Mustafa Sıbai

Mustafa Sıbai

Yazar
9.2/10
60 Kişi
·
139
Okunma
·
15
Beğeni
·
1.849
Gösterim
Adı:
Mustafa Sıbai
Tam adı:
Mustafa Es-Sibai, Muṣṭafá Sibāʻī
Unvan:
Prof.Dr. Akademisyen, Politikacı, Yazar
Doğum:
Humus, Suriye, 1915
Ölüm:
Humus, Suriye, 3 Ekim 1964
1915’te Suriye’nin Humus kentinde dünyaya gelen Mustafa Sibai, soylu ve ilmi bakimdan zengin bir aileye mensuptu. Babasi ve dedeleri nesiller boyu büyük camide hatiplik yapagelmislerdir. Mustafa Sibai yetisme esnasinda ilk etkilenmeyi alim ve mücahid bir hatip olan babasi “Hasaneyn esSibai”den almisti. Babasi ülke düsmanlarinin gözünde çok önemli bir konuma sahipti. Suriye’de emperyalistlere karsi verilen istiklal hareketini benimseyenlerin ve destekleyenlerin basinda geliyordu. Hatta bu yolda mücahidleri yönlendirmede ve Fransizlara karsi silahli mücadelede Mustafa Sibai’nin babasinin oldukça büyük payi vardi. Tagutlara, dikta rejimlere ve emperyalistlere karsi silahli mücadeleler vermisti. Hasaneyn Sibai diger yandan hayir cemiyetlerine yardimda, fakirlere ve ihtiyaçlilara destek olmada da hizmetler verdi.rnrnBabasinin bu yönleri Mustafa Sibai’ye yetismesinde çok tesirli olmustu. Mustafa Sibai’nin yetistigi zor sartlar onun daha ilk senelerden itibaren vatan için fedekarliklara katlanmasina, Allah’in dini ugruna cihada atilarak, düsmanlarla savasmasina sebep olmustu.rnrnBu mücadeleli hayati hiç bir zaman onu ilmi çalismalar yapmaktan alikoymamis, aksine ilim tahsiline de çok önem vermisti. Babasiyla birlikte devamli olarak alimlerin olusturdugu ilim meclislerine gider ve onlarin ilmi birikimlerinden istifade ederdi.rnrn rnMUSTAFA SIBAI’NIN TAHSILIrnrnMustafa Sibai tahsil hayatina Kur’ani Kerim’i ezberlemekle baslayarak ilkokul çagina kadar babasinin yaninda temel bilgileri aldiktan sonra “Mesudiye” medresesine girer. Ilk tahsilini üstün bir basariyla tamamladiktan sonra 1930’da liseden parlak bir talebe olarak mezun oldu. Hocalari onun çok büyük bir alim olacagini bekliyorlardi.rnrnBüyük bir zekaya sahipti. Çok uyanik ve hazir cevap oldugu için hocalari, akrabalari ve onu taniyan herkesi hayrete düsürüyordu. Okuldaki derslerinde en ufak bir aksatma yapmadigi gibi ayrica çesitli ilmi toplantilara da katiliyordu. O zaman bu gibi toplantilari Mustafa Sibai’nin babasi Humus alimleriyle birlikte organize ediyordu. Bütün bunlarin disinda o Humus’un alimlerine giderek onlardan istifade ediyordu. Mesela Humus müftüsü Seyh Tahir elatasi derslerine devam ettigi üstadlarindan biri oluyordu. Bunun yaninda Zahit Atasi, Muhammed Yasin, Abdusselam ve Enes Kelalib’de yine ders aldigi üstadlarindan bir kaçiydi. Derslerinin ve gittigi toplantilarin yanisira, okumaya ve arastirmaya da çok düskündü. Talebeligi esnasinda bir çok defalar Büyük Camideki cuma hutbelerini o okurdu. Çünkü babasi bu camide hatiplik yaptigi için o da babasinin yerine bu hutbeleri okurdu. Mustafa Sibai ilmi olarak bu durumdayken yasi daha onsekizdi.rnrnOndaki güzel uslub, üstün zeka, olgun akil, açik fikri ve cesareti onu ülkesinde üstün bir dereceye yükseltmisti. Ilmi olarak belirli bir noktadan sonra kendisini seri ilimlerde daha fazla yetistirmek için Misir’a giderek Ezher üniversitesine giren Sibai 1933’de bu üniversitenin Fikih bölümüne baslar. Ondaki ilmi olgunluk herkesi sasirtmis ve adi artik arkadaslarinin ve hocalarinin dillerinde dolasir olmustu. Daha sonra bu bölümü bitirip “Usulid din”kismina geçen Mustafa Sibai burasini da üstün bir dereceyle bitirdikten sonra doktoraya baslar.rnrnDoktorasini Islâm hukuku dalinda yapan Sibai 1949’da yazdigi kitabi Ezher’in ileri gelen hocalari önünde büyük bir ilmi cesaretle tartisarak doktor ünvanini alir. Konusunu dinleyen komisyon onun ilmi inceligine ve tartistigi konuya olan hakimiyetine hayran kalmislardi. Çünkü bütün görüslere ve müstesriklerin ortaya atmis olduklari tüm süphelere karsi ilmi cevaplar vererek peygamberin sünnetine karsi düsmanlik besleyenleri susturuyordu.rnrnÖyle ki Mustafa Sibai’nin doktora tezi olarak “Sünnetin Islâm Fikhindaki Konumu” adiyla yazmis oldugu kitap, konusunda bir müracaat kaynagi olarak her arastirmaci, her alim ve her talebe için sünnetin Islâm fikhindaki konumunu müdafada en etkili bir silah oluyordu.rnrn rnSIBAI’NIN ÇALISMA VE DERS VERME HAYATIrnrnMerhum ilmi yayginlastirdigi ve faziletli talebelerinin yetismesine vesile oldugu için ders vermeye çok büyük ragbeti vardi. Çünkü mesuliyetini idrak edebilecek bir neslin yetismesinin ancak egitimle mümkün olabilecegini iyi biliyordu. Ancak böyle bir nesil ülkeyi emperyalistlerden ve onlarin biraktigi kötü tesirlerden kurtarabilirdi. Bu mesuliyetlerin en basi ise Filistin’in kurtarilmasiydi ki her seyden evvel geliyordu. Iste her seyiyle iyi yetismis bu nesil toplumlarini saglam ahlaki esaslara dayanan kaideler üzerine bina edebilirdi. Bütün bunlari düsünen Sibai ders okutmayi tercih ederek arapçanin gramer inceliklerini ve dini terbiye usullerini Humus medreselerinde okutmaya baslar. Daha sonra Sam’a intikal eden Sibai, orada kendisine bagli kardeslerle birlikte bir medrese kurmaya baslayarak terbiye yolunda hedeflerini gerçeklestirmeyi planlar. Çünkü hükümete ait okullarin programlarinda bu terbiyeyi verecek kapasiteyi görememektedir. Ustelik bu okullar gerçek terbiye usullerini de kaybetmislerdi.rnrnBundan dolayi bir de Sam’da arapça dilinin inceliklerini hedef alan bir lise açar. Daha sonra Islâm Medeniyeti Cemiyeti de Üstad Sibai’nin idaresine katilinca bu lisenin ismi “Islâmi Arap Lisesi” olarak degistirilir. Bu lise günümüze kadar hala egitimine devam etmektedir. Fakat su anda belirli sebeplerden kurucusuyla hiç bir alakasi yoktur. O zaman yalniz bu liseyle yetinmeyip çesitli kazalara da bu lisenin subelerini açmisti. Üstad Sibai bu lisenin ilk müdürüydü. Onun zamaninda bu liselerden bir çok talebe mezun olarak egitim ve diger görevlerde vazife yapmislardi. Bu liseler ilmi ve ahlaki bakimdan mesuliyetini en iyi bir sekilde idrak edebilecek pek çok talebe yetistererek ülkenin en hayirli okulu durumuna gelmisti. Fakat üstadin üstün kabiliyeti ona bu lisedeki görevinden daha büyük bir mesuliyeti yükleyerek onu Sam üniversitesi Hukuk fakültesinde hocalik yapmaya zorlar.rnrnBöylece 1950’de üniversite hocaligina tayin edilen Sibai ders vermede hocalar arasinda en üstün seviyede birisiydi. Bu yeni görevide Üstad’in ilmi kudretini tam kapliyamamisti. Onun ülkeye karsi hissettigi mesuliyet duygusunun üstünlügü, ilmi olgunlugu ve Islâmi çalismalara olan düskünlügü ondan daha fazla isleri bekliyordu. Bu sefer üstad Islâmi ilimlere mahsus müstakil bir seriat fakültesinin kurulmasini düsünmeye basladi.rnrnBu fakülte tipki üniversitelerdeki diger fakülteler gibi bagimsiz olacak fakat Islâmi konularda alim yetistirecekti. Bununla Islâm ümmetine ve tüm insanliga asrimizda ve gelecekte ilerleme ve hayir takdim etmeyi istiyordu. Bütün engellemelere ragmen bu fakültenin açilisi 1955’de tamamlanmis Sibai de ilk dekani olmustu. Dekanligin yani sira yine hukuk fakültesindeki hocalik görevini ve diger mesuliyetlerini sürdürüyordu. Üstad Sibai seriat Fakültesine dekan oldugu andan itibaren diger üniversitelerde bu fakültenin düsüncesi paralelinde olan tüm hocalarla yardimlasmis ve onlardan da bu konuda istifade etmisti.rnrn rnÖRGÜTSEL ÇALISMALARIrnrnMayis 1945 de Fransizlar ülkeye karsi düsmanliklarini ve zulümlerini tekrar estirdiklerinde Sibai’de Humus da silahli mücahidlerin basinda Fransiz emperyalistlerine karsi cihad etmeye baslamisti. Bu direniste ilk mermiyi de Sibai atarak kendisi ve adamlarinin kahramanliklari ve cesaretleri, Fransizlarin kalblerine korku salmis, onlari yenilgiye ugratmisti.rnrnYirminci yüzyilin baslarina kadar Sam ülkeleri diye bilinen Suriye, Lübnan ve Filistin bölgelerinde Islâmi düsünce açik ve net olarak ortaya koyulmamis ve asrinin kültürüyle Islâmi ilimleri birarada toplayacak bilgili Islâm davetçileri henüz yetistirememisti. Sadce bazi dini bilgileri elde etmis alimler, tarikat erbablari ve bazi cemiyetler vardi. Onlar da çalismalarini sadece Islâmin bazi yönlerini izaha ve yasamaya hasretmislerdi. Mesela Islâmin ahlaki yönüne davet ederler diger yönlerine ihtimam göstermezlerdi. Ayrica bu cemiyetler toplumun problemlerini çözmekten de çok uzaktaydilar. Diger taraftan bu cemiyet ve tarikatlar davetleri esnasinda dine sokulmus bir çok hurafe, bidat ve sapikliklara da çagirmaktan geri kalmiyorlardi. Iste bu durum Islâmi ve onun bazi yönlerini temsil edenleri toplumdan ve onlarin problemlerini çözmekten uzak tutuyordu. Bu durum karsisinda Mustafa Sibai Islâmi tüm yönleriyle anlayan, yasayan ve ona samimi inanarak davet eden ve yeryüzünde kuvvet yerine hakkin hakim olmasini saglayacak bir cemaatin varligina ihtiyaç olduguna inanarak böyle bir cemaati olusturmak için insanlara hedeflerini açiklamis ve onlari bir bütün olarak Islâma davet etmeye baslamisti. Mustafâ Sibai’nin bu çagrisina bir çok topluluklar süratle iltifat ederek etrafinda halkalanmislardi. Ama ülkenin o zamanki sartlari ona pek firsat vermemisti. Suriye’de emperyalistler ve onlarin yerli usaklari bu davetin yolunu tutuklama, iskence ve hapislerle engellemeye çalisiyorlardi. Onlar kuwetli bir Islâmi hareketi ortaya koyabilecek güçlü bir cemaati hiç bir zaman istemiyorlardi. Fakat bütün bunlara ragmen Mustafa Sibai ilk olarak bazi Islâmi cemiyetleri Humusta ve diger mintikalarda açmâya baslamisti bile. Kurdugu bu teskilatlarin arasinda Humus’ta “Rabitatuddiniyye” Sam’da “Muhammedin Gençleri” ve “Müslüman Gençler”i sayabiliriz. Mustafa Sibai Suriye’deki Islâmi çalismalarini 1933 senesine kadar sürdürerek ayni yil daha yüksek bir egitim yapabilmek için Misir’a gitmisti. Kahire’ye yerlesir yerlesmez hemen büyük islam davetçisi Hasan elBenna ile irtibata geçti. Onunla görüsmeden önce Benna hakkinda ve onun Islâmi cihadi konusunda çok seyler duymustu. Bu büyük davetçi; üstün liderligi ve samimi çalismalariyla Ihvani müslümini ortaya koymus, her türlü zorluklara ragmen Misir’da Islâmi düsüncenin boy salmasini saglamisti. Dr
İslâm toplumu içinde kendisine düşen görevi yeniden yüklenmeğe davet ediyor. Müslüman kadına yaraşan şahsiyet, iffet, namus ve hayâya yeniden dönmesini istiyor.
Hz. Hatice'nin Hz. Meryem'in Esmâ'nın ve benzerlerinin, o mü'minlerin, o parlak yıldızların, ebedileşen tarihini, Müslüman-dîndar genç kızlarımızın tekrar yaşattıklarını görecek miyiz?
Mü'minlerin hak yolunda çektiği sıkıntılar, vicdan ve kalplerinin dinlenmesine bir vesiledir. Allah (c.c)'ın rızasını ve cennetin elde etmek dünyanın bütün makam, şöhret ve malından üstündür.
Allah yolunda her ölüm şehitliktir. Hak yolunda her eziyyet, şereftir. İslâm hareketinden dolayı başa gelen her bela ebediyyettir.
Mü'min genç İslâm kadınlarının davet ortamlarında mevcut olmamaları veya buraları yeterince işgal edememeleri, davetin yavaşlamasına, hatta nüfusun yarısının ondan mahrum kalmasıyla tek yönlü yok olmasına sebep olur. Kalblerdeki iman sevgisi söner; dinin sağlam bağı elden bırakılmış olur.
88 syf.
·10/10 puan
Eserde yazarımız aile üzerinde durmuş ve olması gereken aile yapısını anlatmıştır. Bunları anlatırken hadis ve ayetlerle desteklemiştir. Aile de kadının, kocası üzerine olan sorumluluklarından, kocanın, karısı üzerine olan sorumluluklarından ve çocuk eğitiminden maddeler halinde bahsetmiştir. Eserde anlatılması gereken öz ve etkili bir şekilde anlatılmıştır.
198 syf.
·2 günde·Beğendi·6/10 puan
Bu kitap; Din ve Devlet İlişkisi,İslam'da Savaş ve Barış,İslam Hukukunda Gelişme ve Esneklik,Ortadoğu'da En Gerçekçi Düşünce Akımları konusu başta olmak üzere altı konudan oluşuyor.Yazarın bu konularda yaptığı konuşmalar,ayet ve hadislerle desteklenmiş.Tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
101 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Oryantalizmin ne olduğunu merak ediyorsanız Bu kitabı mutlaka okumalısınız müçteba Uğur'un tercüme ettiği bu eserde oryantalistler müsteşrikler örnekler verilerek anlatılmaktadır kitapta müsteşriklerin faaliyetlerine ve çalışmalarına yalïn bir anlatımla yer verilmiştir.Ayrïca kitapta ;oryantalizmin tarihi, sebepleri ,hedefleri , hedeflerini gerçekleştirme vasıtaları ve en önemli oryantalistler tanıtılmıştır.
536 syf.
·35 günde·Beğendi·8/10 puan
Müslüman tarihinin başından beri değişmeyen gündemi: Sünnet

Bu kitapta sahabe döneminden günümüze kadar gelen süreçte sünnet hakkında yapılan eleştirilere cevaplar bulacaksınız. Özellikle müşteşriklerin iddialarını tanımada ve amaçlarının farkına varmada uyarıcı bir etkisi var.

Birinci Bölüm - Sünnetin Manası, Nakli ve Tedvini - 87 sayfa

Yazar bu bölümde sünnetin anlamı, hadislerin yazılması, sahabenin sünnete karşı tavrı, hadis uydurma faaliyetleri, alimlerin hadis uydurmaya karşı aldığı önlemler ve bu önlemler neticesinde şekillenen hadis ilimlerini konu ediniyor.

Derli toplu bilgi vermesi açısından bu bölümün kısa ama değerli olduğunu söyleyebilirim.

İkinci Bölüm - Tarih Boyunca Sünnete Yöneltilen Şüpheler - 264 sayfa

Bu bölümde Şiilere ve Haricilere Göre Sünnet, Mutezile ve Kelamcılara Göre Sünnet, Çağımızda Delil Oluşunu İnkar Edenlere Göre Sünnet, Müsteşrıklara Göre Sünnet ve Bazı Çağdaş Yazarlara Göre Sünnet gibi başlıklar altında konuyu işliyor.

Mutezile'nin sünnet görüşünü yanlı yansıttığını artık biliyoruz. Bu konuda Hüseyin Hansu'nun makaleleri ve kitabı bunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bunun dışındaki konularda yer yer polemiğe kaçsa da yeterli bilgi verdiğini düşünüyorum.

Emeviler ve Hadis, İbn Şihab ez-Zührî ve Hadis, Ebû Hureyre, Sahabenin Sünnet Karşısında Durumu ve Ebû Reyye'nin kitabında Ebû Hureyre'ye ithamlarının yer aldığı bölümler çok değerli.

Üçüncü Bölüm - Sünnetin Teşrî'deki Yeri - 21 sayfa

Bu başlık altında yazar, sünnetin Kur'an karşısındaki konumu, müstakil hüküm koyması meselesi, nesh meselesini yüzeysel şekilde işliyor. Genel bilgi edinmek açısından bu bölüm yeterli.

Dördüncü Bölüm - Büyük Âlimlerin Hayatları - 58 sayfa

Ebû Hanife, Mâlik, Şafii, Ahmed ibn Hanbel, Buhârî, Müslim, Nesâî, Ebû Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce'nin hayatları bu bölümde kendisine yer buluyor.

Ebû Hanife bölümü, bunlardan en genişi ve en çok istifade edilmesi gereken yeri oluşturuyor. Onun hakkındaki şüphe ve ithamların çoğuna cevap veriliyor. Ebû Hanife hakkındaki olumsuz görüşlerin sebepleri, hadis bilgisi, kıyası hadisin öne geçirme meselesi, hadislere bakışından örneklerle üzerinde durulması gereken bir bölüm burası.

Ardından İmam Mâlik ibn Enes'in hayatı, kitabı Muvatta'nın özelliği, kendisinin muhaddis olup olmaması konuları geliyor.

Devamında Şafii ve İbn Hanbel bölümleri de istifade edilesi türden.

Sonuç olarak günümüze kadar gelen sünnet ve hadisle ilgili tartışmalardan haberdar olmak, onların eleştirileri ve cevaplarını görmek, müsteşrıkların sünnet bilgisi ve usulleri ile ilgili konularda bu kitabı okumalısınız.

Hadisi kendisine çalışma alanı yapmış birinin bu kitaptan uzak kalması düşünülemez. Allah Mustafa Sıbaî'den razı olsun.
560 syf.
·8/10 puan
İlmi bir kitap (Hadis)
Kitap 16 Bölümden müteşekkil
İslam Hukukunda sünnetin yeri
Hadislerin tedvin ve seyri
Uydurmacılıkla yapılan mücadele ve çalışmalar
Bu esnada ortaya çıkan disiplinler
Hadis uydurmacıları
Bazı gurup ve mezheplerin hadis anlayışları
Oryantalistlere kitipta yekün teşkil edecek kadar reddiyeler. Özellikle de Goldziher.
Çağdaş yazarların hadis anlayışlarına reddiyeler. Özellikle de ebu reyye ve kitabı.
Ebu Hureyre'ye karşı haddi aşanlara çok güzel cevaplar vermiştir.
Son bölümlerde ise mezhep imamları ve kütüb-i sitte ashabının hayatları ve ilmi usülleri hakkında kısa bir bilgi sundu.

Gerçekten dolu dolu bir kitap. Allah hocamıza rahmetiyle muamele eylesin.
528 syf.
·Beğendi·8/10 puan
İslamda sünnetin yerini ve sünnet hukukunu tarihiyle , üzerinde ki oyunlarla /Sünnetin tarihinden bu yana delilleriyle incelemeler saglamıştır.
Okurken bu konuda (hak şekilde) bilgi sahibi olanlarla fikir alışverişi yapmak daha fayda sağlayacaktır.
Ayşenur
Ayşenur Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler'i inceledi.
132 syf.
·3 günde
Bilhassa gençlere yönelik kısa ve direkt mesaj içerikli bir siyer kitabı. Yazar olayları "hicret zamanı, Mekke'nin fethi, gazveler" gibi başlıklar altında kategorize etmiş ve maddeleyerek hangi hadisenin ne zaman olduğunu hatırlamayı kolaylaştırmış. Her bölümün sonunda yine madde madde davetçinin ya da bir Müslümanın alması gereken ibretleri ele almış. Siyer alanında yalın ve derli toplu, mesaj öncelikli bir eser. Okunması ve tavsiye edilmesi gerekenlerden.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mustafa Sıbai
Tam adı:
Mustafa Es-Sibai, Muṣṭafá Sibāʻī
Unvan:
Prof.Dr. Akademisyen, Politikacı, Yazar
Doğum:
Humus, Suriye, 1915
Ölüm:
Humus, Suriye, 3 Ekim 1964
1915’te Suriye’nin Humus kentinde dünyaya gelen Mustafa Sibai, soylu ve ilmi bakimdan zengin bir aileye mensuptu. Babasi ve dedeleri nesiller boyu büyük camide hatiplik yapagelmislerdir. Mustafa Sibai yetisme esnasinda ilk etkilenmeyi alim ve mücahid bir hatip olan babasi “Hasaneyn esSibai”den almisti. Babasi ülke düsmanlarinin gözünde çok önemli bir konuma sahipti. Suriye’de emperyalistlere karsi verilen istiklal hareketini benimseyenlerin ve destekleyenlerin basinda geliyordu. Hatta bu yolda mücahidleri yönlendirmede ve Fransizlara karsi silahli mücadelede Mustafa Sibai’nin babasinin oldukça büyük payi vardi. Tagutlara, dikta rejimlere ve emperyalistlere karsi silahli mücadeleler vermisti. Hasaneyn Sibai diger yandan hayir cemiyetlerine yardimda, fakirlere ve ihtiyaçlilara destek olmada da hizmetler verdi.rnrnBabasinin bu yönleri Mustafa Sibai’ye yetismesinde çok tesirli olmustu. Mustafa Sibai’nin yetistigi zor sartlar onun daha ilk senelerden itibaren vatan için fedekarliklara katlanmasina, Allah’in dini ugruna cihada atilarak, düsmanlarla savasmasina sebep olmustu.rnrnBu mücadeleli hayati hiç bir zaman onu ilmi çalismalar yapmaktan alikoymamis, aksine ilim tahsiline de çok önem vermisti. Babasiyla birlikte devamli olarak alimlerin olusturdugu ilim meclislerine gider ve onlarin ilmi birikimlerinden istifade ederdi.rnrn rnMUSTAFA SIBAI’NIN TAHSILIrnrnMustafa Sibai tahsil hayatina Kur’ani Kerim’i ezberlemekle baslayarak ilkokul çagina kadar babasinin yaninda temel bilgileri aldiktan sonra “Mesudiye” medresesine girer. Ilk tahsilini üstün bir basariyla tamamladiktan sonra 1930’da liseden parlak bir talebe olarak mezun oldu. Hocalari onun çok büyük bir alim olacagini bekliyorlardi.rnrnBüyük bir zekaya sahipti. Çok uyanik ve hazir cevap oldugu için hocalari, akrabalari ve onu taniyan herkesi hayrete düsürüyordu. Okuldaki derslerinde en ufak bir aksatma yapmadigi gibi ayrica çesitli ilmi toplantilara da katiliyordu. O zaman bu gibi toplantilari Mustafa Sibai’nin babasi Humus alimleriyle birlikte organize ediyordu. Bütün bunlarin disinda o Humus’un alimlerine giderek onlardan istifade ediyordu. Mesela Humus müftüsü Seyh Tahir elatasi derslerine devam ettigi üstadlarindan biri oluyordu. Bunun yaninda Zahit Atasi, Muhammed Yasin, Abdusselam ve Enes Kelalib’de yine ders aldigi üstadlarindan bir kaçiydi. Derslerinin ve gittigi toplantilarin yanisira, okumaya ve arastirmaya da çok düskündü. Talebeligi esnasinda bir çok defalar Büyük Camideki cuma hutbelerini o okurdu. Çünkü babasi bu camide hatiplik yaptigi için o da babasinin yerine bu hutbeleri okurdu. Mustafa Sibai ilmi olarak bu durumdayken yasi daha onsekizdi.rnrnOndaki güzel uslub, üstün zeka, olgun akil, açik fikri ve cesareti onu ülkesinde üstün bir dereceye yükseltmisti. Ilmi olarak belirli bir noktadan sonra kendisini seri ilimlerde daha fazla yetistirmek için Misir’a giderek Ezher üniversitesine giren Sibai 1933’de bu üniversitenin Fikih bölümüne baslar. Ondaki ilmi olgunluk herkesi sasirtmis ve adi artik arkadaslarinin ve hocalarinin dillerinde dolasir olmustu. Daha sonra bu bölümü bitirip “Usulid din”kismina geçen Mustafa Sibai burasini da üstün bir dereceyle bitirdikten sonra doktoraya baslar.rnrnDoktorasini Islâm hukuku dalinda yapan Sibai 1949’da yazdigi kitabi Ezher’in ileri gelen hocalari önünde büyük bir ilmi cesaretle tartisarak doktor ünvanini alir. Konusunu dinleyen komisyon onun ilmi inceligine ve tartistigi konuya olan hakimiyetine hayran kalmislardi. Çünkü bütün görüslere ve müstesriklerin ortaya atmis olduklari tüm süphelere karsi ilmi cevaplar vererek peygamberin sünnetine karsi düsmanlik besleyenleri susturuyordu.rnrnÖyle ki Mustafa Sibai’nin doktora tezi olarak “Sünnetin Islâm Fikhindaki Konumu” adiyla yazmis oldugu kitap, konusunda bir müracaat kaynagi olarak her arastirmaci, her alim ve her talebe için sünnetin Islâm fikhindaki konumunu müdafada en etkili bir silah oluyordu.rnrn rnSIBAI’NIN ÇALISMA VE DERS VERME HAYATIrnrnMerhum ilmi yayginlastirdigi ve faziletli talebelerinin yetismesine vesile oldugu için ders vermeye çok büyük ragbeti vardi. Çünkü mesuliyetini idrak edebilecek bir neslin yetismesinin ancak egitimle mümkün olabilecegini iyi biliyordu. Ancak böyle bir nesil ülkeyi emperyalistlerden ve onlarin biraktigi kötü tesirlerden kurtarabilirdi. Bu mesuliyetlerin en basi ise Filistin’in kurtarilmasiydi ki her seyden evvel geliyordu. Iste her seyiyle iyi yetismis bu nesil toplumlarini saglam ahlaki esaslara dayanan kaideler üzerine bina edebilirdi. Bütün bunlari düsünen Sibai ders okutmayi tercih ederek arapçanin gramer inceliklerini ve dini terbiye usullerini Humus medreselerinde okutmaya baslar. Daha sonra Sam’a intikal eden Sibai, orada kendisine bagli kardeslerle birlikte bir medrese kurmaya baslayarak terbiye yolunda hedeflerini gerçeklestirmeyi planlar. Çünkü hükümete ait okullarin programlarinda bu terbiyeyi verecek kapasiteyi görememektedir. Ustelik bu okullar gerçek terbiye usullerini de kaybetmislerdi.rnrnBundan dolayi bir de Sam’da arapça dilinin inceliklerini hedef alan bir lise açar. Daha sonra Islâm Medeniyeti Cemiyeti de Üstad Sibai’nin idaresine katilinca bu lisenin ismi “Islâmi Arap Lisesi” olarak degistirilir. Bu lise günümüze kadar hala egitimine devam etmektedir. Fakat su anda belirli sebeplerden kurucusuyla hiç bir alakasi yoktur. O zaman yalniz bu liseyle yetinmeyip çesitli kazalara da bu lisenin subelerini açmisti. Üstad Sibai bu lisenin ilk müdürüydü. Onun zamaninda bu liselerden bir çok talebe mezun olarak egitim ve diger görevlerde vazife yapmislardi. Bu liseler ilmi ve ahlaki bakimdan mesuliyetini en iyi bir sekilde idrak edebilecek pek çok talebe yetistererek ülkenin en hayirli okulu durumuna gelmisti. Fakat üstadin üstün kabiliyeti ona bu lisedeki görevinden daha büyük bir mesuliyeti yükleyerek onu Sam üniversitesi Hukuk fakültesinde hocalik yapmaya zorlar.rnrnBöylece 1950’de üniversite hocaligina tayin edilen Sibai ders vermede hocalar arasinda en üstün seviyede birisiydi. Bu yeni görevide Üstad’in ilmi kudretini tam kapliyamamisti. Onun ülkeye karsi hissettigi mesuliyet duygusunun üstünlügü, ilmi olgunlugu ve Islâmi çalismalara olan düskünlügü ondan daha fazla isleri bekliyordu. Bu sefer üstad Islâmi ilimlere mahsus müstakil bir seriat fakültesinin kurulmasini düsünmeye basladi.rnrnBu fakülte tipki üniversitelerdeki diger fakülteler gibi bagimsiz olacak fakat Islâmi konularda alim yetistirecekti. Bununla Islâm ümmetine ve tüm insanliga asrimizda ve gelecekte ilerleme ve hayir takdim etmeyi istiyordu. Bütün engellemelere ragmen bu fakültenin açilisi 1955’de tamamlanmis Sibai de ilk dekani olmustu. Dekanligin yani sira yine hukuk fakültesindeki hocalik görevini ve diger mesuliyetlerini sürdürüyordu. Üstad Sibai seriat Fakültesine dekan oldugu andan itibaren diger üniversitelerde bu fakültenin düsüncesi paralelinde olan tüm hocalarla yardimlasmis ve onlardan da bu konuda istifade etmisti.rnrn rnÖRGÜTSEL ÇALISMALARIrnrnMayis 1945 de Fransizlar ülkeye karsi düsmanliklarini ve zulümlerini tekrar estirdiklerinde Sibai’de Humus da silahli mücahidlerin basinda Fransiz emperyalistlerine karsi cihad etmeye baslamisti. Bu direniste ilk mermiyi de Sibai atarak kendisi ve adamlarinin kahramanliklari ve cesaretleri, Fransizlarin kalblerine korku salmis, onlari yenilgiye ugratmisti.rnrnYirminci yüzyilin baslarina kadar Sam ülkeleri diye bilinen Suriye, Lübnan ve Filistin bölgelerinde Islâmi düsünce açik ve net olarak ortaya koyulmamis ve asrinin kültürüyle Islâmi ilimleri birarada toplayacak bilgili Islâm davetçileri henüz yetistirememisti. Sadce bazi dini bilgileri elde etmis alimler, tarikat erbablari ve bazi cemiyetler vardi. Onlar da çalismalarini sadece Islâmin bazi yönlerini izaha ve yasamaya hasretmislerdi. Mesela Islâmin ahlaki yönüne davet ederler diger yönlerine ihtimam göstermezlerdi. Ayrica bu cemiyetler toplumun problemlerini çözmekten de çok uzaktaydilar. Diger taraftan bu cemiyet ve tarikatlar davetleri esnasinda dine sokulmus bir çok hurafe, bidat ve sapikliklara da çagirmaktan geri kalmiyorlardi. Iste bu durum Islâmi ve onun bazi yönlerini temsil edenleri toplumdan ve onlarin problemlerini çözmekten uzak tutuyordu. Bu durum karsisinda Mustafa Sibai Islâmi tüm yönleriyle anlayan, yasayan ve ona samimi inanarak davet eden ve yeryüzünde kuvvet yerine hakkin hakim olmasini saglayacak bir cemaatin varligina ihtiyaç olduguna inanarak böyle bir cemaati olusturmak için insanlara hedeflerini açiklamis ve onlari bir bütün olarak Islâma davet etmeye baslamisti. Mustafâ Sibai’nin bu çagrisina bir çok topluluklar süratle iltifat ederek etrafinda halkalanmislardi. Ama ülkenin o zamanki sartlari ona pek firsat vermemisti. Suriye’de emperyalistler ve onlarin yerli usaklari bu davetin yolunu tutuklama, iskence ve hapislerle engellemeye çalisiyorlardi. Onlar kuwetli bir Islâmi hareketi ortaya koyabilecek güçlü bir cemaati hiç bir zaman istemiyorlardi. Fakat bütün bunlara ragmen Mustafa Sibai ilk olarak bazi Islâmi cemiyetleri Humusta ve diger mintikalarda açmâya baslamisti bile. Kurdugu bu teskilatlarin arasinda Humus’ta “Rabitatuddiniyye” Sam’da “Muhammedin Gençleri” ve “Müslüman Gençler”i sayabiliriz. Mustafa Sibai Suriye’deki Islâmi çalismalarini 1933 senesine kadar sürdürerek ayni yil daha yüksek bir egitim yapabilmek için Misir’a gitmisti. Kahire’ye yerlesir yerlesmez hemen büyük islam davetçisi Hasan elBenna ile irtibata geçti. Onunla görüsmeden önce Benna hakkinda ve onun Islâmi cihadi konusunda çok seyler duymustu. Bu büyük davetçi; üstün liderligi ve samimi çalismalariyla Ihvani müslümini ortaya koymus, her türlü zorluklara ragmen Misir’da Islâmi düsüncenin boy salmasini saglamisti. Dr

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 139 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 110 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.