Mehmet Şakir Ülkütaşır

Mehmet Şakir Ülkütaşır

Yazar
8.8/10
6 Kişi
·
12
Okunma
·
2
Beğeni
·
272
Gösterim
Adı:
Mehmet Şakir Ülkütaşır
Unvan:
Türk Halkbilimci, Araştırmacı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 14 Mart 1894
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 30 Mayıs 1981
Halkbilim araştırmacısı (D. 14 Mart 1894, İstanbul - Ö. 30 Mayıs 1981, İstanbul). Numune-i Terakki İlkokulunda ve bir sağlık meslek lisesinde okudu. İstanbul Üniversitesinde edebiyat, felsefe ve tarih öğretimi gördü (1914-18). Mütareke yıllarında Anadolu’ya geçerek Maraş’ta öğretmenlik yaptı. Cumhuriyet’ten sonra Türk Dil Kurumu (TDK) çalışmalarına derleme kolu yardımcısı (1933) ve uzman olarak katıldı. 1963’te kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

TDK’den başka, Türk Ocağı, Halkevleri, Türk Folklor ve Etnoğrafya Derneği gibi kuruluşlarda da görev aldı. Folklor ve halk edebiyatı araştırmalarıyla tanınmıştı. Gazete ve yıllıklarda, ayrıca İslâm (Türk) Ansiklopedisi, TDE Ansiklopedisi’ne maddeler yazdı. 1920’den itibaren Azerbaycan, Millî Mecmua, Varlık, Sebilürreşat, Yeni Muhit, Yücel, Tarihten Sesler, Güzelyurt gibi dergilerde yazıları yayımlandı.

ESERLERİ:

Sinop Vilayeti: Tarih Coğrafya ve Halkiyat Tetkikleri (1926), Sinop’ta Candaroğulları Zamanına Ait Tarihî Eserler (1934), Türkiye Etnografya ve Folklor Sözlüğü Üzerine Bir Kalem Tecrübesi (1937), Türkoloji Ansiklopedisi Üzerine Bir Kalem Deneyi (A. Abdal Kumral, A. İnan ile, 1938), Türk Halkbilgisine Ait Araştırmalar (1938), Cevdet Paşa: Hayatı Şahsiyeti ve Eserleri (1945), Uluğ Bey (1946), Babür Şah (1946), Büyük Türk Dilcisi Kaşgarlı Mahmut (1946, gözden geçirilmiş 2. bas., 1972), Meşhur Türk İmparatoriçeleri (1947), Sivastopol Harbi (1949), Adlar Adverme ile İlişkili Âdet ve İnanmalar (1952), Türk ve İslâm Geleneğinde Ağaç (1963), Nasrettin Hoca (Cahit Öztelli ile, 1964), Cumhuriyetle Birlikte Türkiye’de Folklor ve Etnografya Çalışmaları (1973), Atatürk ve Harf Devrimi (1973).
“Burası, düşman kurşununun isabet ettiği saatimin beni kurtardığı yerdir. Burası ilk karargâhımı kurduğum yerdir. Burası düşmana ilk darbeyi vurduğum yerdir.”
Mehmet Şakir Ülkütaşır
Sayfa 99 - Türk Dil Kurumu Yayınları
Bir taraftan Arap harflerinin sanki Allah tarafından gönderilmiş olduğu, onunla okuma-yazmanın bir din gereği bulunduğu boş inanç, öte taraftan Latin harfleri kabul edilirse, eski (İslâmî) ilim ve kültürümüzün mahvolacağı, eski ile olan bağlarımızın büsbütün kopacağı düşüncesi vardı.
Mehmet Şakir Ülkütaşır
Sayfa 28 - Türk Dil Kurumu Yayınları
Yazar, bu seri makalelerinin dördüncüsünde de şöyle diyor: “Latin elifbasını dinî bir mânia olarak irac edeceklere âtideki fıkrayı ithaf ederim :

Şeyhülislâm, yahut Fetva Emini hazretlerinden şu sualime bir cevap almayı pek arzu ederdim: Fransızlar İslâmiyetin esaslarını pek makul bularak milletçe ihtida(iman) etmek istiyorlar! Acaba onları Müslüman addedebilmek için o pek zarif dillerinin Arap harfleriyle yazılması şart-ı esasî mi ittihaz edilecek(şartı mı koşulacak)? “Evet” cevabını beklemediğim halde alırsam kemal-i cesaretle “Siz bu zihniyetle dünyayı Müslüman edemezsiniz” mukabelesinde bulunurum. Hayır “beis yok” cevabını alırsam: “Biz Türklerin de Latin harflerini kullanmamıza müsaade bahş eder bir fetva veriniz” ricasını serd edeceğim. Hayır, Fransızlar ne kadar az Arap iseler, biz de o kadar az Arab'ız.
Hâsılı kelâm, Latin harfleri her şeye rağmen galebe edecektir. Buna muhalefet sun'idir, ârızîdir, muvakkattir.
Mehmet Şakir Ülkütaşır
Sayfa 40 - Türk Dil Kurumu Yayınları
Bir milletin %10’u, %20’si okuma-yazma bilir; %80’i, 90’ı bilmez; bu ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak lazımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir.
- M. Kemal ATATÜRK
Büyük Öğretmenimizin Türk tarihine, diline dair yüksek ve geniş bilgileri, nazarlarımızı yeni bir ufka çeviriyordu.
Mehmet Şakir Ülkütaşır
Sayfa 107 - M. Şakir Ülkütaş
Devletin hazırlık ve girişimleri sürüp dururken, bazı kişiler de Latin harflerini Türkçeye uyguluyorlardı. Bunlardan Paris'te oturan Dr. Rıza Nur, 1928 yılında Oğuznâme'yi İskenderiye'de Latin harfleriyle bastırmıştı.
Mehmet Şakir Ülkütaşır
Sayfa 60 - Türk Dil Kurumu Yayınları
141 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Osmanlı Türkçesini bilenler bilir okurken özellikle sesli harfler konusunda okuma sıkıntısı çeker ve yanlış okumalar yapabiliriz. İşte Türkçenin daha iyi okunabilmesi için ilk defa Münif Efendi -daha sonra Maarif Nazırı olacaktır- 1862’de “Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniye”de verdiği bir konferansta alfabe konusunu ele alır ve Arap harflerinde bir ıslahat yapma zaruriyetine dikkat çeker. Özellikle harflerin huruf-ı munfasıla ile yazılması gerekliliğini belirtir. Ayrıca Avrupa’daki eğitimden bahsederek oradaki çocukların kolayca yazı dilini öğrendiklerini söyler. Yine o yıllarda Azerbaycanlı Feth-Ali de bizzat İstanbul’a gelerek çeşitli temaslar gerçekleştirir ve Latin alfabesine geçilme konusunda komisyonlarda açıklamalarda bulunur. Hatta Sadrazam Keçecizade Fuad Paşa’ya eserlerini gösterir ve sadrazam ilgi göstererek Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniye’ye bu eserleri incelemek üzere gönderttirir. Fikirleri cemiyetçe bir anlamda kabul görür fakat İslami gerekçelerle kabul olunmaz. Bundan sonra da birçok münevver bu konuda çeşitli fikirler beyan ederler. Yani bir anlamda ortada bir sorun olduğu görülmüş ve üzerine düşünülmüştür. Özellikle harflerin ayrı yazılması yani huruf-ı munfasılacılar, ıslahatcılar ve yeni bir alfabeye geçilmesini -latin- savunanlar şeklinde gruplar oluşur.
İlk resmi teşebbüs olarak 1909’da Maarif Nezareti bünyesinde “İmla Komisyonu” kurulur. O dönem de yarı resmi bir teşebbüs de Recaizade Mahmut Ekrem’in öncülüğünde 1911’de kurulmuş olan “Islah-ı Huruf Cemiyeti”dir. Ekrem, Arap elifbasının yazılış ve öğrenilişinin güçlüğünden bahsederek bu zorlukların giderilmesinin en önce düşünülecek emr-i emir olduğunu ifade eder. Müşir Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın reisi olduğu Islahat-ı Huruf Encümeni derneği de 1912 yılında kurulur. Onlar da bu konuda fikirlerini beyan ederler.
Uygulama olarak ise Enver Paşa’nın orduda Enveri Harfler olarak da adlandırılan bir ıslahat harf düzenini zorunlu tutması gösterilebilir. Fakat savaş döneminde işleri geciktirdiği için birkaç sene sonra bu ıslahattan vazgeçildiğini görürüz.
Latin harflerine geçmeyi savunan da birçok kişiyi de Osmanlı’nın son döneminde görürüz.
Yeni Türkiye’nin kuruluşu ile bu konudaki tartışmalar da yeniden gündeme gelir. Misal 1923’te Milli İktisat Kongresinde tartışmalar adeta yeniden alevlenir, Kazım Karabekir Paşa’nın görüşlerine karşı tepkiler verilir. Paşa’nın görüşlerini ilmi olmayıp hissi olduğu yönünde görüşler ileri sürülür.

Yeni Türk Alfabesinin kabul edilmesine kadar kalan sürede raporlar düzenlendiği ve birçok fikri, ilmi tartışmaların cereyan ettiği görülür. Özellikle Dolmabahçe’de yapılan toplantılara birçok ünlü ismin -dönemin bakanları, Halid Ziya, Yakup Kadri, Ruşen Eşref, Ahmet Haşim gibi yazar ve şairler- katıldığı görülür. Atatürk ise bu tartışmalara aktif şekilde katılmış ve fikirlerini beyan eder. Karardan önce Millet Mektepleri vasıtasıyla alfabenin yurt çapında öğretilmesine başlanır, Atatürk de yurdun birçok yerine geziler düzenleyip alfabeyi tanıtır ve öğretir. Atatürk bu gezilerden saadetle ayrılır. Sonrasında ise sahadan elde ettiği verilerle bazı düzenlemeleri Maarif Nezaretine bildirir ve düzeltmeler ister. Sonrasında alfabe kabul olunur.

Kitabı genel olarak değerlendirecek olursak 124 sayfalık kitapta bu konuyu gayet iyi şekilde değerlendirilmiş ve anlatılmış. Taraf ve karşıt görüşler verilmiş, süreç iyi işlenmiş. Atatürk’ün yurt gezilerine dair yer alan detaylar, anekdotlar da oldukça ilgi çekici. Konuya dair merakınız olsun olmasın kesinlikle okumalısınız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Şakir Ülkütaşır
Unvan:
Türk Halkbilimci, Araştırmacı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 14 Mart 1894
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 30 Mayıs 1981
Halkbilim araştırmacısı (D. 14 Mart 1894, İstanbul - Ö. 30 Mayıs 1981, İstanbul). Numune-i Terakki İlkokulunda ve bir sağlık meslek lisesinde okudu. İstanbul Üniversitesinde edebiyat, felsefe ve tarih öğretimi gördü (1914-18). Mütareke yıllarında Anadolu’ya geçerek Maraş’ta öğretmenlik yaptı. Cumhuriyet’ten sonra Türk Dil Kurumu (TDK) çalışmalarına derleme kolu yardımcısı (1933) ve uzman olarak katıldı. 1963’te kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

TDK’den başka, Türk Ocağı, Halkevleri, Türk Folklor ve Etnoğrafya Derneği gibi kuruluşlarda da görev aldı. Folklor ve halk edebiyatı araştırmalarıyla tanınmıştı. Gazete ve yıllıklarda, ayrıca İslâm (Türk) Ansiklopedisi, TDE Ansiklopedisi’ne maddeler yazdı. 1920’den itibaren Azerbaycan, Millî Mecmua, Varlık, Sebilürreşat, Yeni Muhit, Yücel, Tarihten Sesler, Güzelyurt gibi dergilerde yazıları yayımlandı.

ESERLERİ:

Sinop Vilayeti: Tarih Coğrafya ve Halkiyat Tetkikleri (1926), Sinop’ta Candaroğulları Zamanına Ait Tarihî Eserler (1934), Türkiye Etnografya ve Folklor Sözlüğü Üzerine Bir Kalem Tecrübesi (1937), Türkoloji Ansiklopedisi Üzerine Bir Kalem Deneyi (A. Abdal Kumral, A. İnan ile, 1938), Türk Halkbilgisine Ait Araştırmalar (1938), Cevdet Paşa: Hayatı Şahsiyeti ve Eserleri (1945), Uluğ Bey (1946), Babür Şah (1946), Büyük Türk Dilcisi Kaşgarlı Mahmut (1946, gözden geçirilmiş 2. bas., 1972), Meşhur Türk İmparatoriçeleri (1947), Sivastopol Harbi (1949), Adlar Adverme ile İlişkili Âdet ve İnanmalar (1952), Türk ve İslâm Geleneğinde Ağaç (1963), Nasrettin Hoca (Cahit Öztelli ile, 1964), Cumhuriyetle Birlikte Türkiye’de Folklor ve Etnografya Çalışmaları (1973), Atatürk ve Harf Devrimi (1973).

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 12 okur okudu.
  • 5 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.