Giriş Yap

Mustafa Cemil Kılıç

Yazar
8.0
128 Kişi
Unvan
Yazar

İncelemeler

Tümünü Gör
200 syf.
·
9/10 puan
Bir olayı tek gözden bakmak yerine, diğer gözden de bakma taraftarı olmaya çalışırım elimden geldiğince. Her inanışa saygım var. Kitapta da bahsedildiği üzere Alevî/Türkmenleri görmezden gelemeyiz. Üzerinde daha fazla kafa yormali ve yok sayılmaması lazım bu yurttaşlarımızın.
Yükselen Alevilik
8.7/10 · 15 okunma
Reklam
Tevbe: 107-108 ‘’Bir de şunlar var ki, zararlı eylemler gerçekleştirmek, inkârcılıklarını pekiştirmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve resulüne savaş açmış kişi lehine fırsat kollamak üzere bir mescit yapmışlardır. "Amacımız sadece iyi bir şey yapmaktı" diye de yemin edecekler. Allah şahit, onlar kesinkes yalancıdırlar. Orada asla namaza durma! Daha ilk günden takva temeli üzerine kurulan mescit ise namaz kılman için elbette daha uygundur; burada gerçekten arınmak isteyen adamlar vardır. Allah da arınmaya çalışanları sever.’’ Çok sevdiğim bir arkadaşımın bana hediyesi olan bu kitapla geldim sizlere… Oldukça yakın gündem konulu bir kitap… Kemalist bir yazarın gözünden yazılmış bir kitap. Her iç başlık birbirinden ilgili konuları işlemiş. Kitaptaki fazla Kemalist söylemler beni rahatsız etse de genel olarak haklı noktalara değinilmiş. Bir kulun uluslaştırılmamasını savunan kişilerin Mustafa Kemal’i uluslaştırarak anlatması beni rahatsız eden bir husustur. Kitabın büyük bir bölümünde bu yapılıyor olsa da yazarın bakış açısı hoşuma gitti. İlk olarak kitapta Mescit-i Dırar’dan (zarar veren) yani bölücülük mescidinden bahsediyor. Kamu malı ile yapılan yani vergilerle yapılan paralarla yapılan camilerin niyetinde halislik yoktur diyor. Her tarikat kendi camisini kuruyor. Hatta partilerin camisi olmaya başladı diyor. Camilerin kubbeleri Hristiyanlardan, minareler Mecusilerden, teşbih ise Budistlerden gelen bir kültür diyor. Cemel vakası ile camilere Emeviler döneminde ilk defa siyaset girdi. Aslında cami ile mescit farkını ele alıyor. Minareler Emeviler döneminde İran’dan görülüp yapılırken, ateşperestlerin ateşlerini yaktığı yerlerdir. Hristiyan çan kulelerinin mimarisi kültürümüze yerleşmiştir. Mescit secde edilecek yer olup, açık ya da kapalı alan fark etmez. Cami ise toplayan, birleştiren, buluşturan demektir. Yazar satırlarca Camilerin özelliklerine yer vermiş: toplayıcı olup, bilimsel, kültürel, sanatsal aktiviteler olan, hutbeleri bölücü ve siyasi olmayan, dayanışma merkezli, evsizlere ve açlara yuva niteliğinde olan, din, ırk mezhep farkı olmadan, lüks ve şatafat olmadan, riyadan uzak olan, kadın, çocuk da dâhil herkesin girebileceği, herkesin kendi dilinde dualar edebileceği mescidi nebiler olmalı… Mescit-i Dırar ise Berae 107 deki ayete göre: Hz. Muhammedîn yıktığı, riya olan, bölücü nitelikli, ibadet yerine nifak eken, peygamberin onaylamadığı, düşmanlık içeren İslam’dan uzak mescitlerdir. 1980 darbesinden sonra hükümetin alevi köylerine bile camiler yapıp halkı sunnileştirme çabaları olmuştur. Bir asimilasyon sürecine girilmiştir. Anadolu Sünniliğinden Arap Sünniliğine doğru bir yaklaşım olmuştur. Cami kürsülerinden Vahhabi politikaları yapılmıştır. Cemal bey aynı bu zamanın Feto’su gibi onlarda Laik Cumhuriyet karşıtlığını savunmuşlardır. Türkiye’de ise camilere işte siyaset bu vesile ile girdi diyor. 3. bölümse ise cuma namazından bahsetmektedir. Cuma namazı tüm Müslümanlara hitap edilmiştir. Fakat hür, özgür ve erkeklere hitap edilmiştir diye bir inanış mevcuttur. Hâlbuki ezanı okuyan Bilal-i Habeşi bir köledir ve sesi bilenenin aksine çok güzel de değildir. Buna rağmen onu onurlandırmak amacı ile seçilmiş bir peltek köledir. Hz Ömer döneminde ise kadınlarını kıskanan erkekler üzerine kadınların camiye gelmesi kısıtlamıştır. Kadınların siyasetten uzak kalmasına sebebiyet verilmiştir. Tüm bu hususlar göz önüne alındığında Cuma namazı tüm Müslümanlara farz kılınmıştır. Cuma namazının farzları her mezhep için farklılık göstermektedir. 2 rekâttık namaz sünnetlerle 16 ya çıkarılmıştır. Muaviye döneminde Hz. Aliye karşı doldurmalar ile siyaset camilere girmiştir. Sünnilere göre namaz 5 vakitken, Şialar 3 vakit kılmaktadır. Kuranda ise 3 vakitten açık açık söz edebiliriz. Fakat bu ayetler yoruma açık ayetlerdir. Kuranda namaz kelimesi geçmezken salah kelimesi geçer. Namaz kelimesi Farsçadır. Salah ise; dayanışma, bağlantı kurma, destekleme, dua etme anlamları dışında ibadet olarak namaz anlamına da gelmektedir. Bana göre de bu kelime ayetin gelişine göre faklı anlamlar içermektedir. Alla hu Ekber diyerek ‘’namaz devrimci ve toplumcu içeriğe sahiptir.’’ Cuma gününün tatil olması kuranı bir dayanak değildir. Hal buyken camiler Dırar niteliğindeyken bu ülkede Cuma namazı kılınır mı? Çoğu düşünce yöneticinin yani cumhurbaşkanının imam olmadığı bir Cuma namazı kılmak istemezken asıl önemli olan husus bu değildir. Vicdanen mescidi Dırar niteliğindeki ibadethanelerde namaz kılınır mı onu sormak gerekmektedir. 4. bölümde Çamlıca camisinden bahseden kitap, şirk tapınağına benzettiği camiyi lüks ve şatafat camisi olarak nitelendiriliyor. Mescitler takva yerleridir. Riya yerleri değildir. Devlet nutukları atılmaz. Mescitler zekâtlarla yapılmalıdır. Yani gerçekten mescitler mütevazı küçük inziva alanları olmalıdır düşüncesi beni daha çok kendine çekti. Turistlerin uğrak mekânı olan Sultanahmet’teki aldığım haz ile yol kenarında bir köyde kıldığım namazın tadı kesinlikle çok daha farklı oluyor. İbadethanede kendimle baş başa kaldığım bir ortamı tercih ediyorum. Kitabın ilerleyen kısımlarında Hz. Muhammed okuma yazma biliyordu çünkü ticaret yapan bir kişi nasıl olursa bilmez diyor. Ümmi anadan doğma saf ve temiz demektir, okuma yazma bilmeyen cahil demek değildir. Kendine kitap verilmiş bir peygamber nasıl olurda o kitabı bilemez. Okumayı örnekleyen bir peygamber, tutsaklıktan azat etme şartı olarak okuma yazma öğretme şartı koyan bir peygamber kendi öyle olmadan nasıl başsına öğüt verebilir. Burada karıştırdığımız nokta şu: okuryazar olmakla okuma yazma bilmek aynı şey değildir. İslam’ın şartı 5 dir: adalet, emanet, meşveret, maslahat, ehliyet. Hüseyin veailesi işte bu 5 insanlık şartı için şehit olmuştur. Oruç herkese farz mıdır? Fakir ve ağır işlerde çalışanlara değildir. Emevi anlayışı Muhammedî İslam anlayışının tam tersidir. Emevi anlayışı: kaderci, siyasi iktidar tam teslimiyetçi, bireyin hürriyetinden söz edilmeyen, yöneticiler Allah’ın gölgesidir diyen bir inanıştır. Muhammedi İslam anlayışında ise; sultanlık halifelik yoktur. Allah’ın halifesi vardır. Devletin dini Adalet’tir. İslam devleri adalettir. Kulluk yalnızca Allah’adır. İçki içmek ile yalan ve kul hakkı da haramdır. Fakat önemsenmez. ‘’Harm’’ kuranda Şarap demektir. Alkollü içecek kuranda yoktur. Arapçada ‘’Nebiz’’ demektir. Şarabın haramlığı ise; sarhoş olunduğu andadır. Aslında sarhoş olmak haramdır. İslam dini denge dinidir. Haram giden yol ise mekruhtur. Okul kitaplarına Emevi kültürünü yerleştirip laiklik kavramını eksik öğretiyorlar, Alevilik bile bir mezhep olarak değil bir din olarak anlatılıyor diyor... Müfredatlar çok eksik ve taraflı diyor. Son seçimlerden ve ılımlı İslam’dan bahsederek kitabını sonlandırıyor. Hükümet üzerinden değil de politikalar üzerinden yapılacak olan eleştiriler beni kendine daha çok çekerdi. Bu yüzden kitapta beni ireti eden durumlar oldu. Doğruyu söylemek ve objektif bakmak hepimizin misyonu olmalıdır. Kimse her görüşe tam olarak inanmamalıdır. Bende kitapta beğendiğim kadar beğenmediğim düşüncelere rastlasam da farklı bir perspektif isteyenlere önerimdir. Okuduğuma pişman olmadığım, zaman kaybolmayan bir fikir kitabı olarak kütüphaneme ekliyorum.
·
268 syf.
·
33 günde
·
Puan vermedi
Kitap içerisindeki konuşmalar ne kadar gerçek bilemiyorum çünkü bu kadar detaylı yazılı olması şüpheye düşüyor. Fakat genel hatlarıyla önemli bir kitap olduğunu düşünüyorum. Artık ‘Kerbela’ denildiğinde şaşkınlıkla ne olduğunu bilmeden kalmayacağım bir fikir veya düşünce belirtebileceğim. Okunması gereken önemli kitaplardan olduğunu düşünüyorum
Kerbela
5.8/10 · 25 okunma
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.48