Nadiye R. Çobanoğlu

Nadiye R. Çobanoğlu

YazarÇevirmen
8.8/10
64 Kişi
·
208
Okunma
·
0
Beğeni
·
258
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Çimento'yu okuduğum zaman Sovyet dönemini en iyi tanımlayan kitap olduğunu anladım ve Sovyetler Birliği hakkında o kadar çok araştırma vs. okumama karşın bu kitabı okumadan aslında o dönemin tam olarak anlaşılamayacağını kavradım. Evet arkadaşlar, bu kitap o derece önemliydi Sovyetler Birliği'ni anlamak için. Peki şimdi şu soruyu soralım: bu kitabı o kadar önemli kılan şey neydi? Tarihi çok güzel anlatması mıydı mesela? Ya da dönemin siyasetini iyi yansıtması mıydı? Bütün bunlar kitapta yer almasına rağmen yine de onun asıl etkileyiciliği bunlardan değildi. Kitabı asıl değerli kılan şey Sovyet ruhunu, yani sosyalist toplumun temel değerlerini bize aktarabilmesiydi: bu değer hiç şüphe yoktur ki kollektivizmdir, toplumculuktur. İşte yazarın romanını mükemmel kılan şey budur. Yazar bu kitapta bizlere örgütlü işçilerin dağı bile ufalayabileceğini anlatmış ve kitabında da bunu söylemiştir. Kitapta binlerce işçinin el ele kol kola muazzam başarılara imza attıkları ve olmaz denilen şeyi dişlerini tırnağına takarak yaptıkları anlatılıyor. ''İşte'' deniyor, ''bizim dünyayı yenmek için silahlarımız bunlardır.'' Gerçekten de Sovyetler Birliği'ni bir süpergüç haline getiren şey nedir diye sorarsak bunun temeli de kitapta anlatıldığı gibi emektir, kollektif toplumdur. Kitabın içeriğine gelecek olursak: İç savaşta çalıştığı fabrikadan ayrılıp gönüllü olarak Kızıl Ordu'ya katılan ve savaş sona erdikten sonra(3 yıl sonra) çilingir ustası olarak çalıştığı fabrikasına geri dönen Gleb Çumalov, fabrikanın çalışmadığını, beyazların fabrikayı savunma karargahı ve sonra ahır yaptıklarını öğrenince yüreği burkuluyor. Fabrikayı çalıştırmak ve muazzam sorunlara çözüm bulmak da onun ve işçilerin örgütlülüğü sayesinde oluyor. Çumalov kahraman bir bolşeviktir. İşte sosyalist toplum da yeni nesil Çumalov'lar yetiştirecektir. Tabi bu anlatılırken bir yandan da Parti ile işçilerin ilişkilerini, Parti'nin kuyusunu kazan ve yolsuzluklar yapan bürokratlarını da anlatıyor. Tabi ki Parti bu bürokratların daha fazla sabotajına da müsaade etmeyecek ve onların başına da çekici indirecektir. Kitap sürükleyicidir, zor sıkılırsınız ancak edebi unsur çok yoğun olduğu için (devrik cümleler, sık betimlemeler vs.) hiç roman tarzında şeyler okumuyorsanız bunu tavsiye etmeyeceğim. Fakat bu edebi ağırlık dili de zenginleştirmiş ve güzel bir çeviri sunmuştur bize. İyi okumalar...
" Thanks to Che's invariable habit of nothing the main events of each day, we have rigorously exact,priceless and detailed information on the heroic final months of his life in Bolivya "
- Fidel Castro
Çehov'un Bozkır'ı , o kadar çok okuduğum bazı kitapların ve dergileri içinde geçiyordu ki, artık elimde bekletmek istemedim ve okudum.
İyi ki de okudum.
Doğanın bu kadar şiirsel ve törensel tasvirini ben bir Hesse'nin metinlerinde gördüm bir de şimdi Bozkır'ın satırlarında...

Bu öyküde, okumak için küçücük yaşta anneciğinden ayrılan bir çocuğun gözünden bozkır, yolculuk boyunca geçilen yerler ve karşılaşılan insanlar vardı.
Aslında metin beni hafif zorladı. Ama garip bir çekilde kendine de bağladı.
Hep sonunda o çocuğa acaba ne olacak diye sayfaları ard arda çevirdim.

Bu arada öğrendiğime göre usta yazar Çehov, bu hikayesi için şöyle demiş: “Her sayfa, ayrı, küçük bir öykü gibi yoğun oluyor, tablolar birbirini maskeleyerek, üst üste, birbirini sıkıştırarak genel etkiyi zedeliyorlar, okuyucu bu yüzden usanç getirip içine tükürecek”.

Bence öykünün kendisinden çok yazılış tarzı ,"okumayı gerçekten seven, olaydan çok anlatıma önem verenler için" çok güzeldi.
Her sayfada o çocukla birlikte , etrafı seyrederek , ben de korku ve heyecanla bir bozkır yolculuğu yaptım.
Roman, 1921 yılında, iç savaşta cepheden dönmüş olan Çumalov’un etrafında bir Rus devrimini anlatır. Çumalov; Ekim ayaklanmasına katılmış, iç savaşta kahramanca savaşarak defalarca ölümden dönmüş bir Bolşevik’tir. Roman, Çumalov’un, iç savaşın bitmesinden sonra, bir sahil kenti olan memleketine dönmesi ile başlar. Ülke adeta bir harabedir. Çarlık rejiminden miras alınan açlık ve yoksulluk; iç savaşın Bolşevik kadroları, adeta bitirdiği ve devrimi büyük sıkıntı içine soktuğu dört yıl içinde, büsbütün artmıştır.. Çumalov için silahlı mücadele bitmiş, silahsız ve asıl mücadele başlamıştır. Ancak evine döndüğünde hiçbir şeyin beklediği gibi olmaması, ilk şoku yaratır. Çumalov’un cephede olduğu dört yıl, Sovyet halkının, köylülerinin, emekçilerinin, kadınlarının hayatlarını baştan aşağı değiştirmiştir.
Biliyorum zamanlamam manidar ama durum sandığınız gibi değil. İş yerimde yaklaşık bir aydır okunmak için sürünüp duruyor bu kitap. Aslında kitap demek de pek doğru değil. Küba Devriminden sonra Güney Amerika'nın tamamında devrim gerçekleştirme hayali ile Bolivya'ya geçen Che'nin 7 Kasım 1966'dan öldürülmesinden bir gün önceye (7 Kasım 1966) kadar olan notlarından oluşan bir nevi günlük. Öldürülmesinden sonra bir şekilde kurtarılan bu günlük hızlıca çoğaltılarak, yayınlanmış.

Günlüğün girişinde Fidel Castro'nun yazdığı uzunca bir önsöz var. Yaklaşık 20 sayfa. Önsözde opturnist, emperyalist, anti kapitalist, marksist, leninist bir sürü terim var. Tek satır anlamadım. Tek çıkarımım adamın Amerikalıları pek sevmediği...

Kitap on iki bölümden oluşuyor, her bölüm bir ayı kapsıyor ve neredeyse iki cümle bile olsa her gün bir şeyler karalanmış. Her bölümün sonuna bir de "ayın değerlendirmesi" kısmı konulmuş. Benim sarı-beyaz kulak seviyesindeki gerillacılığımla her ayın değerlendirmesi bir öncekinin aynı gibi ama çok da emin değilim. Bolivya, Bolivyalılar, Arjantinliler gibi kelimeler ısrarla küçük harflerle yazılmış. Nedendir bilemedim, diğer özel isimlerde durum böyle değil.

İddialı sayılabilecek derece sade bir ön kapağa sahip kitabın arka kapağında dünyanın en ünlü resmi olarak kabul edilen Che'nin portre fotoğrafı var. Baskı eh işte, tekrarlar, yazım hataları var. Ama neredeyse okunaksız bir el yazısından uyarlandığı ve orjinaline sadık kalındığı düşünülürse, yanlış mı, aslının aynı mı anlamak zor. Kişisel olarak bana bir şey ifade etmemekle birlikte notların bir anlam ifade etmesi için genel olarak devrimciliğe aşina olmak gerektirdiğini düşünüyorum. Yani bir "Gerillacılığa Başlangıç: 1" kitabı değil. Ancak adamın zahmetlerle dolu son 11 ayına ait detaylar içermekte.

Bendeki baskısının yüksek çözünürlüklü bir görseli internette yok. Akşama eve gidince ilk fırsatta kendim Ilgın'la birlikte bir resim çeker, bloğuma koyarım. Benim açımdan keşke okumasaydım kategorisinde olmakla birlikte eminim okumadan ölme diyecekler de çıkacaktır.
iç savaş sonrası iç savaşı çok iyi anlatan kitap. tabiki usta rus yazarın elinden yazılan biir kitabı okumak dahada zevkli. sovyetler birliğinin kuruluşunu ve halkının mucadelesini anlatan bir kitap.
Bolşevik ihtilali sonrası yaşanan iç savaşta tüm eski alışkanlıkların yok olması için gösterilen çaba, insanın kendi içinde yaşayacağı devrim, devrimin insana ve halka dönüştürülmesi, anlatılması, yaşamın içine yerleşmesini bu kadar detayıyla anlatan iyi bir roman okumamıştım. Çimento’yla tanışmış olmak yazarın diğer kitapları için de bir yol açtı. Komünist bireyin yerleşmiş alışkanlıkları, sözde ahlakını komünist ahlaka dönüştürmesi için yapılan mücadeleler. Belki Ortadoğulu yanımız kitapta varolan insan ilişkilerini reddedecek, bazen anlayacak ama sonunda iyi gelecektir. Gleb yoldaşın dediği gibi “Büyük sözler değildir bize gerekli olan yoldaşlar.. Gevezelik değildir istediğimiz... Kafamızı sağlam ve uyanık tutmak, işe sımsıkı sarılmaktır bizim meselemiz...”

Yazarın biyografisi

Adı:
Nadiye R. Çobanoğlu
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 208 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 269 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.