Mustafa Said Kurşunoğlu

Mustafa Said Kurşunoğlu

Yazar
10.0/10
2 Kişi
·
4
Okunma
·
1
Beğeni
·
25
Gösterim
Adı:
Mustafa Said Kurşunoğlu
Unvan:
Yazar
Endüstri toplumunun baş döndürücü gelişmeleri ile kutsal olana inanç yitirilirken, yeni bireylerin birbirlerini keşfettiği bir vetirenin inanılan değeri aşk olmuştu. Refah düzeyinin artışı ve yaygınlaşması ile güçlenmiş gibi gözüken bireysellik , iletişimsel teknolojinin bitirici darbeleri altında özeli kalmayan bir harabeye kolayca dönüşmektedir .

Modern küreselliğin aşktan anladığı ise henüz adı konmamış yeni bir tür yaygın hedonizm olarak
gözükmektedir .
Asıl sorun insanın aşkına bağlanma tarzıyla aşkının nesnelerinden bekledikleridir.

*
Bu nedenle Augustin'e göre mutsuz olan insanlar aşk yolu ile tamamlanarak mutlu olmayı ararlar. Bu mutluluğu kesintisiz olarak sağlayıcı ve tamamlayıcı olan aşk ise tanrısal olandır. Buna göre insanlar gerçek mutluluğu ancak Tanrı'ya yönelik bir aşka sahip olduklarında bulabileceklerdir.
Aşk , cehalet ile bilgeliğin, çirkinlik ile güzelliğin , yoksunluk ve vermenini ölümlülük ile ölümsüzlüğün arasında ortak bir zemindir.
Boşluğun tüm yönlerdeki duvarları içersinde gerçek bir iletişimin olanaksızlığı bir yana yalnızlığın bile anlamını yitirdiği siliklik,türümüzün geleceğini ve insanlık idealimizi tahrip etmektedir.

Noam Chomsky'nin ''aşk nedir?'' sorusuna '' Ben sadece onun kırılamaz bir kavram olduğunu biliyorum. Size onun hakkında ancak onsuz hayatın boş olduğunu söyleyebilirim .''
Modern insan aşkı şuur olarak duyumsadığı noktada aslında onu kaybediverir. Bu şuuru duyumsadığı anda aynı zamanda onu kaybedeceğinin de bilincini duyumsamış olur. Bu ise gerçekliğin acı olarak duyumsanmasına yol açacaktır.

Sartre’nin aşk ile özgürlük arasında varlığını gösterdiği bu paradoksal yapı özgürleştikçe var olan ve var oldukça bireyselleşen modern insanın gerçekten ötekini sevip sevemediği sorunu olarak temellenmekle kalmayıp, Bruckner’in de altını çizdiği gibi bireysel otonominin özgürleştikçe daha çok sorumluluk yüklendiği, öteki ile çatışma içine girdiği ve yaralandığı bir amansız azatlığa çağdaş romanlarda anlatıldığı gibi neden olmaktadır.212 Ona göre bu ağır yüklü özgürlük tutsaklığından kurtulmak için de aşka yine paradoksal olarak müracaat etmekteyiz. Böylece ötekinin aşk yolu ile tutsağı olarak özgürlüğün yükünden kurtulmak ve prangalarını kırarak, kurtulmak arzusu gerçekte modern insanın aşkını dürtülemektedir.213
Doğrusu modern insan ifadesi ile günümüzün gelişmiş toplumlarını ele alacaksak, aşkın yoğun bir cinselliğe indirgendiği karamsar bir düzlemden bahsettiğimizi söyleyebiliriz. Üstelik hergün dağlar gibi biriken teknolojik artıklarla dolu çöp yığınları ve medya aracılığı ile hızla tüketilen insan hayatının sergüzeşti, bu atılmışllk olgusunun gerçekliğini tamamlayan unsurlar olarak durmaktadırlar.

Ancak bu vurdumduymazlık içinde aynı zamanda çok güçlü bir sahiplenmenin de gizli olduğunu ifade etmeliyiz. özellikle güvenlik ve özgürlük kavramları bağlamında gerçekten de modern insanın kendi var oluşunu ve yeryüzündeki baskın formunu gittikçe artan bir biçimde ve hatta egoistçe önemsediğini ve sahiplendiğini de söyleyebiliriz. Dolayısı ile aslında burada egoistçe sahiplenmek ile önemsizce bırakıvermek iki aşırı uç olarak bir araya gelmektedir. Heidegger'in varlığı dünyadaki olgusal gerçeklik olarak ele alan yorumu aslında bize aşkın bir fedakârlık, kendinden ödün verme ve esrime olarak yaşandığı doğu gelenekselliğinde, kendinde olmanın dünyayla olan uygunsuzluğundan sevilen vasıtasıyla kendinde olmamaya geçme hali olarak değerlendirme imkânını vermektedir. Aşık her ne kadar kendinde olmadan sevdiğinde olmaya geçemese bile, en azından kendinde olmanın yanlış aidiyetinden aşk aracılığı ile kurtulmaktadır diyebiliriz.
Modern insanın bir bakıma hastalıklarından biri olan kendine ait kılma ve nesneleştirme dürtüsünün aşk boyutundaki hareketliliğine dikkat çeken lrigaray, “ben sana aşığım" (I love to you) ifadesi ile “ben seni seviyorum" (I -love you) arasındaki farkla bu durumu göstermektedir. ilkinde 'ben senin aşığınım’ anlamına ikincisinde ise ’sen benim aşkımsın’ vurgusuna dikkat çekerek; ikinci ifadenin bir sahiplenme ve nesneleştirme anlamını içerdiğini vurgulamaktadır.183 Günümüz toplumlarının “I love you” ifadesini tüketicilikle birlikte kullanmalarındaki yoğunluk bu bakımdan dikkat çekicidir. İşte bu noktada narsist diyebileceğimiz varlığı kendine hasredici yaklaşım, aslında bizi içinde bulunduğumuz ve bir parçası olduğumuz doğadan da ayıran ontolojik başlangıcı temsil etmektedir. Taoizm ve Konfüçyanizm gibi doğu kültür ve felsefelerinde benlik var oluşundan kurtularak doğaya ve topluma ait olmayı gerçekleştirmek çabasına karşın, antik Grek düşüncesi temelli batı düşüncesinde ben
ayrımı ve varlığın insan tarafından sahiplenmesi farkı açığa çıkmaktadır.



_
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mustafa Said Kurşunoğlu
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 4 okur okudu.
  • 3 okur okuyacak.