Muharrem Balcı

Muharrem Balcı

YazarEditör
9.0/10
2 Kişi
·
6
Okunma
·
11
Beğeni
·
589
Gösterim
Adı:
Muharrem Balcı
Tam adı:
Av. Muharrem Balcı
Unvan:
Avukat, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1952
İlk, Orta öğrenimini Sarıyer'de, Lise öğrenimini İstanbul Sarıyer Lisesinde tamamladı. 1977 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olarak Avukatlık stajına, 1979 yılı Şubat ayında fiilen Avukatlık mesleğine başladı. Halen serbest Avukatlık yapmaktadır. Evli, dört çocuklu, 7 torunludur.

Av. Muharrem Balcı, fiili avukatlığının ve hukuk çalışmaların yanı sıra birçok sivil toplum kuruluşunun kurucu üyesidir ve bu kuruluşların çalışmalarına aktif olarak da katılmaktadır. Bunlar arasında, Hukukçular Derneği (HD), Mazlumlarda Dayanışma Derneği, MAZLUMDER) Kurucu Üyelikleri, Tüketiciler Birliği (TB) Onur Kurulu Başkanlığı, Hasta Hakları Aktivistleri Derneği ve Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin kurucu üyeliği ve Onur Kurulu Başkanlığı, Araştırma Kültür Vakfı (AKV) Kurucu Üyeliği, 69. Dönem (2010 – 2012) Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanlığı, Sınırsız Kardeşlik ve Dayanışma Derneği (KİYADER) ile Dünya Yetimler Eğitim Vakfı Kurucu Üyeliği yapmış olup birçok sivil toplum kuruluşunun da fahri Hukuk Danışmanlığını yapmaktadır.
Hukukçu Dostları ve Öğrencileri ile birlikte Eylül 2014'te kurduğu HUKUK VAKFI'nın Başkanıdır.
23 yıldır (1998) kesintisiz / tatilsiz İSTANBUL'da, 2008'den itibaren Ankara'da, 2011'den itibaren Üsküp'te, 2014'ten itibaren Gaziantep'te, 2016'dan itibaren Konya'da ve 2017 Kasım'ından itibaren de Adana'da, 2018'den itibaren Kayseri'de ve Bursa'da GENÇ HUKUKÇULAR HUKUK OKUMALARI GRUBU'nun çalışmalarını yürütmekte ve bu çalışmaların toplandığı BİRİKİMLER'in (2003, 2006, 2009, 2012, 2016) editörlüğünü yapmaktadır.
Çok sayıda makalesinin yanı sıra yayımlanmış kitapları, araştırma raporları, tebliğleri, konferansları vardır. Mecelle'yi, Tanzimat ve Islahat Fermanlarını ilk defa sadeleştirerek genç hukukçulara sunmuştur.
..Aile Akademisi Derneği ve SEKAM’ın bu raporu, yaklaşık 40 yıldır bu politikayı uygulayan ülkelerde kadının ve ailenin durumu çok daha iyi olması gerektiğini, sözü edilen sorunların çözümünde kayda değer bir ilerleme görülmediğini tespit ediyordu. Araştırmanın bulgular bölümünde, bu ülkelerin araştırmaya konu olan 5 değişkenin35 tamamında da Türkiye’den daha kötü durumda olduğu tespit ediliyordu. Bu sonuç, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının bu sorunların çözümünde etkisiz kaldığını ortaya koyması açısından önemlidir. Rapor şu can alıcı soruyu soruyor: Niçin kadın ve aileye ilişkin sorunların çözümünde toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının uygulanmasında ısrar ediliyor? Eğer toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları bu sorunların çözümünde etkili olsaydı, öncelikle uzun yıllardır bu politikayı en iyi şekilde uygulayan ülkelerde işe yaramış olması gerekmez miydi?36

Nitekim bu bağlamda şu satırlar hayli önemli açıklamalar içermektedir:

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde model olan İskandinav ülkelerinde şiddet ve tecavüz oranları ürkütücü seviyelerdedir. Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre Finlandiya’da her yıl 50.000 kadın tecavüz ve cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Danimarka’da 2017 yılında 24.000 kadın tecavüze uğramış veya tecavüz girişiminde bulunulmuştur. Konu ile ilgili Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo, cinsiyet eşitliği açısından ilk sıralarda yer alan İskandinav ülkelerinin şok edici derecede yüksek tecavüz oranlarına sahip olmasının bir çelişki olduğunu ifade etmiştir. Benzer şekilde toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı politikaların uygulanmaya başlamasından sonraki süreçte de, ülkemizde istatistikler şiddetin azalmadığını göstermektedir. Adalet Bakanlığı verilerine göre aile ve asliye mahkemelerinde onaylanan kolluk kuvveti kararları her geçen yıl artmaktadır. Bir bakıma uygulamada olan İstanbul Sözleşmesi ve dayandığı toplumsal cinsiyet perspektifinin hem ülkemizde hem de dünyada şiddeti önlemedeki başarısı oldukça tartışmalıdır.37
Kadın cinâyetlerine karşı olmayan insan olamaz.
İstanbul Sözleşmesi'nin amacı cinâyetleri önlemek değil.
Kadın cinâyeti işin sonu!
*
Asıl hedef sapkın eşcinsel ilişkileri meşrulaştırmak, âileyi yıkmak!
Âile çökerse toplum çöker
*
İstanbul Sözleşmesi İhânettir...
Dün kadınları ayaklarından zincire vurup köle pazarında satanlar,

Bugün, cenneti kadınların ayaklarının altına seren dinin mensuplarına kadın hakları dersi veriyor..

En acısı da ne biliyor musunuz?

O dinin mensuplarının, onların zincirine girip boyunduruğuna vurulması..!

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ İPTAL EDİLSİN!..
Siyasi bilinç sahiplerinin teslim ettiği gibi toplumsal cinsiyet eşitliği küresel politik bir projedir.“ İnsanlığın mahvına neden olacak, insan cinsini insanlıktan çıkaracak, Harari'nin ifadeleriyle, insan türünü farklılaştıracak politikaların taşıyıcısı, bir yapısöküm projesidir.15 İstanbul Sözleşmesi bu yapısöküm projesinin uygulanmasında yasal dayanak olarak dayatllmaktadir. İstanbul Sözleşmesi ile insanların iradeleri felç edilerek, toplumsal cinsiyet eşitliği aşkına her tür queer/akışkan kimlik sapkınlığına yol verilmektedir. Türlü eğlence yolları kullanılarak gençlerin iradelerine çökülmekte, bağımlılaştırarak köleleştirilmelerinin yani sıra, cinsel tercih/yönelimler oluşturarak iradeleri felç edilmek istenmektedir. Bu bir politik savaştır ve bu savaşın asıl gayesi insanları öldürmek değil, iradelerini yok etmektir. Nitekim savaşın kurallarının en önemlisi, belki de hepsinin özeti: “Savaş, hasmını yok etmek için değil, iradesini yok etmek için yapılır."kuralıdır.Konu şiddet değildir.Şiddet bu projenin gösterilen bir ucudur.Arkadan gelen asil tehlike, iradeler üzerinde algı yönetimi ile sonuca gitmektir.17
İstanbul sözleşmesi "kadını güçlendirmek" içinse erkeği güçlendirmek için Ankara sözleşmesi mi yapalım?
İnsanı güçlendirsek olmaz mı?
Asgarî ücret belirleme komisyonu Aralık 2019’da toplanarak asgari ücret rakamını açıkladı. Çalışan kadınlara yönelik kreş desteği sağlayan Bakanlık, ev annelerine yönelik bir destek sağlamadı. Burada aslında desteğe ihtiyacı olan, geçim standardı düşük, eşi asgari veya biraz üzerinde ücreti olan ve annelik yapan kadınlardır. Bakanlığın ismindeki Aile’ye yakışır şekilde ev anneliğini özendirecek ve teşvik edecek çalışmalar yapması gerekir. Oysa tüm çalışmaları kadının istihdamı üzerinedir.

Bazı itirazlar gelebilir bu görüşümüze. Ancak çalışmayan anneye (ev kadınlarına) sağlanan destekle çalışan kadınlara destek arasında önemli farklar vardır. Buradan kadınların çalışmasına karşı olduğumuz çıkarılmasın. Ancak ev kadınlığı zor bir meslektir. Ev anneliğine teşvik nedenlerinden biri de, çocukların aile kültüründen mahrum kalmamasıdır. Ev anneliğinin desteklenmesi hâlinde, hem birçok kadın çocuğu ve ailesiyle ilgilenecek, hem de işsizlik oranım aşağı çekecektir. Devlet bu yönde bir destek sağlarsa birçok ailenin mağduriyeti de giderilmiş olur.

Çalışan kadına aylık 650 TL + 1.300 TL gibi desteğe rağmen, çalışmayan, çocuğuna bakan ya da evde bir değer üreten ev kadınlarına yönelik bir çalışma yapılmamaktadır. Bu politika sosyal hayatta da kendini göstermekte ve kendi tercihleri doğrultusunda dışarıda ücretli bir işte çalışmayıp evlerinde üretim yapan kadınlar değersizleştirilmektedir. Kadın çalışma hayatına girmeye zorlanmakta ve çalışan kadının daha değerli, daha güçlü olduğu hissi topluma dayatılmaktadlr. İlginçtir, kadın hakları savunucusu görünümündeki sivil toplum kuruluşlarının evde değer üreten kadınların haklarına ilişkin çalışmalarına pek rastlayamıyoruz. Varsa da bu faaliyetler STK’lar düzeyinde çok küçük kalmaktadır. Kadına destek bir devlet politikası ise, tüm ka'dınlara yine devlet eliyle yasalaştırılarak yapılmalıdır.

~
Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda en ileri ülke olan İsveç, içinde cinsiyete dair hiç bir uyaranın bulunmadığı, her çocuğun ayni renk ve tarz giyinip aynı oyuncaklarla oynadıkları öncü okulları kurdu bile.77 Cinsiyetsiz okullar, Avrupa toplumundan bile “yeni bir tarikat”m dünyaya dayatılması eleştirisi ile karşılandı.73

Sözleşme savunucularının, Yapı Kredi Yayınları'nın Kız Çocuk Hakları Bildirgesi ve Erkek Çocuk Hakları Bildirgesi isimli kitaplarından haberdar olmadığını da düşünemeyiz.

Kitaplarda; Kız ve erkek olmanın hiçbir kalıba sokulmaması gerektiği, İsteyenin istediği hayatı yaşayabileceği, Zevklerin ve yaşamın tartışmaya kapalı olduğu gibi mesajlar yer alıyor.

Söz konusu kitaplar, sosyal medyada eleştirilince yayından ve satıştan kaldırıldı. İsveç modeline ne kadar da benziyor:

İsveç’te okul öncesi eğitim veren cinsiyetsiz okullarda kız ve erkeklerin ayrı oyuncakları ve oyun alanları bulunmuyor. Aynı anda, aynı oyuncaklarla oynayan çocukların herhangi bir cinsiyete “zorlayarak” bir eğilimi olmaması amaçlanmış. Bu iki okulun ismi Nicolaigarden ve Egalia. Egalia, Latince’de eşitlik anlamına gelen bir kelime. Okulda “çocukların belirli cinsiyet sınırları içerisine hapsedilmediği” dile getirilirken, çocuklara kız yahut erkek olduklarına dair herhangi bir ifadeyle hitap edilmiyor. Okulun temel prensiplerinden biri, kızlara kız, oğlanlara oğlan dememek! Bunun yerine “arkadaş” veya “çocuk” diyorlar. Çocuklar daha çok isimleriyle çağrılırken, cinsiyet ihtiva etmeyen Türkçede “o” anlamına gelen “hen” zamiri de kullanılmakta. Okulda kullanılan kitaplarda sadece klasik anne-babaya değil, eşcinsel çiftlere de yer veriliyor.79 Bu tarz okulların yakın dönemde Türkiye’de de açılması taleplerinin reddi hâlinde AB kriterleri ve AİHM ne diyecek? Bu sorunun cevabını İs' tanbul Sözleşmesi savunucularının vermesi gerekiyor. Soruyu, “Çocukları kim koruyacak?” diye de sorabiliriz:

KAOSGL Dergisi’nin 154. sayısında dosya konusu “çocuk" idi. Çocuk olmak, çocuk hakları gibi konuların yer aldığı dergide LGBT’li çocuk ve gençlerin deneyimlerine yer verildi. Ailenin “antisosyal bir kurum” olduğu fikri üzerinden toplumsal sınıf ve cinsiyet rolleri eleştirildi. Çocukların cinsiyet haklarından ve cinsel tercihteki özgürlüklerinden bahsedildi. Derginin çizimleri Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne katılan çocuklara ait. Merkez uzun zamandır çocuk hakları üzerine yürüttüğü çalışmalarda LGBT’yi de işliyor.80

Bugün “Onur Yürüyüşleri” adıyla 8-10 yaşındaki küçücük çocuklar “cinsel obje” gibi giydirilerek dünyanın en “medeni” şehirlerinin caddelerinde yürütülüyor, dans ettiriliyor.

Bir LGBT grubu tarafından “süper özgürlük” diye paylaşılmış 8 yaşında bir başka erkek çocuğu. Çocuk videoda şunları söylüyor: “Bence herkes istediği her şeyi yapabilir. Eğer aileniz bundan rahatsızsa yeni bir aile bulursunuz. Arkadaşlarınız rahatsızsa yeni arkadaşlar bulursunuz.”

8 yaşında bir çocuk bunları “özgürlük kavramı” üzerine yaptığı engin araştırmaları neticesinde söylemiyor. Bunlar çocuğa ezberletilmiş. Hasta aileleri ya da LGBT dernekleri aracılığı ile verilen eğitimlerde.

8 yaşında kadın görünümüne girmiş erkek çocuğunun ELLE Sponsorluğunda servis edilip 10 milyon görüntülenme alması artık “normal” bir durum. Bunu eleştirmek “homofobik gericilik” oluyor!8ı İstanbul Sözleşmesine eleştiri getirmek de bu çevreler tarafından “homofobik gericilik’le suçlanıyor.

Sayısız örnekle çoğaltılabilecek bu rezaleti görmezden gelerek “komplo teorisi” diye anmaya devam mı edeceğiz? Ben etmiyo. rum ve soruyorum: Çocukları kim koruyacak?32

Tüm bunlar Toplumsal cinsiyet eşitliği ve bunu güvenceye alan İstanbul Sözleşmesinin bir gereği/uygulaması hâline gelirse ne olacak? Şimdi Sözleşme karşıtlarını homofobik/transfobik gericilikle damgalayanlar, bu sapkınlıklara izin verilmemesini, engellenmesini AİHM’e taşıdıklarında çıkacak sonucu bugünden öngörebiliyoruz. Feminist veya eşcinsel olmadıkları hâlde Sözleşmeyi savunanlar da sonucu Öngörebiliyorlar mı?
Türkiye’de cinsel istismar konulu ihbar ve şikâyetlerin büyük bölümünün iftira olduğu ortaya çıktı. Zira cinsel istismar iftiraları günümüzde büyük bir rant konusu hâline gelmiş durumda. Binlerce kadın ya kendisi ya da kız çocuklarına iftira attırıp karşı taraftan yüksek miktarlarda paralar istiyor. Karşı taraf bu parayı verse bile davası yine de devam ediyor. Cinsel istismar iftirası yüzünden binlerce masum insan cezaevlerinde yatıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının verdiği bilgilere göre şiddet mağdurlarının kullanımına sunulan ALO 183 hattina günde 4 bin ihbar geliyor. Bunların ortalama 1000 tanesi cinsel taciz ve istismar ihbarı. Bu istismar ihbarlarının da 985’i sahte çıkıyor. Kanun, kötü niyetli kişileri sahteciliğe, dolandırıcılığa sevk ediyor. Bu durum ülkemiz için büyük bir felaket. Çünkü bu durum senede yaklaşık 360 bin kişinin iftira mağduru olması demektir. Bu konunun istismara bu kadar açık olmasının nedeni, ilgili kanunda yapılan değişiklikle mağdur beyanında artık bir belge veya şahit sunulmasına gerek olmaması. Bir de ihbarın geçersiz olduğu anlaşılsa dahi çoğu zaman sahte ihbar yapan hakkında bir işlem yapılmıyor. Sonuçta iftira mağdurları zan altında kalmaktan dolayı itibar kaybına ugruyorlar, toplumdan dışlanıyorlar, aileleri dağılıyor, işlerini kaybediyorlar, aldıkları tehditler isimlerinin lekelenmesi bu insanların hayatlarını karartıyor. Taciz ve istismar iftiralari üzerine tutuklanıp aylarca hatta yıllarca hapis yatanlar var. Normalde suçu isnat edenin bu suçu ispat etmesi zorunlu olduğu hâlde bugün binlerce insan cezaevlerinde delilsiz ve mesnetsiz iftiralar nedeniyle tutuklu ya da mahküm olarak yatıyor. Eğer iftiraya uğrayan kişi, özgürlüğünden mahrum edilmişse iftiracının cezasında artırım yapılıyor. Ancak iftiraya uğrayan için olan olmuş yıllarca suçsuz yere hapis yatmış oluyor.“
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Muharrem Balcı
Tam adı:
Av. Muharrem Balcı
Unvan:
Avukat, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1952
İlk, Orta öğrenimini Sarıyer'de, Lise öğrenimini İstanbul Sarıyer Lisesinde tamamladı. 1977 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olarak Avukatlık stajına, 1979 yılı Şubat ayında fiilen Avukatlık mesleğine başladı. Halen serbest Avukatlık yapmaktadır. Evli, dört çocuklu, 7 torunludur.

Av. Muharrem Balcı, fiili avukatlığının ve hukuk çalışmaların yanı sıra birçok sivil toplum kuruluşunun kurucu üyesidir ve bu kuruluşların çalışmalarına aktif olarak da katılmaktadır. Bunlar arasında, Hukukçular Derneği (HD), Mazlumlarda Dayanışma Derneği, MAZLUMDER) Kurucu Üyelikleri, Tüketiciler Birliği (TB) Onur Kurulu Başkanlığı, Hasta Hakları Aktivistleri Derneği ve Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin kurucu üyeliği ve Onur Kurulu Başkanlığı, Araştırma Kültür Vakfı (AKV) Kurucu Üyeliği, 69. Dönem (2010 – 2012) Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanlığı, Sınırsız Kardeşlik ve Dayanışma Derneği (KİYADER) ile Dünya Yetimler Eğitim Vakfı Kurucu Üyeliği yapmış olup birçok sivil toplum kuruluşunun da fahri Hukuk Danışmanlığını yapmaktadır.
Hukukçu Dostları ve Öğrencileri ile birlikte Eylül 2014'te kurduğu HUKUK VAKFI'nın Başkanıdır.
23 yıldır (1998) kesintisiz / tatilsiz İSTANBUL'da, 2008'den itibaren Ankara'da, 2011'den itibaren Üsküp'te, 2014'ten itibaren Gaziantep'te, 2016'dan itibaren Konya'da ve 2017 Kasım'ından itibaren de Adana'da, 2018'den itibaren Kayseri'de ve Bursa'da GENÇ HUKUKÇULAR HUKUK OKUMALARI GRUBU'nun çalışmalarını yürütmekte ve bu çalışmaların toplandığı BİRİKİMLER'in (2003, 2006, 2009, 2012, 2016) editörlüğünü yapmaktadır.
Çok sayıda makalesinin yanı sıra yayımlanmış kitapları, araştırma raporları, tebliğleri, konferansları vardır. Mecelle'yi, Tanzimat ve Islahat Fermanlarını ilk defa sadeleştirerek genç hukukçulara sunmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 6 okur okudu.
  • 23 okur okuyacak.