Melek Özlem Sezer

Melek Özlem Sezer

Yazar
8.5/10
113 Kişi
·
291
Okunma
·
9
Beğeni
·
1.369
Gösterim
Adı:
Melek Özlem Sezer
Unvan:
Yazar, Şair
Doğum:
Ankara, Türkiye, 21 Aralık 1971
Hacettepe Üniversitesi, Ekonomi Bölümü’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı ve “Masallarda Toplumsal Cinsiyet” konulu bir tez hazırladı.. Üniversitelerde masal analizi dersleri verdi. Milliyet Çocuk (Miço) dergisinde köşe yazarlığı yaptı. Çocuk tiyatrosuna emek verdi. TRT radyolarına yetişkinler ve çocuklar için masal, özel radyolarda şiir programları hazırlayıp sundu. TRT Çocuk kanalı için animasyon senaryoları yazdı, seslendirme yaptı. Sinema, halkbilim ve şiir dalında pek çok ödül sahibi olan yazar, çocuklar ve yetişkinler için yirmiyi aşkın eser kaleme aldı. Derin adlı şiir kitabıyla 1998 Cemal Süreya Şiir ödülünü almıştır.
Pamuk Prenses ve Külkedisi gibi haksızlığa, dahası zulme uğrayan kadınların kötülüğe karşılık vermedikleri gibi öfke tepkileri gösterdiğine de şahit olmayız. Gizli gizli ağlar ve bu hayattan kurtarılmaları için dua ederler yalnızca. Onlar öfke, kin, kıskançlık, rekabet gibi duygulardan arınmıştır.
Tek önemli zaman vardır.
İçinde bulunduğunuz an.
O an, en önemli zamandır.
Çünkü sadece içinde bulunduğumuz zamanda elimizden bir şey gelebilir.
İnsan çok acı bir olay yaşadığında, sevdiği birini yitirdiğinde ya da o ilişki kendiliğinden yitip gittiğinde, bir ismin anlamı değiştiğinde, çok sevilen bir beden ölümün kıyısına çekildiğinde kalbinde kırk tane mum yanarmış.
Zamanla bu mumlar teker teker sönermiş.
Alevle birlikte acı da azalırmış. Ama bir mum hep yanarmış.

İyi ki de yanarmış. Çünkü o yaşadığımızın kanıtıymış...
“Gariptir ki toplum en çok erkeğin sadakatsizliğine şahit olmasına rağmen, en ağır ithamların ve cezaların kadına kesildiği masallar yaratmıştır.”
– Yaşamdaki acılar da tuz gibidir, ne azdır, ne de çok.
Acının miktarı hep aynıdır.
Ancak bu acının şiddeti, neyin içine konduğuna bağlıdır.
Acı çektiğinde yapman gereken tek şey, acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir.
– Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.
Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.
En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.
192 syf.
·5 günde
Harika bir kitap okudum. Neden harika? Çünkü masallara bakış açımı değiştirdi, geliştirdi. Diğer bir deyişle, ufkumu açtı. Kitapta masallarla ilgili pekçok detay mevcut. Ama ben hepsinden değil sadece kitapta masallarla ilgili en çok bahsedilenlerden ve benim de en çok ilgimi çeken 4 kısımdan bahsedeceğim.

Beni en çok şaşırtan ilk konu bekaretti. Pamuk Prenses’teki cam tabut, Külkedisi’ndeki camdan ayakkabı aslında bekaretin temsiliymiş.

Dikkatimi çeken ikinci konu ise masallarda iyi kadın karakterlerin pasifliğinden bahsedilmesiydi. Şöyle bir düşününce gerçekten de masallarda özellikle iyi kadın karakterlerin pasif, her zaman susan, sevgi pıtırcığı olduklarını fark ettim. Kötü kadın karakterler ise genellikle cadılar, üvey anneler olur. Bu kötü karakterlere femme fatale denir. Femme fatale ise gizemli şekilde çekici olan ve insanların başına bela açan/olan kadına denir. Bu duruma benzer şekilde birçok Türk dizisinde adamın karısı kötü karakter olarak gösterilirken adamın karısını aldattığı kadın melekten de öte bir iyi olarak gösteriliyor. Yani bu durumda kötü karakterli birini aldatmak hata değil mi? Değilmiş demek ki (!). Ki bana göre o dizilerdeki kötü kadın karakterler aldatmayı hak edecek bir şey yapmıyorlar, gerçi aldatmanın hakkı falan olmaz ama …

Masallardaki üçüncü konu ise kadının inanılmaz güzellikteyken, erkeğin fiziksel gücünün nam salmış olmasıdır. Masallardan bu konuda öğreneceğimiz şey kadınlar sadece güzelliğiyle, erkekler de güçleriyle mi ön plana çıkar olmalı, değil mi? Günümüzde zihin gücü beden gücünden çok daha önemliyken ve karşılığı (maaşı) daha yüksekken kişi (cinsiyeti her ne olursa olsun) sadece dış görünüşüyle veya sadece fiziksel gücüyle Survivor’a taş çıkartan dünyada hayatta kalabilir mi? Ne kadar süre dayanabilir? Bence yok öyle bir dünya (mankenlik gibi istisnalar olsa da… Herkes başımıza artiz kesilecek değil ya! :D)

Masallardaki son konu “evlilik” mevzusu. “40 gün 40 gece düğün yaptılar ve sonsuza dek mutlu yaşadılar”. Ayyy yeriiim! Ne kadar da ciciş bir şey o öyle! Bu sona tepkim uzunca bir “peeeeeeehhhh!” olur. Bir kere insan ömrünün bir sonu varken çift, sonsuza kadar nasıl mutlu yaşayabilir? Mutluluğun ölçüsü nedir? Büyük ihtimalle en ufak bir tartışma bile olmadan birbirlerine sürekli pişmiş kelle gibi sırıtıp “aşkitoşkom, pembiş gelinim” nidalarıyla hoplaya zıplaya el ele dolaşan çiftlerdir, değil mi? Yok öyle bir dünya! (keşke olsa mıydı acaba ?Tartışılabilir tabii:D) Kavga olmasa bile tartışma mutlaka olur ve bana kalırsa olmalı da. Tartışmadan neye varılabilir ki? Üsluplu bir tartışmayla birçok sorun kolayca halledilebilir ve fikir alışverişinde bulunmak son derece faydalıdır. Bir konuda birinin düşünmediğini diğeri düşünebilir.

Ayrıca 40 gün 40 gece düğün diyerek işi abartmaya, görgüsüzleşmeye (:D) hiç gerek yok bence, bildiğin israf! Düğün için o kadar masraf yapmaktansa 4000 fakiri doyur mesela, değil mi?

Evliliğe bu kadar meraklı olmak niye? Evlenmeyince n’oluyor? Hiiiç bir şey olmuyor, insan ne artıyor ne eksiliyor. Masallar çoook eski zamanlara dayandığı için evlilik o zaman çok önemli olabilir ama günümüzde aynı masallardaki gibi tek amacı evlilik olarak belirlemek oldukça saçma, gereksiz ve komik. Dahası, evliliği (yani erkeği) tek çıkış yolu ve tek mutluluk kaynağı olarak görmek masallarda bile saçma dururken 21.yüzyılda (evet evet 2020 yılındayız!) aynı şekilde düşünenler beni hayrete düşürüyor. İnsan evlenmek isteyebilir, bu gayet normal bir şey ama bunu saplantı haline getirip yegâne amaç haline getirmek fazlasıyla komik, kusura bakmasınlar!

Buna örnek verebileceğimiz (ne yazık ki!) birçok Türk dizisi var. Ben sadece “Bay Yanlış” dizisinden biraz bahsetmek istiyorum. Dizinin ismi bile konusunu ve senaryoyu anlamak için yetiyor aslında. Yine bir ultra mükemmel, kaslı bir erkeğin etrafında pervane olan/olacak salak, tek amacı evlilik olan bir kadın! Kadının eski sevgilisi onu terk etmiş, sebebi ise kadının aynı bir anne gibi davranmasıymış. Yani kadın adamın üstüne o kadar çok düşüyormuş ki adamın kadını kaybetme korkusu hiç yokmuş, yoksa çoook iyi bir insanmış da mış mış. Sonra bu eski sevgili 3 ay önce tanıştığı kadına evlilik teklif etmiş. Bizim kız çıldırmış tabii. “ben ona 3 yılımı verdim, 3 yılımı…!” “ben evlenecektim onunla!” ühü ühü ühü! Burada adamın yaptığı tam bir karaktersizlik, hatta adama ne denirse azdır. Ama burada bir diğer önemli sorun başrol kadının aldatılmasından çok evlenemiyor oluşuna dert yanıyor oluşu. Bizim pembiş gelin adayımız sonrasında bu acı durumdan çooook kısa zaman sonra bir doktoru gözünü kestirip onunla evlenmenin yollarını aramaya başlar. İşte tam bu esnada ise kendisine bu konuda yardım edecek olan ultra yakışıklı, kaslı, çapkın (!), serseri bir adamla tanışır. Şimdi bu dizinin masallardan ne farkı var? Hiçbir fark yok, değil mi? Eskinin masalı Pamuk Prenses ve Yedi Cüce, şimdikinin Bay Yanlış’ı. Bazı şeyler değişmiyor işte böyle!

Strong Woman Do Bong Soon adlı Kore Dizisinin Masallarda Toplumsal Cinsiyet Bağlamında İncelemesi (dizi ile ilgili spoiler içerir!!)

Kitapla aynı zamanlarda tamamen tesadüfen izlemeye başladığım bir diziden bahsedeceğim. Çok eğlenceli ve bazı klişelerden uzak olduğu için diziyi herkese tavsiye ederim. İlk bölümden beri gülmekten ölüyorum :D (diziyi yarıladım bu arada). Masallardaki ezik, salak kadınlarla güçlü erkekler bu dizide rolleri değiştirmiş. O kadar çok hoşuma gitti ki!
Dizi isminden de anlaşılabileceği gibi “güçlü” bir kadın karakteri anlatıyor. Bu güç fiziksel güç ve ailede anneden kıza geçen harika bir güç! Ezik kadın karakter Kore dizilerinin klişelerinden biri olduğu için bu dizi bu yönüyle bana oldukça sıradışı geldi ve ba-yıl-dım. Ahh dedim, keşke ben de onun kadar güçlü olsam! Gerçi bu gücübir metafor olarak düşünebiliriz. Yani insan sadece fiziksel olarak güçlü olmaz, zihinsel/psikolojik güç de en az fiziksel güç kadar hatta bazen ondan da daha önemlidir. Bu konuyu diziden bir örnekle açıklayabilirim. Mesela kadın karakter fiziksel olarak çok güçlü olmasına rağmen psikolojik olarak tam tersi durumda. Çünkü annesi o zamana kadar erkek kardeşini daha çok düşünmüş (çürük meyveyi kadına verip en güzel meyveleri erkek kardeşine vermek gibi) ve kadın bu özel gücünü herkesten saklamak zorunda kalmış. Ama mahallede bir psikopat, güçsüz, zayıf (43-48 kilo aralığındaki) kadınları kaçırmaya başladıktan sonra bizim süper kadınımız (süperman’a bir rakip, hem de en diş(i)lisinden:D) gücünü artık saklamak istemiyor ve bu gücü “güçsüz” kadınları korumak için kullanmak istiyor. İşte kadının gerçek gücü budur!

Normalde masallarda iyi kadın karakterler salak oldukları kadar (çünkü erkek diye yanıp tutuşuyorlar ve tek kelime ettikleri yok, her ne olursa kabulleniyorlar) pek bir nazlı olabiliyorlar veya şöyle diyeyim “ kızlar nazlıdır, kız evi naz evidir.” Değil mi? İşte bu dizide pek öyle değil, tam tersi. Kadının patronu bir nazlı ki, sormayın gitsin.:D Kadın yanlışlıkla her seferinde patronunun bir yerlerini kırıyor (:D), adam da naz yapıyor, duygu sömürüsü yapıyor.

Diğer erkek karakter ise güçlü kadının çocukluk arkadaşı. Hele bu kişi var ya, salaklıkta masallardaki bazı kadınlardan bin beter. O kadar salak ki! Çünkü bizim super kadının adamdan hoşlandığını kadının patronu bile 2 saniyedeki anladı. Ama bizim salak, gram anlamadı. Bu salaklıkta kaçıncı seviye acaba? :D

Super kadının gücünü şu linkten (https://www.youtube.com/watch?v=RQj_wxq-EVA) izleyebilirsiniz. Mafya üyelerinin hepsini hastanelik etmişti. :D

Ayrıca şöyle bir prens vardı da (https://images.app.goo.gl/tZ9MqSKQrEny4wFcA) biz mi kaçırıp evlenmedik kardeşim? :D Kadın da evlenecek adamı pekala kaçırabilir. Kadın da romantik olabilir. Erkek çalışmayıp ev işleriyle uğraşırken kadın işe gidip evini geçindirebilir. Bu ve benzeri konularda erkeklere fazla sorumluluk yüklememek lazım. Ayrıca toplumumuzda kadınların çalışmama hakkı varken ( ki bence mecburiyet yoksa kesinlikle olmamalı) erkeklere bu hakkın tanınmaması büyük haksızlık. Bu konuda “kadın mutlaka çalışmalı” denilerek daha çok kadının açısından değerlendirme yapılıyor ama bana kalırsa erkekler bu konuda kadınlardan biraz daha şanssız. Çünkü her ne kadar kadının iş konusunda türlü sıkıntıları olsa da erkeğin çalışmama gibi bir lüksü yok, çünkü toplum buna izin vermiyor. Son söz olarak bunları yazmış olayım.

Not: Kitapla ilgili onlarca alıntı paylaşmıştım. Kitap hakkında fikir sahibi olmak için alıntıları okuyabilirsiniz.

07.08.2020 22:14 ekleme: korkunç Hansel&Gretel masalıyla ilgili şu korkunç alıntıyı ekleyeyim. #81167812

08.08.2020 15.23 ekleme: kitabı pdf olarak okumak isteyenler için
#80105885
232 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
"Gerçekten daha gerçek olan bir şey var mıdır?
Evet, vardır: Masal."
Níkos Kazancakis.



Masalı bir hayal disiplini olarak tanımlıyor Melek Özlem Sezer. Hayallerin yaratılmasına neden olan gereksinimleri iyi yakalar ve onları arzuları ustaca tatmin edecek estetik bir formda örgütler diyor. Masalların alt metinlerindeki mesajları görebilmek, çocuk aklımızla bunları anlayamadığımız ama sürekli dinleye dinleye içselleştirdiğimiz, daha neyin ne olduğunun farkında bile olmadan, ne olması ve nasıl olması gerektiğini kalıplaştırdığımız bu mesajları irdelemek için yazılmış harika bir kitap. "Masal öğretisini fark ettirmez. Asıl tehlike budur."

Genel olarak toplumsal cinsiyet üzerinde durulan kitapta farklı simgelerin de eleştirileri yapılmıyor değil. Masalların öteden beri hem sistemi eleştirmek hem de desteklemek için kullanılması ideal bir araç olmasına da vurgu yapılıyor. "Bir zamanlar, ülkenin birinde, bir padişah yaşarmış..." söylemlerindeki "yer, zaman ve kişi belirsizliği" eleştiriyi cezadan muaf kılar. Ne de olsa sözün gideceği adres belli değildir... Toplumlar en ağır politik baskı altında oldukları dönemlerde bile masal aracılığıyla dertlerini anlatabilmişlerdir. Ülkelerini distopik bir coğrafyaya, zamanı belirsiz bir geçmişe, yöneticilerini isimsiz bir krala ya da padişaha çevirerek en tehlikeli sorulardan ve cevaplardan kurtulmak basittir.” İktidarı sorgulayan masallar yerine, yayılması teşvik edilen masallar da vardır ki bunlar bilinçaltı simgelerini ve genetik hafızayı da arkalarına alarak iktidara hizmet eden ideolojik bir ileti düzeni kurar.

Örneğin masallarda kadınlar hep edilgendir, güçlü savaşçı kadınlar nadiren yer alsa da onlar da kendilerini yenen erkekle evlenip hemen itaatkar konumuna döner. Hep zayıf, kurtarılmaya muhtaç konumdadırlar ve erkeklerin de türlü tehlikelerden geçip 'ödüle' ulaşması beklenir. Masallarda erkeğin cesaretine de bu kadar çok vurgu yapılmasını şöyle açıklıyor Sezer: “Klasik masallarda kahramanın eylemlerinden söz edilirken cesarete keskin ve parlak vurgular yapılır. Cesarete yapılan övgüler ve bu cesaretin yol açacağı eylemin sorgulanmaması; masal alıcısını, iktidar odaklarının istediği türde askerliğe hazırlamada işlevseldir. Böylece asker cesarete sahip olduğunu göstermeye odaklanırken, "Ne için?" sorusundan uzaklaşır.”

Kadının talihsizliği erkek için cazibesini çoğaltır, kadınsa kötü talihini sorgulamadan sabretmeli, itaatkar ve çalışkan olmalı çünkü sonunda onun için de bir ödül var: Evlilik. Evlilikte de ne kadar cefa çekerse çeksin sabretmelidir bir gün mutlaka mükafatlandırılacaktır, asla evliliği bozmamalıdır çünkü evlilik kutsaldır. Bu arada kutsal olan ilk evliliktir. İkinci evliliklerde, zalim üvey annenin gazabı babaların ve çocukların üzerine olacaktır. Erkeğin çok eşliliğini öven masalların kadınlara gelince böyle ikiyüzlülük yapması şaşırtıcı değil. "Öyle ya da böyle, erkeğin çok eşliliğini ve yalnızca onun çok eşli olabileceğini savunmak için geliştirilmiş pek çok argüman vardır. Ancak aynı anda çok eşli değilse de zaman içinde birden çok eşe sahip olarak, poligamiye küçük bir anıştırma yapan dul kadın, fahişeliğin bir alt dalı olarak muamele görür. Masallardaki üvey anneler de dulların yani 'ikinci bir erkekle' birlikte olan kadınların temsilidir. Üvey anne ne kaçırılmıştır ne de talep edilmiştir. O erkeği hileli güzelliğiyle baştan çıkarır." #44113430

Güzellik masum prenseslerde övülen ve mutlaka istenen bir özellikken, güçle veya zekayla birleştiğinde aşağılanır. #44112728 "Tıpkı Tanrı gibi o da 'bana sığın' çağrısı yaparken, kendini kutsal ve mutlak ihtiyaç-iktidar olarak görmek istemektedir. Ki gelişmiş bir kadın sığınma talebinde bulunsa bile bunu karşılamak, kapasiteyi zorlamayı gerektirir." Bugün dizilerimizde hala bu desteklenir. Masum kızlarımız ya evinde oturur ya da kadınsı işlerde çalışır, hep naif, kırılgan, korunmaya muhtaçtır ve camdan düşerken onu tutacak kaslı bir erkeğe ihtiyaç duyar. Güçlü ve zeki kadınlarsa erkeğe ait alanda çalışır ve hep fitne fesat peşinde, şirret bir karakter imajı çizer, aynı kötü üvey anneler gibi.

Güzellik erkek tarafından arzulanan ve sahip olunmak istenen bir şeydir ve kadının kendisine değil topluma aittir, onu paylaşması istenir. Herkes onun üzerinde konuşabilir, hak iddia edebilir veya zorla alabilir. Üstüne bunun kadının fantezisi veya suçu olduğu da söylenebilir. #43971909

Masalda güzelliğin ödülü olan evlilik içsel alana dairdir. Ancak bugünün kadınının dışsal alana dahil olması güzelliği farklı açmazlara sokmuştur. Başarılı bir kadının güzelliği ‘sayesinde’ başarılı olduğu çekemeyenler tarafından çokça konuşulur. Bunun doğru olduğu varsayılsa bile bu oyunun iki kişi oynandığı gerçeği yadsınır, erkeğin rolü hep görmezden gelinir. Kadının bu yabancı olduğu dışsal alana hemen uyum sağlaması ve başarılı olması istenir ancak yıllardır içsel alana dair becerileri geliştirilen kadın bu yeni dünyada bir de cinsiyetçilik ve tacizle karşılaştığında masalların hiç de gerçek olmadığını sert bir şekilde anlar. Masalların bilinçsizce yazılmadığını aksine kadınların yerini bilmesini ve kendini yalnızca onu ‘hak eden’ erkeğe saklaması gerektiğini öğrenmiştir.

Masallarda bahsedilen güzelliğin yalnızca dış güzellik değil cinsel anlamlar da taşıdığına dikkat çekmiş kitap. Örneğin Pamuk Prenses masalında prensesin doğduğu andan itibaren ne kadar güzel olduğu anlatılır ama bu ergenliğe ulaşana kadar sorun yaratmaz. Ergenliğe ulaştığındaysa cinsel değer kazanır ve üvey anneyi sinirlendiren budur. Prenses öldüğündeyse cüceler onu cam bir fanusa koyar, bu cam fanus bekaret zarını simgeler ve prense onun hala ‘dokunulmamış’ olduğunu söyler. Prensin ormandan gelip bir ‘ölü’ olan kadını öpmesi neden kimseye tuhaf gelmiyor. Masalın ilk metinlerinde bunun bir öpücük değil tecavüz olduğunu öğreniyoruz, diğer pek çok masalda olduğu gibi. Ve prensesin ona tecavüz eden biriyle evlenmesi mutlu son oluyor. İkisi de bir mutlu sonu hak ettiler sonuçta. Pamuk Prenses üvey annesinin ona hizmetçi gibi davranmasına ses çıkarmadı, ormanda cücelerin evini bulup içerideki dağınıklığı görünce hemen bir kadının yapması gerektiği gibi ortalığı silip süpürüp bir güzel temizledi ve tüm saflığıyla sanki onu kimse öldürmek istemiyormuş gibi bir yatağa kıvrılıp uyudu. Pamuk Prensesin kadınlar için öğretisi şu: “ Sen sesini çıkarma, evini ve kalbini temiz tut. Biri gelir kurtarır.” Nitekim yakışıklı prensi gelip onu kurtarıyor!

Masallarda kadının karakter özelliklerine çokça vurgu yapılırken erkeğin sadece cesaretine ve yakışıklılığına vurgu yapılması da sorgulanması gereken bir durum. Örneğin Kurbağa Prens masalında bir anlaşmanın sonucunda öpülüp, yakışıklı prense dönüşen erkekle evlenmek anormal karşılanmaz. Ama prens çirkin bir anlaşmayla ondan öpücük istemişti. Prensesin topunu geri vermesi karşılığında onunla uyumasını ve onu öpmesini istemişti. Bu iyi bir karakter özelliği sayılmaz pek ama kadın fedakar olmalı ve sabırla erkeği sevip onun kötü karakterine katlanmalıdır.

Dün toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonun kurulmasını reddedenler hala kadınların masallardaki gibi yerlerini bilmesini ve ne kadar baskılanırlarsa baskılansınlar seslerinin çıkmamasını istiyor. Kötü karakterli erkeklere ses çıkarmamayı, bir kerecikten bir şey olmayacağını evlenince geçeceğini, evlerinde oturup hiç de kahraman olmayan erkeklerini beklemeleri gerektiğini düşünüyor. En başta da söylenildiği gibi kimi masallar ideolojileri desteklemesi için bilerek teşvik edilirler.

“O yüzden masalın yolları çatallanan bahçelerine yaptığımız ziyaretlerde, tepemize düşen o üç elma bazen o kadar ağır olabiliyor ki, kafamızda koca koca şişliklerle dolaşıyoruz. Onun için en iyisi elmaları havada yakalamak ve önce bir durup düşünmek:
Şu düşmek üzere olan elma kırmızı mı yeşil mi; kırmızıysa neden kırmızı, yeşilse neden yeşil, kurtlu mu yoksa puslu mu?
Masalı akıllı bir tutkuyla sevenlere…”
232 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Bir araştırma kitabı hem zihninize hem yüreğinize ne kadar dokunabilir? Cevabını bu kitap verebilir size. Kesinlikle okuyacağınıza pişman olmayacağınız bir kitap.
Öncelikle çok kapsamlı bir araştırma ürünü. Verdiği bilgiler sizi doyuruyor. Bunun yanı sıra çok duru bir dili var ve bir araştırma kitabına göre hayret verici derecede akıcı. Çünkü o kadar bilindik şeyleri okuyorsunuz ki... Bize anlatılan masalların ve dahi çocuğumuza anlattığımız masalların alt metinleri, toplumsal mesajları, toplumsal cinsiyet rollerine müdehalesi geçtiğim her bölümde biraz daha dehşete düşürdü beni.
Gayet masum görünen davranışların aslında bize lanse edilmesi istenen duruma getirildiği, kadınlar için oluşturulan kalıpların kanalize ediliş şekli ve bunların toplumdan topluma sadece isimlerinin değişmesi...
İnanılmaz keyifli ve bir o kadar doyurucu bir okumaydı. Sözlerimi yazarın vedasıyla bitirmek istiyorum.

“Kırmızı pabuçlu tüm masallara, kırmızı pabuçların hayatla asil dansına, yaşama vefa duyan coşkuya, çocuklara...”
192 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Masalların cinsiyetçi yaklaşımıyla ilgili detaylı bir inceleme. Prens tarafından kurtarılmayı bekleyen prensesin aslında kadınlara verdiği "Kadınlar kurtarıcı bir erkeği olmadan hiçtir, kadınlar acizdir" mesajı; Pamuk Prenses, Uyuyan Güzel gibi masallarda verilen bekaret mesajları gibi farklı bir açıdan bakabildiğiniz detaylı bir sosyolojik analiz yapılmış.
192 syf.
Hepimizin bildiği o Pamuk Prenses,Sindrella ,Hansel ve Gretel gibi klasik haline gelmiş masalların bilinçaltına yolculuk yapmaya ne dersiniz? Farkettirmeden geleceğimize,düşüncelerimize şekil vermemizi sağlayan masalların içyüzünü gördüğünüzde çok şaşıracaksınız.Kullanılan metaforlar ,kadına toplumların bakışaçısı ve kadın ve erkek arasındaki güç mücadelesini o kadar iyi gözlemlemiş ki Melek Özlem Sezer'i bir kez daha alkışlamak geliyor içimden.Kitap yazarın bir tez çalışması ve 2010 yılında Halkbilimi ödülüne layık görülmüştür.Sosyolojiden,psikolojiye,felsefeye,siyaset ve dine yaklaşımını da işlemiş olup ,ebeveynlere de çocukları için seçecekleri masallar ve yapacakları yönlendirme konusunda yol gösterici bir kaynak olduğunu söyleyebilirim.Sanırım bu kadının tüm kitaplarını okumadan ölmek istemiyorum.
192 syf.
·28 günde·Beğendi·10/10
'Masal, bir hayal disiplinidir.' diye başlıyor yazar. Masallar, mitler ve rüyalar hep bilinçdışının ürünü diyerek bizi Freud'a yönlendiriyor bir parça.
Durum böyle olunca, o bir varmış bir yokmuşların içinde sandığımız masumluğun, iyiliğin ve sevginin aslında nasıl bir cinsiyet ayrımcılığı, çocuk istismarı ve erotik durumları anlattığını öğrendiğinizde masallara hiç de eskisi gibi bakmayacaksınız.

Kırmızının, yasak tutkuyu, cinsellik ve regl kanını;
camın, bekaret zarını;
öpüşme ve uyandırma-ölüyü diriltmenin, eski kabile geleneklerinden erginlenme törenlerini simgelediğini;
3 rakamının ve suyun bilinçdışı cinsellikle ilgili olduğunu öğreniyorsunuz.

Dahası kaderci zihniyetin ve hep ergenlikteki kızların seçilmişliği, erkekteki kahraman olma arzusu ve üvey-asıl anne zıtlıkları masalları cinsiyet açısından da incelemeye alıyor.

En sonunda yazar, bu cinsiyetçi ve şiddet içerikli iletileri taşıyan masalları çocuklarla nasıl tanıştırmalı sorusunu da cevaplıyor. Onları toz pembe bir dünyada yetiştirmeyi seçsek bile, bu mesajların televizyonda, bir gazete bayindeki dergi kapağında, okul çantasında, silgide, kalemde kuşatan görsellikle karşısına çıkacağını da ekliyor.
95 syf.
·1 günde·8/10
Kedilerden Korkanlara

Bu şiir, kedilerden korkanlara
Korkup korkup kaçanlara
Sandalyelerin masaların
Üzerine sıçrayanlara

Korkacak bir şey olmadığını
Bak nasıl göstereceğim sana

Kıvrık sobanın yanına
Uyu mırıldana mırıldana
Tatlı tatlı saçlarını okşamaya
Bir de pamuk nine bul hatta

Sonra uyanıp esne güzelce
Süt iç, yumakla oyna

Saatlerce şirinlik yap da
Canın istemiyorsa
Kimseyi yanına yaklaştırma
Ve şarkı söyle bütün gün
Miyav miyav miii

İşte şimdi sen de oldun bir kedi
Söylesene, korkunç buldun mu kendini?

(s.45)

Melek Özlem Sezer'in bu kitabında bolca kedi temalı şiirler bulunmaktadır. Şiirleri okurken kedilerin yumuşacık tüylerini duyumsadım. Ah ah kedilerden de nasıl korkarım.
Bu kitabı da sırf bu korkumu yenmeme yararı olsun diye almıştım. Ne iyi yapmışım, Melek Özlem Sezer'i tanıdım. ️
Şiirleri okurken kalbim kıpır kıpır, ben kıkır kıkır. ️️

Not: Kitabı bitirince hemen Ezginin Günlüğü'nden Kedim şarkısını açtım.
İyi gitti.

"Bir kedim var
Oyunu bitmez işi hep bahar."

Eeee o zaman ,çocuk yazını sevenlere, kedili ve keyifli okumalar...
232 syf.
·2 günde·10/10
Yıllardır çocuklara anlatılan masalların alt metnini açıklıyor bize yazar. Sadece masalları değil, çocukluktan itibaren toplumsal cinsiyet rollerinin “belirlenmesine” sebep olan davranışları da mercek altına almış yazar. Bakış açımı değiştiren, farklı bir pencereden bakmamı sağlayan bir kitap oldu. Sayamayacağım kadar çok cümlenin altını çizerek okudum.
Özellikle annelerin ve anne adayların, ayrıca ergenlik dönemindeki kızların okuması gerektiğini düşünüyorum. Herkese okumasını tavsiye ederim.
192 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10
Farkındalık anlamında başarılı bir eser diyebilirim. Masalların ya da ataerkil toplumun var ettiği değerler hakkında güzel noktalara değiniyor yazar. Değişmesi gereken çok şey var. Kadının bizzat kendi yaptığı eylemleri de anlatıyor. Kadının kadını ataerkil düzene zorlamasını falan. Bu açıdan gayet okunabilecek bir kitap. Sadece masalları dönemine göre incelemede az bir ön yargı vardı. Mesela 1453 yılında İstanbul fethedilirken gidip demokrasi gelsin dersek olmaz. Masalların tarihsel düzenine baktığımızda kadın ve erkek ilişkisi günümüzden çok farklıydı. Masalların artık okutulmaması durumuna destek vermek gerek. Yoksa eşzamanlı ve artzamanlı durumlar önemlidir.


İyi okumalar.
232 syf.
·13 günde·9/10
"... ve sonsuza dek mutlu yaşadılar."

- mı acaba?

Masallar genelde mutlu sonla biten, bittiği noktadan sonra ne olduğunu hiçbirimizin bilemediği anlatılardır.
Bazen bir kuleden bazen bir canavarın elinden kurtarılan, kötü üvey annesi veya ilgisiz babasından çok çeken ama bir öf bile demeyen, ağzı varsa da dili olmayan, hamarat, asil, boyun eğen, iyi kalpli, dünyalar güzeli, fedakar, evine bağlı, vefalı prensesler (!) ve onun fikrini bile sormadan onunla evleniveren kahraman prensler...
Bu prenslere yakından ama çok yakından baktığımızda ise bazılarının bir ölüyü öpen (Pamuk Prenses), bazılarının aşık olduğu kadını cam ayakkabıyı denemeden tanıyamayan (Sindrella), bazılarının erkek kılığına giren kadının gerçek cinsiyetini anlamak için onu sınavlara sokan (Altı Kız Babası), rızası dışında savunmasız bir kadını öpen (Uyuyan Güzel) şuursuzlar, sapkınlar olduğunu görürüz.
Konu prenseslere geldiğinde ise insanüstü varlıklar gibi övüldükçe övülen bu mükemmel, kusursuz varlıkların hayatlarına dair kendi başlarına aldıkları tek bir karar bile yoktur ve toplumdan izole yetişmelerine rağmen gördükleri ilk adama güvenir, onunla giderler.

Bu masallarda kadın hayatındaki nihai nokta kendisine bahşedilmiş şaşaalı bir evliliktir. Fakat masaldaki baş karakterlere evlendikten sonra ne olduğunu bilen var mı?

Çocukluktan itibaren dinlediğimiz ve kurgu diyip geçtiğimiz masalların alt metinlerine ve bize empoze edilen mesajlarına çok daha geniş açılardan bakmamızı sağlayan bu masal analizlerinde aslında hepimizin bildiği pek çok şeye şaşıp kalıyoruz. Üstelik yazar bunların bizim yetişkin hayatımızı dahi etkilediğini söylüyor.

Simgelerle kurulup gizli iletilerle bize verilen çok sayıda masala ve ne demek istediklerine değinen harika bir kitap okudum. Feminizmi erkek düşmanlığı sanmaktan öte gidemeyenlerin değil, sorunu erkekler yerine sistemle olanların okuması ve ibretler alması gereken bir ödüllü kitap. Kitabı tavsiye edeceğim bir diğer grup ise çocuklarına masal okumak ve bir yandan da cinsiyetçilikle mücadele etmek isteyen anne babalar olacak.

Kitapta yer verilen ve konunun meraklılarının ilgisini çekebilecek bazı filmler:
- Dünya Örümceğe Karşı
- Mulan
- Kaplan ve Ejderha
- Özel Bir Kadın
Kitapta yer verilen ve konunun meraklılarının ilgisini çekebilecek bazı kitaplar:
- Vatan, Millet, Kadınlar
- Kadın, İkinci Cins, Genç Kızlık Çağı
- Melankoli Kadındır
- Sindrella Kompleksi: Çağdaş Kadında Bağımsızlık Korkusu
- Kadınlar Neden Yazdıkları Her Mektubu Göndermezler

Yazarın biyografisi

Adı:
Melek Özlem Sezer
Unvan:
Yazar, Şair
Doğum:
Ankara, Türkiye, 21 Aralık 1971
Hacettepe Üniversitesi, Ekonomi Bölümü’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı ve “Masallarda Toplumsal Cinsiyet” konulu bir tez hazırladı.. Üniversitelerde masal analizi dersleri verdi. Milliyet Çocuk (Miço) dergisinde köşe yazarlığı yaptı. Çocuk tiyatrosuna emek verdi. TRT radyolarına yetişkinler ve çocuklar için masal, özel radyolarda şiir programları hazırlayıp sundu. TRT Çocuk kanalı için animasyon senaryoları yazdı, seslendirme yaptı. Sinema, halkbilim ve şiir dalında pek çok ödül sahibi olan yazar, çocuklar ve yetişkinler için yirmiyi aşkın eser kaleme aldı. Derin adlı şiir kitabıyla 1998 Cemal Süreya Şiir ödülünü almıştır.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 291 okur okudu.
  • 32 okur okuyor.
  • 290 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.