Muhiddin-i Arabi

Muhiddin-i Arabi

Yazar
8.9/10
219 Kişi
·
660
Okunma
·
216
Beğeni
·
4.628
Gösterim
Adı:
Muhiddin-i Arabi
Tam adı:
İbn Arabî, İbni Arabî, Muhyiddin İbn'ül Arabi, Muhyiddin Muhammed bin Ali bin Muhammed el-Arabî et-Tâî el-Hâtimî
Unvan:
Tasavvuf Bilgini
Doğum:
İspanya, 1165
Ölüm:
1245
Muhyiddin İbn-i Arabi, Muvahhidun döneminde 27 Ramazan 560’da Mursiye (Murcia), İspanya’da doğdu. Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye’ye (bugünkü Sevilla) geldi (muhtemelen babasının memuriyeti nedeniyle). Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu. Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne ve baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılıyor. Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler vardı.

İlk tahsilini bu şehirde yaptı, uzun bir süre burada kaldı. Çocuk yaşlarında 'Ahmed İbnu’l-Esirî' adında genç bir Sufi ile arkadaş oldu. Hakkındaki kayıtlara göre İbnu'l-Arabî, bu tahsil sırasında bir aralık Halvet'e çekilen İbnu'l-Arabi, halvetinden keşf yoluyla edindiği çeşitli bilgilerle çıkmıştır.

Endülüs'de bir süre daha kaldıktan sonra, seyahate çıktı. Şam, Bağdad ve Mekke'ye giderek orada bulunan tanınmış alim ve şeyhlerle görüştü. 1182'de İbn-i Rüşd ile görüştü. Bu görüşmeyi eserinde anlatır. Bu İbnu Rüşd’ün bilgi'nin akıl yolu'yla elde edileceğini söylemesiyle meşhur olduğu yıllardır. 17 yaşındaki genç Muhyiddin gerçek bilgi'nin sadece aklımızdan gelmediğine, böyle bir bilginin daha çok ilham ve keşf yoluyla elde edilebileceğine inanmıştı.

Bu senelerde 'Şekkaz' isminde bir şeyh'le tanıştı. Bu zat küçük yaşlardan itibaren ibadete başlayan, Allah korkusu taşıyan, hayatında bir kerecik olsun ‘ben’ dememiş olan ve uzun uzun secde eden bir kimsedir. Muhyiddin o ölene kadar onunla sohbete devam etti. 1182-1183'de İşbiliyye’ye bağlı Haniyye’de 'Lahmî' isimli bir şeyhden, bu zatın adını taşıyan bir mescidde Kur'an dersi aldı.

1184-1185'de 'Ureynî' isimli bir şeyh’le tanıştı. Eserlerinde Ondan ilk hocam diye bahseder, çok faydalandığını söyler. 'Ureynî', Ubudiyet [kulluk] meselesinde derin bir bilgiye sahipti. Bu yıllar'da 'Martili' adlı bir şeyhten de istifade etti. Ureynî O’na:’Sadece Allah’a bak’ derken Martilî‘Sadece Nefsine bak, nefsin hususunda dikkatli ol, ona uyma’ diye öğüt vermişti. Martilî’ye bu zıt önerilerin içyüzünü sordu. Bu zat, kendi nasihatinin doğruluğunda ısrar edecek yerde, ‘Oğlum, 'Ureynî'’nin gösterdiği yol, doğru yolun ta kendisidir. Ona uyman lazım. Biz ikimiz de, kendi halimizin gerekli kıldığı yolu sana göstermişizdir’ dedi.

Bu yıllar'da İşbiliyye’de Kordovalı Fatma adında yaşlı bir kadına (tanıştıklarında 96 yaşındadır) 14 sene hizmet etti. Bu kadın, erkek ve kadınlar arasında müttaki ve mütevekkile olarak temayüz etmişti. Çok iyi bir kimseyle evliydi. Yüzünün İbn Arabi'nin bakmaktan utanacağı kadar güzel olduğu söylenir.

1189'da Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefî adında biriyle tanıştı. Kendisi doğu İşbiliyye’li olup, Hatve ehlindendi. Beş vakit namazını Addis Camii'nde kılan bu zatın ibadete aşırı düşkünlüğünden namaz kılmaktan ayaklarının şiştiği söylenir.

Arabi, İşbiliyye’deyken (1190) hastalanıp okuma kabiliyyet'ini kaybetti. İki yıl bu halde kaldıktan sonra 589'da (Hicri) Sebte Şehri'ne giderek orada ahlak makamına erdiğini söylediği İbnu Cübeyr ile tanıştı. Bir süre sonra İşbiliyye’ye döndü. Aynı yıl Tlemsen’e geldi. Burada Ebu Medyen (ö.594)[1] hakkında gördüğü bir rüyayı anlatacaktır.

1196'da Fas’a gitti. Orada yaptığı Seyahatler sırasında büyük şöhret kazandı. 1198'de tekrar Endülüs’e geçti. Gırnata Şehri dolaylarındaki Bağa kasabasında Şekkaz isimli bir şeyhi ziyaret etti. Onun Tasavvuf yolu'nda karşılaştığı en yüce kimse olduğunu söyler. 1199-1200'de İlk defa Hac için Mekke’ye gitti. Orada [el-Kassar] (Yunus ibnu Ebi’l-Hüseyin el-Haşimi el-Abbasi el-Kassar) isimli bir şahıs'la sohbet etti. Hac’dan sonra Mağrib’de, oradan da Ebu Medyen’in şehri olan Becaye'de bulundu. Bir süre sonra tekrar Mekke’ye geldi ve "Ruhu’l-Quds", "Tacu'r-Rasul" adlı eserler'ini yazdı.

1204'de Medine, Musul, Bağdad'da bulundu. Musul'da, "et-Tenezzülatu'l-Musuliyye" yi yazdı. Musul’dan ayrıldıktan sonra Konya’ya geldi. Orada tanıştığı Sadreddin Konevî’nin dul annesi ile evlendi. Konya’da iken "Risaletü’l-Envar" ı yazdı. Selçuk Meliki tarafından hürmet ve ikram gördü. Sonra Mısır’a geçti. Orada Futuhat-ı Mekkiye'deki sözlerinden ötürü Mısır uleması tarafından hakkında verilen idam fetvasıyla yüzyüze gelince gizlice oradan kaçtı.Tekrar Mekke’ye geldi ve burada bir süre kaldı. Bağdad ve Halep’de bir süre dolaştıktan sonra 612/1215 de tekrar Konya’ya geldi. 617 de Şam’a yerleşti. Zaman zaman civar şehirlere seyahatler yaptı.Şam'da kendisinin Fütuhat'tan sonra en büyük eseri olarak kabul edilen Fusus'u kaleme aldı(627/1230). İbn Arabi bu eseri rüya'sında Peygamber'den ümmetine aktarmak üzere aldığını belirtir. 638 de 22 R.Evvel’de (1239) Şam'da öldü. Kabri Şam şehri dışında Kasiyun dağı eteğindedir. 1516 yılında I. Selim, Şam’ı Osmanlı toprağı yaptığında oraya türbe, camii ve imaret inşa ettirdi. Medfun bulunduğu türbenin kubbesinde -İbn Arabi'nin kendisine ait olduğu iddia edilen- 'bütün yüzyıllar yetişdirdikleri büyük insanlarla tanınır, benden sonraki yüzyıllar benimle anılacak' mealindeki bir beyit yazılıdır.
Nitekim Hazret-i Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurur: "Bana ilk verilen şey, az kelimeyle çok mana ifade etme hassasıdır."
Alemlerin hepsi, bir nurdur. Ancak farklı hallere dönüştükleri için türlü suretlerde görünürler.
...
"Allah göklerin ve yerin nurudur." (*26. Nur suresi, 35.ayet.)
184 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Büyük Mutasavvıf İbn Arabi bu eserinde, adından da anlaşılacağı gibi ilahi aşk'dan bahsetmiştir. Eser, İbn Arabi'nin Futhuat-ı Mekkiye isimli 560 bölümlük kitabının 178. kısmıdır.

Aşk, sevgi, tasavvuf kültüründe çokça değinilmiş, önem verilmiş bir konudur. Öyle ki bazı mutasavvuflar aşk yaşamamış insanları talebeliğe kabul etmemiştir. Aşk sözcüğü Farsça "ışk" kelimesinden türemiş olup, tasavvufi literatürde gündelik kullanımın dışındaki anlamın üzerinde farklı şeylere işaret etmiştir.

İbn Arabi eserinde sevgiyi üç şekli ile tanımlamış ve açıklamıştır; ilahi sevgi, ruhani sevgi ve tabii sevgi. Beşeri sevgi olarak nitelenen insanların birbirlerine duydukları sevgi tanımlanırken, İbn Arabi'nin görüşleri çerçevesinde manevi bir yere koyulmuştur. Yani; İbn Arabi, beşeri aşkı da İlahi aşktan bir parça saymıştır!

Kitap ayrıca bu sevgi çeşitlerinin halleri, sevenlerin fiilleri, sevginin alametleri gibi konularda işin özü mahiyetinde bilgiler vermektedir. Bazı meşhur aşıklara ait menakıblara da yer verilmiştir. Eser oldukça kıymetli bilgiler içeren, okunduktan sonra dahi okuyucuyla bağını koparmayan bir kitaptır.

İşin inceleme boyutunu bir kenara bırakıp samimane konuşmak gerekirse; eser beni alt üst etmiş, günlerce düşünmeme sebep olmuştur. Allak bullak olmak tabirini tam manasıyla ruhuma yaşatmıştır. İdrak ederek, manayı kavrayarak okunduğunda insanın inceliklerine, derinliklerine, ruhuna tesir eden o manevi havayı solumak apayrı bir deneyimdir bana göre. Eseri okumayı değil, hatim etmeyi, kavramayı tavsiye ederim size. Üzerine düşünmeyi, tefekküre dalmayı öneririm. Eser zaten sizi götüreceği yeri gayet iyi bilmektedir. Akışa kapılarak ilerlemek gerek.
Ve Ey İbn Arabi, sen muazzam bir insansın !

Keyifli okumalar dilerim.
106 syf.
·4 günde·7/10
İbni Arabi'nin ayrıca kaleme aldığı böyle bir eser olmadığının bilgisini vermiş olayım. Futuhat-ı Mekkiyye ve Fususu'l Hikem eserlerinden aynı konuyu ihtiva eden bir kaç alıntının, anlam bütünlüğü içinde sunulduğu kitaptır. Bu alıntıları seçip çevirisini yapan ve sadeleştiren kişinin kimliği hakkında kesin bilgi olmadığı belirtilmiştir.

Kitap, Sadeleştirilmiş metin ve Orijinal metin olarak iki bölümden oluşmaktadır. Orijinal metin diye yayınladıkları, İbni Arabi'nin kendi kalemi, mürekkebiyle yazılmış olan orijinal metin olmayıp, yukarıda da belirttiğim gibi, kim olduğu kesin bilgi olmayan biri [bilgin bir zat] tarafından alıntılanarak çevirisi yapılmış metindir.

Bir solukta okunabilecek bir kitabtır. Konu olarak Allah'ın kudreti, zatı, isim ve sıfatları, alemler ve onların tesnifatı incelenmiştir. Mecburi terim kullanma gerektiği belirtilerek Allah'ın zatı Lahut alemi olarak isimlendirilmiştir. Burası anlatılamıyor, çünkü tam bir tenzih makamı olduğu kaydedilmiştir...

Burada kesiyorum. İçeriğe yönelik fazla bilgi vermek istemiyorum. Zaten çok kısa özet bilgi sunan bir kitap. Tadını kaçırmayalım.

İslamiyet'te "ledünni" denilen gizli, açıklanırsa yalnış anlaşılmalara ve fitneye sebeb olcak bilgilerin yazılıp konuşulması pek uygun görülmemiştir. Bu kabilden bilgiler alimler arasında ve hak etme aşamasına gelmiş güvenilir öğrencileri arasında müzakere edilmiştir. Bir kitapla bu konuların pek sağlam şekilde öğrenilmesi olanaksızdır. Alternatiflerini bulup okumakla nasiplenelim inşallah.
536 syf.
·Puan vermedi
Ilahiyat Fakultesindeki degerli bir hocanın okumamı caiz bulmadığı kitap..Tasavvuf,ışığı maddeye bağlanmış gönüllere ulaşmayan bir ilimdir.Görmek isterseniz görebilirsiniz ancak.İbadetin sevgiliyle hemhal olma halinin tadına eremeyenler,nereme ne girerse oruc bozulur 17saat bosa gider hesabiyla tasavvufun sırrına eremezler.Okuyun alacaklarınız varsa o size ulaşır zaten..
240 syf.
Vahdeti Vücud düşüncesinde olan İbn Arabi'nin, tasavvufi okumalara yeni başlayanlar için tehlikeli olduğunu düşündüğüm kitabıdır -ki İbn Arabi kendi düşünce sistemi yüzünden bir kesim tarafından tekfir de edilmiştir-. Kitapta 25 peygamberin her birinin hikmetleri, tecelliler bakımından neye tekabül ettiği, bugüne kadar alışık olmadığımız biçimde ele alınmıştır. Şerhi yapılmış bir eserdir, içeriği ağır olduğundan ben bu şerhlerin okunması taraftarıyım.
80 syf.
·1 günde·10/10
40 sayfalık bir kitap olup devamı kitabın orjinal arapça yazılımıdır. Sanki sizi dedeniz karşına almis nasihat ediyor gibi dinleyebileceğiniz ve tekrar tekrar sıkılmadan okunabilecek çok kıymetli bir eser.
Fütûhat-ı Mekkiyye anlaşılmasını kolaylaştırmak için kitabı 8 cilt olarak bölünmüş ve günümüz Türkçesi ile yeniden basılmıştır. Şu an okuduğum kitap bu değil ama sitede bu isimde başka kitap olmadığı için bu ismi tercih ettim. Okuduğum cilt Kuran'ı Kerim'i Anlamak...
240 syf.
·Beğendi·10/10
Sûfîlerin bilgi ve varlık görüşünün zirvesidir. Bu eser, bir şerh geleneğinin merkezini oluşturur ve tasavvufun seyrini kendisinden sonra büyük oranda etkilemiştir.
240 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Varlıkların tümü kuşkusuz ki hayaldir.
Ama gerçekte olanlar da Hakk'tir. Bunu anlayıp çözen kişi gerçeğin sırrına ermiştir.. ..özü ve benliği gereği en yüce olan varlık ancak O' dur.
126 syf.
·13 günde·7/10
Kitap güzeli ve güzellikleri anlatıyor ancak anlayamadığım noktalar oldu. Yine de size hakkı yeniden tekrardan hatırlatıyor. Benim arabinin okuduğum ilk eseri idi. Ikinci kitabına başlayınca biraz daha dilini anlayıp özümseyebilirim diye düşünüyorum.
110 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Büyük mutasavvıf İbn Arabi'nin yazdığı eserlerle alakalı öncelikle şunu söylemek gerekir ki; kendisi "Benim seviyeme gelmeyenler eserlerimi okumasınlar" demişlerdir. Ki buradaki seviyeden murad Vahdet-i Vücut anlayışıdır. Tasavvufi kaynaklara göre vahdet bir haldir. Yani okumakla öğrenilecek bir şey değildir. Bu eser dahil İbn Arabi'ye ait kitaplar zaten konuya aşina olanlar tarafından anlaşılacak şekilde tasnif edilmiştir.

İbn Arabi k.s. nin eserinde temel olarak inceledikleri konular şu şekildedir:
Kişinin kendi aslını (nefsini) bilmesi "Nefsini bilen rabbini bilir" sözü ile açıklanmıştır,
Hazarat-ı Hamse olarak ifade edilen beş makam,
Ariflerin itikadları ki şu sözle işaret edilmiştir: "Ariflerin dini olmaz",
Seyr-i Sülük olarak da söylenegelmiş "İnsanın manevi yolculuğu",
Kaza-kader bahsidir.

Kitabı okuyacak olanlara keyifli okumalar, keskin anlayış dilerim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Muhiddin-i Arabi
Tam adı:
İbn Arabî, İbni Arabî, Muhyiddin İbn'ül Arabi, Muhyiddin Muhammed bin Ali bin Muhammed el-Arabî et-Tâî el-Hâtimî
Unvan:
Tasavvuf Bilgini
Doğum:
İspanya, 1165
Ölüm:
1245
Muhyiddin İbn-i Arabi, Muvahhidun döneminde 27 Ramazan 560’da Mursiye (Murcia), İspanya’da doğdu. Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye’ye (bugünkü Sevilla) geldi (muhtemelen babasının memuriyeti nedeniyle). Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu. Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne ve baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılıyor. Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler vardı.

İlk tahsilini bu şehirde yaptı, uzun bir süre burada kaldı. Çocuk yaşlarında 'Ahmed İbnu’l-Esirî' adında genç bir Sufi ile arkadaş oldu. Hakkındaki kayıtlara göre İbnu'l-Arabî, bu tahsil sırasında bir aralık Halvet'e çekilen İbnu'l-Arabi, halvetinden keşf yoluyla edindiği çeşitli bilgilerle çıkmıştır.

Endülüs'de bir süre daha kaldıktan sonra, seyahate çıktı. Şam, Bağdad ve Mekke'ye giderek orada bulunan tanınmış alim ve şeyhlerle görüştü. 1182'de İbn-i Rüşd ile görüştü. Bu görüşmeyi eserinde anlatır. Bu İbnu Rüşd’ün bilgi'nin akıl yolu'yla elde edileceğini söylemesiyle meşhur olduğu yıllardır. 17 yaşındaki genç Muhyiddin gerçek bilgi'nin sadece aklımızdan gelmediğine, böyle bir bilginin daha çok ilham ve keşf yoluyla elde edilebileceğine inanmıştı.

Bu senelerde 'Şekkaz' isminde bir şeyh'le tanıştı. Bu zat küçük yaşlardan itibaren ibadete başlayan, Allah korkusu taşıyan, hayatında bir kerecik olsun ‘ben’ dememiş olan ve uzun uzun secde eden bir kimsedir. Muhyiddin o ölene kadar onunla sohbete devam etti. 1182-1183'de İşbiliyye’ye bağlı Haniyye’de 'Lahmî' isimli bir şeyhden, bu zatın adını taşıyan bir mescidde Kur'an dersi aldı.

1184-1185'de 'Ureynî' isimli bir şeyh’le tanıştı. Eserlerinde Ondan ilk hocam diye bahseder, çok faydalandığını söyler. 'Ureynî', Ubudiyet [kulluk] meselesinde derin bir bilgiye sahipti. Bu yıllar'da 'Martili' adlı bir şeyhten de istifade etti. Ureynî O’na:’Sadece Allah’a bak’ derken Martilî‘Sadece Nefsine bak, nefsin hususunda dikkatli ol, ona uyma’ diye öğüt vermişti. Martilî’ye bu zıt önerilerin içyüzünü sordu. Bu zat, kendi nasihatinin doğruluğunda ısrar edecek yerde, ‘Oğlum, 'Ureynî'’nin gösterdiği yol, doğru yolun ta kendisidir. Ona uyman lazım. Biz ikimiz de, kendi halimizin gerekli kıldığı yolu sana göstermişizdir’ dedi.

Bu yıllar'da İşbiliyye’de Kordovalı Fatma adında yaşlı bir kadına (tanıştıklarında 96 yaşındadır) 14 sene hizmet etti. Bu kadın, erkek ve kadınlar arasında müttaki ve mütevekkile olarak temayüz etmişti. Çok iyi bir kimseyle evliydi. Yüzünün İbn Arabi'nin bakmaktan utanacağı kadar güzel olduğu söylenir.

1189'da Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefî adında biriyle tanıştı. Kendisi doğu İşbiliyye’li olup, Hatve ehlindendi. Beş vakit namazını Addis Camii'nde kılan bu zatın ibadete aşırı düşkünlüğünden namaz kılmaktan ayaklarının şiştiği söylenir.

Arabi, İşbiliyye’deyken (1190) hastalanıp okuma kabiliyyet'ini kaybetti. İki yıl bu halde kaldıktan sonra 589'da (Hicri) Sebte Şehri'ne giderek orada ahlak makamına erdiğini söylediği İbnu Cübeyr ile tanıştı. Bir süre sonra İşbiliyye’ye döndü. Aynı yıl Tlemsen’e geldi. Burada Ebu Medyen (ö.594)[1] hakkında gördüğü bir rüyayı anlatacaktır.

1196'da Fas’a gitti. Orada yaptığı Seyahatler sırasında büyük şöhret kazandı. 1198'de tekrar Endülüs’e geçti. Gırnata Şehri dolaylarındaki Bağa kasabasında Şekkaz isimli bir şeyhi ziyaret etti. Onun Tasavvuf yolu'nda karşılaştığı en yüce kimse olduğunu söyler. 1199-1200'de İlk defa Hac için Mekke’ye gitti. Orada [el-Kassar] (Yunus ibnu Ebi’l-Hüseyin el-Haşimi el-Abbasi el-Kassar) isimli bir şahıs'la sohbet etti. Hac’dan sonra Mağrib’de, oradan da Ebu Medyen’in şehri olan Becaye'de bulundu. Bir süre sonra tekrar Mekke’ye geldi ve "Ruhu’l-Quds", "Tacu'r-Rasul" adlı eserler'ini yazdı.

1204'de Medine, Musul, Bağdad'da bulundu. Musul'da, "et-Tenezzülatu'l-Musuliyye" yi yazdı. Musul’dan ayrıldıktan sonra Konya’ya geldi. Orada tanıştığı Sadreddin Konevî’nin dul annesi ile evlendi. Konya’da iken "Risaletü’l-Envar" ı yazdı. Selçuk Meliki tarafından hürmet ve ikram gördü. Sonra Mısır’a geçti. Orada Futuhat-ı Mekkiye'deki sözlerinden ötürü Mısır uleması tarafından hakkında verilen idam fetvasıyla yüzyüze gelince gizlice oradan kaçtı.Tekrar Mekke’ye geldi ve burada bir süre kaldı. Bağdad ve Halep’de bir süre dolaştıktan sonra 612/1215 de tekrar Konya’ya geldi. 617 de Şam’a yerleşti. Zaman zaman civar şehirlere seyahatler yaptı.Şam'da kendisinin Fütuhat'tan sonra en büyük eseri olarak kabul edilen Fusus'u kaleme aldı(627/1230). İbn Arabi bu eseri rüya'sında Peygamber'den ümmetine aktarmak üzere aldığını belirtir. 638 de 22 R.Evvel’de (1239) Şam'da öldü. Kabri Şam şehri dışında Kasiyun dağı eteğindedir. 1516 yılında I. Selim, Şam’ı Osmanlı toprağı yaptığında oraya türbe, camii ve imaret inşa ettirdi. Medfun bulunduğu türbenin kubbesinde -İbn Arabi'nin kendisine ait olduğu iddia edilen- 'bütün yüzyıllar yetişdirdikleri büyük insanlarla tanınır, benden sonraki yüzyıllar benimle anılacak' mealindeki bir beyit yazılıdır.

Yazar istatistikleri

  • 216 okur beğendi.
  • 660 okur okudu.
  • 40 okur okuyor.
  • 862 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları