Mehtap Gün Ayral

Mehtap Gün Ayral

Çevirmen
7.8/10
1.461 Kişi
·
4.037
Okunma
·
2
Beğeni
·
630
Gösterim
Adı:
Mehtap Gün Ayral
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
232 syf.
·3 günde
Evet... II.Dünya savaşı sonrası almanlar galip gelmiş, naziler dünyaya egemen olmuş, sevgili(!) hitler’imiz ölmüş ama kutsal bir varlık olduğu için biz onu tanrı yapmışız, her yerde hitler marşları okutuluyor, alman değilsen hatta ve hatta erkek değilsen insan yerine konmuyorsun, ... tarih böyle süregitmiş tam 700 yıl! Bir distopya, ama tam bir cehennem.

Bir dünya düzeni düşünün.. Totaliter dünya düzeni... Orwell’ın, Huxley’ın, Atwood’un distopyaları yanında yerini alsın.
Kadınların toplumdan izole edilerek birer “damızlık” kadınlara dönüştürüldüğü, söz hakkının katiyen bulunmadığı, tecavüzün (alman değilsen, özellikle hitlerin dinine inanmıyorsan ve hıristiyansan) meşru sayıldığı, bin türlü rezaletin içinde binbir güçlükle yaşamaya çalışıldığı dünyaya hoşgeldiniz!

“Bu dünyanın insani değerleri erildir.” Evet aynen böyledir. Kitapta o kadar etkili cümleler, can alıcı olaylar geçiyor ki sinir katsayım okudukça yükseldi. Bilimkurgu ve feminizmi birleştiren bu kitaptan birkaç örnek bırakıyorum;

•”Kadınların hiçbiri sıra dışı hayatlar sürdüklerini düşünmez; can sıkıntısı, mahkûmiyet ya da aşağılanma gibi duyguları tarladaki bir inekten daha fazla algılayamazlardı. Fiziksel acı, çocuklarını kaybetme, kız doğurmanın utancı ve kilisede daima içlerini kaplayan o tuhaf kitlesel yas duygusunun dışında acıklı bir şeyin bilincine varamayacak kadar aptallardı.”

•“...kadınların hayvanlardan öte, doğuştan gelen efendisine iyi bir orospu olarak erkeği memnun etme arzusundan azade varlıklar olduklarını kanıtladığını görmüyor musunuz? Onlar birer hayvan ve erkekleri memnun ediyorlar, yoksa şablon değişik olurdu.”

•“Kadınların ruhları yoktur; erkeklerle beraber yaşasalar da, bir köpeğin bir erkekle yaşamasından farklı değildir bu. İsa’nın cennetinde kadınlara yer yoktur, dini törenlere katılamazlar.“

Bütün bunlar gibi rahatsız edici daha birden fazla alıntı bırakabilirim. Hepsinin içerisinde okurken en rahatsız edici olanları kadının düşkün olması, erilliğin ve şiddetin din gibi öğretilmesi, kadın aklının-kişiliğinin yok sayılarak böyle bir toplumun düzeninin olması gerektiğinin sürekli belirtilmesi beni yeterince yıprattı. Bireysel bilinç olmadan her zaman güncel olan bu konuların üstesinden gelemeyiz. Cinsiyet ayrımcılığının, insan varlığının her anını nasıl yok edebildiğini görmüş olduk. Aslında bunlar buzdağının görünen kısmı. Sosyal,kültürel,siyasal konuların derinlemesine analizine girsek işin içinden çıkamayacağız..

Erkek olmanın ne anlama geldiği, kadınların yıllardır toplumda hangi rolü oynaması gerektiği, tarihin inkarı, uydurulan bir dinin nasıl şiddetle kafalarımıza işlendiği, daha doğrusu işlenmesi gerektiğini görüyoruz. Tüm bunlara karşı çıkmak, zihinlerin tekelini kırmak, kadın elinin değdiği yerde ışık olduğuna inandığımız bir dünya için bu kitap okunmayı fazlasıyla hakediyor, ama mental olarak hazırlıklı olmakta fayda var rahatsız edici olabilir...
400 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Çocuklar yaşadıkları ortamın kurallarını anlamayı isterler.
Kendilerinden ne beklendiğini, kontrolün kimde olduğunu, ne kadar ileri gidebileceklerini ve fazla ileri gittiklerinde neler olacağını bilmek isterler.
Karşınızda ki çocuk kurallara uymuyor, yanlış davranışlarda mı bulunuyor? Doğru davranmaları konusundaki önerilerinizi önemsemiyor veya ret mi ediyor? Bu kitap size yanlış davranışlar karşısında mantıksal sonuçlar uygulamayı, çocuklarla sorunların nasıl çözülebileceğini,çatışma ve güç mücadelelerine nasıl son verilebileceğini örneklerle anlatan harika bir kitap ..
Çocukların, gelişimlerini yönlendirecek sınırlara ihtiyaçları vardır.
Ebeveynlerin, eğitimcilerin bu konu da bilinçli olması, çocukları daha iyi yönlendirebilmesi gerekir..
Unutmayalım ki bilinçli insanların yetiştirdiği insanlar topluma faydalı olurlar ..
520 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Ilk olarak kitap hakkında söylemek istediğim şey kesinlikle bu kadar az okunmayı haketmemesidir. Yazarı ilk kez okumama rağmen anlattığı yaşam, işlediği konu, dili beni bütünüyle etkiledi. Gerçekten içinde bulunduğumuz yüzyılda hala anlatılan kültürde , çevrede, gelenekte yaşayan insanların olduğunu okura hatırlatan bir kitap. Konu olarak afganistanda yaşayan bir kızın ve kızın büyük büyük annesinin başından geçen iç burkan olayları anlatmış. Kitap bitince yaşadığım hayata tekrar şükrettim.
344 syf.
·Beğendi
Öncelikle şunu söylemeliyim ben bir aralar savaş çıksa da mazlumların ahını batıdan alsak diye çocukça bir düşünceye sahiptim. Ta ki bu kitabı okuyana kadar. Bu kitap içeriği bakımından çok fazla küfür ve müstehcen yazılar barındırıyor yani kesinlikle küçük yaşta okunmamalı.
Kitabın yazarı Horace kitabın aynı zamanda kahramanı. Bu kitap roman ama bir taraftanda anı çünkü kitabın yazarı bir ikinci dünya savaşı gazisi.
Ve bu da onun tek kitabı. Kitabı kendi yazmamış tabi ama anıları ve yaşadıkları yüzde yüz gerçek. Kitapta yaklaşık 5 sene Almanların elinde esir olarak kalıyor. Kendisi bir ingiliz askeri.
Nazi Almanyasında 5 sene esir kalmanın ne demek olduğunu çoğumuz tahmin edebiliriz herhalde. İnanılmaz bir sefalet çekiyor savaşta. Esir olduğu zaman boyunca diğer esirlerle çekmediği acı kalmıyor. Şahsen ben kitabı okurken bazen midem bulandı. Hiçbir detayı anlatmaktan kaçınmamışlar.
Kitabın savaşların görünmeyen yüzünü anlatması açısından çok kıymetli.
Kitapta Horace bir de aşk yaşıyor ama esirken.
Kitabın son kısmında başına gelen bir olay gerçekten gözyaşlarımızı akıtmaya değer.
Sonuna kadar okuduğum en iyi savaşı anlatan kitaptı. Bir gün ağlamak istersem kesinlikle tekrar bu kitaba başlayacağım.
400 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
İzlanda'nın küçük bir balıkçı köyündeyiz. Soğuk iklimi tüm benliğimizde hissediyoruz. Sefalet diz boyu. Dünyanın değişmeyen bir kuralı: Sömürülenler ve sömürenler. Tek geçim kaynağı ise balıkçılık. Maalesef birilerinin tekelindeki balıkçılık. Çalışan köy halkı ve onların sırtından para kazanan tek bir aile. Dönemin dünya düzeninin İzlanda versiyonu.

Soğuk bir kış gününde bu köye gelen iki yabancı. Bir anne ile on yaşlarındaki kızı. Salka Valga ve annesi. Sığınacak bir yer arayan yokluk içinde zavallı iki kişi. Kitap böyle başlıyor ve bu anne ve kızının verdiği müthiş yaşam mücadelesine tanık oluyoruz. Köyde pek hoşnutlukla karşılanmayan bu iki kişiden ağırlıklı olarak tabii ki Salka'nın hikayesini okuyoruz.
Başta köyün çocukları olmak üzere herkes tarafından hor görülen, hep dışlanan, hatta taş ve çamur yağmuruna tutulan Salka.
Annesinin günahlarının acısı bile kendisinden çıkarılan Salka.
Çocukluğunun ''Ç '' sini bile yaşayamayan zavallı yavrucak.
Hiç suçu ve günahı olmamasına rağmen bu kadar kötü davranışlara maruz kalan aslında çok zeki ve güçlü bir çocuk.
Ve bütün bu yapılanlara bir anlam veremeyen, her şeyden habersiz, günahsız bir çocuk.

Bu anne ve kızın zaman içerisindeki yaşadıkları olaylara tanık olurken aynı zamanda da bu küçük köyde bile oluşmaya başlayan kapitalizm ve sosyalizm çatışmalarının içinde buluyoruz kendimizi. Tabii ki fedakarca yaşanan bir de aşk hikayesine tanıklık ediyoruz.

İzlanda'nın en önemli yazarlarından 1955 yılı Nobel Edebiyat ödülü sahibi Haldor Laxness'in 1930'lu yılların başında yazdığı kitap. Yazarın okuduğum ilk eseri.

Yazarın oldukça sade ve akıcı bir yazım uslubu var. Olaylar sizi hemen içine çekiyor ve İzlanda'nın soğuğunu adeta iliklerinize kadar hissettiriyor. Kendinizi dönemin yaşam şartlarında kaybolmuş bir halde buluyorsunuz.

Ben büyük keyif alarak ve beğenerek okudum. Okunmasını da herkese tavsiye ederim.
https://www.instagram.com/p/CKHQkMbHmSJ/
416 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bu sefer yorumuma farklı bir şekilde başlayacağım çünkü Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’e olan derin şükranlarımı belirtmeden bu kitabı yorumlayamam. Bugün birilerinin dört karısından biri değilsem, kanun önünde erkeklerle eşit haklara sahipsem, seçebiliyor ve seçilebiliyorsam, bir yerden başka bir yere kendi başıma seyahat edebiliyorsam – bu konuda çok daha fazla örnek sayabilirim - kısaca “İNSAN” olarak yaşayabiliyorsam bunu Atama borçluyum.
Neden bu şekilde bir giriş cümlesiyle başladığımı kitabı okuyanlar mutlaka anlamışlardır. Okumayanlar için kitap Afganistan’ın yüz yıl öncesini ve bugünü anlatıyor. Shekiba ve Rahima; kitabın iki kadın kahramanı. Sıradan çıkma ve kabuğunu kırma cesaretini gösteren iki kadın. Kaderlerini değiştirmek için çabalayan iki kadın. Dayaklardan, acılardan, hem fiziksel hem ruhsal işkencelerden geçmiş iki kadın.
Kitabın konusunu uzun uzun anlatmayacağım ama mutlaka her kadının, hele ki Cumhuriyet’in kıymetini bilmeyen her kadının okuması gerek.
520 syf.
·6 günde·8/10 puan
Afganistan'da İslam esaretindeki kadınların neler çektiğini anlatan bir kitap ... Kitabi özellikle ortalıkta "şeriat isteriz "diye böğüren kadinlar mutlaka okumalı ki Atatürk'e neler borçlu olduklarını bilincine varsinlar.
385 syf.
·Puan vermedi
Wildfell Konağı Kiracısı, Brontë kardeşlerin en küçüğü Anne Brontë’nin yazdığı iki romandan biri (diğeri Agnes Grey). Roman kez 1848 yılında Acton Bell mahlası ile yayımlanmış. Anne Brontë, küçük bir İngiliz kasabasına Wildfell Konağı’nın kiracısı olarak taşınan çocuklu, eşini kaybetmiş, gizemli bir kadının geçmişini anlattığı eseri, tarz olarak ablaları Charlotte ve Emily’nin eserlerine çok yakın, naif ve yalın bir dille kaleme almış. Yazar, dönemin toplumunda yapılan evliliklerde kadınların durumunu yansıtmaktaki gerçekçiliği ve kız-erkek çocukları yetiştirme konusundaki ikili muamele konusundaki fikirleri ile güçlü feminist unsurlar barındıran, aynı zamanda sürükleyici bir kurgu çıkarmış ortaya. Brontë kardeşlerin diğer romanları (Jane Eyre, Uğultulu Tepeler, Agnes Grey) kadar keyif aldığım bir kitap oldu. İngiliz edebiyatı klasiklerinden hoşlanan herkese muhakkak tavsiye ederim.
400 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Salka Valka, 1955 yılında Nobel Edebiyat ödülü alan İzlandalı yazar Halldor Laxness’in başyapıtı kabul ediliyor. Kitap, güneye göç etmek üzere yola çıkan bir kadın (Sigurlina) ve kızının (Salka Valka), şartları elvermediği için, kuzeyde küçük ve fakir bir balıkçı köyüne yerleşmek zorunda kalmalarıyla başlıyor. Laxness, okuyucuyu İzlanda’nın küçük bir köyüne götürüyor ve oradaki insanların yaşamlarını resmediyor. Köyün zenginleri tarafından emeği sömürülen köylüyü, baş karakterimiz Salka Valka’nın başından geçenler ve onun gelişim süreci etrafında anlatıyor. Laxness’in kendine has duru bir üslubu var ve en sevdiğim yönlerinden biri de anlatırken dramatize etmeden, gerçekçi bir şekilde duyguları okuyucuya aktrabilmesi. Yazarın bir diğer sevdiğim yönü de karakterlerini çok iyi oluşturması, gerçekçi, zıtlıkları da içlerinde barındıran karakterler yaratabilme yeteneği. Salka Valka’nın hikayesi üzerinden politika ve politikacıların harika bir eleştirisi yapılmış. Çok ama çok severek okudum. Özgür İnsanlar’dan sonra okuduğum ikinci Laxness eseriydi, umarım diğer kitapları da Türkçe’ye çevrilir. Toplumcu gerçekçi kitaplardan hoşlanan herkese tavsiyemdir. Bunun dışında, İzlanda Edebiyatı’nı merak edenler için de iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehtap Gün Ayral
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 4.037 okur okudu.
  • 135 okur okuyor.
  • 1.896 okur okuyacak.
  • 77 okur yarım bıraktı.