Mustafa Durmuş

Mustafa Durmuş

Yazar
9.7/10
6 Kişi
·
13
Okunma
·
1
Beğeni
·
449
Gösterim
Adı:
Mustafa Durmuş
Tam adı:
Doç. Dr. Mustafa Durmuş
Unvan:
Türk Öğretim Üyesi, Yazar
Doğum:
Gümüşhane, Türkiye, 10 Nisan 1956
1981 YILINDA ANKARA İKTİSADİ VE TİCARİ BİLİMLER AKADEMİSİ’NE (GAZİ ÜNİVERSİTESİ) BAĞLI BANKACILIK VE SİGORTACILIK YÜKSEKOKULU’NDA ASİSTAN OLARAK GÖREVE BAŞLADI. AYNI YIL AKADEMİYE BAĞLI MALİYE FAKÜLTESİ’NDE DOKTORA PROGRAMINA KABUL EDİLDİ VE DOKTORA PROGRAMINDAN MEZUN OLDU. İHRACATA YÖNELİK SANAYİLEŞME VE GÜNEY KORE MODELİ İSİMLİ TEZİNİN ÇALIŞMALARI İÇİN İKİ YIL İNGİLTERE’DE BULUNDU. 1989 YILINDA GAZİ ÜNİVERSİTESİ’NE BAĞLI SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ’NDE TEZİNİ SAVUNDU VE MALİYE DOKTORU ÜNVANINI ALDI.

1989–1991 YILLARI ARASINDA İNGİLTERE’DE YORK ÜNİVERSİTESİ’NDE İKTİSAT VE İLGİLİ BİLİMLER BÖLÜMÜ’NDE ARAŞTIRMACI / MİSAFİR ÖĞRETİM GÖREVLİSİ OLARAK BULUNDU, AYNI DÖNEMDE YORK ÜNİVERSİTESİ’NE BAĞLI SOSYAL BİLİMLER ENSTÜTÜSÜ’NDE (IRISS) SEKİZ AY SÜREYLE SAĞLIK EKONOMİSİ ALANINDAKİ DOKTORA ÜSTÜ PROGRAMA KATILDI.

1992 YILINDA AMERICAN UNIVERSITY OF LONDON’DA YARI ZAMANLI ÖĞRETİM ÜYELİĞİ YAPTI VE YÜKSEK LİSANS TEZ DANIŞMANLIKLARI YÜRÜTTÜ.

2001–2002 DÖNEMİNDE GAZİ ÜNİVERSİTESİ İ.İ.B.F. MALİYE BÖLÜMÜ MALİ İKTİSAT ANA BİLİM DALINDA ÖĞRETİM GÖREVLİSİ; 2003 – 2006 YILLARI ARASINDA ANKARA ÜNİVERSİTESİ SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ MALİYE BÖLÜMÜ’NDE ÖĞRETİM ÜYESİ OLARAK GÖREV YAPTI. HALEN GAZİ ÜNİVERSİTESİ İİBF MALİYE BÖLÜMÜNDE ÖĞRETİM ÜYESİ OLARAK GÖREV YAPMAKTADIR.

AKADEMİK YAŞAMIN DIŞINDA KALAN SÜRE İÇİNDE YURT İÇİ VE YURT DIŞINDA ÖZEL SEKTÖRDE ÜST DÜZEY YÖNETİCİ OLARAK ÇALIŞTI VE DIŞ TİCARET, TURİZM, ULUSLARARASI NAKLİYE VE ULUSLARARASI PROJE FİNANSMANI GİBİ ALANLARDA PROFESYONEL DANIŞMANLIK HİZMETİ VERDİ.
Rabia Arapça’da “dördüncü” demektir.
Öyle sanıldığı gibi mübarek ve anlamlı bir isim değildir.
Çünkü Arap kültüründe, kız çocukları insandan sayılmadığı için, kızı olanlar isim vermez numara verirlerdi.

Vahide isim değildi, birinci demekti. İlk doğan kıza verilen numaraydı.

Saniye ikinci demekti, ikinci kızı olana verilen numaraydı.

Selase ve Bite isimleri üçüncü demekti, üçüncü doğan kızlara verilen numaraydı.

Rabia da dördüncü demekti, dördüncü doğan kıza verilen numaraydı.
Bizimkilerde Rabia’yı çok mübarek ve çok dini içerikli bir isim zannederler, bilmiyorlar ki Araplar, insandan saymadığı ve isim vermeye lüzum görmediği kız çocuklarına işte böyle numara takarlardı, tıpkı otomobillere takılan plakalar gibi.!

Dünya kurulduğundan beri kız çocuklarını, diri diri toprağa gömen kültüre sahip tek millet Araplardı.
Bunun esas sebebi ise, tefecilik yapan, fahiş faizlerle verdikleri paraları ödeyemeyen kişilerin kızlarına, karılarına el koyup pazarlayan insafsız ve ahlaksız, Arap egemenlerinin eline düşmesinden korkan Araplar, yeni doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek bu akıbetten koruduklarını zannederlerdi..

Peki o çağlarda Türk’ler nasıldı?
Türk’ler kız çocuklarına, hatunlarına değer veren, onları önemseyen, insan yerine koyan, komutanlar ve hakanlar gibi yetiştiren tek tanrılı dine mensup bir milletti.
Ve insan hakları açısından da çağdaş kültürün örneklerini vermiş önder uluslardandı.

Eski Türkçe’de “namus” sözcüğü yoktu çünkü namussuzluk nedir bilmezlerdi!

Türk geleneğinde kadın arkadaştı, kadın anneydi, kadın sevgiliydi, tek başına bir devletti.

Kadın dövmek malesef Türk’lerin arap kültürüyle tanıştıktan sonra başlayan bir olaydır.
Eski Türk kültüründe, örfünde kadın her zaman el üstünde tutulurdu.
Tarihe geçmiş Cengizhan’ın eşi için söylediği
“Ben sizin han’ınızım, bu da benim han’ım” sözleriyle dilimize yerleşen “hanım” kelimesi de bunu göstermektedir!
Yani KADIN EVİN HANIYDI,
"Rabia Arapça’da “dördüncü” demektir.
Öyle sanıldığı gibi mübarek ve anlamlı bir isim değildir.
Çünkü Arap kültüründe, kız çocukları insandan sayılmadığı için, kızı olanlar isim vermez numara verirlerdi.

Vahide isim değildi, birinci demekti. İlk doğan kıza verilen numaraydı.

Saniye ikinci demekti, ikinci kızı olana verilen numaraydı.

Selase ve Bite isimleri üçüncü demekti, üçüncü doğan kızlara verilen numaraydı.

Rabia da dördüncü demekti, dördüncü doğan kıza verilen numaraydı.
Bizimkilerde Rabia’yı çok mübarek ve çok dini içerikli bir isim zannederler, bilmiyorlar ki Araplar, insandan saymadığı ve isim vermeye lüzum görmediği kız çocuklarına işte böyle numara takarlardı, tıpkı otomobillere takılan plakalar gibi.!
Rabia Arapça’da “dördüncü” demektir.
Öyle sanıldığı gibi mübarek ve anlamlı bir isim değildir.
Çünkü Arap kültüründe, kız çocukları insandan sayılmadığı için, kızı olanlar isim vermez numara verirlerdi.

Vahide isim değildi, birinci demekti. İlk doğan kıza verilen numaraydı.

Saniye ikinci demekti, ikinci kızı olana verilen numaraydı.

Selase ve Bite isimleri üçüncü demekti, üçüncü doğan kızlara verilen numaraydı.

Rabia da dördüncü demekti, dördüncü doğan kıza verilen numaraydı.
Bizimkilerde Rabia’yı çok mübarek ve çok dini içerikli bir isim zannederler, bilmiyorlar ki Araplar, insandan saymadığı ve isim vermeye lüzum görmediği kız çocuklarına işte böyle numara takarlardı, tıpkı otomobillere takılan plakalar gibi.!

Dünya kurulduğundan beri kız çocuklarını, diri diri toprağa gömen kültüre sahip tek millet Araplardı.
Bunun esas sebebi ise, tefecilik yapan, fahiş faizlerle verdikleri paraları ödeyemeyen kişilerin kızlarına, karılarına el koyup pazarlayan insafsız ve ahlaksız, Arap egemenlerinin eline düşmesinden korkan Araplar, yeni doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek bu akıbetten koruduklarını zannederlerdi..

Peki o çağlarda Türk’ler nasıldı?
Türk’ler kız çocuklarına, hatunlarına değer veren, onları önemseyen, insan yerine koyan, komutanlar ve hakanlar gibi yetiştiren tek tanrılı dine mensup bir milletti.
Ve insan hakları açısından da çağdaş kültürün örneklerini vermiş önder uluslardandı.

Eski Türkçe’de “namus” sözcüğü yoktu çünkü namussuzluk nedir bilmezlerdi!

Türk geleneğinde kadın arkadaştı, kadın anneydi, kadın sevgiliydi, tek başına bir devletti.

Ne zaman ki Türkler müslüman oldu, arap kültürü geldi, kadın kadın olduğuna bin pişman oldu.!
Kadın dövmek malesef Türk’lerin arap kültürüyle tanıştıktan sonra başlayan bir olaydır.
Eski Türk kültüründe, örfünde kadın her zaman el üstünde tutulurdu.
Tarihe geçmiş Cengizhan’ın eşi için söylediği
“Ben sizin han’ınızım, bu da benim han’ım” sözleriyle dilimize yerleşen “hanım” kelimesi de bunu göstermektedir!
Yani KADIN EVİN HANIYDI.
518 syf.
·10/10
Okumadan önce, saman kağıdına basıldığı için şey demiştim: "Ne kadar eski püskü bir kitap. Bu kitap bana ne katabilir ki?" Önyargım yerle bir oldu. Harika bir kitapmış yahu. Güzel bir akademik çalışma.

Her neyse , kitaba dönelim:

Bu kitap, Türk dilinin tarihi gelişimine ve dil politikalarına geniş bir yer vermiş. Ve yazar, bununla yetinmemiş, genel Türkçe bilgisi de koymuş. Dahası da var, okuyucuya ek olarak, bilimsel araştırma yöntemleri ve bilgiye ulaşım kaynaklarına dair büyük bir bölüm ayırmış. Bu bölüm, pastanın üstündeki çilek gibi bir şey. Okurken en zevk aldığım yer burasıydı. Yazardan Allah razı olsun, emeğine sağlık. 10/10 veriyorum.
304 syf.
·9 günde
Tomris'ten rabiaya... Bir kadın olarak bu kitabın bana gerçekten çok şey kattığını düşünüyorum. Bu zamana kadar kafamda yarım veya eksik kalmış bir takım şeyleri açığa çıkaran, bazı konularda bilgi sahibi eden ve okudukça da sürükleyen bir kitap. İslamiyet öncesi Arapların cahiliye dönemi ile taşlar yerine oturmaya başlıyor. O zamandan günümüze bir takım şeyler nasıl yansımış, neler hala devam ediyor, etkileri sürüyor mu?
İlk inen ayetimiz Oku! Ama biz bunu yapmıyoruz. Başka kişilerin söylediklerini dinlemek, onları doğrulamak, kabul etmek daha kolayımıza geliyor. Kitabı okuyunca Kuran-ı Kerim mealini de toplumumuzda kaç kişi tam anlamıyla anlayarak okudu bu soru da kafamda. Ki ben bile okumadım. Büyük bir eksiklik gerçekten.
Son olarak kesinlikle herkesin bu kitabı alıp okumasını tavsiye ediyorum. Kitabın gelirlerinin Aydınlık Nesiller Derneği'ne de bağışlanması çok güzel bir şey.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mustafa Durmuş
Tam adı:
Doç. Dr. Mustafa Durmuş
Unvan:
Türk Öğretim Üyesi, Yazar
Doğum:
Gümüşhane, Türkiye, 10 Nisan 1956
1981 YILINDA ANKARA İKTİSADİ VE TİCARİ BİLİMLER AKADEMİSİ’NE (GAZİ ÜNİVERSİTESİ) BAĞLI BANKACILIK VE SİGORTACILIK YÜKSEKOKULU’NDA ASİSTAN OLARAK GÖREVE BAŞLADI. AYNI YIL AKADEMİYE BAĞLI MALİYE FAKÜLTESİ’NDE DOKTORA PROGRAMINA KABUL EDİLDİ VE DOKTORA PROGRAMINDAN MEZUN OLDU. İHRACATA YÖNELİK SANAYİLEŞME VE GÜNEY KORE MODELİ İSİMLİ TEZİNİN ÇALIŞMALARI İÇİN İKİ YIL İNGİLTERE’DE BULUNDU. 1989 YILINDA GAZİ ÜNİVERSİTESİ’NE BAĞLI SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ’NDE TEZİNİ SAVUNDU VE MALİYE DOKTORU ÜNVANINI ALDI.

1989–1991 YILLARI ARASINDA İNGİLTERE’DE YORK ÜNİVERSİTESİ’NDE İKTİSAT VE İLGİLİ BİLİMLER BÖLÜMÜ’NDE ARAŞTIRMACI / MİSAFİR ÖĞRETİM GÖREVLİSİ OLARAK BULUNDU, AYNI DÖNEMDE YORK ÜNİVERSİTESİ’NE BAĞLI SOSYAL BİLİMLER ENSTÜTÜSÜ’NDE (IRISS) SEKİZ AY SÜREYLE SAĞLIK EKONOMİSİ ALANINDAKİ DOKTORA ÜSTÜ PROGRAMA KATILDI.

1992 YILINDA AMERICAN UNIVERSITY OF LONDON’DA YARI ZAMANLI ÖĞRETİM ÜYELİĞİ YAPTI VE YÜKSEK LİSANS TEZ DANIŞMANLIKLARI YÜRÜTTÜ.

2001–2002 DÖNEMİNDE GAZİ ÜNİVERSİTESİ İ.İ.B.F. MALİYE BÖLÜMÜ MALİ İKTİSAT ANA BİLİM DALINDA ÖĞRETİM GÖREVLİSİ; 2003 – 2006 YILLARI ARASINDA ANKARA ÜNİVERSİTESİ SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ MALİYE BÖLÜMÜ’NDE ÖĞRETİM ÜYESİ OLARAK GÖREV YAPTI. HALEN GAZİ ÜNİVERSİTESİ İİBF MALİYE BÖLÜMÜNDE ÖĞRETİM ÜYESİ OLARAK GÖREV YAPMAKTADIR.

AKADEMİK YAŞAMIN DIŞINDA KALAN SÜRE İÇİNDE YURT İÇİ VE YURT DIŞINDA ÖZEL SEKTÖRDE ÜST DÜZEY YÖNETİCİ OLARAK ÇALIŞTI VE DIŞ TİCARET, TURİZM, ULUSLARARASI NAKLİYE VE ULUSLARARASI PROJE FİNANSMANI GİBİ ALANLARDA PROFESYONEL DANIŞMANLIK HİZMETİ VERDİ.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 13 okur okudu.
  • 32 okur okuyacak.