Natalio Grueso

Natalio Grueso

6.5/10
13 Kişi
·
23
Okunma
·
0
Beğeni
·
641
Gösterim
Adı:
Natalio Grueso
Unvan:
Yazar
Konuşmak neden bedava bilmiyorum, insanların ağzından ne çok kötülük ve saçmalık akıyor.
Natalio Grueso
Sayfa 56 - Pegasus Yayınları
Ve sevgi böylesine cömert olduğunda daima aynı yere götürür insanı, yalnızlığın kurak topraklarına.
Acı çekmenin sınırı olmadığını, insanoğlunun kötülüğünün sınırı olmadığını, şiddetin ölçüsü olmadığını fark edersin.
Natalio Grueso
Sayfa 38 - Pegasus Yayınları
En saf ve koşulsuz, en asil, en içten sevgi. Herhangi bir tutkunun, telaşın, şartın olmadığı. Sevgi. Ve sevgi böylesine cömert olduğunda daima aynı yere götürür insanı, yalnızlığın kurak topraklarına.
Natalio Grueso
Sayfa 43 - Pegasus
Kafasında netleşen tek şey insanoğlunun şeytani derecede zalim olabileceği ve nihayetinde herkesin ne kadar güzel olursa olsun yıldızlar altında yalnız ve çaresiz olduğu idi.
Bazen hafızanın ağırlığı dayanılmazdır ve mutlu anılarının mı yoksa mutsuz anılarının mı daha çok içini acıttığını bilmeyen herkes hüzünlenir.
"Para,delikanlı, para. Para kazan. Hayatta ne yapacağını bilmiyorsan ben söyleyeyim, para kazan. Hayatta karşılaştığımız sorunların yüzde seksenini çözer para, eğer paran varsa düşsen bile altına güvenlik ağın olur, kaç kere düşersen düş her zaman ayağa kalkar ve hiçbir şey olmamış gibi baştan başlarsın."
"Peki geri kalan yüzde yirmiye ne oluyor, parayla satın alınamayacaklara?"
Piyanist yine gülümsedi ama bu seferki tebessümünde acı bir keder vardı. Aceleyle bir yudum alıp şöyle dedi: "O parayla satın alamayacağın yüzde yirmi sağlık ve aşk acısıdır. Onlara yapacak bir şey yok, delikanlı, dünyadaki bütün altınlar o iç huzurunu, rahatlığını satın almaya yetmez. Eğer aşkta ya da sağlıkta şansın yaver gitmezse sıçtın."
Kitabı raflarda gördüğümde çok dikkatimi çekmemişti, taa ki arka kapak yazısını okuyana dek. ''Hiç kimse benim kadar iyi bilemez yalnızlığı. Hiç kimse. Ne uzun kış gecelerinde yatakta yanında bir çift soğuk ayak bulunmasının ne demek olduğunu hiç bilmeyenler. Ne saçlarını sabunlayan şefkatli parmakları hiç tanımamış olanlar. Ne parkta kimsenin oynamak istemediği şişman çocuk. Ne de yazın kız arkadaşı olmadığından köy kütüphanesindeki bütün kitapları okumuş sivilceli, gözlüklü ergen. Hiç kimse. ''
Öyle bir kapak yazısı ki adeta yalnızlığı paylaşmak isteyenlere seslenir gibi.
Ben beğendim. Okumanızı tavsiye ederim.
Farklı farklı hayatlardan kesitler bulabileceğiniz bir yapıt. Kitapta en çok distopik bir kurgu olarak sunulan 'kelime kaçakçısı' bölümünü beğendim. Tanıtım bültenini okuyunca ve kapağın etkileyiciliği de buna eklenince, kitabın isminide biraz yalnız kalmayı arzu ettiğim için hemen okudum; ancak yalnızlık teması beklentimi karşılamadı. Yine de okuduğum için pişman değilim.
Kısa kısa hikayelerden oluşuyor ,gülümseten ancak çokta anlam taşımayan hikayeler.

Normalde sevdiğim bi kitapta bin sayfayı yalayıp yutan ben sayısı az olduğu halde okurken zorlandim.
Masalsı karakterlerle örülmüş keyifli bir kitaptı... Kekeme çocukluğunda yaşadıklarına inat zengin olunca tüm sözcükleri satın alıp ülkede konuşmayı paralı hale getiren kelime kaçakçısı Pinkerton, daima dört ayak üzerine düşen yakışıklı hırsız Labastide, huzur evindeki dedesini sevindirmek için bozguna uğrayan futbol takımının maçını galibet alınmışçasına anlatan spor spikeri Ricardo ve herkese ihtiyacı olan kitapları yazan kitap reçetecisi bana kalırsa kitabın en keyifli karakterleriydi...
Bu kitabı, hakkında güzel şeyler duyarak aldığım için beklentim yüksekti. Malesef beklentimi karşılayamadı. Birbiriyle iç içe geçmiş öykülerden oluşuyor kitap. Yani her öykünün bitimi bir sonraki öykünün girişi gibi sanki. Aslında tüm okuduklarımız tek bir kişinin hayatından ya da hayatından geçmiş olan kişilerden bahsediyor; Bruno Labastide. İlginç şeyler yaşadığı muhakkak. Ama ben sevemedim. Güzel kitaptı da ben mi harcadım diye düşünmüyor değilim; gündüz okuma imkanı bulamadığımdan geceleri okuyarak 3 gecede bitirdim. Yani arada çok da fasıla vermiş değilim. Yine de her elime alışımda bu kimdi şimdi, ben neyi okumuştum, bu da nerden çıktı diye kafamda deli sorularla buldum kendimi. Ne yalan söyleyeyim; pek sürükleyici de değildi. Bitsin diye kendimi zorladım. Şu an kitabı çok mu gömdüm acaba? Söylemeden geçmeyeyim hoşuma giden hikayeler de oldu; Kelime Kaçakçısı ve Düş Avcısı gibi. Not aldığım güzel cümleler de var. Her şeye rağmen elde var sıfır değil. Konu yazmayacağım neresinden tutsam elimde kalıyor, kitabın tanıtımından bir paragraf bırakıyorum şuraya;
"Hiç kimse benim kadar iyi bilemez yalnızlığı.
Hiç kimse.
Ne uzun kış gecelerinde yatakta yanında bir çift soğuk ayak bulunmasının ne demek olduğunu hiç bilmeyenler.
Ne saçlarını sabunlayan şefkatli parmakları hiç tanımamış olanlar.
Ne parkta kimsenin oynamak istemediği şişman çocuk.
Ne de yazın kız arkadaşı olmadığından köy kütüphanesindeki bütün kitapları okumuş sivilceli, gözlüklü ergen.
Hiç kimse.
Yakışıklı hırsız Bruno Labastide, kitap reçetecisi, düş avcısı, bal rengi gözlü Japon kız ve diğerleri…
Normal hayatta karşılaşamayacağınız insanlarla tanışacaksınız bu kitapta.
Sihirli bir değnek dokunacak ve sizi onların hayatlarının tam ortasına çekecek.
Şehirden şehire uçacak ruhunuz; Paris, Buenos Aires, Venedik…"

Yazarın biyografisi

Adı:
Natalio Grueso
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 23 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 26 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.