Nasrullah Pürcevadi

Nasrullah Pürcevadi

Yazar
9.0/10
1 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
7
Gösterim
Adı:
Nasrullah Pürcevadi
Doğum:
Tahran, 1904
1904 yılında İran'ın Tahran şehrinde dünyaya gelen Pürcevadi, İlk ve orta öğrenimini Tahran'da tamamladıktan sonra 1922 yılında yükseköğrenim görmek üzere Amerika'ya gitti ve San Francisco Eyalet Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Tahran Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde tamamladığı master ve doktora çalışmalarını müteakiben aynı bölümde halen sürdürdüğü öğretim görevliliğine başladı. "Meârif" ve "Neşr-i Dâniş" dergilerinin müdürlüğünü yapmakta olan Pürcevadi'nin tasavvuf tarihi hakkında birçok araştırması bulunmaktadır
Fars dilinin dikkate alındığına dair elde bulunan en önemli belge, Ebu Hanife’nin (ö.h. 150/m. 767) Fıkhu’l -Ekber'deki fetvasıdır. Bu fetvaya göre yüce Allah’ın sıfatlarını adlandırmak için Farsça kelimelerden yararlanmak “el” kelimesi dışında, caizdir
Bir dîvâne, Rabbine dua etmekte ve hüngür hüngür ağlamaktadır. Bir akıllı ona rastlar ve şorar: “Neden böyle ağlıyorsun?” Dîvâne: “Allah’ın yüreği halime yansın diye.” der. Akıllı der ki “Sen gerçekten dîvânesin. Allah’ın yüreği olur mu hiç?”
"Cevabını verdi o divâne: O her zaman bütün yüreklerin sahibidir. Onun sahip olduğu bütün, yürekler güzeldir. Onun yüreği nasıl olmaz?
Bu nasıl söz?”
Öte yandan hiç Arapça bilmedikleri halde kalpleri Muhammed’in (s.a.v.) rabbine imanla, ona ve ehli beytine aşkla dolu kimseler de olabilir. Sadece Farsça bilen mümin Iranlılar bunlar arasında yer almaktaydılar ve onların temsilcisi Selman-ı Farisi’ydi. Selman Acem diyarindandı ve dili Farsça’ydı. Fakat onun Iranlı oluşu ve Farsça bilişi, onun yüce Resulden uzak kalmasına neden olmamış, tam tersine o, mânevî ve ruhani nedenlerle
Peygamber’in kendi ehl-i beytinden saydığı bir makama ulaşmıştı.

(Peygamber) onu ehl-i beyti olarak zikredince Selman’ın gönlü, “bizdendir” sözüyle sevince boğuldu.
Bu kitap, yazarın, genelde felsefe alanında göz ardı edildiğini düşündüğü fikrî bir oluşumu irdeleme çerçevesinde kaleme alınan ve birbiriyle organik bağı bulunan bilimsel makalelerin bir araya getirilmesinden oluşmaktadır.

İran edebiyatında ve özellikle de şiirinde tasavvufi düşünüşün önemi, konuyla uzaktan ya da yakından ilgili herkesçe bilmen bir olgudur. Yazar burada tasavvuf edebiyatının ürünlerini felsefî bir tahlilden geçirmekte ve bu tahlilini yaparken şimdiye değin İslam felsefesi diye tabii edilen şeyden genellikle Yunan felsefesi temelinde geliştirilen felsefenin anlaşıldığını ve bu felsefeden bağımsız gelişen ve İranlı zevkin ürünü olan felsefenin neredeyse yok sayıldığını, bir başka söyleyişle, geçmişi yüz yıldan geriye gitmeyen felsefe araştırmalarında sadece Arapça ile yazılmış felsefî eserlerin incelenip tahlil edildiğini, Farsça yazılmış eserlerin pek bilinmediğini belirtmektedir.

Yazarın bu tesbitine katılmamak mümkün değildir. Farsça yazılmış eserlerin bilinmemesinden çok, tasavvufî eserleri felsefî eserler kapsamında değerlendirmeye yanaşılmadığı tespitini yapmak daha yerinde gibi görünmektedir. Nasıl ki İslam dünyasında felsefe alanında kendilerine yer edinmiş filozofların büyük bir çoğunluğu ve neredeyse tümü Yunan felsefesinin etki alanından çıkamamışsa, felsefe araştırmanları da hemen hemen bu etki alanına sorgusuz sualsiz teslim olmuşa benzemektedirler. Bu bakımdan yazarın makaleleri İslam dünyasında genel geçer felsefe anlayışının dışında gelişen apayrı bir felsefeyi tartışmaya açmak bakımından önem taşımaktadır.

Makaleleri okuduğumuzda aslında hiç de yabancısı olmadığımız konularla karşı karşıya olduğumuzu düşünmemiz için pek çok neden bulunmaktadır. Yani tasavvuf, kültürümüzün önemli bir parçasını oluşturduğundan bu konular bize yabancı değildir.

Fakat konu bu kadar da basit değildir. Yazar, İran tasavvufunu genel geçer felsefe anlayışıyla at-başı giden bir felsefe, bu felsefenin manzum ya da mensur eserlerini de en az genel geçer felsefi eserler kadar önemli ve değerli eserler olarak sunmaktadır. Bu iddialı bir tezdir. Yazar, tezini kurarken ayrıntılardan hareketle temel konulara ulaşmakta ve ayrıntıların ne kadar önemli olduklarını ortaya koymaktadır.




Bu kitapta onaya atılan tez, başarıyla geliştirilmiştir. Yazarın ele aldığı konular en azından güzel ve verimli bir tartışmayı başİatacak niteliktedir. Kendi adıma söyleyecek olursam, bu makaleler benim yoğun bir zihin jimnastiği yapmama neden oldu. Kendi payıma bu çalışmadan kârlı çıktığımı düşünüyorum. Okuyucunun dâ kârlı çıkacağı muhakkak.



Hicabî Kırlangıç
Nasrullah Pürcevadi
Sayfa 7 - İnsan Yayınları
“Söze küçümseyerek bakma, çünkü iki âlem “kün”den hiç ayrı değildir. {ki âlemin esası sözden başka bir şey değildir. Çünkü “kün” sözüyle var oldu, “lâ tekün” sözüyle yok oldu.Söz yüce Hak’tan inip geldi de gönderilen nebilerin övüncü oldu.”
“Bir divâne, bir mahalde durdu. Bir dünya insan ayrı taraftan gitmekteydi.
Ansızın bu dîvâne, bir taraftan ve bir yoldan gitmek gerek diye bağırdı.
Her bir yöne koşmak nedendir? Yüz yöne gitmekle hiçbir yere varılamaz.”
Bir başka deyişle lranlılar, kavramları Fars diliyle şekillenen bir düşünüşe ulaşmışlardır. Bu düşünüş, Arap diliyle ortaya konan ve aslında Müslümanların Yunan tecrübesiyle kurduktan bir bağıntı olan felsefi düşünüşün tersine bütünüyle İslamî ve vahiyden kaynaklanan bir düşünüştür.
“Bir nefeste mükemmel sırlarla dolu binlerce denizi elde edebilirsin. Sana her iki âlemde bu öğüt yeter: Canından Allah’tan ayrı bir nefes çıkmaz”

“Biri, kendinde olmayan birine şöyle yazdı: Cehennemi mi, yoksa cenneti mi temenni edersin? O dedi ki bana bu macerayı sorma. O benim için neyi beğenirse ben de onu beğenirim."
“Başlangıçta su damlası çıktı ortaya. Birçok resimle dolu bir su damlası...
Su üzerindeki bu resimler demirden de olsa yok olup gider. Demirden daha sağlam bir şey ypktur. Ancak aslında, suya kurulmuş bina gibidir. Neyin temeli su üzerindeyse bütünüyle ateş de olsa sönüp gidecektir. Kimse hiç kalıcı su görmemiştir. Su olmayınca temel nasıl sağlam olur?”
448 syf.
·366 günde·Beğendi·9/10
Yazar, fars dilinin tarihi ve felsefesine hakim bir anlatımla, geniş orneklemeler ve kaynakcayla bu dilin yavaş yavaş kutsallasmasi yani İslamla beraber mana derinliğinin artması ve evliyaullahin arapcadan sonra en çok kullandığı ikinci dil olmasını tüm kerteleriyle incelemiş. Hafız divanindan örnekler; aşkın manayla incelip incelip bir ruh oluşturmasına ne güzel şerh olmuş. Özellikle Fars dili edebiyatçılarina tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nasrullah Pürcevadi
Doğum:
Tahran, 1904
1904 yılında İran'ın Tahran şehrinde dünyaya gelen Pürcevadi, İlk ve orta öğrenimini Tahran'da tamamladıktan sonra 1922 yılında yükseköğrenim görmek üzere Amerika'ya gitti ve San Francisco Eyalet Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Tahran Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde tamamladığı master ve doktora çalışmalarını müteakiben aynı bölümde halen sürdürdüğü öğretim görevliliğine başladı. "Meârif" ve "Neşr-i Dâniş" dergilerinin müdürlüğünü yapmakta olan Pürcevadi'nin tasavvuf tarihi hakkında birçok araştırması bulunmaktadır

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.
  • 2 okur okuyacak.