1000Kitap Logosu
Muhyiddin İbn Arabi

Muhyiddin İbn Arabi

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
9.1
1.079 Kişi
3.647
Okunma
911
Beğeni
14,6bin
Gösterim
Tam adı
İbn Arabî, İbni Arabî, Muhyiddin İbnü'l Arabi, Muhyiddin Muhammed bin Ali bin Muhammed el-Arabî et-Tâî el-Hâtimî
Unvan
Tasavvuf Bilgini
Doğum
İspanya, 1165
Ölüm
1245
Yaşamı
Muhyiddin İbn-i Arabi, Muvahhidun döneminde 27 Ramazan 560’da Mursiye (Murcia), İspanya’da doğdu. Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye’ye (bugünkü Sevilla) geldi (muhtemelen babasının memuriyeti nedeniyle). Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu. Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne ve baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılıyor. Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler vardı. İlk tahsilini bu şehirde yaptı, uzun bir süre burada kaldı. Çocuk yaşlarında 'Ahmed İbnu’l-Esirî' adında genç bir Sufi ile arkadaş oldu. Hakkındaki kayıtlara göre İbnu'l-Arabî, bu tahsil sırasında bir aralık Halvet'e çekilen İbnu'l-Arabi, halvetinden keşf yoluyla edindiği çeşitli bilgilerle çıkmıştır. Endülüs'de bir süre daha kaldıktan sonra, seyahate çıktı. Şam, Bağdad ve Mekke'ye giderek orada bulunan tanınmış alim ve şeyhlerle görüştü. 1182'de İbn-i Rüşd ile görüştü. Bu görüşmeyi eserinde anlatır. Bu İbnu Rüşd’ün bilgi'nin akıl yolu'yla elde edileceğini söylemesiyle meşhur olduğu yıllardır. 17 yaşındaki genç Muhyiddin gerçek bilgi'nin sadece aklımızdan gelmediğine, böyle bir bilginin daha çok ilham ve keşf yoluyla elde edilebileceğine inanmıştı. Bu senelerde 'Şekkaz' isminde bir şeyh'le tanıştı. Bu zat küçük yaşlardan itibaren ibadete başlayan, Allah korkusu taşıyan, hayatında bir kerecik olsun ‘ben’ dememiş olan ve uzun uzun secde eden bir kimsedir. Muhyiddin o ölene kadar onunla sohbete devam etti. 1182-1183'de İşbiliyye’ye bağlı Haniyye’de 'Lahmî' isimli bir şeyhden, bu zatın adını taşıyan bir mescidde Kur'an dersi aldı. 1184-1185'de 'Ureynî' isimli bir şeyh’le tanıştı. Eserlerinde Ondan ilk hocam diye bahseder, çok faydalandığını söyler. 'Ureynî', Ubudiyet [kulluk] meselesinde derin bir bilgiye sahipti. Bu yıllar'da 'Martili' adlı bir şeyhten de istifade etti. Ureynî O’na:’Sadece Allah’a bak’ derken Martilî‘Sadece Nefsine bak, nefsin hususunda dikkatli ol, ona uyma’ diye öğüt vermişti. Martilî’ye bu zıt önerilerin içyüzünü sordu. Bu zat, kendi nasihatinin doğruluğunda ısrar edecek yerde, ‘Oğlum, 'Ureynî'’nin gösterdiği yol, doğru yolun ta kendisidir. Ona uyman lazım. Biz ikimiz de, kendi halimizin gerekli kıldığı yolu sana göstermişizdir’ dedi. Bu yıllar'da İşbiliyye’de Kordovalı Fatma adında yaşlı bir kadına (tanıştıklarında 96 yaşındadır) 14 sene hizmet etti. Bu kadın, erkek ve kadınlar arasında müttaki ve mütevekkile olarak temayüz etmişti. Çok iyi bir kimseyle evliydi. Yüzünün İbn Arabi'nin bakmaktan utanacağı kadar güzel olduğu söylenir. 1189'da Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefî adında biriyle tanıştı. Kendisi doğu İşbiliyye’li olup, Hatve ehlindendi. Beş vakit namazını Addis Camii'nde kılan bu zatın ibadete aşırı düşkünlüğünden namaz kılmaktan ayaklarının şiştiği söylenir. Arabi, İşbiliyye’deyken (1190) hastalanıp okuma kabiliyyet'ini kaybetti. İki yıl bu halde kaldıktan sonra 589'da (Hicri) Sebte Şehri'ne giderek orada ahlak makamına erdiğini söylediği İbnu Cübeyr ile tanıştı. Bir süre sonra İşbiliyye’ye döndü. Aynı yıl Tlemsen’e geldi. Burada Ebu Medyen (ö.594)[1] hakkında gördüğü bir rüyayı anlatacaktır. 1196'da Fas’a gitti. Orada yaptığı Seyahatler sırasında büyük şöhret kazandı. 1198'de tekrar Endülüs’e geçti. Gırnata Şehri dolaylarındaki Bağa kasabasında Şekkaz isimli bir şeyhi ziyaret etti. Onun Tasavvuf yolu'nda karşılaştığı en yüce kimse olduğunu söyler. 1199-1200'de İlk defa Hac için Mekke’ye gitti. Orada [el-Kassar] (Yunus ibnu Ebi’l-Hüseyin el-Haşimi el-Abbasi el-Kassar) isimli bir şahıs'la sohbet etti. Hac’dan sonra Mağrib’de, oradan da Ebu Medyen’in şehri olan Becaye'de bulundu. Bir süre sonra tekrar Mekke’ye geldi ve "Ruhu’l-Quds", "Tacu'r-Rasul" adlı eserler'ini yazdı. 1204'de Medine, Musul, Bağdad'da bulundu. Musul'da, "et-Tenezzülatu'l-Musuliyye" yi yazdı. Musul’dan ayrıldıktan sonra Konya’ya geldi. Orada tanıştığı Sadreddin Konevî’nin dul annesi ile evlendi. Konya’da iken "Risaletü’l-Envar" ı yazdı. Selçuk Meliki tarafından hürmet ve ikram gördü. Sonra Mısır’a geçti. Orada Futuhat-ı Mekkiye'deki sözlerinden ötürü Mısır uleması tarafından hakkında verilen idam fetvasıyla yüzyüze gelince gizlice oradan kaçtı.Tekrar Mekke’ye geldi ve burada bir süre kaldı. Bağdad ve Halep’de bir süre dolaştıktan sonra 612/1215 de tekrar Konya’ya geldi. 617 de Şam’a yerleşti. Zaman zaman civar şehirlere seyahatler yaptı.Şam'da kendisinin Fütuhat'tan sonra en büyük eseri olarak kabul edilen Fusus'u kaleme aldı(627/1230). İbn Arabi bu eseri rüya'sında Peygamber'den ümmetine aktarmak üzere aldığını belirtir. 638 de 22 R.Evvel’de (1239) Şam'da öldü. Kabri Şam şehri dışında Kasiyun dağı eteğindedir. 1516 yılında I. Selim, Şam’ı Osmanlı toprağı yaptığında oraya türbe, camii ve imaret inşa ettirdi. Medfun bulunduğu türbenin kubbesinde -İbn Arabi'nin kendisine ait olduğu iddia edilen- 'bütün yüzyıllar yetişdirdikleri büyük insanlarla tanınır, benden sonraki yüzyıllar benimle anılacak' mealindeki bir beyit yazılıdır.
Gökçe Zafer Özaki
İbn Arabi Külliyatı'ı inceledi.
408 syf.
·
2 günde
·
7/10 puan
İbni Arabi Külliyatı değerlendirmesi
La mevcude illallah şeklinde ifade edilen, vahdeti vücut inanışı, yani Allah'tan başka kâinatta hiçbir şey yoktur anlayışı İmam Rabbani Hazretleri'nin de beyanı ile yanlış bir inanıştır. Muhyiddin İbni Arabi hazretleri de vahdeti vücut inanışının savunucularındandır kitapta bu hususlarla hatalı inanışlar vardır. Zira tüm görünen alem Cenabı Allah'tır demek bir anlamda yaratılışı inkar etmek demektir. Ancak tüm yaratılmışlar Cenabı Allah'tandır şeklinde iman etmek gerekmektedir. Bununla birlikte İbni Arabi hazretlerinin değerini ifade etmek gerekir. Çünkü kendisi büyük bir alim ve veli idi. Bazı tecelliler vardır ki izaha muhtaçtır ve her ne bulur isek kitap ve sünnete havale etmemiz şarttır. Kitapta ayrıca sırlı mevzular da bulunmaktadır. Lisanı ağır ve derin mevzular olduğu için tasavvuf kitaplarını yeni okumaya başlayanlar ve ilimde derinleşmemiş olanlara tavsiye edilmez. Rabbim bizleri yolların en doğrusuna eriştirsin.Bizleri sünneti seniyyeden ayırmasın..
İbn Arabi Külliyatı
Okuyacaklarıma Ekle
21
Oğuz
Fususu'l Hikem'i inceledi.
568 syf.
1 mürekkep 1001 renk
Okuyucunun hem aklına hem de kalbine fısıldayan bir eserdir. Eserdeki sözleri dinliyor oluşunuz, işiteceğiniz anlamına gelmez. İşitiyor oluşunuz da, aynı resmi gördüğümüz anlamına gelmez. Bir mürekkeple yazılmış olsa da, binbir farklı sesle tınlar. Sen ona nasıl bakarsan, o da sana öyle bakar. Uzun lafın kısası, eser hakkında fikir sahibi olmak istiyorsanız, 5-10 sayfa okumanız gerektiği kanaatindeyim. Genel olarak var oluşu, varlığı ele alan bu eserde, felsefi bir üslup vardır. Metaforlara da yer verilir. Keşfetmenizi bekleyen pek çok örtülü mânâ bulunur. Bu mânâlardan biri de belki sizsinizdir :) Eserin konusu oldukça ağırdır ama bu okumamanız gerektiği anlamına gelmez. Hatta ilk defa bu eserden de başlayabilirsiniz okumaya, ancak eserde peygamberlere tek tek atıfta bulunulur, Kuran'dan, hadisten alıntılar yapılır. Varlık-varoluşla ilgili daha önceki dönemlerde ortaya konulmuş olan sufi görüşlerinden, filozof görüşlerine kadar pek çoğu bu eserde karşınıza çıkacaktır. Dolayısıyla, sıkı bir araştırma sizi bekliyor olacaktır. Bunu bilerek okumaya başlamanızda fayda var. Zirâ, bilinçsiz bir okuma sizi yanlış te'villere sürükleyecektir. Çok ileri seviye bir tasavvuf birikiminiz olsa bile, bu eseri okurken okuduklarınızı anlamak adına tefsir, tevil ve Fütuhat-ı Mekkiye 1 ve saymadığım daha pek çok kaynağa da yönelmeniz zaten kaçınılmazdır. Kitabın içerisinde şerh mevcut olduğu gibi, okuyucunun kalbi de aklına şerhler fısıldayacaktır. Gürültünün içerisinde en kuvvetli ses, belki de sessizlik olacaktır :) Lütfi Filiz'in Noktanın Sonsuzluğu 1 adlı 4 kitaplık dili konusuna nispeten sade olan serisini okuyup daha sonra bu başyapıta tekrar dönmeniz, belki Arabi'nin vahdeti vücut, ayanı sabite gibi Fusus'ta işlediği düşünceleri anlamanızı kolaylaştırabilir. İncelememi bir spoiler ile sonlandırıyorum. "...Zat âleminin kutsi kaynağından gelen hikmetleri, Kelimelerin kalplerine indiren Allah'a hamdolsun."
Fususu'l Hikem
Okuyacaklarıma Ekle
1
28
Merve Acar
Hakikat Yolcusuna Kılavuz : Allah Yolundaki Müride Nasihatler'i inceledi.
128 syf.
·
Beğendi
Efsane ötesi bir kitap, hayran kaldım, özellikle aşk ve muhabbet babı. Allah yolundaki her müride tavsiye edilir, İbnü’l Arabi’nin kılavuzluğunda yola çıkmayı kim istemez ki? Kitap 5 Risaleden oluşuyor, yalnız 2. Risale Fütuhatı Mekkiyye’ye ait bir risaledir ki bu avam için değil alimler için yazıldığından o risaleyi atlamakta fayda var.
1
9
Emre Bulut
Fena Risalesi'ni inceledi.
71 syf.
·
2 günde
·
8/10 puan
Bir Tasavvuf Bir Hikaye
Önce kitabın yazarından bahsedeceğim. Muhyiddin İbn Arabi, 1165 yılında Kadir gecesinde doğmuştur. Hızır aleyhiselam ı gördüğü rivayet edilir. Muhiddin-i Arabi'nin "Futuhat-I Mekkiye"Sinden Tasavvuf en önemli eseridir. Füsusu'l Hikem ise diğer önemli bir eseridir.Tasavvufla ilgili yazar çoğunlukla kitaplarını.Ayrıca eserleri Batı ülkelerince de çevirilmiştir.Çok fazla seyehat yapmıştır.Fatih Sultan Mehmet in hocası Akşemseddin de onun görüşlerini savunmuştur. Kitabın Mahmut Kanık çevirisi tartışılır.Her sayfada sayfadan büyük dipnotlar var.Ibn Arabi nin dediklerine odaklanamıyorum.Sürekli bir açıklama.Sürekli bir alt yorum.Bakıyorum hepsi gerekli mi diye? Hayır gereksiz olan o kadar fazla dipnot varki inanamazsınız.Çok yoruyor.Ibn Arabi 30 sayfa dipnot 30 sayfa desek yeri. Yazım hataları, parantez hataları da aynı zamanda gözüme fazlasıyla çarptı. Kitap, Resailü İbnül Arabi adıyla yayınlanan 29 risaleden ilki.Girişte 17 sayfalık kitapla ilgili bir Muhammed Valsan yazısı mevcut.Bu bilgilendirici bir kısım.Kitaba başlamadan biraz birşeyler alıyoruz.Ne ile karşılaşacağımızı öğreniyoruz. Kitabın hacmi küçük ama etkisi fazla.Dili cok ağır.Herkes okumasın.Felsefe ve tasavvuf birleşimi diyebiliriz.Temel Tasavvuf bilgisi olmayanlar hiç girişmesin.Girişirlerse de beni daha iyi anlayacaklardır zaten. Kitapta geçen ve hoşuma giden, bilmediğim bir olayı anlatarak yazıma son vereyim.Belam bin Baura : Söylenene göre bu kişinin Hz.Musa döneminde yaşadığı ve tüm ettiği duaların kabul gördüğü rivayet ediliyor.Buna İsmi Azam duası deniliyor bu arada.Kral Balak ve kavmi, Hz Musa nın aleyhinde dua etmesini ondan istiyorlar.Ve bunun olması içinde teklifleri çok sık rededildiğinden dolayı eşine maddi değerli hediyeler sunuyorlar.Eşi en sonunda Belam ı ikna ediyor.Ve çok yüksek bir yere çıkarak tüm kavmin önünde Hz Musa ya beddua etmeye başlıyor.Ama ağzından Hz Musa nın yerine her seferinde Kral Balak ve kavminin kelimesi çıkıyor.Herkes şaşırıyor."Neden bize beddua edersin Belam? " diye kızıyorlar.Belam her seferinde Kral Balak ve kavmine beddua ediyor.En sonunda Belam diyor ki : "Ben Hz Musa nın adını aklımdan geçiriyorum ama ağzımla ona beddua edemiyorum.Kontrol sanki bende değil." diyor.Bu olayın ardından Belam ın dili göğsüne kadar sarkıyor.Yani bir alimin sonu böyle oluyor.Konu Kuran ı Kerim de de geçer. Araf suresi 175 ve 176.ayet "Kendisine kanıtlarımızı verdiğimiz, fakat onları bir kenara atan, bu yüzden şeytanın peşine taktığı, nihayet azgınlardan olan kişinin haberini onlara anlat.Eğer biz isteseydik o kişiyi delillerimizle yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı, hevesinin peşine düştü. İşte böylesinin hali, kovsan da bıraksan da hep dilini çıkarıp soluyan köpeğin haline benzer. Âyetlerimizi yalan sayan topluluğun durumu işte böyledir. Şimdi sen bu kıssayı anlat, umulur ki iyice düşünürler." Kitaba puanım 8.
Fena Risalesi
Okuyacaklarıma Ekle
183
AdemYıldırım
Fütuhat-ı Mekkiye 13'i inceledi.
416 syf.
Müellifimiz, tam adıyla Muhyiddîn Muhammed bin Ali bin Muhammed el-Arabî el-Hâtimî et-Tâî olan Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165 - 1240) Şeyhü'l Ekber unvanı ile de bilinir. Kısaca el-Fütûḥât olarak da anılan eserin tam adı el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye fî maʿrifeti’l-esrâri’l-mâlikiyye ve’l-mülkiyye’dir. Eser 1201-1231 yılları arasında tamamlanmış olup, müellifinin "sifr" adını verdiği 37 kitaptan oluşmaktadır. Eser kendisinin açıkça belirtti üzere Mekke'yi ziyaretinde kendisine gelen ilhamlar doğrultusunda hazırlanmıştır. On üçüncü cilt yazarın sifir/sifr adını verdiği yirmi beşinci ve yirmi altıncı kitapları kapsamaktadır. Bu ciltte İbn-i Arabi vahdet-i vücut/sudûr yaklaşımının (bence "isimler" yaklaşımı daha uygun) ayrıntılı anlatımına devam etmektedir. "Allah'tan başka fail olmadığı" akli tevhit olarak açıkladığı ilk konudur. Sebepler ki İbn-i Arabi'ye göre "vasıta" demek daha doğrudur, edep gereği kabul edilmeli ama yüceltilmemelidir. Sebeplerin yüceltilmesi "Allah'a daha çok yaklaştırmak üzere" gerekçesiyle insanları putperestliğe kadar götürmektedir. İşin zorluğu perde ile arkasındaki hakikatin beraberliğini ve birliğini anlamakta gizlidir. Allah her kulun zannında bulunur. İlahi gayret (kıskançlık), Rahmet Mertebesi, Mehdi, Tevekkül, Cömertlik yirmi beşinci kitapta anlatılmaktadır. İkinci bölümde varlıkların bir mertebe silsilesi içerisinde yer aldığı, mertebelerin aslında Rab ve kul olarak ikiye ayrıldığını ki; İbn-i Arabi kafa karışıklığı oluşabilecek her yerde bunu açıkça belirtir, yani Rab Rab'tir, kul da kuldur. Dolayısıyla panteizmi ve hulûl fikrini şiddetle reddeder. Allah'ı gerçek manada tanımak imkansızdır. O'nu ancak nefsimize göre tanıyabiliriz. Şeriat tarafından desteklenmeyen keşfe de itibar edilmez. (Bkz 287 ve devamı) Asıl gaye kul olarak ve kul olduğunu unutmadan O'nun isimlerinden nasiplenmeye bakmaktır. Cehennemde azap konusuna bu ciltte de yer ayrılmıştır. İbn-i Arabi'ye mahsus görüşler bu ciltte daha kolay okunabilir.
Fütuhat-ı Mekkiye 13
Okuyacaklarıma Ekle
8