Giriş Yap

Metin Nart

Yazar
9.2
29 Kişi
Unvan
Türk Yazar
Doğum
1961
Yaşamı
1961 yılında doğdu. Yeni Levent Lisesi ve İTÜ-Kimya Metalurji Fakültesi mezunu. 2008 yılından beri Rusya-Moskova’da serbest olarak çalışmakta ve yaşamını sürdürmekte.

İncelemeler

Tümünü Gör
128 syf.
·
2 günde
·
9/10 puan
"İlk Kitabın Günahı Olur." Zellenbur
Yakında bu kitap hakkında gelecek videoyu kaçırmamak için YouTube kitap kanalıma abone olabilirsiniz: youtube.com/c/alintilarlayasiyo... Önümde
Metin T.
'nin ilk kitabı
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü.
Öylece bakıyorum kitaba. Kapağında tipsiz bir mendebur. Elinde üç başlı mızrağı trident. Poseidon'dan mı çalmış ne? Yoksa bu mızrağı okurlara saplayıp kitap tanrısı mı olmak istiyor bu yazar? Bak sen şuna. Dur bakalım, öğreniriz şimdi. Açıl kitap açıl! Kitabı okuduğum süreçte aldığım notlardan kopya çekiyorum. Bir sigara yakıyorum. Sigaranın külü kitaba düşüyor. Hemen alev alıyor. Zor söndürüyorum. Bir dakika, bir dakika... Ben hayatımda sigara içmemiş adamım. Elimdekini de sigara sanıp duruyorlar hem. Kim elime tutuşturdu bunu? "Yaşı ilerledikçe genç gösteren bir adam," diyorlar bana. "Soyadı da Koton." Bu adamı bulmalıyım. Çıkıyorum dışarı. Sokak sokak arıyorum şu Koton denilen herifi. Sokaklar caddelerle sevişiyor, ben aramaktan yılmıyorum. Ana caddeye çıkıyorum. Bir kalabalık var ileride. Herkes kafasını yukarıya kaldırmış, bakıyor. Yanlarına gidiyorum. Birisinin omzunu manzara ediniyorum kendime, soruyorum: "Neler oluyor burada, neye bakıyorsunuz?" Yanımdaki isteksizce döndürüyor kafasını. Tuğralı yüzüğünün birkaç sıra yanındaki parmağıyla yukarıyı işaret ediyor sadece. Bakıyorum. Ana caddedeki Koton mağazasının üstünde bir adam varmış meğer. Bir de ne göreyim, bizim
Metin T.
Abi bu. Ne yapıyor orada? İntihar edecek değil ya? Kalabalığı yararak biraz ilerliyorum. Teşvik ediyor kalabalık da bunu. 5 katlı mağazanın üstünden aşağı bağırıyor o da: "Kül Tablası, Zellenbur'un Sıradan Bir Günü, Mülayim, Gamsız, Kıskanç, Martısız Mahalle, Arabacı Meyhanesi'nden Cevdet'in Kısmeti, Yanlış Anlaşılan Masumiyet, Sahile Demir Atmış Şu Hurda Tekneler Var Ya, Denize Açılmayı Çoktan Unutmuşlardır'dan Hokka Diviiiit." Ne diyor bu adam? 60'ını geçti de delirdi mi yoksa? Haa, olsa olsa kitabının içinde hangi öyküler var onu söylüyordur. Şimdi anlaşıldı. Mağazanın altına ilerliyorum. Karşımda kocaman bir KOTON yazısı. Birkaç kat yukarısında da bizim
Metin T.
Abi. Bu sefer de ben ona bağırıyorum aşağıdan: "Yahu abi, imza günü mü bura? Geçen gün Kadıköy'de buluşup konuştuk işte. Çek arabanı şurdan," diyorum. "Bak Zellenbur'u çağırırım, bütün kurmacalarını siler aklından." diye de tehdit ediyorum ardına. Bunu duyan Meto bir irkiliyor, 1-2 adım geri çıkıyor. Sadece kendinin duyabileceği bir çeşit dua okumaya başlıyor: "Cebellezi kemakema ishaki kottono..." Duyan da İtalyan bir mafya gelmiş İstanbul'a, girmiş mülteci kılığına, insanları marizliyor sanır. Sadece Meto biliyor İshak Edebiyat'ın ruhunu çağırdığını. Zellenbur'un zehrine karşı tek panzehir. Kim tarafından yollandığı bilinmez, bir martı geliyor uzaklardan. Bulutları yarıyor, yağmurları birbirine küstürüyor. Mağazanın tam üstünde duruyor. Meto'nun üstüne geçip, "Yeter be yeter, iyi ki bir yazar oldun, içine etme neşemizin, bak halk ayaklandı." diyor. Meto şok. Bunu İshak mı yolladı yoksa Zellenbur mu? Kararsızlık köprüsünden aşağı bakıyor. Martı sırtlıyor onu, götürüyor birden bulutların ardına. Kalabalık olaysız dağılıyor dağılmasına. Aşağıda bir ben kalıyorum, bir de uzun boylu, orta yaşlarında, iyi giyinen bir adam. Adam başını ayırmaksızın KOTON yazısına bakıyor. Dönüyor, "İyi tanırım o adamı." diyor bana. Kim ola ki bu? Soruyorum. "Benim de romanlarım var. Ama kimse romanlarımı ve kurmacamı konuşmuyor. Herkes siyasi açıklamalarımın peşinde. Yok neden Nobel Edebiyat Ödülü almışım da, yok neden soykırım demişim de, yok Veba Geceleri'nde Atatürk'ü küçümsemişim de. Ne alaka yahu, ne alaka? Bunlar doğru kitapları okuduğuna emin mi?" diyor kafasını mağazadaki yazıdan ayırmadan. Ben de onunla birlikte bakıyorum. Kafamı yarım çevirip kim olduğunu soruyorum. "Ben Kemal Koton, fakat herkes beni farklı bir isimle tanıyor." diyor bana. Aha! İşte... Gökte ararken yerde buldum. Ona dönüyorum, "Sizi bir yere götüreceğim Kemal Bey, benle gelin." diyorum. Yürüyoruz. Eve ulaşıyoruz. Kitaplığımın manyetizmasına kapılıyor Kemal Bey hemen. Dikkatli gözlerle inceliyor. "İyi de, hiç benim kitaplarımdan yok sizde." diyor bana bakmadan. Ben de çaresiz suskun kalıyorum. Koltuğa oturuyorum. Koltuğun kolunda da
Metin T.
'nin
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
kitabı. Kemal Bey kitabı uzaktan görüyor, odaklanıyor ve birden seviniyor. "Ah, işte! Kitaplarımdan biri buradaymış!" diyiveriyor. Ben de şaşırıyorum. "Kemal Bey, bir yanlışlık olmasın. Bu
Metin T.
'nin kitabı. Sizin kitaplarınız henüz yok bende." diyorum. "Yok, yok." diyor bana. Ben de "Yok işte." diyorum, anlaşamıyoruz. "1000kitap'a söyle bu metin'lerde bir hatta bin sır var, bakalım çözebilecek misiniz?" diyor birden bana dönüp. Sıkılıyorum Koton'un muhabbetinden. Televizyonu açıyorum. Ne olmuş dersiniz? Boğaz'ın suları çekilmiş. Nasıl olur yahu? Daha bugün suyla doluydu. O kadar suyu nereye alıp götürdüler? Kemal Bey de o anda arkasını dönüp televizyona odaklanıyor. Yanıma oturuyor. Beraber dinliyoruz: "Bugün akşam saatlerinde Boğaz'ın üstünde gezinen bir martı, ayaklarıyla tuttuğu adamı suya attı. Adam Boğaz'ın lacivert rengindeki bütün suyunu çekip bitirdi. Uzmanlar bu olayın sebebini nüsha satılmayan semtlerdeki su kanallarının tıkanması olarak belirtiyor. Gelişmeleri size aktarm..." derken yanımdaki adam, "Uydurma bunlar." diyor. "Tamamen uydurma." Neden diye soruyorum. Her şey önümüzde işte. Canlı canlı çekilmiş. Kanıtlar dört duvar bir ekranın içinde. Tekrarlıyor yanımdaki, "Bütün kurmacalar uydurmadır. İşte bunun gibi." Kabullenemiyorum bunu. Yanımdaki kitabın yayınevini arıyorum. "Alo İthaki mi? Bu yayımladığınız bütün kurmacalar uydurma mı gerçekten," diye soruyorum. "Bu konuda bir bilginiz var mı?" Telefonun karşısındaki biraz dinliyor beni, yüzüme kapatıyor. Kemal Bey de gülüyor. Kapı çalıyor. Bir bakıyorum
Metin T.
Abi gelmiş. Bütün İstanbul'un suyunu içtin, benim evime mi boşaltacaksın be adam? Neyse, diyorum. Büyüğümdür. Al içeri. Alıyorum. Kemal Bey'in yanına oturtuyorum. Bakıyorum uzaktan ikisine. Sanki karışıyorlar birbirleriyle. Silüetleri eskrime tutuşuyor. Bütün dövüş sporlarını deniyorlar. Yenişemiyorlar da üstelik. Oysaki ikisi de dıştan öylece duruyor. Görünmeyen bir şeyler var burada. Belki herkesin görmek isteyip de kimsenin göremediği.
Metin T.
Abi koltuktan söyleniyor bana: "Korkma Oğuz, sen istemezsen görmez kimse beni," diyor. Ben de "Hayır." diyorum ona, "Hayır!" Görsünler, okusunlar bu kitabı. Edebiyatla uğraşanın son durağı zaten yazmaktır Oğuzcuğum. İlk durağı abi, ilk durağı. Otobüs mü yahu bu edebiyat dedikleri... Dur bi'. Kapı çalmadan bir silüet daha misafir oluyor içeriye. Kitabın kapağındaki mendebura benziyor. Cebellezi, cebellezi, cebellezi zikrini ağzına tesbihat yapmış. Elinde de bir el sinekliği. Hiçbir sinek kaçamaz benden! Nasıl içeri girdi diye merak ediyorum. Hayalet gibiliğiyle yürüyor odamın içine. Kemal ile Metin arasına oturuyor. Metin'in sol omzuna denk geliyor bu mendebur. Hatta belki de Metin'in her yerine denk geliyor. Yayılıyor Metin'e, kendi düzlemini kendi oluşturuyor. Zellenburlamak kelimesini icat etmek için TDK'yı arıyor. Kapalı. O anda
Metin T.
Abi'nin kulağına Kemal Bey, "Füsun, Füsun, Füsun..." diye fısıldayıp duruyor. Fısıldama be şeytan! Hadi Zellenbur yapsa neyse. Herkesin kendisine özgü bir cebellezisi var deyip geçeriz. Ama sen de mi Koton? Sen de mi ulan? Metin fenalaşıyor, metin fenalaşıyor, bir taksi istiyorum
Metin T.
Abi'yi hastaneye götürmek için. Sonra hemen gidiyoruz kurmaca adlı hastaneye, acilde tanıyı koyuyorlar bizimkine. "Öykü hastası bu," diyor doktor. "Bu aralar çok sık gördüğümüz bir hastalık. Takma isim kullanan bir adamdan bulaştığını düşünüyoruz. Sürekli başka isimler bulup duruyor. Geçen ay Cevdet Colins'ti, ondan önce de Suat Lewis'mış. Bu ay da Kemal Koton ismini kullanıyormuş. Nüfus Müdürlüğü'nü aradık kaç kere. Bu isimlerde kimse yok, dediler. Böyle uydurma isimlere kanmayın." Nasıl uydurma olur? Tekrar baksanız.
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
kitabını kim yazdı o zaman? Ben kimle buluştum Kadıköy'de geçen hafta? Beynimdeki hatıra merkezinden şikayetçiyim, sizi de mi ben uydurdum yoksa? Hayır, kesinlikle hayır. Kabul etmiyorum bunu. Bana bak doktor bozuntusu. Ben gerçekte
Metin T.
'yi de gördüm, Kemal Koton'u da. Eğer görmeseydim onları görmeden yürüdüğüm yollarda kim bilir kimleri öğütürdüm. Bak,
Metin T.
Abi! Bak. Doktor da aslında Zellenbur işte, bizi aldatıp duruyor bu incelemenin yazarı gibi. Baksana, ilk kitabın günahı olur deyip duruyor. Olmaz diyorum! Ollllmaaaaz. Gel, çekip gidelim buradan.
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
9.2/10 · 54 okunma
·
3 yorumun tümünü gör
Reklam
128 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kusursuz Öyküler
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
adıyla müstesna, başlıkta belirttiğim gibi içinde yer alan her bir öykünün kusursuz olduğu, 10 numara 5 yıldız bir öykü kitabı. En son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim de kalan kısmı okumanıza gerek kalmasın. Hemen alıp okuyun, okutturun. Hatta öykü sevmeyen biriyseniz bile alıp okuyun. Pişman olma ihtimaliniz mümkün değil. Bundan sonra yazacaklarım da tamamen edebi zırvalıklardır, boşuna vaktinizi tüketmeyin. Kitabı daha elime almadan, yayımlanacağını duyduğum ilk gün harikulade bir eserle karşılacağımı zaten biliyordum, bundandır ki beni şaşırtan herhangi bir durum olmadı. Hatta bu kitabı bana soran, öykü sever bir arkadaşıma "Kötü olabilme ihtimali yok," demiştim. Tahmin ettiğim gibi de çıktı. Peki, hiç okumadan, kitaba karşı böylesine güven duymamın sebebi neydi? Pek tabii ki
Metin T.
'nin şahsıdır. Onunla İshak Edebiyat'taki arkadaşlarımız kadar sohbet imkanım olamasa da bugüne kadar edebi birikiminden çokça faydalandığımı söyleyebilirim. Kendisiyle yaptığımız "sen" anlatıcı konuşmalarından sonra şeytanın bacağını kırıp ikinci şahıs anlatıcılı öyküler kaleme aldım. Hatta bir tanesi "ben" anlatıcıyla birazı yazılmış, tam on yıldır bekleyen bir metindi. Öyküyü görmek için: parsomenfanzin.com/2022/05/24/sip-turh... İşim kuram kısmını yalayıp yutmuş, edebi birikimi arşa çıkmış birinden doğaldır ki kusursuza yakın öyküler bekliyorsunuz. Bu eserdeki öyküler kusursuza yakın değil, hepsi kusursuz. İçlerinden herhangi biri için bir tane, ufacık da olsa negatif eleştiri de bulunamam ki yazdığım incelemelerde koca koca yazarların metinleriyle ilgili nasıl olumsuz eleştiriler getirdiğimi görebilirsiniz. (En yoğunu Marcel Proust içindir) İşin yazarlık yönünde Metin abiyle benzer kaynaklardan besleniyor fakat farklı yollardan gidiyoruz. O daha çok "Aslolan hikayedir," kısmında olup işin biçim yönünü ve teknik kısımlarını doğal olarak hikayenin yani içeriğin kendisine hizmet ettirir. Bunun getirdiği artıları ve işin teknik tarafı da iyi yedirilince ne kadar kusursuz bir iş çıkabileceğini zaten bu harika kitaptan da görebiliyoruz. Bense edebiyatın e'sini daha yeni yeni anladığım günlerde bile işin biçim kısmındaydım. Akrostiş şiirler kaleme alıyor, o da yetmeyince düzyazı şiire geçiyordum. Sonrası da öyküyle buluşmam oldu. Fakat içimdeki o yaramaz, muzip çocuğun sesi zihnimden hiç gitmedi. Benim ayağım daha çok biçimde ve dildedir. Metin abinin tersine benim yazarlığımda anlattığım ne kadar güçlü olursa olsun biçime ve dile hizmet eder. Yani kısacası ne yazarsam yazayım dille oynamayı ister, biçimsel bir şeyler yapma ihtiyacı duyarım. Açıkçası bu çok da elimde değil, zihinimin çalışma prensibi böyle sanırım. Yani en azından çocukluktan beri garip biriydim. Yazdıklarım için de söylebileceklerim ancak "garip" oldukları. Ondandır ki kendi yazdıklarımın hiçbir zaman okur yönünde çok sevilecek, bayılacak metinler olmadığını, olamayacağını çok iyi biliyorum. Son yazdığım öyküyü sesli harfleri eksilterek kaleme alıyorum. Bunu yapan birinin öyküleri ne kadar iyi, güzel vesaire olabilir ki? Neyse kendimle dalga geçişimi bitirip Metin abinin yazarlığına geri dönelim.
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
'nde kurmaca metinlerde yazması en zor şey olan diyalogları kusursuz işlenmiş, aynı öyküde farklı gözlerden anlatım kusursuz, birbirinden farklı sesleri olan karakter yaratma kısmı kusursuz, öykülerin dili kusursuz, tek bir tane bile çıkaracağınız ya da ekleyeceğiniz kelime yok, öykülerin başındaki epigraflarla hayat bulan kurmaca Kemal Koton karakteri kusursuz kurgulanmış, kurmaca epigraflarla yapılan metinlerarasılık kusursuz, "Arabacı Meyhanesi" öyküsündeki iki bölümlük kurgu ve biçimsellik kusursuz, "Yanlış Anlaşılan Masumiyet" öyküsünde Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi romanıyla metinlerarası diyalog halinde bulunma ve üstkurmaca tekniği kusursuz, kitapta en başından beri yapılanı kurgu yönünden de toparlayan tam tamına 21 sayfalık "Hokka Divit" öyküsünün postmodern polisiye ve yine üstkurmaca kısmı kusursuz. Biraz daha uğraşsam daha tonla övülecek şey yazabilirim ama bunlar bile bu kitabı kesinlikle okumanız için yeterli diye düşünüyorum. Metin abiyle ben Fransız Yeni Roman edebiyatı sevgisinde buluşuruz. Benim için o kadar değerlidir ki bu dönemin yazarları, Türkçe basılmış hemen hemen tüm kitapları kütüphanemde bulunmakta ve bir kısmını da okuma şansım oldu. Keza postmodernizm ve Orhan Pamuk edebiyatı noktasında da Metin abiyle kesişiriz. Tabii ki ben onun gibi bir Orhan Pamuk uzmanı değilim ve Orhan Pamuk edebiyatına da o kadar devasa bir sevgim yok belki ama sadece postmodern anlatı özelinde baktığımızda dahi yazdıklarının çok değerli olduğu söylemek elzemdir. Fakat Metin abiyle Oulipo grubu özelinde ayrışırız. Metin abi sağ olsun, onlarla "Lolipopçular" diye dalga geçmeyi sever. Matematiği edebiyat taşımaları ve biçimin sınırlarını sürekli genişletmeleriyle benim için özeldirler. Fakat Metin abinin onların biçimde yaptıklarının hikayenin akışını bozduğu, kimi zaman ruhsuz, duygusuz metinlere yol açtığı düşüncelerini de gayet iyi anlayabiliyorum. Ama dedim ya en baştan, bu biraz da zihnimizin çalışma prensibiyle alakalı. Türk edebiyatında
Sevim Burak
gibi biçimci yakaladığımda yolda altın bulmuş kadar seviniyorum. Keza Oulipo'nun kurucusu
Raymond Queneau
ve bu akımın meşhur yazarları
Georges Perec
ve
Italo Calvino
ile de zihinsel akrabalığımın olduğunu düşünüyorum. Bu arada ya bunlar da kimmiş, bu adam neler zırvalıyor diyorsanız sizleri şuraya alayım: edebiyatburada.com/turhan-yildirim-yaz... Fransız Yeni Roman ve Oulipo grubu videosu: youtu.be/SBU5YChtFFE Antiroman, deneysel roman, postmodern anlatı videosu: youtu.be/ycbUcOVBF1s Öncelikle ilk paragraftan sonra yazdıklarımı okumadığınız için sizlere teşekkür ederim. Dediğim gibi hepsi edebi zırvalıktan itibaretti, okumamakla iyi yaptınız, elleriniz dert görmesin. Yok ben hala okuyorum diye nadirattan arkadaşlar varsa onlar için de bu kitapla birlikte bonus olarak lütfen şu kitapları da okuyun:
Cıs
ve
Kuyruklu Yalan
İstanbul'da olmanın ayrıcalığıyla ben birkaç saat sonra Metin abiyle görüşeceğim. Ama yüzüne söyleyeceğimi buradan da yazmış olayım. Metin abi, pek sevgili, çok sevgili, en sevgili, büyük, yüce, koskocaman İmparator Haydutyus'un Kemal Koton'a selamı var. İmparator Haydutyus'un selamından: "sssz hrflr kllnmy sn bndn snr hlkm sssz hrflr lmdn knsp yzck tbmdn bn ymynlr dm czsn çrptrlck dydk dymdk dmyn klmsn mprtr yc hydtysn ksn dğşmz mrdr sssz hrflr bdyn kldrlmştr çnd sssz hrf blnn yynlr mprtrlk tprklrn sknlr lrs brt lm çn gzlrn ml çklp klklr kslp dl kprlcktr bndn byl sssz hrflr v nktlm şrtlrn kllnn btn mprtrlklr bzm cn dşmnmzdr"
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
9.2/10 · 54 okunma
·
2 yorumun tümünü gör
128 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bu kitabı neden çok sevdim? Çünkü öykünün can alıcı noktası kurmacadır. Kurmaca iyiyse, hele de hikâye içinde hikâye varsa okuru sayfalara kilitler.
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
nefis bir üstkurmaca örneği. Karakterler ilgi çekici, metinlerarasılık tam bir usta işi. Zaten ustası yazmış. Bir de okuyanı sarmalayan diyaloglar vardı beni içine çeken. Sanki hepsinin ortasındaymışım, kahramanların hemen yanıbaşında, aynı mekânı paylaşıyormuşuz hissi verdi. Bu da öyküde önem verdiğim hususlardan birisi. Aynı dili konuştuğun insanları sayfalarda capcanlı bulmak böyle bir şey işte. Sevgili yazarımız bunu her öyküsünde eksiksiz yaşatıyor. Söz konusu
Metin Nart
olunca, edebi yönden çok kelam etmek yersiz. Biz kendisini takip ederek öğreniyoruz. Her ne kadar mütevazılıktan ödün vermese de okurları, tanıyanları bana katılacaklardır. Kısaca öykülere değinirsem: “Kül Tablası” öyküsünde gerginliğin tam ortasında durdum sanki. Karakterlerin çatışmalarına eşlik ettim, canımı burnuma getirdiler desem yeridir. Ancak en muhteşem kısmı finaliydi. Öykünün olmazsa olmazı, final bölümü ki Metin Nart kaleminden çıkmış, okumadan anlaşılmaz. Kitaba adını veren “Zellenbur’un Sıradan Bir Günü” öyküsünde minibüsün içindeki kokulardan tutun da hislere kadar yaşattı sevgili Nart. Onca değişik insanı parmağına dolayan bir iblisin bu muzip hikâyesini okumak pek keyifliydi. “Martısız Mahalle” öyküsündeki Pilavcı Davut, Arap Bakkal, Falcı Kezzap, Maradona Selim ve diğerleriyle daha önce mutlaka bir yerlerde karşılaşmış gibiydim. Az sonra ben de karakola sorguya çağrılacaktım neredeyse. Öylesi canlı bir anlatım. “Arabacı Meyhanesi” ve hemen ardındaki muzip hikâyeninse bende ayrı bir yeri vardır. Onu kendime saklıyorum:) “Hokka Divit” için çok hoş bir polisiye desem yanlış olmaz herhalde. Şurada bağlantısını paylaştığım yazılarını dikkatle takip edip dersine çalışmış bir öğrenci olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki daha önce okuduklarımdan farklı bir üstkurmaca polisiye olmuş. (ishakedebiyat.com/post/metin-nart-yaz...ı-postmodernist-edebiyat-üzerine-1) Ve kitaptaki tüm diğer öyküler, hiçbiri diğerinden az değil. Her birinde, tadı okuyanın damağında kalan farklı bir lezzet... Metin Nart yazdıklarını kitap olarak paylaşsın diye başının etini yedik. Ne mutlu ki bu güzel eseri okurlarına armağan etti. Kalemi daim, ömrü güzel olsun. Nice kitaplarına...
Zellenbur’un Sıradan Bir Günü
9.2/10 · 54 okunma
·
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42