Natalio Grueso

Natalio Grueso

Yazar
6.8/10
16 Kişi
·
26
Okunma
·
0
Beğeni
·
658
Gösterim
Konuşmak neden bedava bilmiyorum, insanların ağzından ne çok kötülük ve saçmalık akıyor.
Natalio Grueso
Sayfa 56 - Pegasus Yayınları
Ve sevgi böylesine cömert olduğunda daima aynı yere götürür insanı, yalnızlığın kurak topraklarına.
Acı çekmenin sınırı olmadığını, insanoğlunun kötülüğünün sınırı olmadığını, şiddetin ölçüsü olmadığını fark edersin.
Natalio Grueso
Sayfa 38 - Pegasus Yayınları
En saf ve koşulsuz, en asil, en içten sevgi. Herhangi bir tutkunun, telaşın, şartın olmadığı. Sevgi. Ve sevgi böylesine cömert olduğunda daima aynı yere götürür insanı, yalnızlığın kurak topraklarına.
Natalio Grueso
Sayfa 43 - Pegasus
"Para,delikanlı, para. Para kazan. Hayatta ne yapacağını bilmiyorsan ben söyleyeyim, para kazan. Hayatta karşılaştığımız sorunların yüzde seksenini çözer para, eğer paran varsa düşsen bile altına güvenlik ağın olur, kaç kere düşersen düş her zaman ayağa kalkar ve hiçbir şey olmamış gibi baştan başlarsın."
"Peki geri kalan yüzde yirmiye ne oluyor, parayla satın alınamayacaklara?"
Piyanist yine gülümsedi ama bu seferki tebessümünde acı bir keder vardı. Aceleyle bir yudum alıp şöyle dedi: "O parayla satın alamayacağın yüzde yirmi sağlık ve aşk acısıdır. Onlara yapacak bir şey yok, delikanlı, dünyadaki bütün altınlar o iç huzurunu, rahatlığını satın almaya yetmez. Eğer aşkta ya da sağlıkta şansın yaver gitmezse sıçtın."
Vedalar daima tuhaf anlardır. O anlarda yaşananlara, bir daha tekrarlanmayacak olana duyulan özlem; o belirsiz gelecek, o andan itibaren ortaya çıkacak yeni plan ve maceralar için duyulan heyecan aynı noktada birleşir.
Vedalar daima tuhaf anlardır. O anlarda yaşananlara, bir daha tekrarlanmayacak olana duyulan özlem; o belirsiz gelecek, o andan itibaren ortaya çıkacak yeni plan ve maceralar için duyulan heyecan aynı noktada birleşir. Bir de tanışılan dostlar için duyulan mutluluk ile hayatlarımızda bir şey bittiğinde, bir bölüm kapandığında hep içimizi saran o kaçınılmaz melankoli.
Natalio Grueso
Sayfa 167 - Pegasus Yayınları
Bizi derinlemesine mutsuz kılan şey, biz insanların kötü şeylerin olmasını bekleme gibi saçma bir yeteneğimizin olması; birkaç saat daha ömrümüzün olup olmadığını, yarın ya da sonraki ay bir partiye davet edilip edilmeyeceğimizi bile bilmeden gelecek hakkında endişelenmemiz.
Kitabı basımının yapıldığı ilk zamanlar raflarda görmüş, arka kapak yazısını çok beğenmiş, ama fiyatını yüksek bulmam sebebiyle bir türlü temin edememiştim. Ben de e-kitap olarak okuyayım, daha fazla bekletmeyeyim dedim. Ama okumak için belki de bu kadar beklemiş olmam iyi bir sonuç doğurdu, çünkü şuanki kitap zevkime çok uyan bir tarz oldu.

Kitap biraz karışık ilerliyor, ama sonunda çoğu anlatılan kafamda yerli yerine oturdu. Kitabın bütünü ile ilişki kuramadığım hikayeler olsa da birbiri ile bağlantısını oturtabildiğim hikayeler için memnunum. Hikayeler arasındaki bağlantıları kaçırmış olsanız bile öykü kitabı mahiyetinde de okuyabilirsiniz.

Kitapta çok ilginç karakterler ve çok ilginç hikayeler var. Ama en beğendiğim bölüm ‘’Kelime Kaçakçısı’’ oldu. Küçüklüğünde kekeme olan bir çocuğun, büyüdüğünde bir şirket kurup sözcüklerin kullanım haklarını satın almasını anlatan bir kurgu oluşturmuştu yazar. Okurken böyle bir fikir nasıl aklına gelmiş diye düşünmeden edemedim. #34372783 Bu alıntı o hikayeden önce geçiyor, okuyunca ah ne de güzel demiş diye düşündüm. Sonra ‘’Kelime Kaçakçısı’’ hikayesi geldi ve bu alıntının üzerini kocaman çizdi. Gerçekten ilginç bir hikayeydi.

‘’Doğum gününde Lucas’a dört yüz kelime hediye ettiler. İlk ikisini annesine teşekkür ederek harcadı, sonraki on dört tanesiyle âşık olduğu kıza iki mısra şiir yazdı.’’ (sayfa 61). Bahsettiğim hikaye bu şekilde başlıyor, girizgaha bakar mısınız. Gel ve beni oku dedi adeta.
Ya da sayfa 65’teki bu alıntıya bakın: ‘’Adam da bu gülümsemeye karşılık vermeye çalıştı ama bildiğiniz üzere Pinkerton gülümsemeyi bilmiyordu. Konuşmadılar. Bir şey demediler. Konuşmak pahalıydı ve Bayan Maria ay sonunu zar zor getiriyordu.’’

‘’Ve insanlar her durumdan ahlaksızca çıkar sağlamayı iyi becerdikleri için masum vatandaşlar cenaze günlerinde kelimelere normal hayatlarından daha fazla para harcıyor, düğünlerde -kuaförlerde veya restoranlarda olduğu gibi— her gün kullandıkları kelimeler için daha fazla ödemek durumunda kalıyorlardı.’’ Bu alıntı da sayfa 75’ten. Tüm bu alıntıları kitabın tarzını, ilginçliğini ve ‘’bence’’ okumaya değer olduğunu görün diye yaptım.

Sadece bununla da kalmıyor; çok daha fazla ilginç karakter var demiştim kitapta. Mesela kitap reçetecisi Horacio var. Okuduğumda keşke böyle bir meslek tanımlansa ve ben de kitap reçetecisi olsam dedim. Bu sitede de kitap reçetecisi olmak isteyen çok kişi bulabiliriz bence. :)

Spoiler vermek istemediğim için hakkında bilgi veremeyeceğim futbol spikeri Ricardo da çok hoş bir bir hikayeye sahipti. Bu hikaye de sevginin gücünü etkili bir şekilde anlatıyordu.

Kendisine göre bir yöntemle adaleti sağladığına inanan bal gözlü Keiko, hoş gamzelere sahip yakışıklı Bruno, hiçbir notayı asla yanlış çalmamış olan piyanist, bir filozof gibi olan Joans… Daha da sayabilirim. Hikayede adı geçen hemen her karakterin hayat hikayesi de anlatılıyor. Bu bağlamda, halen okumakta olduğum Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ''Mahur Beste'' kitabı ile bu kitabı biraz birbirlerine benzettiğimi de söyleyebilirim.

Hikayeler benim sevdiğim tarzda yazılmıştı, okurken çok keyif aldım. Ayrıca çoğu hikayenin altında bir eleştiri de yatıyor. Kitabın bu denli bir ciddiyet de içereceğini düşünmüyordum.

Kitabın ismi ‘’Yalnızlık’’, fakat incelemeler yalnızlık temasının çok fazla olmadığından yakınmış. Bence yalnızlık, belli başlı karakterlerin içsel dünyaları aracılığı ile yansıtılmıştı. Yani kişiler direkt olarak yalnız değiller de kalabalıklar içinde yalnız hissediyorlar gibi.

Okurken söylemek istediğim çok şey vardı aklımda. Anımsadıklarımı yazmaya çalıştım. Spoiler vermemek adına uğraştığım için söylemek istediklerim mutlaka eksik kalmıştır. Ben kitabı çok beğendim. Eğer farklı bir tarzda okumak istiyorsanız tavsiye ederim. Yoksa beğenmemeniz olası. Ayrıca kitap boş değil, çoğu hikayede düşünmeniz için çokça done de veriyor. İyi okumalar dilerim.
Kitabı raflarda gördüğümde çok dikkatimi çekmemişti, taa ki arka kapak yazısını okuyana dek. ''Hiç kimse benim kadar iyi bilemez yalnızlığı. Hiç kimse. Ne uzun kış gecelerinde yatakta yanında bir çift soğuk ayak bulunmasının ne demek olduğunu hiç bilmeyenler. Ne saçlarını sabunlayan şefkatli parmakları hiç tanımamış olanlar. Ne parkta kimsenin oynamak istemediği şişman çocuk. Ne de yazın kız arkadaşı olmadığından köy kütüphanesindeki bütün kitapları okumuş sivilceli, gözlüklü ergen. Hiç kimse. ''
Öyle bir kapak yazısı ki adeta yalnızlığı paylaşmak isteyenlere seslenir gibi.
Ben beğendim. Okumanızı tavsiye ederim.
Farklı farklı hayatlardan kesitler bulabileceğiniz bir yapıt. Kitapta en çok distopik bir kurgu olarak sunulan 'kelime kaçakçısı' bölümünü beğendim. Tanıtım bültenini okuyunca ve kapağın etkileyiciliği de buna eklenince, kitabın isminide biraz yalnız kalmayı arzu ettiğim için hemen okudum; ancak yalnızlık teması beklentimi karşılamadı. Yine de okuduğum için pişman değilim.
Kısa kısa hikayelerden oluşuyor ,gülümseten ancak çokta anlam taşımayan hikayeler.

Normalde sevdiğim bi kitapta bin sayfayı yalayıp yutan ben sayısı az olduğu halde okurken zorlandim.
Masalsı karakterlerle örülmüş keyifli bir kitaptı... Kekeme çocukluğunda yaşadıklarına inat zengin olunca tüm sözcükleri satın alıp ülkede konuşmayı paralı hale getiren kelime kaçakçısı Pinkerton, daima dört ayak üzerine düşen yakışıklı hırsız Labastide, huzur evindeki dedesini sevindirmek için bozguna uğrayan futbol takımının maçını galibet alınmışçasına anlatan spor spikeri Ricardo ve herkese ihtiyacı olan kitapları yazan kitap reçetecisi bana kalırsa kitabın en keyifli karakterleriydi...
Bu kitabı, hakkında güzel şeyler duyarak aldığım için beklentim yüksekti. Malesef beklentimi karşılayamadı. Birbiriyle iç içe geçmiş öykülerden oluşuyor kitap. Yani her öykünün bitimi bir sonraki öykünün girişi gibi sanki. Aslında tüm okuduklarımız tek bir kişinin hayatından ya da hayatından geçmiş olan kişilerden bahsediyor; Bruno Labastide. İlginç şeyler yaşadığı muhakkak. Ama ben sevemedim. Güzel kitaptı da ben mi harcadım diye düşünmüyor değilim; gündüz okuma imkanı bulamadığımdan geceleri okuyarak 3 gecede bitirdim. Yani arada çok da fasıla vermiş değilim. Yine de her elime alışımda bu kimdi şimdi, ben neyi okumuştum, bu da nerden çıktı diye kafamda deli sorularla buldum kendimi. Ne yalan söyleyeyim; pek sürükleyici de değildi. Bitsin diye kendimi zorladım. Şu an kitabı çok mu gömdüm acaba? Söylemeden geçmeyeyim hoşuma giden hikayeler de oldu; Kelime Kaçakçısı ve Düş Avcısı gibi. Not aldığım güzel cümleler de var. Her şeye rağmen elde var sıfır değil. Konu yazmayacağım neresinden tutsam elimde kalıyor, kitabın tanıtımından bir paragraf bırakıyorum şuraya;
"Hiç kimse benim kadar iyi bilemez yalnızlığı.
Hiç kimse.
Ne uzun kış gecelerinde yatakta yanında bir çift soğuk ayak bulunmasının ne demek olduğunu hiç bilmeyenler.
Ne saçlarını sabunlayan şefkatli parmakları hiç tanımamış olanlar.
Ne parkta kimsenin oynamak istemediği şişman çocuk.
Ne de yazın kız arkadaşı olmadığından köy kütüphanesindeki bütün kitapları okumuş sivilceli, gözlüklü ergen.
Hiç kimse.
Yakışıklı hırsız Bruno Labastide, kitap reçetecisi, düş avcısı, bal rengi gözlü Japon kız ve diğerleri…
Normal hayatta karşılaşamayacağınız insanlarla tanışacaksınız bu kitapta.
Sihirli bir değnek dokunacak ve sizi onların hayatlarının tam ortasına çekecek.
Şehirden şehire uçacak ruhunuz; Paris, Buenos Aires, Venedik…"

Yazarın biyografisi

Adı:
Natalio Grueso
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 26 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 30 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.