Mısra Gökyıldız

Mısra Gökyıldız

DerleyenÇevirmenEditör
8.2/10
209 Kişi
·
35
Okunma
·
0
Beğeni
·
89
Gösterim
Adı:
Mısra Gökyıldız
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
126 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kitapta birbirinin tam zıttı karakterlere sahip iki arkadaşın hayallerini gerçekleştirme amacıyla çıktıkları yolda başlarına gelen olaylar anlatılıyor. Bu olaylar anlatılırken de sevgi, dostluk, dayanışma, yalnızlık duyguları ele alınmış ve çarpıcı bir son eklenmiş. (En azından benim için öyle.)
Okuduğunuza pişman olmayacağınız bir kitap olduğunu düşünüyorum.
111 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Lennie ve George isimli iki arkadaşın hikayesini okuyoruz. Onların dostluğunu, kurdukları hayallerini, birlikte sırt sırta vererek hayata tutunmalarını...
Lennie biraz saf kalpli kendine ne söylenirse yapan, kötü birşey yapsa bile bunu isteyerek yapmayan hatta yaptığının farkında bile olmayan.. George ise sürekli onu kollamaya ve beladan uzak tutmaya çabalayan birisi olarak anlatılıyor, kitapta.

Kısa ama etkileyici bir kitaptı, bence. Sonu şok etti üzüldüm..:(
176 syf.
·3 günde·7/10 puan
İyi bir kitap, Finlandiyanın tarihinfen bahs ediyor. Bataklık ülkesinden nasıl beyaz zambaklar ülkesine dönmesinden konuşuluyor. Fakat çok sevdiyim söylenemez, bu da tamamen brnim kitap zevkimle alakalı.
208 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Küçük minik Suomi'mizin ve Fin halkının şu an ki refah seviyesine nasıl geldiğini anlatan bir eser olmakla birlikte içerisindeki vurucu cümleleri ile insana kendini de sorgulatan bir kitap oldu. İncelememi şu soru ile bitirmek istiyorum: "Körebe oynamayı ne zaman bırakacaksınız?"
111 syf.
·Puan vermedi
Steinbeck'in yine klasik kitaplarından biri. Sürükleyici ve bir çırpıda okuyacağınız bir kitap.
George ve Lennie'nin arkadaşlıklarını, yaşadıklarını okurken merak ederek sayfaları çeviriyorsunuz.
Karşıdakine zarar vermeden sevmenin ne kadar önemli olduğunu görüyorsunuz.

Keyifli okumalar. :)
176 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10 puan
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, arkadaşlarımdan aldığım tavsiyelere dayanamayarak okumaya başladığım, başlarken ya çok seveceğim ya da çok sıkılacağım diye düşündüğüm bir kitap oldu. Ve puanımdan da anlayabileceğiniz üzere bayağı bir sevdim. Aslında başlarken Finlandiya'yla ilgili olması, Atatürk'ün liselerin müfredatına katması ve okunmasını tavsiye etmesi dışında kitapla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Aslında bir roman zannediyordum, sonra acaba gezi yazısı gibi mi dedim ama bambaşka bir şeyle karşılaştım:) Daha çok bir düşünce yazısı diyebilirim sanırım. Ben Sel Yayıncılık'tan okudum ve çevirisini gayet sevdim. Lakin sanırım başka yayınevlerinde açıklamalı ön sözler falan varmış bu kitapta öyle bir şey yok ve olsa iyi olabilirdi diye düşünüyorum. Ayrıca sayfanın altında dipnot olarak verilmeyip de kitabın sonun verilen notlar ne yazık ki hoşuma gitmiyor ve sayfamı yarıda bırakıp da kitabın sonuna gidip bulmaya da üşendiğimden o kısımları genelde merak etmedikçe okuyamıyorum. Bu baskıda da bu durum böyleydi. Sanırım bundan dolayı da anlayamadığım şeyler oldu. Çok fazla yanlış bilgi vermek istemiyorum ama anladığım kadarıyla hem gerçek ve kurgu dışı hem de kurgu karakterler, olaylar ve kitaplar içeriyor Beyaz Zambaklar Ülkesinde. Bazı karakterler var ki onların düşünceleri, yazıları ve konuşmaları aslında yazarın kendi kurgusu, kendi fikirleriymiş. Ben böyle anladım ve böyle okudum kitabı. Başlangıcında kısa ve kolay okunan, daha basit ve sırada konularla kitaba giriş yapılmış. İlerledikçe ise daha derin konulara inmiş yazarımız, bölümleri uzatmış, fikirlerini daha net belirtmiş. Ve ben de bu yüzden sanırım kitabın ikinci yarısını daha çok sevdim. Alıntı niteliğinde o kadar güzel cümleler, paragraflar hatta sayfalar vardı ve hepsi de o kadar anlamlı ve güzeldi ki... Kitabı okumasanız bile alıntılarını okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Yazar o ikinci yarısı diyebileceğim kısımlarda kimi zamana bir din adamı kimi zaman bir yazar kimi zaman bir tatlıcı kimi zaman bir öğretmen kimi zaman bir doktor oluyor ve çeşitli mesajlar veriyor. Ama bana sorarsanız birbirinden bağımsız olan ve baştan sadece Fin halkının 'Bataklıklar Ülkesi' olan 'Suomi'den gelişimini anlatırken sonradan mesajlarını tek bir geniş ve evrensel ana başlık altında çok güzel toparlıyor ve etkileyici bir sonla da kitabını bitiriyor. Kimi yerde içinde bulunduğum dönemden dolayı okumakta zorluk çeksem bile genel anlamda zorlanmadan ama üzerinde derin bir şekilde düşünerek okuduğum bir kitap oldu. Gerçekten de Atatürk'ün neden liselerde zorunlu müfredat olarak bu kitabın okutulmasını istediğini kitabı bitirdiğimde anladım ve bence hala da lise müfredatında olması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. En azından edebiyat hocalarının öğrencileri okumaya teşvik etmesi gerekli. Yine de ortaokul ya da lisenin ilk yılları için ağır kaçabilecek ama 16 yaş sonrası için çok daha anlamlı ve kişiyi kamçılayıcı olacak bir kitap olduğu kanaatindeyim. Kendim de bu kitapla lisenin son yılında tanışmış olmaktan memnunum. Ama burada şu anlaşılmasın ki sadece gençler okumalı. Hayır, bence her yaşa da uygun bir kitap. Okumayanlar bir şekilde okumalı diye düşünüyorum. Yorulursanız ara vererek bölüm bölüm okuyun ama bence okuyun. Eğer yine de size ağır gelen bir kitapsa kendinizi başka kitaplarla geliştirip bu kitaba tekrar dönün ve okuyun derim. Buraya o çok sevdiğim alıntılarından birkaçını da bırakmak istiyorum.

Herkes hayattan küçük de olsa bir parça koparmak ister ama hiç kimse hayata ne katacağını aklından geçirmez.

"Ben senin içindeyim, sen de benim. Biz dünyanın içindeyiz, dünya bizim. Hepimiz biriz. Dünyaya zarar verirsen, insanlara veya hayvanlara kötülük yaparsan kendine zarar vermiş, kendini sakatlamış ve çirkinleştirmiş olursun."

"Hepimiz bu hayatı bir köşeden seyreden izleyiciler gibiyiz, sanki her birimiz her şeyin ve herkesin yargıcı olmak üzere görevlendirilmişiz. Herkes büyük işler, büyük insanlar ve büyük mutluluklar peşinde, herkes bunlara susamış vaziyette ancak kendilerini ve çevrelerinde olan bitenleri sıradan bayağılıkların, kalın kafalılıkların ve beyhudeliklerin ötesine bir milimetre bile olsa geçirmeyi pek azı düşünüyor."

"Beyler! Körebe oynamayı ne zaman bırakacaksınız? Vatanseverlik, halk sevgisi, kültüre hizmetleriniz hakkında nutuk atmasını bilirsiniz ancak halkınız, vatanınız ve kültürünüz için gerçekte ne yapıyorsunuz?"
111 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Uzun zamandır okumayı ertelediğim ve okuduktan sonra ertelediğime pişman olduğum bir kitaptı. Saatler içerisinde soluksuz okudum. Candy'nin dediği gibi "O köpeği kendim vurmalıydım George. Kendi köpeğimi başkasının vurmasına izin vermemeliydim."
176 syf.
·3 günde·9/10 puan
Pek çok ülkenin, hatta komşu İskandinav ülkelerinin bile hayran olduğu, şu dönem kadın siyasetçilerini takdirle takip ettiğim Finlandiya'nın; zamanla kültürüne, eğitimine, medeniyetine ve halkına sahip çıkarak nasıl da yükselişe geçtiğini anlatan bir eser. Ulus devletçiliğinin önemini, Finlandiya gibi çok güzel bir örnekle bizlere sunmuş yazar...
238 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Yirmi dört hikayeden oluşan yaklaşık iki yüz kırk sayfalık bir kitap. Hikayelerin kimi romanların bazı kısımlarından alınmış parçalar, kimisi ise bir öykünün tamamı. Türk Edebiyatı tarihinin bir kısmına 16.yy’dan tanzimat’a tanzimat’tan harf devrimine olan sürece tanıklık ediyoruz fakat bu sefer bir farkla; pek anlatılmayan ötekileştirilmiş cinsiyet ve cinsellik hikayeleriyle. Bir yanıyla aslında üslubun bu zaman zarfında nasıl gelişip değiştiğini de izleyebiliyoruz hikayeleri okurken fakat derleyenin sadeleştirmeyi tercih etmesi dolayısıyla dil için bunu yapabildiğimizi söyleyemeyeceğim. Ahmet Mithat Efendi’den Peyami Safa’ya Recaizade Mahmut Ekrem’den Ömer Seyfettin’e hepimizin bildiği yazarlar yer alıyor kitapta. Hikayelerin çoğu eşcinsel aşkları anlatıyor, birkaçında ise gökkuşağının altından geçerek cinsiyet değiştirmiş veyahut giydiği kıyafetlerle asıl cinsiyetini saklamaya çalışan kahramanlara, translara rastlıyoruz. Özellikle son iki hikayede eşcinselliğin kötü olduğunu hatta bir hastalık olduğunu, hemcinse aşık kadınların yarım kadınlar olduklarını çünkü bir yuva kuramayacakları ve anne olamayacaklarını (peyami safa’nın bu düşüncesi tanıdık geldi mi sizlere?) okura hissettirme gayreti önceki kimi hikayelerden çok daha yoğun bir şekilde göze çarpıyordu. Yazarı belli olmayan hikayeleri saymazsak sadece bir kadın yazar yer alıyor kitapta: Suat Derviş. O dönemde yazan diğer kadın yazarların eserlerinde öteki cinselliğe rastlamamış Serdar Soydan. Suat Derviş’in hikayesinde ise erkek gibi giyinen erkek gibi davranan bir kız çocuğu yer alıyor. Kadınların hemcinslerine aşkını anlatan hikayeler de dahil olmak üzere tüm hikayeler erkekler tarafından yazılmış. Peki beğendin mi diye soracak olursanız; Evet beğendim. Lisansta öğrenemediğim (çünkü böyle ötekileşmiş bir konuyu ele alacak bir akademisyen tanımadım okulumda) bir perspektif kattı bana

Yazarın biyografisi

Adı:
Mısra Gökyıldız

Yazar istatistikleri

  • 35 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 70 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.