Mehmet Özay

Mehmet Özay

YazarÇevirmen
7.2/10
538 Kişi
·
2.302
Okunma
·
8
Beğeni
·
901
Gösterim
Adı:
Mehmet Özay
Unvan:
Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1969
1969 yılında Üsküdar’da dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimine Üsküdar’da devam etti. Hacettepe Üniversitesi'nde bir süre devam ettirdiği yüksek öğreniminin ardından 1997 yılında Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Eğitimi bölümünde lisans öğrenimini tamamladı. Aynı üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü’nde, 1998-2000 yılları arasında öğrenim gördüğü Sosyoloji-Antropoloji Bilim Dalı’nda Dr. Tayfun Amman danışmanlığında “Anthony Giddens ve Sosyolojisi” isimli yüksek lisans tezini gerçekleştirdi. 2002 yılında, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Din Sosyolojisi bölümünde doktora çalışmasına başladı. Prof. Dr. Ali Köse danışmanlığında “Günümüz Sosyolojisi'nde Sekülerleşme-Modernleşme-Din İlişkileri” başlıklı doktora tezini 2006 yılında tamamladı.
2010 yılından itibaren Malezya Teknoloji Üniversitesi (UTM) Eğitim Fakültesi'nde öğretim görevliliğini yürüten Özay, lisans ve yüksek lisans dersleri vermekte ve alanıyla ilgili araştırmalar yürütmektedir. 2007-2010 yılları arasında Açe Eyaleti’nin başkenti Banda Açe’de IAIN Ar-Raniri’de yüksek lisans ve İngilizce Bölümlerinde; Şah Kuala Üniversitesi Tarım Bölümü ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde (Sos-Pol); özel Muhammediyye Üniversitesi’nde İngilizce Bölümü’nde alanıyla ilgili çeşitli dersler verdi.
2008-2010 yılları arasında IAIN Ar-Raniri Rektörlüğü’nün ve Cakarta Türk Büyükelçiliği’nin katkılarıyla söz konusu öğretim kurumunda Türk Kültür Merkezi’ni hizmete açtı. Söz konusu kültür merkezi vasıtasıyla Türkçe Dil Kursu ve çeşitli programların yanı sıra, yüksek lisans ve doktora çalışmaları amacıyla öğrencilerin Türkiye’ye gönderilmesi, aralarında Rektör ve Rektör yardımcılarının da bulunduğu çeşitli akademisyenlerin Türkiye ziyaretlerini organize etti. Açe’de bulunduğu süre zarfında çeşitli yardım kuruluşlara danışmanlık yaptı.
2005 yılından bu yana başta Açe, Endonezya olmak üzere Malay Dünyası ve Güneydoğu Asya, ASEAN üzerine çalışmalar yapan Özay, akademik kariyerini Malezya’da sürdürmektedir. Çalışmalarını çeşitli platformlarda özellikle uluslararası konferanslarda değerlendiren Özay’ın, Arakan Müslümanları: Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Halkın Hikayesi" (2013), “Sekülerleşme ve Din”, “Açe Kitabı” ve “Açe: Güneydoğu Asya’da Bir İslam Beldesi” adlı telif ve aşağıda zikredilen çeviri eserleri bulunmaktadır: Barbar Uygarlık: postmodern eleştiri teorisine doğru (Prof. Stjephan Mestrovic); Üçüncü Yol: Sosyal Demokrasinin Yeniden Dirilişi (Prof. Anthony Giddens); Bizans ve İlk İslam Fetihleri (Prof. Walter Kaegi); Okulsuz Toplum (Ivan Illich); Hükümdar (Niccolo Machiavelli). Umran, Kitap-Haber gibi dergilerin yanı sıra, Timeturk’de uzun bir süre çeşitli alanlarda yazı ve çevirileri yayınlanan Özay son dönemde özellikle Güneydoğu Asya bağlamında politika, kültür, toplum ve tarih konularındaki yazı faaliyetlerini ise http://www.dunyabulteni.net ve http://www.dunyabizim.com’da okuyucularla paylaşmaktadır.
Özay'ın son dönemde kaleme aldığı edit çalışmalardaki makaleleri, çeşitli uluslararası konferanslarda sunduğu çalışmalarla akademik dergilerde yayınlanan eserlerinden bazıları şunlardır:
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
141 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Okulsuz bir toplum nasıl olurdu?

Kulağa ilk başta oldukça imkansız ve kabul edilemez bir düşünce gibi geliyor. Sebebi eğtim ve okulun ayrılmaz bir ikili olduğu algısı ve birbirinden bağımsız var olamayacak gibi bir düşünce oluşmasıdır. Ancak eğitim hiçbir zaman okulla sınırla kalmadı, kalmamalıdır da.
Örgün eğitime, formal eğitime çok fazla odaklanıyoruz ama öğrenmenlerimizin birçoğunun informal yollarla gerçekleştiğini gözden kaçıyoruz. Okul dışında büyük bir dünya ve büyük bir bilgi kaynağı var. Bunlardan yararlanmadan bireyin gelişmesinden, iyi bir eğitimden söz etmek de mümkün olamıyor..

Kitapta eğitim ancak devletten bağımsız hale getirilirse hümanist ve evrensel bir eğitim anlayışına ulaşılabilir düşüncesi hakim genel olarak. Hatta sadece eğitim de değil her alanda 'okulsuzlaştırma' olması gerektiği savunuluyor.

Yazar, çok isteyip ve çok konuşup ancak iş icraata gelince başaramadığımız yaşam boyu öğrenmenin kurumsallaşmayla olamayacağını söylüyor. Yaşam boyu öğrenme okulda öğretilen bir kavram değil, kişilerin bu öğrenme tarzını kendine ilke edinmesi gerekiyor. Örgün eğitim bizleri ancak belli bir noktaya kadar taşır. Yaşam boyu öğrenme, yaş ve mekan sınırlaması olmadan kişinin sürekli kendini geliştirmesini amaçlar. Kulağa çok hoş geliyor değil mi? Her birey kendi kendinin öğretmeni olacak. Peki okullar bu yaklaşımı bireylere kazandırabilir mi? Ya da 'okullar' tarafından bu yaklaşımın bireylere kazandırılması istenir mi? Eğer bu sorularda biraz bile tereddüt yaşıyorsak Ivan Illich'in neden okulsuzlaştırmadan bahsettiğini de anlayabiliriz..

Yazar, okul ve ekonomi ilişkisine de kitapta sık sık yer veriyor. Çarpıcı örnekler sunuyor okuyucuya. Araştırmalara göre olumsuz koşullarda olan çocukların gelişimlerini sağlamak için kurumlara büyük bir meblağ ayrılıyor. Sonuç ise hayal kırıklığı. İyileşmeyi bırakın daha da kötüye gitmesi işten bile değil. Çünkü yapılan 'yardımlar' okula yapılıyor. Kurumsal düşünülüyor. Belki eğitim programlarına belki de okulun fiziksel ortamlarına harcanıyor bütçe. Oysa olumsuz şartlardaki çocukların eğitiminde düşüş yaşanıyorsa ve bu iyileştirmek isteniyorsa ilk başta işe çocukların kendisinden ve onların yakın çevresinden başlanması gerekmez mi?
Fakir ve zengin çocuğun aynı sınıfta yer alabiliyor olması o ülkede gerçekten fırsat eşitliğinin olduğunu gösterir mi? Eğitim sadece sınıfta, okulda gerçekleşen bir şey değil. Öğrencinin başarısını etkileyen birçok etmen vardır. En önemlisi de yakın çevre ve bu çevrenin zengin uyarıcılara sahip olabilmesidir. Şimdi fakir çocuklara zenginlerle aynı sınıfta yer alabiliyorlar diye eşit şartlara sahipsiniz hadi başarılı ol demek ne kadar adil olabilir? Okullara ayrılan ekstra bütçelerin gerçekten çocuklar üzerinde kullanıldığını düşünelim bir de...

"Okul, genç insanları, hayal güçlerinin ve gerçekten de insanın kendisinin dahil olduğu her şeyin ölçülebileceği bir dünyanın mensubu haline getirmektedir. "
Bu durumu kanıksamış bireyler, yaptığı her şeyi belli standartlara uygun hale getirmek isteyecektir. Bu da kişinin kendisini sınırlamasına ve potansiyelini yok etmesine yol açacaktır. Böylelikle kişisel gelişimin önü kapatılıyor ve tek tip bireyler yetişmesi de kaçınılmaz oluyor.

Belki 'okulsuzlaşmak' kısa süre de gerçekleşebilecek bir şey değil belki de tamamen bir hayal olarak kalacak. Ama herkes kendini okulsuzlaştırabilir. Öğrenmeyi, gelişimi zorunluluktan ve bir yere bağlı olmaktan çıkarabiliriz. Kişi öğrenmeyi öğrenmeli ve kendi öğrenmesinde sorumluluk almayı bilmelidir..

Özellikle bazı konulardaki tabularımız yüzünden ortaya atılan düşünceler çok yabancı ve kabul edilemez düşünceler gibi gelebilir. Dışarıdan bir gözle, önyargılarımızı bu işe karıştırmadan kitabı okumak daha faydalı olacaktır.

Umarım bir gün eğitim dört duvar arasından kurtulur, amacı da not almak ve sınıf geçmekle sınırlı kalmaz. Diplomalı ama yeterli eğitim alamamış işsizlere değil, kendini geliştirmiş ve gerçek anlamda kendini eğitebilmiş bireylere ihtiyacımız var..

***Amerika, Kanada ve Norveç gibi bazı ülkelerde okulsuzluk modeli kullanılıyor. Daha çok evde eğitim şeklinde görülen bu modelin özellikleri şu şekilde;
Okulsuz eğitimde belirli bir müfredat yok.
Öğrenci eğitim-öğretim hedeflerini kendisi belirliyor.
Öğretmen yok, aileler ve yardım alınan eğitimciler çocuğa öğrenimi boyunca yol gösteriyor. 
Çocuk bilgiye kendisi ulaşıyor ve tecrübe ederek öğreniyor.
Okullarda öğretim bir takım kitaplar ve materyallerle yapılırken, okulsuz eğitimde; öğrenmek istedikleri konuda bilgili kimselerle görüşme ve çalışma, geziler, internet, kitaplar, filmler, belgeseller, müzeler ve yaşantı ile öğrenmeyi sağlayacak her türlü kaynak kullanılabiliyor.
Okulsuz eğitim esnek ve doğaçlama olarak gelişiyor. 
Çocuğun değişen ihtiyaçları ve ilgilerine göre geliştirilebiliyor.

Keyifli okumalar.
141 syf.
·5 günde·7/10 puan
Okulları insanları yaşlarına göre kronolojik olarak hücrelere sokan hapishane olarak gören yazar, daha iyi eğitimin ancak okullardan kurtulursak olacağını söylüyor..

Aynı ilgi alanına sahip insanları bir araya getirmenin daha verimli olacağını sınıf yerine dersin önemli olduğunu savunuyor. (Gerçi osmanlı döneminde sınıf gecme olayı yoktu medreselerde. Ders gecme vardı ben şahsım adına mantıklı buluyorum bu yöntemi. )

Satır aralarında okullara ayrılan bütçenin ve elde edilen başarının yok denecek kadar az olduğu, ekonomik olarak bile zararlı olduğundan bahsediyor.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
141 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
“Bireysel öğrenmenin de toplumsal eşitliğin de okullaşma ritüelleriyle artırılamayacağını anlamadıkça eğitimde bir reform söz konusu olamaz.” (s:55)

Toplumsal eşitliği sağladığı varsayılan ve hatta dayatılan okul kurumunda, öğrenciler türlü kalıplara konuluyor, etiketleniyor ve etiketlerine göre davranılıyor. Toplumsal eşitsizliğin meydana geldiği ilk ve belki de en önemli kademeye okul diyebiliriz. Okul kurumu vaat ettiklerini yerine getirmediği gibi, insanları daha çok ayrıştırıyor, ayrıştırmakla da kalmayıp bu adaletsizliğe, bir alternatifi olmadığı için, mecbur bırakıyor. Biz insanlar, gözümüzün önünde yıllardır süregelen bu cehaleti okulla yenebileceğimizi düşünüp toplumumuzu okullaştırıyoruz. Kendi kapasitemizi, benliğimizde evrilmiş halde bulunan öğrenme becerilerimizi hiçe sayıp bir otoriteye bel bağlayarak boyun eğiyoruz. Kişisel gelişimimize hiçbir katkısı olmayan, günlük hayatımızda karşılaştığımız sorunları çözmemize zerre faydası bulunmayacak müfredatı yüceltiyoruz. Ateşe su taşıyan karınca olduğumuzu sanıyoruz ama fark etmiyoruz ki biz ateşin ta kendisiyiz. Cehalet ateşini söndürmek için ateşin temeline inmek, kaynağını bulmak yerine küllerden doğmakta olan kıvılcımlarla uğraşıyoruz.

Okul kurumunun başka bir eksisi ise ne durumda olursa olsun, ekonomik arka planı ne olursa olsun tüm insanları eşit görmesi. Biliyoruz ki eşit olan her şey adil olmak zorunda değildir. Kurumun eşitlikten anladığı eğer buysa ve bu eşitliğin toplumda gerekli olduğuna inanılıyorsa, ki öyle görünüyor, bu bakış açısının acilen değiştirilmesi gerekiyor. Zira bahsedilen düşünce birçok açıdan yanlış. Biz her öğrenciden bir konuyu aynı hızda, aynı yöntemle ve aynı seviyede anlamalarını bekleyemeyiz. Her insanda ortak olan tek bir özellik vardır; farklı olmaları. İnsanın düşünce yapısından el becerilerine, sosyal çevresinden yetiştirilme şekline kadar her özelliği farklıdır; dolayısıyla, yapılması gereken iş için seçilen bu farklı insanlara fırsat eşitliği sağlanmalı ve tolerans gösterilmelidir. Lakin okul bunu yapmaz, yapamaz çünkü okulun bir müfredatı vardır ve okul, öğrencinin ne fiziksel ne zihinsel ne de ekonomik durumunu önemser. Merkezden verilen bir karar vardır ve bize sağlanan şartlar ne olursa olsun karara uymamız beklenir.

Bir karar vardır ve bu karara uymamız beklenir dedik; bu karara uy(a)madığımızda ise başarısız olarak etiketlendiğimizi de söylemeden geçemeyeceğim. Sorunsuz işliyormuş gibi görünen sisteme bakıldığında, herkesin ağzında dolanan “iyi yerlere gelmek” sözünü görüyoruz. Bizim bu adaletsiz eşitliğe katlanmamızın tek sebebi diploma sahibi olmak zorunda oluşumuz. İyi bir üniversiteden alınmış diploma, iyi bir meslek, iyi bir maaş…Otorite bizi ancak bunlara sahip olduğumuzda insandan sayıyor. Hayatın karşımıza çıkardığı zorlukların hepsine kalkan olarak sertifikalarımızı, diplomalarımızı kaldırabileceğimiz kadar hayal gücüyle işleyen bir dünyada yaşıyor olsaydık eğer, maruz kaldığımız zorunlu ve zorlayıcı eğitime razı olabilirdik. Ama ne dünya Harikalar Diyarı ne de biz Alice’iz.

Diploma, derece, sertifika arzusunun da bir nedeni var elbette; toplumcu otorite. Bizim üniversiteyi bitirmemizi bu kadar istemelerinin nedeni iş gücüne sağlayacağımız katkı. Yine ve yeniden, mental ve fiziksel sağlığımızın, ekonomik statümüzün hiç önemi yok. Kişisel gelişimimizin, bireysel bilgi edimimizin yok sayılıp el becerilerimizin sömürülmesine göz yumuyoruz. Eğitimle ekonominin bağıntılı olduğunu inkar edemeyiz lakin ekonominin gelişimini sadece eğitime dayamanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Madem eğitim sistemini geliştiremiyoruz, var olan sistemimizle istediğimiz sonuçlara ulaşamıyoruz; o zaman kalkınmayı sağlayacak her şeyi eğitime yüklememeliyiz. Zamanında bitirilemeyen okullara ve bulunamayan işlere alternatif sunabilen toplumdan, ekonomik kalkınmayı sağlayacak, eğitimin zorunlu olmadığı alternatifler sunması da haliyle beklenir.

Sonuç olarak, okullulaştırmanın faydaları adına sunulabilecek yegane faktör, fırsat eşitliği sağlandığı takdirde, verilecek teorik ve pratik bilgilerin bireyin, gelişiminin büyük bir kısmını tamamlamasını sağlaması olacaktır. Fırsat eşitliği sağlanmazsa, müfredatta sadece teorik bilgilere yer verilip el becerileri ve hayat deneyimi önemsenmezse, okullulaştırmanın toplumların süreğenliğini daha ne kadar sağlayabileceği meçhuldür.
141 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Okulsuz Toplum adlı bu kitapta, Ivan Illich’in öğrenimin kurumsallaştırılmasını sorguladığı makaleler bulunmaktadır. Henüz küçük bir çocukken, etimizin ve kemiğimizin ailemiz ve öğretmenlerimiz arasında pay edilmesiyle paylaşan okul maceramızı farklı açılardan inceler ve irdeler. Ivan Illich, hastanede doğup hastanede ölen, yani bir kurumun elinde doğan ve kurumlarla dolu bir dünyada yaşayıp, bir kurumda ölen insanlar olarak durumumuzun pek de iç açıcı olmadığını vurgular. Okulun, statükonun korunmasına vesile olan araçlardan biri olduğundan dolayı bu prestije sahip olduğu yolundaki tezini kanıtlamaya çalışmaktadır. Ona göre, günümüzdeki okullar, eğitim açısından etkisiz olduğu kadar, bölücü bir nitelik de taşımaktadır.
141 syf.
·7 günde·8/10 puan
Okulun toplum ve devlet hayatındaki tanımını,işlevselliğini neden varolduğunu ya da varolmaması gerektiğini ele alan , Viyana’da doğmuş,İlahiyat, Felsefe ve Tarih üzerine uzmanlaşmış İvan İllinç’in 1970’ te toplumun okulsuzlaştırılması gerektiğini düşündüğü ve düşündürttüğü ve bu iddialarını desteklemek,okuyucuya daha iyi anlatabilmek için ABD ve Latin Amerika ülkelerindeki okulları ve diğer kamu kurumlarını incelediği bir kitap..

Kitabı okumadan birkaç ay evvel öğrencilerimle serbest konuşmalar yaptığımız ders saatlerinde şöyle bir cümle sarfetmiştim.Yakın bir gelecekte bu resmî binaların işlevselliği ortadan kalkacak,okul toplum hayatında demode olacak ,insanlar dijital ortamlarda kendi belirledikleri vakitlerde ve öğrenmek istedikleri alana ilişkin bilgi ve becerileri öğrenecekler,siz değil ama sizlerin çocukları bu hayal edilen yakın geleceği yaşayacaklar demiştim.

Bu öngörümde elimdeki donemde şu idi, Milli Eğitim Bakanlığının kamuoyuna sunduğu ve tartışılan devamsızlık sorununa velilere para cezası yaptırımı getirme fikri ..
Demekki devamsızlık alarm verecek ve ceza yaptırımı yoluyla önüne geçilmek istenecek bir boyuta gelmişti..

Artık iç sesimi bastıramadığım ve her gün yine yeni yeniden hayretle ve manasız bularak düşündüğüm bir durum var..Sınıflara girdiğimde masa ve sıraların tek düze olması sıraların sert ve tahtadan olması ve o sıra’larda haftada 30 ilâ 40 saat arasında ders yükünün olması..Bu kadar saat ders var ve sert tahta sıralar..O kıçlar düzleşmesinde ne yapsın

Öğrencileri çoğunlukla şu repliği birbirlerine mırıldanırken gözlemlerim;-Zile kaç dakika var?️
Onlara hayatın içinden olabilecek bir konuyu anlatmaya başladığımda -benden çekinmeyecekleri bir ortam hazırlamışımdır ve saygısızlık olarak algılamam böyle sorduklarında ama içimden Allahın ahmağı diye düşünürüm yalan yok--Bu anlattığınız konu yazılıda çıkacak mı?

Bu öğrenci sorularını neden vurgulamak istedim,okul ortamında öğrenmek denen olay oldukça sıkıcı bir eylem olarak algılanıyor da ondan..Onlar sıkılıyor ben işe yaramaz hissediyorum kendimi..Kazanan yok sonuçta..

Okulsuz toplum bana göre büyük bir söz lakin,Okulsuz birey benim yakın zamanda kendi çocuklarım için uygulayacağım bir öğrenme şekli olacak..Gelecek robotların ve teknolojinin çağı olacak,memur,işçi sınıfı gibi itaat ve verilen işleri yapma gibi iş yükleri konulu çoğu meslek ortadan kalkacak..

Girişimci ruha sahip bireyler için okulsuz eğitim cazip görünen yeni bir düşünce sayılır,ebeveynler arasında tanınmayan bir fikir olduğunu söyleyebilirim etrafımda benim tanıdığım uygulayan kendi çocuklarını eğiten ebeveynler yok ama bu konu uzun süredir zihnimi meşgul eden ve planlama kısmını tamamlamak aşamasında olduğum bizi özgürleştirecek bir model olduğunu söyleyebilirim.

Kendi ev ortamınızda her an öğrenme ile içiçe olduğunuz aktiviteler demek okulsuz eğitim..Oyunlar ile kitaplar ile,her türlü materyal ile..Bunun için o kadar çok kaynak ve öğrenme kanalı var ki..

Mesela internet üzerinden Khan Akademi’den matematik öğrenebilirsiniz,youtube’den Kalimba denilen müzik aletini cüzi bir miktara satın alıp videoları izleyerek enstrüman çalmayı öğrenip öğretebilirsiniz.

Okulsuz eğitimde temel felsefe şudur;KENDİNE ÖĞRETEBİLME...

Bu yöntem ne istediğini bilen ,girişimci ruhlar için harika özgür hissettiren ve öğrenme olayının keyfini sonuna kadar yaşatan bir modeldir..

Günümüzdeki üniversite bölümleri ,önümüzdeki 10-20 yılları hedefleyerek planlama yapmamaktadır..Geleceğin meslekleri;Uzay turizm rehberliği,Cyborg tasarımcılığı,Akıllı ev teknisyenliği,Robot teknisyenliği,İklim Mühendisliği gibi meslekler..Kaçımız bu mesleklerin adını duyduk ve öğretim programları var mı gelecek dünya için..Cevap veremiyoruz olmadığını biliyoruz çünkü..

Okulsuz eğitim sıkıcı değildir,öğrenme olayı her yerde ve her şekilde gerçekleşir sadece hedefini ve ne istediğini bilmen gerekir..
Yaşadığınız hayat,hayatın size sundukları,emeklerinizden istediğiniz sonuçları alamamak gibi yaşantılar size OKULSUZ EĞİTİMİ düşündürebilir ve makul gösterebilir,yoksa kolayca düşünülebilecek bir model değildir,cesaret ve planlama,özgüven ister..

Kitap bizim ülkemiz ve dünya için yazılmamış,araştırma bölgesi Amerika kıtası ile sınırlı..Sadece okulsuz eğitime ilgisi olanlara fikir vermesi açısından tavsiye edeceğim bir kitap..
Keyifli okumalar️
141 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Okul ne güzel bir kelime naifliği ise üzerine akıyor ama bu kitap onu bir şeytanî yapı olduğunu söylüyor peki öyle mi?

Okulun devlet kurumu olmaktan çıkarılması gerektiğini savunur.
fakir öğrencilere gerçek hayat ile karmaşaşık bir eğitim veriyor.
Eğitim ile diploma akıcılık sertifika arasında karşılıklı çatışma olsun isteniyor
Okul sadece bir örnek olarak alınmış bir kavramdır asıl anlatılmak istenenlerden biri kurumsallaşmaktır.
Kurumsal olan her şey kutuplaşma yapar yozlaştırır tektipleştirir.
Karşı çıkılıyor okul bize öğrenim edimini kazandırmalı özgürlüğümüzü kısıtlamamalı bize kurumsallaşmış olan fikirleri ideolojileri dayatmamalı.
Modern Çağın bu hastalığı Yunan mitolojileri ne kadar gider.
Modern çağ kendi bildiğini insanlara kanıksatmak için bütün gücüyle okul denen kurumla saldırır. Peki verilen bilgiler ne yapar zengini zengin yapmaz fakiride zengin yapmaz, fakir olan kişi eğitim alarak ancak zenginlere hizmetli olur.
Fakir ülkelerin halkları zenginliği düşleyerek fakir yaşamayı öğrendiler fakir ülkelerin eğitim için ayırdığı pay Zengin ülkelerden fazla olmasına rağmen yine de istenilen düzeye gelinemiyor.
Zorunlu eğitim kutuplaştırma ya sevk ettiği gibi kendi arasında bir kast sistemi de meydana getirmektedir. Okul eşit haklar vermiyor Hatta imkanların dağıtılmasında tekelleşme yapıyor.
Okumayı öğrenimi daha çok Okul dışında öğreniriz ki buna informal eğitim diyoruz
Kişi kendi eğitimini istediği branş hocasından almalı lakin branş hocalarının azlığından dolayı sertifikasyona gidilmektedir bu daha Piyasayı Manipüle etmektedir. Sertifika almış bir kişi ile zanaat erbabı almış kişi arasında dünya kadar fark var ve zanaatçı daha güzel daha iyi daha farklı şeyler meydana getirebileceği gibi farklı fikirler de ortaya çıkarabiliyor
Akran akran eğitimini önemsiyor ancak birbirleri yanlarına gelen iki kafadar iyi öğrenebilir deniyor.
Şimdi bize verilen bilgiler kurumsallaşmış Peki bu bilgileri bize veren kim o da okul bir döngü sonu gelmeyecek olan bir döngü işte bu döngüden kurtulmak için okula gitmeyen kişiler ona son verecektir.
Okullarda eğitim veren öğretmenler eğitimi verirken kendi ideoloji ve fikirlerini bize enjekte etmektedirler.
Peki o zaman nerede kaldı Özgür düşünce biz bir kalıbı alıp kafamıza yerleştiriyoruz uyup uymaması Önemli değil biz kendiimize göre bunu uydurabiliyoruz işte öğretmen bunu yapıyor
Üniversiteler tüketim toplumu için oluşturulmuş bir Akademi dir. çağdaş dünya bir tüketim toplumu oluşturmuştur ve okulda buna ön ayak olmuştur
Okullaşma bir derecelendirme olmadığından bir mevkiye hak etmeyen kişiler gelebiliyor Bu da sonrasında bir kaos meydana getiriyor
Şimdi düşünelim bu kadar eğitimli insan var ve bu eğitimde insanların birçoğu devlet adamı Bilgili ve bile kişi olmasına rağmen neden bu kadar savaş var
Bilmek Savaşı bitirmiyor ve aksine okullaşma bizi bu hal üzerine yatıştırıyor alıştırıyor.
141 syf.
·4 günde·7/10 puan
Ivan ILLICH, Okulsuz Toplum adlı kitabında okulu devlet kurumu olmaktan çıkarmak gerektiğini düşündüğünü açıklıyor. İnsanların öğrendiklerinin pek çoğunu okulda değil, okul dışı yaşantısında öğrendiğini belirtiyor. Üstelik okulların birçok olumsuz durumu da yeniden ürettiğinin altını çiziyor.

Kitabın ilk bölümünde okullaştırma maliyetinin yüksekliği gündeme getiriliyor. Bu yüksek maliyetlere rağmen fakir olanların dezavantajlarının sürdüğü dile getiriliyor. Fakirlerin ve zenginlerin aynı okullarda eğitim alırken, onların yaşamlarını yönlendiren, hayat görüşlerinin oluşmasına neden olan ve kendileri için neyin yasal neyin yasal olmadığını belirleyen yerin okul olduğunu anlatıyor. İnsanların sosyal statülerinin okula bağlı olduğu izleniminin verilmeye çalışıldığını vurgulayarak bu işlevin okulun gizli müfredatını oluşturduğu açıklanıyor.

Okullaştırma yalnızca eğitimde yapılmamıştır, sosyal gerçekliğin kendisi de okullaştırılmıştır iddiasını öne sürüyor. Bu durumda yalnızca eğitimin değil tüm toplumun okulsuzlaştırılması gereğini düşünüyor. Bunun sağlanmasının yolu olarak da eğitimin finanse edilmesinden vazgeçilerek işe başlanabileceği fikrine yer veriliyor.

Yoksul ülke halkları ekonomik gelişmeye, rekabete dayalı tüketime ve böylece modernleştirilmiş sefalete doğru bir sürüklenme sürecindedirler düşüncesini dile getiriyor. Bu halklar için zengin olmayı düşleyerek fakir yaşamayı öğrenenler benzetmesi yapılıyor. Okullaşmaya duyulan fanatizm yüzünden bu ülkelerin sömürülmesinin fazlalaştığını iddia ediyor. Zorunlu eşit okullaşmanın ekonomik olarak uygulanamaz olduğu iddia ediliyor. Ayrıca zorunlu eğitimin toplumu kutuplaştırdığı gibi uluslar arası bir sınıflamaya da yol açtığı düşünülüyor.

Okullar modern tımarhane gibi düşünülürken öğretmenler de terapistlere benzetiliyor. Üstelik sertifika vermekten başka bir işe yaramayan okul yeterli değilmiş gibi terapist görevi yapan öğretmenlere bağlılığı devam ettirecek hayat boyu öğrenme getirmişler eleştirisini yapıyor.

Okulların bütün toplumlarda statükoyu, boyun eğdirme, itaat ettirme görevini yerine getirdiği eleştirisi vurgulanıyor. Okulların özgürlükten yoksun, belirli saatlerde ve belirli bir yerde eğitim vermesinin kişi üzerinde yıkıcı etkilerinin olduğu, yaratıcı düşünceyi engellediği iddia ediliyor.

Okullaşmanın en az silahlanma kadar tehlikeli olduğu fikrine yer veren Illich, silahların göz göre göre yerine getirdiği işlevi okulun hissettirmeden yavaş yavaş yaptığını ileri sürüyor.
Okul sisteminin dayandığı en büyük yanılsamanın öğrenmenin öğretme sonucunda ortaya çıktığı yolundadır ancak pek çok insan sahip oldukları bilgilerin çoğunu okul dışında edinirler saptamasında bulunuyor.

Yazara göre gerçek bir eğitimi hayata geçirebilmek için önümüzde duran en önemli engel; hayallerimizin tamamen okullaştırılmış olmasıdır. Hastanede doğup, hastanede ölen kişiler olarak pek de iç açıcı bir konumda olmadığımız gerçeği çarpıcı bir şekilde dile getiriliyor.

NE YAPILMALI?
Illich’e göre belli saatler içinde belirli bir müfredatla eğitim alınan tüm okullar kaldırılmalı. Yeri geldiğinde bir müze, itfaiyenin güvenliği sağlanmış bir bölümü, bir pastane okul gibi düzenlenebilmeli. Burada eğitim almak isteyen kişiler bir sertifika talebi olmadan dilediği gibi bu imkânlardan yararlanabilmeli. Eğitim verecek kişilerde burada çalışan ve öğretebilecek yetişkinler olmalı. Öğretmenler çocukların isteklerini dinleyerek öğrenecek kişilerle öğretecek kişileri, aynı konuya ilgi duyanları bir araya getirecek koordinasyonu sağlayacak kişiler olmaktan öteye geçmemeli. Çalışma ağları oluşturulabileceği, bilgisayar ve posta kullanılarak eğitim alacak ve verecek kişilerin bir araya kolaylıkla getirilebileceği, partner uygulamasının bu yolla hayata geçirilebileceği iddia ediliyor. Partner uygulamasında kullanıcının adı ve adresiyle bir tanımlama yaparak partner aradığını açıklaması bekleniyor. Bir bilgisayar yardımıyla bu kişiye aynı alana kayıt yaptırmış olanların isimleri ve adreslerinin postalanması öneriliyor. Bilgisayarın bir partner bulamadığı durumlarda onu tamamlamak için gazete eklerinden faydalanabileceği düşüncesine yer veriliyor.

Kitapla İlgili Kişisel Görüşlerim:

*Okulun özgürlükleri kısıtlayıcı, itaat etmeyi öğreten, pek çok olumsuzluğu yeniden üreten bir yer olduğu doğrudur. Bunun en temel sebebi uygulanan müfredatların gizli değil açıktan cinsiyet ayrımcı, eşitlik ve adalet duygularından yoksun, bilimsel temelden ve akılcılıktan uzak, egemen sınıfların istediği insan tipini yetiştirmeye yönelik (mümkünse tek tip) hazırlanmış olmasıdır.

*Okullar toplumsal değerlerin öğretildiği iddiasıyla öğrencilerin yaratıcılıklarını kısıtlayan, engelleyen, belirli sürelere hapsedilmiş dört duvar olarak karşımızda durmaktadır.

*Soran sorgulayan, eleştirel yaklaşabilen çocukları itaat etmeye, sorgulamadan kabul etmeye yönlendiren bir toplum ve onun ürünü eğitim kurumlarına sahip olduğumuz da bir gerçektir.

*Okula başlayabilen dezavantajlı grupların dezavantajlarının başladığı yer okul değil içine doğdukları ortamdır. Çocukların beslenmeleri, barınmaları gibi en temel ihtiyaçlarının bile karşılanamadığı bir ülkede okulun bu çocukların hayatından çıkarılması ve onların partner uygulamaları, posta sistemi, bilgisayar ortamı gibi esnek, belirsiz bir ortamda eğitim alabileceklerini düşünmek ve yaratıcı olacaklarını varsaymak gerçeklikten çok uzaktır.

*Çocuk gelinlerin, mevsimlik işçi olarak çalıştırılan çocukların bulunduğu bir ortamda zorunlu eğitimin kaldırılmasının bu çocukların yararına olduğu savunulamaz.

*Kitapta sorunlar çok net ortaya konmuş olmakla beraber çözüm önerilerinin aynı düzeyde belirgin, açık ve anlaşılır olduğu söylenemez. Çözüm okullaşmayı kaldırmak değil; akılcı, bilimsel bir eğitim sistemini tüm toplumun ulaşabileceği nitelikli bir şekle dönüştürerek, soran sorgulayan, yaratıcı, eleştirel düşünebilen ve günün gerektirdiği çağdaş bilgilerle donatılmış nesiller yetiştirebilmektir.
141 syf.
·12 günde·Beğendi·7/10 puan
Kitabımız ‘’eğitim’’ kavramının okullarda gerektiği gibi verilmediğinin, bireylerin bir kısır döngü içerisine girmiş sisteme birçok değerini kaybettiklerinin, müfredatın bireyleri fabrikadan çıkmış misali aynı kalıba koyup robotlaşmış bir insan kitlesi oluşturmasından ve bu okulların gün geçtikçe kolej, dershane, üniversite gibi çeşitli ticaret merkezlerine nasıl dönüştüğünden bahsetmektedir. Genel olarak ana fikri toplumların bu kısır döngü içerisinden kurtulmasına yöneliktir. Kitap genel olarak 7 bölümden oluşmaktadır. Bunlar:
• Okulu Neden Devlet Kurumu Olmaktan Çıkarmalıyız?
• Okul Olgusu
• Sürecin Ritüelleşmesi
• Toplumsal Kurumların Görünümü
• Sağduyuya Dayanmayan Tutarlılık
• Öğrenme Ağları
• Ephimetousçu İnsanın Tekrar Doğuşu

Neden Devlet Kurumu Olmaktan Çıkarmalıyız?

Okullar kendi belirledikleri müfredatlara göre eğitim verdikleri için sadece belli bir düşünce ve ya hayat tarzına göre insan yetiştirmektedir. Bireyleri oldukları gibi kabul etmek yerine kendi istediği gibi şekillendirmektedir. Okul bireylerin sosyal hayatlarını, yaşam tarzlarını ve hatta benliklerini dahi etkilemektedir dolayısıyla okul insanlarının kendileri olmasını engellemektedir.

Okul Olgusu

“Bazı kelimeler öylesine esnektir ki, bir işe yaramazlar. Okul ve öğretim böylesi terimlerdendir.’’ (syf.41)

Okulu genel olarak eğitimhane olarak görürüz ama oradaki düşünce özgürlüğü o kadar kısıtlıdır ki öğrencileri kısıtlayıp bir hapishane görevi görür. Bunun sebebi ise okulların öğretmen merkezli olup o ne söylüyorsa doğrudur onun yanılma hakkı yoktur ve aynı şekilde bizim de onu eleştirme hakkımızın olmadığı düşüncesinin yerleştirilmiş olmasıdır. Bu düşüncede öğrencilerin zihni boş olarak düşünülür, öğretmen ve müfredata bağlı olarak yetiştirilir. Bütün öğrenciler aynı fikirlerle eğitildiği için eleştiriel bir ortam oluşmaz bu sebeple hayat sorgulanmaz ve dogmatik bir nesil yetişir. Bu nesil ise yeniliğe tamamen kapalıdır ve böylesine tekdüze bir toplumda siyaset baş bulamaz.

Toplumsal Kurumların Görünümü

Ivan Illıch bu konuyu insanların ihtiyaçlarına göre iki gruba ayırmıştır. Spektrumun sol tarafındaki kurumlardan ‘’en etkililer’’ olarak bahsetmektedir, sağ taraf ise devlet kurumlarını içermektedir.(kanalizsayon sistemleri, otoban gibi). Otobanı herkesin kullanabileceği söylenir ama bunun şartı arabanın olmasıdır. Bunun için de okul gereklidir çünkü okul kurumlarda çalışacak işçiyi yetiştirir.

Sağduyuya Dayanmayan Tutarlılık

‘‘Beyin yıkamaya disiplini birbirine karıştıran özgür okul hareketi, bu öğretmene yıkıcı bir otorite rolü biçmiştir. Eğitim teknolojisi, devamlı surette öğretmenin tedbirler alma ve davranış geliştirmedeki alt konumunu göstermektedir. Adına çalıştığı okul yönetimi, öğretmeni hem Sunmerhill’e hem Skinner’e boyun eğmek zorunda bırakmaktadır. Bu durum, zorunlu eğitimin liberal bir teşebbüs olmayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca öğretmenlerin okuldan kaçış oranını öğrencilerinkinden fazla olmasına da şaşmamalıyız.’’ (syf.85)

Öğrenciler okula bağımlı hale getirilmişlerdir, öyle ki okul dışında herhangi bir şey öğrenebileceklerini düşünmemektedirler. Fakat insanlar fıtrat olarak meraklıdırlar ve bilgiye açtırlar. Öğrenciler ise müfredatı kabul edip onun dışında bir şey öğrenemeyeceklerini düşündüklerinde paranoyak hissetme eğiliminde olurlar. Bu sebeplerden dolayı okul öğrenme iç güdüsünü sömürmektedir.

Öğrenme Ağları

‘‘Okula kaydolan öğrenciler diploma elde etmek amacıyla diplomalı öğretmenlere boyun eğmektedirler. Hem öğretmenler hem de öğrenciler düş kırıklığına uğradıkları gibi yetersiz kaynaklardan para, zaman ya da binalardan şikayetçi olmaktadırlar.(syf.93)

Bu hayal kırıklığından dolayı okula olan bağımlılık kırılmaktadır ve pratik bilgiler öğrenme arzusu baş göstermektedir. Illich öğrencilere amaçlarını gerçekleştirebilmeleri için 4 farklı yaklaşımdan bahsetmektedir:

1. Eğitim Amaçları İçin Kaynak Hizmeti: Bu uygulama, amaçlara ya da tümel öğrenim için kullanılan süreçlere başvuruyu kolaylaştıracaktır. Bu tip şeylerden bazıları bu amaç için kütüphanelerde, kiralama şirketlerinde, laboratuarlar da, müze ve tiyatrolar gibi ‘showroom’lar da depolanabilir. Diğerlerinin de fabrikalarda, hava limanlarında ya da çiftliklerde günlük kullanımları söz konusu olabilir. Fakat bu yerler öğrencilerin stajyer olarak, görev almaları için elverişli hale getirilmelidir. (Syf.100)

2. Yetenek Değişimleri: Bu uygulama, bireylere, sahip oldukları yeteneklerin bir listesini çıkarma imkanı tanımaktadır. Bu yeteneklerden bazılarını öğrenmek isteyen kişiler için, bir model olarak hizmet etmek istediklerinde, adreslerine ulaşmak yeterli olacaktır. (syf.100)

3. Akran Eşlenimi: Nedenini ve niçinini sorabilecekleri bir partner bulma ümidiyle içinde bulunmayı arzuladıkları öğrenme aktivitesini tanımlamaları için kişilere imkan tanıyan bir iletişim ağıdır.(syf.100)

4. Serbest Eğiticilere Kaynak Hizmeti: Bu uygulama; profesyonellerin, paraprofosyenellerin ve serbest eleman olarak çalışacakların adresi ve kısa tanımlarının ve hizmetlerine katılma koşullarının da yer aldığı bir dosyada ki listelerden oluşmaktadır. (syf.100)

Ephimetousçu İnsanın Tekrar Doğuşu

‘‘Umut, doğa tanrıçasına duyulan imana dayanmaktadır. Beklenti ise burada kullanacağımız gibi insan tarafından planlanan ve kontrol edilen sonuçlara dayanma anlamına gelmektedir. Umut kendisinden bir hediye beklediğimiz kişiye duyulan istekte odaklanmaktadır. Beklenti, iddia etme hakkına sahip olduğumuz şeyi üretebilecek tahmin edilebilir bir süreçten memnuniyeti sabırsızlıkla beklemektir.’’(s:129)

Illıch planlanmamış hiçbir şeyin arzu edilebilir olmadığından bahseder. Öğrencilerin okulda aldıkları eğitim planlanmıştır yani bu eğitimi ve hayat tarzını isteyebilirler fakat hiçbir zaman umutlarının yerine koyamazlar. Aynı şekilde devlet müfredatı kullanarak onu eleştirmeyen, sorgulamayan ve ona karşı gelmeyen bireyler yetiştirmeyi hedefler ki bu, bir toplumu hissizleştirip yok etmenin en acımasız yollarındandır.

Illıch ümidini yitirmeyenlere bölüme de ilham olan ‘’Ephimethean’’ isminin verilmesini istemiştir.

Kitabın dili gerçekten zorlama asla akıcı olmayan bir dil orijinal dilinin iyi olduğunu fakat çevirinin kötü olduğunu varsaymak istiyorum. Başlarda dil daha yoğun geliyor fakat anlatış tarzına ve terminolojiye alışınca çok daha heyecanlandırıcı ve ilgi çekici bir hale geliyor. Kitabı bitirme süremi ortalamamı aştı, çevirinin iyi olmamasının yanında çok da kolay bir anlatımı yok ama konuların düzeni, anlatılma sırası olarak gerçekten etkileyici. Illıch’in özellikle kitabı bir şiirle bitirmesi çok hoşuma gitti her ne kadar şiir de çeviriden payını alamamış olsa da. Illıch’in seçkin anlatış tarzının yanında verdiği örnekler de sarsıcı darbe etkisi bırakıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Özay
Unvan:
Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1969
1969 yılında Üsküdar’da dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimine Üsküdar’da devam etti. Hacettepe Üniversitesi'nde bir süre devam ettirdiği yüksek öğreniminin ardından 1997 yılında Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Eğitimi bölümünde lisans öğrenimini tamamladı. Aynı üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü’nde, 1998-2000 yılları arasında öğrenim gördüğü Sosyoloji-Antropoloji Bilim Dalı’nda Dr. Tayfun Amman danışmanlığında “Anthony Giddens ve Sosyolojisi” isimli yüksek lisans tezini gerçekleştirdi. 2002 yılında, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Din Sosyolojisi bölümünde doktora çalışmasına başladı. Prof. Dr. Ali Köse danışmanlığında “Günümüz Sosyolojisi'nde Sekülerleşme-Modernleşme-Din İlişkileri” başlıklı doktora tezini 2006 yılında tamamladı.
2010 yılından itibaren Malezya Teknoloji Üniversitesi (UTM) Eğitim Fakültesi'nde öğretim görevliliğini yürüten Özay, lisans ve yüksek lisans dersleri vermekte ve alanıyla ilgili araştırmalar yürütmektedir. 2007-2010 yılları arasında Açe Eyaleti’nin başkenti Banda Açe’de IAIN Ar-Raniri’de yüksek lisans ve İngilizce Bölümlerinde; Şah Kuala Üniversitesi Tarım Bölümü ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde (Sos-Pol); özel Muhammediyye Üniversitesi’nde İngilizce Bölümü’nde alanıyla ilgili çeşitli dersler verdi.
2008-2010 yılları arasında IAIN Ar-Raniri Rektörlüğü’nün ve Cakarta Türk Büyükelçiliği’nin katkılarıyla söz konusu öğretim kurumunda Türk Kültür Merkezi’ni hizmete açtı. Söz konusu kültür merkezi vasıtasıyla Türkçe Dil Kursu ve çeşitli programların yanı sıra, yüksek lisans ve doktora çalışmaları amacıyla öğrencilerin Türkiye’ye gönderilmesi, aralarında Rektör ve Rektör yardımcılarının da bulunduğu çeşitli akademisyenlerin Türkiye ziyaretlerini organize etti. Açe’de bulunduğu süre zarfında çeşitli yardım kuruluşlara danışmanlık yaptı.
2005 yılından bu yana başta Açe, Endonezya olmak üzere Malay Dünyası ve Güneydoğu Asya, ASEAN üzerine çalışmalar yapan Özay, akademik kariyerini Malezya’da sürdürmektedir. Çalışmalarını çeşitli platformlarda özellikle uluslararası konferanslarda değerlendiren Özay’ın, Arakan Müslümanları: Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Halkın Hikayesi" (2013), “Sekülerleşme ve Din”, “Açe Kitabı” ve “Açe: Güneydoğu Asya’da Bir İslam Beldesi” adlı telif ve aşağıda zikredilen çeviri eserleri bulunmaktadır: Barbar Uygarlık: postmodern eleştiri teorisine doğru (Prof. Stjephan Mestrovic); Üçüncü Yol: Sosyal Demokrasinin Yeniden Dirilişi (Prof. Anthony Giddens); Bizans ve İlk İslam Fetihleri (Prof. Walter Kaegi); Okulsuz Toplum (Ivan Illich); Hükümdar (Niccolo Machiavelli). Umran, Kitap-Haber gibi dergilerin yanı sıra, Timeturk’de uzun bir süre çeşitli alanlarda yazı ve çevirileri yayınlanan Özay son dönemde özellikle Güneydoğu Asya bağlamında politika, kültür, toplum ve tarih konularındaki yazı faaliyetlerini ise http://www.dunyabulteni.net ve http://www.dunyabizim.com’da okuyucularla paylaşmaktadır.
Özay'ın son dönemde kaleme aldığı edit çalışmalardaki makaleleri, çeşitli uluslararası konferanslarda sunduğu çalışmalarla akademik dergilerde yayınlanan eserlerinden bazıları şunlardır:

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 2.302 okur okudu.
  • 127 okur okuyor.
  • 1.842 okur okuyacak.
  • 128 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları