Muhammed İbn Muhammed el-Kerderi

Muhammed İbn Muhammed el-Kerderi

Yazar
9.0/10
1 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
185
Gösterim
Adı:
Muhammed İbn Muhammed el-Kerderi
Unvan:
Âlim, Yazar
Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Şihâb bin Yûsuf el-Kerderî, el-Büreykînî el-Hârezmî’dir. Kerderî ve Bezzâzî nisbetleriyle meşhûr oldu. Müncid lügat kitabında Bizzâz denilmektedir. Aslen, Harezm’in Kerder köyündendir. “İbn-ül-Bezzâz” diye de tanınırdı. Lakabı Hâfızüddîn’dir. Doğum târihi belli değildir, İlim tahsiline memleketinde başladı. Dört sene kadar İbn-i Arabşâh’ın yanında kaldı. Fıkıh ve usûl-i fıkıh ilimlerini ondan tahsil etti. Ondan çeşitli eserleri okudu. Kâdı Sa’düddîn bin Deyrî ile karşılaşıp, ondan ilim öğrendi ve onunla, birlikte Kâhire’ye gitti. Orada bulunan Emîn Aksarâyî, onu, kendisi ve cemâati için alıkoydu. Bir ara Kırım’a ve Eflak’a gidip, iki sene kadar buralarda kaldı. Hac yaptıktan sonra vatanına döndü. Daha sonra Osmanlı ülkesine geldi. Bursa’da Molla Şemseddîn Fenârî ile sohbet etti. “Bezzâziyye” adındaki fetvâ kitabı çok meşhûr ve mu’teberdir. “Menâkıb-ı İmâm-ı Ebî Hanîfe” kitabı da meşhûrdur. Ayrıca onun, “Şerhu Muhtasar-ı Kudûrî” adında bir eseri daha vardır. 827 (m. 1424) senesi Ramazan ayı ortalarında Mekke’de vefât etti.
Bir kimse ilmi, dünya için öğrenirse ilim, o kimsenin kalbinde kuvvetle yer etmez ve hiç kimse o ilimden yararlanamaz, o ilmin hiç bere-keti de olmaz. Kim ilmi âhiret için öğrenirse o ilimde bereket olur, kalbde muhkem olur ve ondan herkes istifâde eder faydalanır
El-Şafiinin şöyle dediğini duydum,Malike şöyle soruldu:“Ebu Hanifeyi gördünmü?” O dedi, “Evet, öyle bir adam gördüm ki,eğer şu sütun altındandır diye ileri sürerse,bunu delilleriyle ispat eder"
“İmâm’ın arkasında namaz kıldım. Namazını bitirince mihraba oturdu. Bir kimse gelip: “Bu kadar süs olan bir mihrabda namaz kılmak câiz mi?” dedi. İmâm: “Bu mihrabda kırk beş yıldır namaz kılarım daha burada süs olduğunu hiç görmedim” dedi. Sonra süsü kaldırmala-rını emretti.” Yine rivâyet edilir ki: “Bir kimse “Mes-cidin tavanı ne güzelmiş!” dedi. İmâm: “Kırk yıldan daha fazla zamandır namaz kıldığım bu mescidin daha tavanını görmedim” dedi.
Nadr ibn Muhammed şöyle rivâyet eder: Halîfe, İmâm’ın fetvâ vermesini yasaklamıştı. Oğlu Hammâd [v.738], İmâm yalnız iken bazı mes’eleleri kendisine sordu. İmâm cevâb vermedi. Hammâd: “Sen hiç kimsenin görmediği bir yerdesin, kimden korkar-sın?” diye sordu. İmâm: “Halîfe bana fetvâ veriyor mu-sun diye sorduğunda inkâr edip yalan söylemek gerek-tiği için korkuyorum” dedi.
İmam-ı Davud-ı Tai der ki;Nice sevinç vardır ki sahibini helak eder;nice mekruh vardır ki onu sevmezler;ama sahibinin din ve dünyasının kurtuluşu onda olur.
İmam-ı Azam Ebu Hanife zamanında onu sevmeyen ve ona buğzeden muhaliflerinden bir tanesi, talebelerinin ve sevenlerinin huzurunda onu cevapsız bırakıp mahcup etmek için aldatıcı bir soru hazırladı. Ve büyük imamın bulunduğu meclise gelip bu aldatıcı ve karmaşık soruyu sordu.

-Bir adam var ki onun kamil bir Müslüman olduğuna herkes şehadet eder, fakat bazı sözleri var ki küfür kokuyor. Onun hakkındaki hükmünün ne olduğu öğrenmek istiyorum. Bu kimse şunları söylüyor:

"Cenneti ümid etmiyorum,

Cehennemden ve Allah'tan korkmuyorum.

Ölü etini severek yerim.

Rükusuz ve secdesiz namaz kılarım.

Hakka buğzeder, fitneyi severim.

Yahudi ve Hıristiyanları da tasdik ederim.

Görmeden şahitlik ederim."

Işte böyle bu kimse hakkındaki hükmünüz nedir?

Imamı Azam Ebu Hanife hazretleri bunu soran kimseye;

"Peki bu kimse hakkında senin bir fikrin var mı?" deyince, o; "Ben ne diyeyim, bunu sana soruyorum."dedi.

Imamı Azam talebelerine döndü ve aynı soruyu onlara sordu. Talebeleri de; "bu söylenenler küfür alameti olduğu için, söyleyen kimsenin küfrüne delalet eder." diye cevap verdiler.

Bunun üzerine Imam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri sözü aldı ve hafif bir tebessüm le bu söylenenlerin ne manaya geldiğini tek tek şöyle açıkladı:

"Bu adam gerçekten de kamil bir mümindir. Zira onun söylediği bu sözler hep mecazidir, tevili vardır. Şöyle ki: Bu kimse cenneti ümit etmiyor. Yani Cennetin sahibi olan Hz. Allah'ı ümit ediyor.

Cehennemden korkmuyor, Cehennemin sahibinden korkuyor.

'Allah'tan korkmuyorum' derken, Allah'ın adaletle hükmedeceğini bildiği için, Allah'ın kendisine zulmedeceğinden korkmuyor.

'Ölü eti yerim' derken, söylemek istediği balık etidir.

'Rükusuz ve secdesiz namaz kılarım' demekle, cenaze namazını kastediyor.

'Hakka buğz ederim' sözüyle kastettiği şey, ölümdür. Herkes için Hak (ölüm) vaki olacak. Mevla Teala'ya daha fazla kulluk yapabilmek için ölümü istemiyor.

'Fitneyi severim' derken fitneden kastı ise evlatlarıdır. Çünkü Mevla Kur'an-ı Kerimde Mal ve evladı fitne olarak zikredilmiştir. (Teğabun: 15)
​Muhammed bin Nadr el-Harisi dedi ki:İlmin başı susmak, sonra dinlemek, sonra ezberlemek, sonra amel etmek, sonra da yaymaktır.
Hâricîler Kûfe’ye girdikleri zaman her günah işleyeni kâfir ve bunları tekfir etmeyenlere de kâfirdir diyorlardı. Hâricîler, Hazret-i İmâm-ı A‘zam’ı Kûfe halkının şey-hidir diye yakaladılar. Hazret-i İmâm’a “Küfürden töv-be et” dediler. İmâm da: “Her türlü küfürden tövbe ediyorum” dedi. Hâricîler: “Sizin küfrünüzden tövbe ediyorum demek istiyorsun” dediler. İmâm-ı A‘zam radıyallâhu anhe yine tövbe etmesi için baskı yaptılar. İmâm da onlara: “Benim murâdımın bu olduğunu bili-yor musunuz, yoksa tahmîn mi ediyorsunuz?” diye sor-du. Hâricîler: “Tahmîn ediyoruz” diye cevâb verdiler. İmâm: “Zannın çoğu günahtır. Günah ise sizin na-zarınızda küfürdür. Öyleyse küfürden tövbe edin” dedi. Hâricîler: “Sen de küfründen tövbe et” dediler. İmâm yine: “Her türlü küfürden ben tövbe ediyorum” dedi. İmâm’a karşı gelen düşmanlar: İmâm iki kere küfürden tövbe etti dediler ve bu sözü hîle aracı yapıp gerçekten saptırarak halka yaydılar.
Bir gün bir kimse Hazret-i İmâm’a gelip: “Borçluyum. Alacaklının beş yüz akçesini benden almaması için aracı olur musun?” dedi. İmâm, alacaklıyı alacağı paranın tamâmından vazgeçirince borçlu: “Maksadım hepsinden temize çıkmak değildir ancak istenilen miktarın beş yüzünü temize çıkarmaktır” de-diğinde İmâm: “Borç, senin değildir, benimdir, o ödendi” dedi.
Kitap İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin öğrencisi Muhammed Kerderi tarafından yazılmış ve 424 yıl sonra günümüz türkçesiyle yayınlanmış iki ciltten oluşmakta,ilk ciltte İmam'ın hocası,öğrencileri,halk ve dönemin halifeleri vs. tarafından İmam hakkında söylenenleri ve İmam'ın sorulan fetvalara pratik zekası ve eşsiz fıkıh bilgisiyle verdiği cevapları konu etmiş, ikinci ciltte ise İmamın yetiştirdiği öğrencilerin hayatları ele alınmış ve güzel bir eser ortaya çıkmış.
İmam-ı Azam'ın asıl mesleğinin kumaş tüccarı olduğunu öğrenince şaşırdım ve hocasını çok sevdiği için oğlunun adını da hocasının adı olan Hammad koyması güzel bir vefa örneği gerçekten.Birçok mesele ile ümmetin ışığı olmuş.Allah rahmet eylesin.

Yazarın biyografisi

Adı:
Muhammed İbn Muhammed el-Kerderi
Unvan:
Âlim, Yazar
Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Şihâb bin Yûsuf el-Kerderî, el-Büreykînî el-Hârezmî’dir. Kerderî ve Bezzâzî nisbetleriyle meşhûr oldu. Müncid lügat kitabında Bizzâz denilmektedir. Aslen, Harezm’in Kerder köyündendir. “İbn-ül-Bezzâz” diye de tanınırdı. Lakabı Hâfızüddîn’dir. Doğum târihi belli değildir, İlim tahsiline memleketinde başladı. Dört sene kadar İbn-i Arabşâh’ın yanında kaldı. Fıkıh ve usûl-i fıkıh ilimlerini ondan tahsil etti. Ondan çeşitli eserleri okudu. Kâdı Sa’düddîn bin Deyrî ile karşılaşıp, ondan ilim öğrendi ve onunla, birlikte Kâhire’ye gitti. Orada bulunan Emîn Aksarâyî, onu, kendisi ve cemâati için alıkoydu. Bir ara Kırım’a ve Eflak’a gidip, iki sene kadar buralarda kaldı. Hac yaptıktan sonra vatanına döndü. Daha sonra Osmanlı ülkesine geldi. Bursa’da Molla Şemseddîn Fenârî ile sohbet etti. “Bezzâziyye” adındaki fetvâ kitabı çok meşhûr ve mu’teberdir. “Menâkıb-ı İmâm-ı Ebî Hanîfe” kitabı da meşhûrdur. Ayrıca onun, “Şerhu Muhtasar-ı Kudûrî” adında bir eseri daha vardır. 827 (m. 1424) senesi Ramazan ayı ortalarında Mekke’de vefât etti.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.
  • 1 okur okuyacak.