Giriş Yap

Natsume Soseki

Yazar
7.6
1.216 Kişi
3.212
Okunma
245
Beğeni
12,7bin
Gösterim
Reklam
·
Reklamlar hakkında

Hakkında

Sōseki Natsume Japon, İngiliz edebiyatı uzmanı ve yazardır. Uluslararası alanda sınırlı çevirileri dışında tanınmasa da, Japon-Rus Savaşı sonrası Japon Çağdaş Romanına damgasını vurmuş en önemli yazardır. Batılı roman geleneği ile Japon geleneksel yazı geleneğini birleştirerek orijinal bir üslup kurmayı başardı. Kendisinden sonra gelen Akutagawa Ryunosuke gibi önemli yazarları büyük ölçüde etkiledi. II. Dünya Savaşı sonrası Kawabata Yasunari, Yukio Mishima ve Kenzaburo Oe gibi uluslararası çapta üne kavuşan yazarların temel kültürel kaynaklarından biri olduğu söylenebilir. Türkçeye Küçük Bey adıyla çevrilmiş olan, önemli eserlerinden Bocchan'da çocukluğunda, yaramaz ve başına buyruk olan bir matematik hocasının taşra kasabasına matematik öğretmeni olarak gidişini ironik bir üslupla anlatır. Bu yapının arkasında ise Japonya'nın batılılaşması ve sömürgeci ülke konumuna gelmesine yönelik ince satirik öğeler gizlenmektedir.
Tam adı:
Sōseki Natsume
Unvan:
Japon Yazar ve İngiliz Edebiyatı Uzmanı
Doğum:
Ushigome, Tokyo, Japonya, 9 Şubat 1867
Ölüm:
Tokyo, Japonya, 9 Aralık 1916
Reklam
·
Reklamlar hakkında

İncelemeler

Tümünü Gör
232 syf.
·
Beğendi
·
8/10 puan
Aşktan daha önemli şeyler var azizim
‘’Annemin bana sarıldığı o nadir anlar aklıma geldiğinde kalbim huzurla doluyor.’’ (Cam Kapının Ardı)
Natsume Soseki
1867-1916 yılları arasında yaşamış, Tokyo İmparatorluk Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okumuş, Japonya’nın İngiltere’ye gönderdiği ilk devlet burslu öğrencidir ve Japon edebiyatına birçok roman ve diğer türlerde kitap kazandırmış değerli bir yazardır. 49 yaşında mide ülserinden ölmeseydi ve hayatı hastalığından dolayı zaman zaman yaptığı oruçlarla ve ızdırap dolu günlerle geçmeseydi kim bilir neler yazardı ya da yazdıklarını daha rahat yazabilseydi, farklı bir şekilde yazar mıydı diye düşündüren biri oldu benim için.
Gönül
hayatının sonlarına doğru yazdığı kurgu eserlerinden biri. İsmi ve kapağı bir aşk romanı edası barındırsa da bu romantik bir aşk hikayesi değil.
Cam Kapının Ardı
ile peş peşe okumuş olmanın artısıyla içinde barındırdığı biyografik ögeleri fark ettim, o da anı-günlük türünde yazılmış bir diğer kitabı. Kendisi ailesinin ilerlemiş yaşında doğan, tekne kazıntısı diye tabir edeceğimiz türde en küçük evladı. Annesi geç yaşta çocuk doğurmuş olmaktan hicap duyduğu için, onu 1-2 yaşlarında evlatlık vermişler. (Doğurur doğurmaz vermesini bile anlardım da çocuk aileyi benimsemiş ama ayrılmayı algılayamayacak bir döneminde vermek bana biraz acımasızca geldi.) 5 yaşına geldiği sıralarda ablası onu evlatlık verildiği ailenin dükkanında üstü başı perişan bir halde görünce dayanamıyor ve kucakladığı gibi eve getiriyor. 11 yaşına gelene dek anne-babasını büyük babası ve büyük annesi zannediyor, çünkü yaşlılar, ne bilsin çocuk. Bir gün evlerinde çalışan hizmetçi kız gelip bunu ona söyleyince gerçeği öğreniyor. Bu durumu yadırgamamakla beraber, kızın kendisine duyduğu merhamet duygusu kalbini sıcacık yapıyor. Ailesi ile çok bağ kurmadığını ama bir olumsuz duygu da beslemediğini sezdiren satırlar okudum
Cam Kapının Ardı
'nda. Ama annesiyle ilgili kısma geldiğinde yine kalbimizi pamuk gibi yapan dokunuşlar vardı. Anne mefhumu herkes için biriciktir.
Gönül
’de de evlatlık verilen, kendisini hiçbir yere ait hissetmeyen, sonu hazin çizilmiş bir karakter var. Kitap her ne kadar 1. tekil şahısla yazılmış olsa da, arkadaş olarak yansıtılan kişi aslında kendi çocukluğunu yaşayan bir genç. Ablasını annesi gibi seven… Gelelim
Gönül
neden gönül olarak çevrilmiş buna. Çok iyi bir çevirmeni olduğunu düşünüyorum, önsözde bunu öyle tatlı bir şekilde açıklamış ki, anadiline hakim olmanın artılarını görüyoruz. Gönül ile kastedilen, bağ. Birine sırf hali tavrı ve yaşı yüzünden saygı duyan bir gencin, bu kişiyle kurduğu bağ gönül olarak isim vermiş kitaba. Kitapta yanlış hatırlamıyorsam bir iki istisna dışında isim yoktu. Üç bölümden oluşan kitapta ilk bölümde hocam diye hitap ettiği şahıs, romanı anlatan öğrenci ve hocanın eşi hanımefendi yer alıyor. İkinci kısımda öğrenci ve ailesi, amcasının köylü kurnazlığı ve acımasızlığı anlatılıyor, aynı bizim topraklar, bazı kültürlerin dünyanın her yerinde aynı olduğunu düşünüyorum. Son bölümdeyse hocam diye hitap ettiği kişinin itiraf niteliğindeki mektubu yer alıyor. Kararlarının ağırlığı zihninde kilolarca demir taşırmış gibi çakılı kalan bu karakter, itirafını açarken afili bir cümle kuruyor: ‘’Şimdi kendi ellerimle kalbimi parçalayıp yüzünüzü bu kana bulamaya yelteniyorum. Kalp atışlarım durduğunda, sizin gönlünüzde yeni bir yaşam kendine bir yer bulsun, o yeter.’’ Sadece saygıdan ötürü hocam diye hitap edilen karakterle ilgi birkaç şey söylemek istiyorum. Nasıl konuşacağını bilmeyen, nerede susacağını bilmeli ki adam sansınlar denir. Yani hitap etmek nasıl bir sanatsa, yerinde susabilmek de o kadar kıymetlidir. Bir insan karşısında soru işareti bıraktığında merak uyandırabilir. Çünkü sessizlik gizem barındırır. Her ne kadar çok zeki olmasa da, dilini cömert davranıp kelimelerini karşıya ikram etmese de bu eylemsizlik hali insanı çok zeki, çok akıllı, çok bilen bir kişi gibi gösterebilir. İşte burada aslolan da sadece susmayı bilmektir. Öyle pek matah da olmayan bir kişiliğe sahip, susması artık gına getirecek kadar yoran bu sessiz adam, sırf bunun için kitap boyunca saygı gören bir insan oldu. Herkesin onur algısı da elbette farklı. Fakat bu karakterin onur algısı da arkadaşlık algısı da okuduğunuzda anlayacağınız üzere öyle çok da övgüye değer değildi. Bu sessizlik, hanımında zaman zaman değersizlik duygusuna yol açan, eşinin kendisinden dolayı mutsuz olduğunu düşünmesine sebep olan bir sessizlikti. Sırlarıyla yaşayıp, herkesi mutsuz edip, aynı şekilde emaneti vaktinden önce teslim etmesi bu yüzden bende zerre saygı uyandırmadı. Taş yerinde ağırdır. Vaktinde söylenmemiş her söz de muğlak bir ağırlık olarak eşinin kalbinde kaldı. Hayat siyah ve beyazdan ibaret değil, çoğu zaman da gri olduğunu söyleyebiliriz. Esnek çok fazla durum ve olgu var. Bir karar verirken her zaman net olmak mümkün değil, ama karardan sonraki budala davranışların bedeli kimse için ağır olmamalı. Bir karar verirken kaç kişiyi etkileyeceğini düşünmeyene ben saygı duymuyorum. Cam Kapının Ardı’nda şu cümleler yer alıyor: ''Şimdi kalbimde beslediğim iyiliğin, güzelliğin, bir gün zaman dediğimiz mefhuma yenik düşmesinden korkuyorum. Bütün bu değerlerin yitip gittiği, amaçsız, başıboş bir ruh gibi varlığımı devam ettirdiğim gelecek düşüncesi öyle acı, öyle korkunç ki!... İşte bu düşünceyle yaşamak artık ağır geliyor...'' Bunu mide ülserinin hayatını gölgelediği günlerde düşünmesi ve hissetmesi çok olağan. Gönül’deki hocam diye bahsedilen karakterin ağzından çıkmışçasına onunla özdeşleştirebileceğimiz bu ifade, iki kitabı da benim zihnimde iç içe geçiriyor. Belki de bu düşünceleri taşırken
Gönül
'ü yazmaktaydı, kim bilir. Natsume Soseki’nin bu kitabındaki üslubunu japon takunyası ile yürümeye benzettim. Tüm kitap boyunca durmaksızın atılan minik, istikrarlı ve hedefine varan adımlar.
Madenci
ile birlikte üç farklı yönüyle karşılaştım ve gerçekten ilgiyle okudum. Genelde bu kadar sakin ilerleyen kitapların sıkıcı olabileceği korkusunu taşırım, ama aksine ritmini hiç bozmadan, merak duygusunu koruyarak, bana vaktimin boşa gitmediği duygusunu hissettiren, tatmin edici bir kitaptı. Soseki yolculuğum burada sonlanırken, herkese keyifli okumalar dilerim.
Gönül
7.9/10 · 748 okunma
·
5 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.17