çalışmalarla akademik dergilerde yayınlanan eserlerinden bazıları şunlardır:

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 554 okur okudu.
  • 43 okur okuyor.
  • 581 okur okuyacak.
  • 25 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları