Muhammed Hüseyin Fadlullah

Muhammed Hüseyin Fadlullah

Yazar
8.1/10
9 Kişi
·
20
Okunma
·
1
Beğeni
·
145
Gösterim
Adı:
Muhammed Hüseyin Fadlullah
Tam adı:
Ayetullah el-Uzma Muhammad Hussein Fadl-Allāh
Unvan:
Şii ve Müslüman din adamı
Doğum:
Necef, Irak, 16 Kasım 1935
Ölüm:
Beyrut, Lübnan, 4 Temmuz 2010
Lübnanlı büyük dini merci Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlullah, 16 Kasım 1935’te Irak’ın Necef kentinde dünyaya geldi.

Ayetullah Fadlullah’ın babası Allame Abdurrauf Fadlullah, dini ilimler tahsil etmek için Necef’e gitmiş ve Necef’teki dini ilimler havzasında öğrenim gördükten sonra ailesiyle birlikte uzun yıllar kaldığı Necef’teki ilmiye havzasında müderrislik yapmıştı.

Allame Muhammed Hüseyin Fadlullah, öğrenim hayatına babasının yanında Necef İlmiye havzasında başladı. Ayetullah Ebul Kasım Hoyi, Ayetullah Muhsin el-Hekim, Seyyid Mahmud Şahrudi ve Şeyh Hüseyin el-Hilli gibi döneminin büyük alimlerinden dersler aldı.

Son derece seçkin ve başarılı bir öğrenci olan Allame Fadlullah, kısa sürede dönemin Şii dünyasının önde gelen taklit mercilerinden Ayetullah Hoyi’nin dikkatini çekti.

Ayetullah Hoyi, ilmi araştırma merkezleri ve ilmiye havzaları kurmaya ve geliştirmeye büyük özen gösteriyordu. Lübnan’ın en-Neb’a bölgesinde kurdurduğu İslami ilimler merkezinin yönetimini Allame Muhammed Hüseyin Fadlullah’a bırakmıştı.

Allame Fadlullah, iç savaşı yılarında geldiği Lübnan’da ilmi faaliyetlerini sürdürürken, Şam’daki Hz. Zeyneb türbesi yakınlarında yer alan el-Murtaza dini ilimler havzasına da nezaret etti.

Lübnan’da ve Suriye’de çok sayıda kültürel merkezlerin yanı sıra çok sayıda mescidin kurulmasına da öncülük eden Allame Muhammed Hüseyin Fadlullah, akademik merkezler, sağlık merkezleri ve hayır kurumları da kurarak Lübnan halkına hizmet etti.

Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlullah, dünyanın birçok diline tercüme edilen çok sayıda kitabı ve ilmi çalışmasıyla olduğu kadar aktivist kişiliğiyle de tüm İslam dünyasında tanınan ve sevilen bir İslam alimiydi.

Allame Muhammed Hüseyin Fadlullah, doğrudan herhangi bir siyasi örgütün üyesi ve yöneticisi olmamasına rağmen İran İslam Devrimi Lideri İmam Humeyni’ye olan yakınlığından ve Lübnan direnişine verdiği destekten dolayı Hizbullah’ın manevi lideri olarak kabul edildi.

İslam dünyasının birlik ve beraberliğine gösterdiği hassasiyetten ve ufuk açıcı düşüncelerinden dolayı İslam dünyasının genelinde son derece sevilen ve takdir toplayan bir İslam alimi olan Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlullah, İsrail’e ve Amerika’nın bölge politikalarına yönelik karşıt tutumundan dolayı da sadece Müslümanlar arasında değil, tüm emperyalizm karşıtı organizasyonlar nezdinde de saygın bir isim olarak anılıyordu.

Allame Muhammed Hüseyin Fadlullah, karaciğer yetmezliğinden dolayı kaldırıldığı Beyrut’taki Behmen hastanesinde 4 Temmuz 2010 sabahı vefat etti.
Bizim siyasetimiz düşüncede açıklık ve netlik, sözde ve eylemde doğruluk, Allah'a içten bağlılık ve O'nun yoluna dosdoğru katılmak olmalıdır.
"Kim bir zalimi mazur görürse, Allah onun başına kendisine zulmedecek birini musallat eder. Ondan sonra dua etse de kabul edilmez."
...Ayeti kerime zor kullanmayı yasaklamakta ve hatta hor görmektedir. Çünkü zor kullanma gerçekte güçlülük değil, zayıflığın ta kendisidir. Düşüncesinde zayıflık, inancında çelişki ve metodunda aksama olmayan herhangi bir davetin zora başvurması mümkün değildir.
"Üç şeyde hiçbir kimsenin mazereti olamaz: İyi olsun kötü olsun emanet sahibine emenatini iade etmek, ister iyi ister kötü olsun anaya babaya iyilik etmek, iyi olsun kötü olsun herkese karşı ahdine vefa etmek"
Dinin asıl mekanı düşünce ve kalp olduğundan, pratik anlamda zorlama yapmaya ne şmkan vardır; ne de kendi hakikatlerine güvenen bir dinin bu yola başvurmasına gerek vardır.
İnsanı içindeki zaaf noktalarından koruyacak, dış etken de zorunludur. Çünkü insan çatışma ve mücadele alanlarında iradesini hezimete uğratacak zaaf hallerine teslim olabilir... Buradan hareketle mükafat ve ceza gibi bireysel ve toplumsal dış etkenlere ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz.
İnsanın kalbinin atışları sayılır söylercesine:
Hayatın kısa bir misafirlik olduğunu kendisine...
Öyle ise kendine ölümden sonra bir hatıra bırak;
Çünkü ikinci bir hayattır bu hatıralarda yaşamak...
Kutsama, şahsın kendisinde veya dönemin kendisinde boğulma demektir. Bu durum, o dönem hakkında veya gelecek dönemler hakkında açık görüşlülüğü kaybetmeye sebep olur.
176 syf.
Lübnanlı Şiî âlim, Muhammed Hüseyin Fadlallah'ın kaleme almış olduğu ve Sıbgatullah Kaya tarafından birkaç sansür uygulamasından sonra tercüme edilerek 1994'te yayınlanmış bir eserdir. Eser, Kur'anî ilkelere dayanarak, Kur'an'da, "Kur'an!a davet metodunun" nasıl olması gerektiğini incelemektedir.
Fadlallah, eserin giriş bölümünde öncelikle geçmişte yazılan eserleri eleştirerek, bir konunun, bir düşüncenin derli-toplu ve sistematik bir biçimde ele alınması gerektiğini, bu nedenle "sunuş biçiminin" önem arz ettiğini belirtiyor. Düşündece metodun önemine vurgu yaparak, davet metodunun ortaya konulmasının önemli olduğunu düşünüyorç Bu çerçevede, önemli gördüğü bir nokta ise, konunun teorik düzeyi değil, pratikte nasıl yankı bulacağının gösterilmesi olduğunu söylüyor.
Birinci bölümde "Davet metodu"nu işlerken, öncelikle "emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker" ile davet arasındaki farklılıklara değinerek; emr-i bi'l-ma'ruf'un İslam kalesinin içinde yer alan mümin, fasık ve mücrime karşı yapılacağını; davetin ise, kalenin dışında kalan küffar ve sapkınlara karşı yapılacağı şeklinde kategorize ediyor.
Fadlallah'ın önemli tasniflerinden bir diğeri de hoşgörü ayetleri ile savaş ayetlerini davet metodu ve devlet fıkhı şeklinde ayırması şeklinde (s. 23-24). Ona göre, davetçi, sertlik ve kuvvet yollarına başvurmamalıdır, çünkü davetin amacı aklı ve ruhu etkilemektir. Bu ise asla kuvvet yoluyla mümkün değildir. Zaten hak olan bir davet de bu gerçekliğiyle karşıdaki kişiyi ikna edebilecek bir kuvvettedir. Fakat yine de "kuvvet" gerektiren durumlar söz konusu olabilecektir ve bu durumda kuvvet, meşru olacaktır.
Fadlallah, beşeri ilişkilerde iki İSlamî metodun uygulanması gerektiğini düşünmektedir: Birincisi, içerisinde af, serbest bırakma, iyilik yapma, kötüyü savuşturma ve cahillerden yüz çevirme olan tesamüh/hoşgörü anlayışıdır. İkincisi ise, ferdin kendisiyle, yaratıcısıyla ailesiyle, ümmetle, insanlıkla ilişkisinde ortaya çıkan "adalet" anlayışıdır. Bu açıdan tesamüh, başkaları tarafından sergilenen düşmanlık ve kötülüklere karşı, insanın sergilediği temel barış metodudur. Adl ise, insanın başkalarıyla olan ilişkilerinde karşılaştığı hayat zorluklarını gideren olumlu ve kalıcı metoddur.
Fadlallah, Kuranî davet metodunu, Nahl sûresi, 90. ayet bağlamında işlemekte, bu ayeti merkez kabul ederek, diğer ayetleri bu çerçevede değerlendirmektedir. Ayette geçen "hikmet" kavramı, daha önceki müfessirlerin verdiği anlam eleştirilerek, esneklik (muktezaya göre davranma), uyanıklık ve tecrübe kelimeleriyle anlaşılmalıdır. Güzel öğüdü ise, "sizin yaklaşımınızın dostça bir yaklaşım olduğunu muhataba hissettiren ve sizin arzuladığınız şeyin kendi menfaatine olduğunu ona aksettiren tutum" şeklinde tanımlamaktadır. "En güzel şekilde mücadele" ise, davetçinin red durumunda takip edeceği bir yol olmalıdır. Ona göre, güzeli seçmek ve çatışmadan kaçınmak müslümanın hayat ilkesidir. Bu kapsamda Fadlallah Kur'an'dan ayetlerle ve siyer bilgileriyle konuya örnek getirmektedir.
Fadlallah'ın değindiği bir diğer nokta da İSlam'ın "kuvvet" mantığı, yani kıtal anlayışıdır. Genel olarak ayetler ve Hz. PEygamber'in savaşları konusunda incelemelerine bakınca onun İslam'ın savaş anlayışını, devletin varlığını koruma ve savunma savaşı olarak nitelediği görülmektedir. Yine buradan hareketle oryantalist iddialara cevap vermektedir.
Bir başka değinilmesi gereken bir konu da İslam'ın müşriklere ve tevhidi tanımayan inkarcılara karşı asla taviz vermeyeceği ve bunun "dinde zorlama yoktur" ayetiyle çelişmediği görüşüdür. Çünkü İslam'ın varlık sebebi tevhiddir ve bundan hiçbir surette taviz verilemez. Bu kapsamda İslam "egemen" güç olarak bunlara boyun eğdirmelidir.
Fadlallah, davetin alanının genişletilmesi gerektiği bunun kültürel, sosyal faaliyetler, siyasi düşünceler gibi alanlara yayılması gerektiğini düşünmekle birlikte akıl ve vicdana seslenen bir davet dili geliştirilmesi gerektiğini de düşünmektedir.
Son olarak kitaba ve yönteme dair kendi notlarımı ekleyeceğim;
1-Kitapta temel olarak Şiî müfessirlerden Tûsî'nin Tibyân'ından Tabersî'nin Mecme'ul-beyân'ından ve Tabatabâî'nin Mizân'ından yararlanılmaktadır. Bunun yanında, modern Şiî âlim el-Hûî, Muhammed Bakır Sadr'dan da faydalanmaktadır. Yine Mutezilî âlim Zemahşeri ve Sünnî modern dönem âlimlerinden Seyyid Kutub da yararlandığı diğer müfessirlerdir. Bunun yanında pek çok müsteşriklerin kitapları ve iddialarına da atıfta bulunmaktadır. Goldziher, Bernard Shaw, Marx, vb.
2-Kur'an'ı Kur'an ile tefsir etmekte, siyer bilgilerine yer vermekte, ehl-i beyt ve imam vurgusunu ön plana çıkarmamaktadır.
3-Güncelliği savunduğu gibi kendi de modern dönem teorilerine atıflarda bulunmaktadır.
4-Örneklendirme yolunu kullanmaktadır.
5-Filozof, sosyolog ve psikolog görüşlerine atıfta bulunmakta ve kendide açıklamalarında psikolojik ve sosyolojik değerlendirmelere yer vermektedir.
6-Bilgileri tahlil ve analiz ederek, yer yer alimleri eleştirmekte ve ayetlerin bağlamını göz önünde bulundurarak yeni görüşler sunmaktadır.
7-Bir eleştiri olarak, cihadı savaşa indirgemektedir (s. 174)
8-Bir diğer eleştiri noktası bazı konularda çok açık değil.
220 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Muhammed Hüseyin Fadlullah tarafından yazılan, daha doğrusu bir soru-cevap şeklinde ilerleyen röportajlar topluluğunun kitaplaştırılmış hali olan bu eseri Emrullah KERSİN çevirmiş olup, Ehl-i Beyt Yayıncılık basmıştır.



7 yaşına kadar oyun, 7-14 arası eğitim, 14-21 arası arkadaşlık safhası olması gerektiğini beyan eden bir hadis-i şerif ile başlayan kitap, Gençlerin Dünyası eseri ile tanımış olduğumuz yazarın, çocuk eğitimi ile ilgili görüşlerini merak edenler için okunması gereken bir kitaptır.

İlk dikkatimi çeken husus, içerisinde bulunulan döneme göre bir eğitim stratejisi seçilmesi gerektiğinin vurgulanmasıdır. Anne ve babalar, kendi yetiştikleri gibi evlatlarını yetiştirmeye kalkarsa aradaki kuşak farkı ve hızla değişen zamanın sonucu olan dünyadaki değişimden dolayı, bu eğitim yaklaşımının başarısız olma ihtimalinin yüksek olduğu belirtilmiş.

İkinci vurgulanan husus ise çocukların, gençlik dönemine geçtikleri andan itibaren gecikmeden evlendirilmeleri gerektiğidir.

Eğitim sırasında baskının rolü ile ilgili de, yerine göre dozunda baskının eğtimin bir parçası olduğu vurgulanmış. Bu görüş ise, el-Mutenebbi‘nin şiiri olan “Kılıç kullanılacak yerde ihsan etmek, ihsan edilecek yerde kılıç kullanmak kadar zararlıdır.” ifadesiyle desteklenmiştir.

“Başkasının fikrine saygı göstermeyen onunla tartışamaz” şeklindeki görüşte çocuğun eğitilirken ön yargılı değil saygılı yetiştirilmesine ışık tutmaktadır.

Bilinçli itaat ve kör itaat kavramlarının, eğitim sürecindeki davranışlara göre çocuğun karakterini etkileyeceği düşünülmektedir. Sorgulayarak, soru sorarak ve sorduğu soruların cevaplarını alarak itaat eden bir çocuk, bilinçli bir şekilde itaat eder. Kör itaat ise güce ve güç sahibine korkudan dolayı ses çıkaramamaktır. Bu çocukluk döneminde geçici bir çözüm olsa da daha sonraki süreçte çocuğa zararlı olacaktır.

Anne ve babanın çocuğuna karşı her zaman haklı olma durumunda olmaması gerektiği (haksız olduğu durumda) izah edilmiştir. Haksız olduğu durumda, -çocuğun anne ve babanın haksızlığını tespit ettiği durumda- anne ve baba gerekli özrü dileyip, izahatı yapmalıdır. Böylece çocuk ne kadar adil ve özgür bir ortamda yetiştiğinin farkına varmalıdır.

Başarısızlık, eğitimle gelen başarısızlık ve aileden gelen(kalıtımla) başarısızlık şeklinde iki kategoriye ayrılmıştır. Aileden gelen başarısızlık az orandayken, eğitimle gelen yani yanlış eğitimle gelen başarısızlık daha çoktur.

Muhammed Hüseyin Fadlullah’ın akılcı bakış açısı ve yaklaşımlarına bir örnek olması açısından, erken uyumanın eski dönemlerde elektrik olmadığından normal olduğunu, şimdilerde ise erken uyumanın anormal olduğunu söylemesi kitabın en dikkat çekici noktalarındandı.

Yine çocuğun maddi olarak her istediğinin anında karşılanıp, şımartılmaması gerekliliği de vurgulanmıştır.

Ev işlerindeki görev paylaşımına da değinen Muhammed Hüseyin Fadlullah, Hz.Ali(as)’nin odun ve su getirdiğini ama çocuklara bakmadığını, Hz. Fatıma(as)’nın ise ekmek yapıp, çocuklara baktığını belirtmiştir. Böylece kadın ve erkeğin fıtri olarak yatkın oldukları işleri yapmaları gerektiği belirtilmiştir.

Tam da bu noktada İslam’ın kız çocuğunun eğitimine engel olmadığını ve kocasının kölesi olmadığı vurgulanmıştır.

Altını çizdiğim, kendimce önemli gördüğüm bazı cümleler:

“Fikri bağımlılık çocuğun aktifliğini dondurur.”
“İslam çocukların zihinsel yapılarına uygun, gelişen araçlara ve yöntemlere dayanan, beyin yıkamaya dayalı olmayıp üretken ve sorgulayıcı akla yönlendiren genel bir eğitim projesi sunar.”
“Anne ve baba çocuklarının kendi kopyaları olmalarını ister, oysa onlar farklı bireylerdir.”
207 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Genel olarak İslami hareketin sorunları ve geleceğiyle ilgili çalışmalar yapmıştır . Lübnan’daki Hizbullah ın fikri liderlerindendir .Gençlerle ilgili birçok makalesi ve sohbeti vardır .

Yazarın biyografisi

Adı:
Muhammed Hüseyin Fadlullah
Tam adı:
Ayetullah el-Uzma Muhammad Hussein Fadl-Allāh
Unvan:
Şii ve Müslüman din adamı
Doğum:
Necef, Irak, 16 Kasım 1935
Ölüm:
Beyrut, Lübnan, 4 Temmuz 2010
Lübnanlı büyük dini merci Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlullah, 16 Kasım 1935’te Irak’ın Necef kentinde dünyaya geldi.

Ayetullah Fadlullah’ın babası Allame Abdurrauf Fadlullah, dini ilimler tahsil etmek için Necef’e gitmiş ve Necef’teki dini ilimler havzasında öğrenim gördükten sonra ailesiyle birlikte uzun yıllar kaldığı Necef’teki ilmiye havzasında müderrislik yapmıştı.

Allame Muhammed Hüseyin Fadlullah, öğrenim hayatına babasının yanında Necef İlmiye havzasında başladı. Ayetullah Ebul Kasım Hoyi, Ayetullah Muhsin el-Hekim, Seyyid Mahmud Şahrudi ve Şeyh Hüseyin el-Hilli gibi döneminin büyük alimlerinden dersler aldı.

Son derece seçkin ve başarılı bir öğrenci olan Allame Fadlullah, kısa sürede dönemin Şii dünyasının önde gelen taklit mercilerinden Ayetullah Hoyi’nin dikkatini çekti.

Ayetullah Hoyi, ilmi araştırma merkezleri ve ilmiye havzaları kurmaya ve geliştirmeye büyük özen gösteriyordu. Lübnan’ın en-Neb’a bölgesinde kurdurduğu İslami ilimler merkezinin yönetimini Allame Muhammed Hüseyin Fadlullah’a bırakmıştı.

Allame Fadlullah, iç savaşı yılarında geldiği Lübnan’da ilmi faaliyetlerini sürdürürken, Şam’daki Hz. Zeyneb türbesi yakınlarında yer alan el-Murtaza dini ilimler havzasına da nezaret etti.

Lübnan’da ve Suriye’de çok sayıda kültürel merkezlerin yanı sıra çok sayıda mescidin kurulmasına da öncülük eden Allame Muhammed Hüseyin Fadlullah, akademik merkezler, sağlık merkezleri ve hayır kurumları da kurarak Lübnan halkına hizmet etti.

Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlullah, dünyanın birçok diline tercüme edilen çok sayıda kitabı ve ilmi çalışmasıyla olduğu kadar aktivist kişiliğiyle de tüm İslam dünyasında tanınan ve sevilen bir İslam alimiydi.

Allame Muhammed Hüseyin Fadlullah, doğrudan herhangi bir siyasi örgütün üyesi ve yöneticisi olmamasına rağmen İran İslam Devrimi Lideri İmam Humeyni’ye olan yakınlığından ve Lübnan direnişine verdiği destekten dolayı Hizbullah’ın manevi lideri olarak kabul edildi.

İslam dünyasının birlik ve beraberliğine gösterdiği hassasiyetten ve ufuk açıcı düşüncelerinden dolayı İslam dünyasının genelinde son derece sevilen ve takdir toplayan bir İslam alimi olan Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlullah, İsrail’e ve Amerika’nın bölge politikalarına yönelik karşıt tutumundan dolayı da sadece Müslümanlar arasında değil, tüm emperyalizm karşıtı organizasyonlar nezdinde de saygın bir isim olarak anılıyordu.

Allame Muhammed Hüseyin Fadlullah, karaciğer yetmezliğinden dolayı kaldırıldığı Beyrut’taki Behmen hastanesinde 4 Temmuz 2010 sabahı vefat etti.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 20 okur okudu.
  • 7 okur okuyacak.