Mustafa Yılmaz

Mustafa Yılmaz

YazarÇevirmen
8.1/10
376 Kişi
·
887
Okunma
·
2
Beğeni
·
379
Gösterim
"Bunca gizlilik, bunca çaba, bütün bunlar niye?"
"Kudüs" dedi.
"Çünkü Kudüs'e giden en kısa yol,
bu topraklardan geçiyor."
"Hayatı iki türlü yaşarsın evlat:
ya her şeyin tesadüf olduğuna inanırsın
ya da hiçbir şeyin tesadüf olmadığına."
"Leonardo Da Vinci, siyon belgelerine göre bu örgütün 10 yıl boyunca liderliğini yapmıştır. Yani Vatikan'ın resmi ressamı aynı zamanda Tapınak Sövalyesidir!"
"Sait Çelebi, masondu. Kayıtlara ilk resmi mason olarak geçti.

Sait Çelebi yurda döndüğünde yanında biri daha vardı. İbrahim Müteferrika... Osmanlı'ya ilk matbaayı getiren kişi.

İbrahim Müteferrika da masondu!"
"Ağaoğlu sürpriz bir şekilde emekli olduktan sonra siyasete atıldı. Siyasete başladığı yer de oldukça ilginçti. İlahiyat Profesörü meşhur Yaşar Nuri Öztürk. Üstad-ı Muhterem Ağaoğlu, Yaşar Nuri Öztürk'ün Halkın Yükselişi Partisi, HYP'de Genel Başkan Yardımcısı oldu!"
Bulgakov. Yaklaşık bir ay önce ismini ilk defa duyduğum bir yazar. Gerçi ben de yeniyim Rus edebiyatında. Dostoyevski ile bile tanışmam yaklaşık 3 ay öncesine dayanır. Tabi bir hayli sevdim ülke edebiyatını ve yazarlarını. Tüm dünyadan çok farklı olsalar da yine de en çok benzedikleri insanlar biziz sanırım. Köylüleriyle, deyimleriyle, deyişleriyle, içsel dünyalarıyla. Belki de bu yüzden çok sevdim kendilerini. Puşkin’i, Gogol’u, Dostoyevski’yi si ve son tanıştığım Bulgakov ’yla beraber.

Bir gün abim Metin T. ‘nin bir yorumunu görüyorum. Diyor ki “Ruslar için önce Puşkin sonra Bulgakov gelir. Diğer yazarlar onlardan sonradır.” , “Gogol’dan da mı önce abi?” diyorum, “Gogol’dan da önce” diyor. Özellikle Rus edebiyatını ilişkin yorumlarına çok önem verdiğim abimin etkisi altında aklıma yeni bir yazar düşüyor, Bulgakov. Biraz araştırıyorum, merakım daha da artıyor. En son bu meraka dayanamayıp kitabı temin ediyorum hem de aldığım kitapları bitirmeden yeni kitap edinmeyeceğime ilişkin kendime söz vermişken.

Merakla beklediğim an dün akşam geliyor. Yeni bir yazarla tanışmak için hazırım. Zaten yeni nefeslere de ihtiyacım var. Aldığım kitaplarına bakıyorum. Köpek Kalbinde karar kılıyorum. Başlıyorum okumaya daha ilk sayfadan tanışmak için doğru kitabı tercih ettiğimi anlıyorum. Sayfalar ilerledikçe çılgın bir yazar buluyorum karşımda köpekleri konuşturan ve konuşmalarından da bu güzel hayvanların bizden neler çektiklerini anlattıran. Sonradan da insanlaştırıyor bu Şirkov denen köpeği. Zaten hikaye de buradan sonra hızlanıyor, enteresanlaşıyor ve daha eğlenceli hale geliyor. Bu arada yazarın ince ince eleştirdiğini söyleyen arkadaşlara sitem ediyorum. Fark ediyorum ki Bulgakov SSCB’yi ince ince değil doğrudan açık açık eleştiriyor. Hem de herşeyiyle. Yarattığı yeni kurumlardan, ürettiği ürünlere, çıkardığı kararnamelerden, değiştirdiği sokak isimlerine kadar.

Ve kitabın son bulmasıyla Bulgakov ile ilk sohbetimiz tamamlıyoruz. Yazmış olduğu diğer eserlerini de keyifle okuyabileceğim bir yazar olduğu hissiyatını alıyorum ilk tanışmamızdan. Görüşürüz Sn. Bulgakov bir başka güzel zamanda bir başka eserinde. Beni Bulgakov ile tanıştıran abime tekrardan teşekkürlerimi iletiyorum.

Keyifli okumalar dilerim.
“Her şeyden habersizsin. Köpeği bıçak altına yatırıp, üzerinde deney yapan ve işkence eden düzeni ne zaman fark edeceksin? Seni sürekli “şey”ler için zorlayanlara gözlerini yumamazsın, uyanık olmak zorundasın.” Der gibi Bulgakov. “Söylediklerinizden tiksiniyorum ama ifade özgürlüğünüzü ölümüne savunuyorum” diye bir söz vardı sahibi mühim değil. İfade özgürlüğü ama hangi ifade özgürlüğü? Özgürlük bir görüşü veya bir tezi belirlenen temellere dayanarak anlatılırsa özgürlüktür. Bir toplumun dinine, değerlerine, inançlarına hunharca yapılan saldırı, bu tanım içerisinde yer almadığı gibi fitne tohumlarını ekmekten öteye de gitmez. Özgürlük, tarih boyunca insanoğlunun aradığı bir şeydir. Gerek coğrafi şartlarda, gerek siyasi ve toplumsal buhranların yaşandığı ortamda, gerekse kendi ruhuyla barışmayan bireyin “Kimsenin müdahalesi olmaksızın kendi özgür hür iradesiyle yaşayabilme” arayışıdır. Sürekli bir şeylerin değişmesiyle baş gösteren uyutma stratejisi işte bu özgürlüğün kısıtlanmasıdır. Özellikle medya, gazete, edebiyat döngüsü içinde boy gösteriyorsa, birileri çıkıp “Dur bakalım” diyor. Mizahla harmanlayarak, ince mesajlar veren o kişilerden biri Bulgakov.

Bir köpeğin gözünden acınası yaşamını; bir yandan da şehri ve şehrin insanlarını, Sovyet Rusya’daki genel yaşamın bize aktarmasıyla başlıyor kitap.

“Sizde her şey planlı ve sıkıcı. peçete şuraya, kravat oraya… Affedersiniz, lütfen, teşekkürler! Hayat bu değil! Gerçek yaşam bambaşka. Bütün bu davranış biçimleri işkenceden başka bir şey değil. Çarlık döneminde yaşamıyoruz ki!”

Stalin’in her fırsatta uyguladığı sansür eserin tefrikasını çok sonralara bıraktı. Bir gerçek var ki Stalin’in kalbi 1953’te durdu fakat Köpek Kalbi hala atmaya devam ediyor…
Elinizdeki kitap sadece bir bilimkurgudan ibaret değil demekle başlamak istiyorum incelememe sevgili arkadaşlarım. Sovyet toplumunun bir eleştirisi, Bulgakov'un gerçekleri bir köpek aracılığı ile biz okuyuculara aktarmasıdır Köpek Kalbi.

Etkinlik nedeniyle birçok inceleme okudum kitap hakkında. Her birimizin fikirleri, kitaptan çıkarımları benim için çok önemli. Görmediğim, o an farketmediğim bir ayrıntıya rastlıyorum etkinliklerde yapılan incelemelerde.
Kitabın yasaklanmış olması zaten ilgimi çekmişti. Daha dikkatle okudum bu nedenle eseri. (1925'de yazılan eser ancak 1968'de yayınlanmış.)

Konu kısaca şöyle,
Ünlü bir bilim insanının sokakta bulduğu köpeği alıp, insanın erbezi ve hipofiz bezini nakletmesi ile başlıyor eser. Proletaryayı simgeleyen Şarik ve burjuvayı simgeleyen Filip Filipoviç var karşımızda. (Birçok kaynağa göre Filip Filipoviç Lenin'i temsil etmektedir.) İlk bölümü Şarik'in ağzından okuyoruz ve birçok eleştiri ile karşılaşıyoruz. Sokaktaki yaşamını, halkın tutumunu, proleterlerin yaşam biçimini anlatıyor konuşma aralarında Şarik. Bir bakıma köpek aracılığıyla hiciv yapıyor Bulgakov.
Yeni evindeki rahat yaşamına ve şımartılacak derecede iyi bakılmasına şahit oluyoruz Şarik'in.
Ve sonra her şeyin bir anda değiştiğini, doktorun yaptığı ameliyat sonrası köpek-insan olan Şarik'in nasıl kötü birine dönüştüğünü görüyoruz. Bu şartlarda dahi kendisine toplumda yer bulabiliyor Şarik tıpkı bu dönemde yaşayan insanlar gibi... (hayretle okudum bu kısımları)

Hem bir yergi hem de mevcut düzene en iyi yapılan eleştirilerden biri "Köpek Kalbi".
Çeviri hakkında da yazmak istiyorum bu kez. Yorumlarda ve araştırırken birçok farklı çeviri olduğunu gördüm. Her birinde farklı bir isimle Türkçeleştirilmiş köpek ismi. İş Bankası ve Tefrika yayınlarında Şarik iken, Kaknüs yayınları çevirisinde önce Topak (2002 çevirisi) sonra Sharikov olmuş. Tutku yayınevinde Boncuk iken Dedalus yayınevinde Tombik olmuş...
Ben yine modern klasiklerden okudum ve çeviri çok iyiydi. Bu nedenle Modern Klasiklerden okumanızı öneririm.
Yine çok beğendiğim, bitmeseydi dediğim bir eser okudum. Usta ile Margarita okuyarak etkinliği değerlendirmeye devam edeceğim. :)
Bu kitap bana göre daha çok, ne umduk ne bulduk kitabı olmuş.

Bu kitabı,öyle dümdüz doktor Frankenstain öyküsü gibi okuyabilirsiniz ,gayet mümkün çünkü çok sade bir dille adeta çocuk kitabı gibi yazılmış. İşte tam burda yazarımız Mihail Bulgakov ‘un keskin zekası devreye giriyor.

—Spoiler—

Köpek kalbi, siyasi hicivlerle dolu bir sistem eleştirisi kitabıdır. Bolşevik devriminin ardından Rusya’da siyasi zemin hazırlanmadan komünizmin gelmesiyle halkın yaşadığı zorluk, insan bedenine hapsolmuş bir köpek ile sembolize ediliyor. Orijinal kitapta sharik , Türkçe çevirisinde(benim okuduğum çeviride) Topak farklı çevirilerde Tombik olan köpeğimiz sokakta yaşadığı dönemde işçi sınıfının çarlık Rusya’sının boyunduruğundayken yaşadığı sefaleti, doktor ile tanıştıktan sonra ki süreçte yani 75 günde boğazından geçen yemeği 7 günde yemeye başladıktan sonra ki süreçte, ilk olarak duyduğu minnet ve ardından giriştiği hak arayışı Rusya’da Lenin’in iktidara geldikten sonra işçi sınıfının durumunu kara mizahla gözler önüne seriyor. Siyasi kısmı bir kenara bırakacak olursak Rus insanının çaresizliği,sefaleti, şartların zorluğu Bulgakov’un zekası ile birleşince ortaya gerçekten etkileyici bir kitap çıkmış.
Ayrıca yazarın Pavlov’un deneylerine de ince göndermeler yaptığı da gözümden kaçmadı.

Bulgakov etkinliğini düzenleyip bizi bu yazar ile tanıştıran arkadaşlara teşekkür eder, şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Kitap, bir sokak köpeği olan Şarik'in gözünden anlatılanlarla başlıyor. Şarik'in gözünden anlatılan bölümlerde, ki yaklaşık emin olamamakla beraber kırk elli sayfaydı, Mihail Bulgakov'un çok büyük bir yazar olduğu kanısına vardım. Bunun asıl sebebi yazarın dili ustalıkla kullanmasının yanı sıra dönemin SSCB hükümetini eleştiren cesur dili de etkili olmuştur. Fakat daha sonra Şarik'i sahiplenen Filip Filipoviç'in Şarike yaptığı tıbbi deney bende kitabın bitmesine neden oldu. Kitabın o andan itibaren bana sıkıcı gelmesinin nedeni sınav haftasında olup kitaba tam konsantre olamamın da etkisi olabilir. Fakat dediğim gibi kitap o noktada milatı yaşadı. Öncesinde 10 yıldız, sonrası ise anlatamayacağım bir değerlendirmeye giriyor. Yazarın kaleminin üstünlüğüne birşey diyemem fakat başlangıçtaki güzel kurguyu mahvetmemesi gerektiğini düşünüyorum. Buradan kitabın kötü olduğu kanısına varılmasını istemem ki, yazarın ne istediğini bilerek kalemi ele aldığını hissettiğime eminim, yazarın kitabın sonunu daha yavaş bir şekilde ve insanın aklına daha yatkın olmasını sağlamak için vurgulayarak anlatması gerektiğini siz de bu kitabı okuduğunuz da anlayacağınızı düşünüyorum. Yoksa kitap okunmaya 'kesinlikle' değerdi. Siz de keşfetmefiğiniz bir yazara şans vermek isterseniz bu kitaba uğrayabilirsiniz. Hayat kitaplarda güzel... İyi okumalar...
Çok eski tarihlerde ,hiç bilmediğim dönemlerde ve ülkelerde yaşayıp , artık hayatta olmayan yazarların kitaplarını okumak ayrı bir zevkli geliyor bana nedense.

Güncel yazarları ya da Türk yazarları okurken yaşadıkları ortamı ya da coğrafyayı tahmin etmek çok zor olmuyor. Ama bulgakov bu kadar güzel bir eseri nasıl bir ortamda ve hangi şartlarda yazdı bende ayrı bir hayranlık ve merak uyandırıyor. 1925 yılında moskova da yazılmış bir eser... Kitabı okurken dönem incelemesi yaptığınızda, kitabın içindeki söylemleri, hicivleri ve diyaloglardaki eleştirileri daha iyi anlıyorsunuz.

Konusu da kısaca bahsetmek gerekirse; bir bilim adamı olan filip filipovic sokak köpeği şarik e , bir erkek er bezi ve hipofiz bezi nakletmesiyle köpeğin zamanla görüntüsünün ve davranışlarının insana benzemesi üzerine akıl almaz olayları yaşamalarından ibaret.

Her kitabın konusunu arka kapak yazısından anlayabiliriz az çok, ama bu eser yazıldığı dönem ve kurgusu ile fevkalâde. Şiddetle tavsiye ederim, yazarın okuduğum ikinci kitabı sanırım yavaş yavaş her kitabını okuyacağım:)) keyifli okumalar diliyorum:)
Dikkat!! İnsanoğlundan tiksinme içerir.

Kitap sevimli bir sokak köpeğinin açlık, yoksulluk ile sürüp giden yaşamını anlatır. Zeki köpek Şarik açlıkla nüktedan bir dille başa çıkmış, kendince okumayı öğrenmiş, iç sesleriyle "ay ne tatlı şeysin sen yaaa" nidaları attıran bir köpekcik. Lütfen böyle sevecekseniz uzak durun. Zira sevilmekten çok yemek yemeye ihtiyacı var. Malum temel basamak.

Nihayetinde bir gün Şarik'in yolu kendisini hem sevip hem doyuracak bir insanla kesişir. Mutluluğu anlatılamaz. Ancak bir hayvan bir insanın eline geçer de başına kötü bir şey gelmez mi. Buyrun önce besle,iyi bak, iyi davran ( koşullamanın kurgulanmış hâlini okuyacağınız bölümler )  sonra deney malzemesi hazır. Hadi bakalım istediğini yapma hakkına sahipsin ne de olsa o bir hayvan sen de bir insan.

Denek olan sevgili köpeğimiz, bir anda insanı özellikler geliştirir. Bir köpekken insan olma, onu yüce bir varlığa mı yoksa ayaklar altında ezilmeye mahkum bir varlığa mı dönüştürmüştür? Tahmin etmek zor olmasa gerek.

Kitap bu kurgu ile sert ve sağlam bir SSCB eleştirisi yapar. Şarik yoksul halkın iyi bir tasviridir. Yenilenen dünya, bu yoksul halkı neye hazırlamaktadır.  Genel manada bu eleştiri okuyucunun gözüne gözüne sokulmuştur. Anlamamak pek mümkün olmaz ki zaten kitapta yazıldığı tarihten nice nice zaman sonra basılmıştır.

Yalnızca sistem eleştirisi yapmıyor kitap. Aynı zamanda bir insanın nasıl rezil bir varlık olabileceğini de yine kurgu üzerinden oldukça somut olarak anlatmış. Elbette Şarik'i denek yapan Sayın profesörün bilime hizmet olsun diye tamamıyla saf ve temiz duygularla çıktığı yolda yine insanî dürtülerine yenik düşüp sahipsiz bir hayvanı istediği gibi kullanması da bireye indirgenmiş sağlam bir eleştiri içerir. Profesör neden bir köpek seçti, köpeğin bu işteki genetik yatkınlığı mı yoksa tamamen tesadüfî bir karşılaşma sonucu mu denek olduğunu bilmiyoruz. Ancak insanların bir anda yaşanan bu durumu çok normal bir şeymiş gibi karşılamaları, köpeğe bir kimlik çıkması, onun bir işte çalışacağı gibi durumlarsa yine hicivsel birer eleştiri niteliğinde...

Daha nice nice insanı yere çalan bölümlerle okudukça karşılaşacaksınız.

Keyifli okumalar...
Mikail Bulgakov’un okuduğum 3. Kitabını kaleme alacağım. Öncelikle bu yazarın kitaplarını okurken hep tebessüm ediyorsunuz bilim kurgu ve mizah birleşince okuması gerçekten keyifli oluyor. Kitapta akıcı anlatımı, zekice kurgusu ve doğal karakter tasvirleriyle sıkılmadan okuyabileceğiniz bir kitap.


Köpek Kalbi ise harika bir kitaptı sokak köpeği olan Şarik’in bilim adamın alıp evine götürmesi ile başlıyor her şey köpeğe ölen bir adamın er bezleri ve hipofiz bezlerini yerleştiriyorlar köpekte oluşan ruhsal bozukluklar (arsız,yüzsüz) Profesör Filipoviç’in hayatını cehenneme çeviriyor. Okurken eğlenip ve sinirlenebiliyorsunuz :)
Eğer duygusal biriyseniz Şarik’e yapılanlar biraz üzüyor, zira Şarik bir sokak köpeği ve bir suçlunun birleşmesi ile oluşmuş bir varlıktır burjuva kesime ayak uyduramaması gayet normal bir davranıştır, zaten ilk öğrendiği kelimelerin genelde hepsi argo konuşmalardır çünkü bunların hepsini sokaktan duyup aklına kazınmıştır.

Şarik iki ayağının üzerine kalkmış olmasina rağmen tam manasıyla insanlaşamama durumu halkın sosyalist rejim karşısında ne yapacağını bilemez. Tabikide sistemi kullanarak bir süre sonra bazı haklar elde eder ve elde ettiği bu haklar Profesör Flipoviç’in itibarını zedelemekten de geri kalmaz tamamen kendi lehine hakları kullanmaya kalkar. Profesör olağanüstü bir buluş yapmış olsa da bu durum onu içten içe tüketmeye ve kendi yaşam alanını kısıtlamaya yönelik farkında olmadan yarattığı bir durumdur.

Kitapta okurken başından sonuna kadar sovyet rejiminin eleştirisini hissedersiniz. Mutlaka herkesin okuması gerek
“Köpek Kalbi”ni değerlendirmeden önce klişe bir cümle kullanma izni istiyorum; “İyi bir yazar olmak için muhalif olmak gerekir”

Bulgakov, zamanının Sovyetler Birliğinin muhalif yazarlarından birisi. Çatal dilli bir mizah yazarı. İş Bankası Yayınları baskısı olan kitabının arka kapağında, Bulgakov için “Sovyet yazar” tanımlaması yapılmış. Bunun, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dönemindeki yazarlar için kullanılan ortak bir tabir olduğuna şüphe yok. Ancak bugün, Sovyet çatısı altında yer alan Gürcistan, Estonya, Letonya, Ukrayna, Belarus, Moldova, Rusya gibi ülkeler, edebiyat tarihlerindeki yazarlar için hala aynı tabiri kullanıyorlar mıdır, merak ettim. Bunu merak etme gerekçem ise Bulgakov’un Kiev doğumlu olması. Yani büyük olasılıkla Ukranyalı bir yazar ama İş Bankası Yayınları hala onun için “Sovyet yazar” tanımı kullanmış.

“Köpek Kalbi” Bulgakov’un ilk okuduğum kitabı. Bu kitabı, yazarın diğer bir kitabı olan “Usta ve Margarita” ile birlikte sipariş vermiştim. İkisi arasında ilk okuma tercihimi “Köpek Kalbi”nden yana kullandım. Bu tercihimde “Köpek Kalbi”ni 1925 yılında, “Usta ve Margarita”yı 1968 yılında yazmış olması etkili oldu. Yazarın edebiyatta kat ettiği yolu takip etmek istedim.

“Köpek Kalbi”, Sovyet devriminin ilk yıllarına denk gelen bir eser. 1917 yılındaki devrimden, Lenin’in öldüğü 1924 yılına kadar olan kısmı, devrimin ısınma turları olarak tanımlayabiliriz. Bu dönem, eski Çarlık ile Sovyet devriminin ilk yılları arasındaki geçiş sürecini kapsıyor. Neticede hiçbir devlet ya da toplum bir günde değişmiyor. “Köpek Kalbi” bu dönüşüm ve değişimi görmemizi sağlayan bir eser.

Roman genel çerçevesi ile bir bilim kurgu kitabı sınıflandırılmasına tabi tutulabilir. Ama yazarın esas amacının politik yergi olduğu, romanın arka planı ve hikaye detaylarından belli oluyor. Bir bilim adamının/doktorun, insanları organ nakilleri ile gençleştirme araştırmaları sürecinde giriştiği bir deneyde, bir köpeğin insanlaştığına tanık oluyoruz. Ölü bir insanın beyninden alınan hipofiz bölgesi, bir köpeğe nakledilince, köpek ameliyatta bir süre sonra insansılaşma eğilimleri göstermeye başlıyor. Tüyler dökülüyor, iki ayak üzerinde ilerliyor, konuşuyor ve düşünüyor. Ama mesele insan olması değil, nasıl bir insan olduğu. Bulgakov’un hiciv yeteneği burada devreye giriyor. Köpekten insana dönüşen varlık, rejimin en sadık, örnek vatandaşlarından birisine dönüşüyor. Aslen serseri, ayyaş, çapkın ve sapık, hırsız, görgüsüz ve vasıfsız bir insana dönüşen köpek, rejime sadakat ve ihbarcılık meziyetleri ile kendi yaratıcısı doktoru zor durumda bırakıyor.

Kitabın arka planında ise Sovyet rejimindeki dönüşümlerin izleri olan, Yeterli Beslenme Merkezlerinde yapılan kokmuş yemekleri, Moskova’da kapatılan geleneksel pazarları, ismi değiştirilen sokakları, apartmanlarda, dairelerin ortak kullanımına imkân veren konut yoldaşlığı projesini, küçük esnaf işletmelerinin devletleştirilmesini görüyoruz. Ama Bulgakov bu gelişmeleri olumlu bir çizgi olarak tanımlamıyor. Daha çok bayağılaşmanın, sıradanlaşmanın, tekdüzeliğin eleştirisi olarak ele alıyor.

Kitabın baş karakterlerinden birisi olan doktor Filip Filipoviç proleterlerden ve proleterleşmeden haz etmeyen bir elit. Bunu hikâyenin her sahnesinde görüyoruz. Diğer baş karakter köpek, doktoru ilk gördüğü an onu tanımlıyor; “Tam bir yurttaş, yoldaş değil. Hatta bir beyefendi demek en doğrusu”. Bulgakov’un, köpeğin gözünden yurttaşı, hatta beyefendiliği yoldaşlığın üzerinde tuttuğu bir gerçek.

Bulgakov’un burada, Sovyet rejimi eleştirisi mi, yoksa Sovyet rejiminin insan kalitesi eleştirisi mi yaptığı tartışılabilinir. Neticede her yeni rejim, emekleme döneminin başlarında yalaka, rejime yaranmaya çalışan kişiler tarafından çevrelenir. İnsanlaşan köpek Şarikov da, benzer bir tabloda resmedilmiş Bulgakov tarafından. Ancak bu durum, bence Bulgakov’un rejimin temel ideoloji ile de sorunlu olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Zaten Bulgakov’un eserlerinin, sovyetlerde 1930’dan itibaren yasaklanmış olması da bu durumu belgeliyor.

Romanda dikkatimi çeken birkaç hususu dile getirecek olursam, Kiev’de Tıp Fakültesinden mezun olan Bulgakov’un, tıp bilgilerini romanında fazlası ile kullandığını söyleyebiliriz. Ameliyat sahnesindeki teknik bilgi donanımı oldukça iyiydi. Romandaki diğer dikkat çekici husus ise, eserdeki sahne tasarımlarının ve diyalogların bir tiyatro oyunu içinde oldukça uygun olduğuydu. Sanki Bulgakov romanın tiyatroda sahnelenmesini de hedeflemiş gibi göründü bana. Sahnelerin oldukça büyük kısmı sadece doktorun aynı zamanda konut olarak da kullandığı muayenehanede geçiyor.

Oldukça akışkan, mizahi dilli olan eserde, Sovyet dönemine geçiş sürecine ait özel anlam ve tanımların kitabın okunmasını zorlaştırma olasılığı varken, İş Bankası Yayınları, çeviri anlamında ve dip notlar konusunda okuru oldukça rahatlatmış.

“Köpek Kalbi”nin, muhalif bir yazarın, yaratıcı bir eserini okumak ve çarlık rejiminden Sovyet rejimine geçişi gözlemlemek için kaçırılmayacak bir eser olduğunu düşünüyorum.
Bulgakov okuma etkinliği kapsamında okumayı seçtiğim Köpek Kalbi beni şaşırtacak kadar iyi bir kitaptı. Hızla okunan kısa bir roman. Konusundan bahsetmeme gerek olduğunu sanmıyorum. Kara mizahı o kadar güzel yapmış ki yazarın ilk okuduğum eseri olarak diğer eserlerini de merak ettim. Güzel bir tanışma oldu benim için. Bulgakov'u bu kadar beğeneceğimi sanmıyordum. Biraz ürküten ama sağlam hicveden bir yazar. Hiç okumamış olanların en kısa zamanda okumalarını tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mustafa Yılmaz
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 887 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 553 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları