Neslihan Odabaş Baykut

Neslihan Odabaş Baykut

Yazar
0.0/10
0 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
84
Gösterim
Adı:
Neslihan Odabaş Baykut
Unvan:
Yazar
Doğum:
1970
Yazarın kendi ağzından:

1970 doğumluyum. Saint Benoit Fransız Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesindeki eğitimimden sonra 15 sene ithalat yaptım. Ancak gönlüm hep insanda ve insan psikolojisinde takılı kaldı. Bu sevdamı yaşam koçluğu yaparak yaşama geçirme kararı aldım. Yaşam koçluğumu psikoloji bilimi ile desteklemek amacıyla St. Clements Üni. Klinik Psikoloji bölümündeki yüksek lisansımın 2014 yılında tez yazımı ile sonlanması ile hem bilimsel hem de spritüel bakış açısı kazanmış olduğumu düşünüyorum. Bu geniş bakış açısı ile hepimizin bütünlük yolunda geçirdiğimiz yaşamlarımıza biraz da olsa katkıda bulunmak, yol gösterebilmek, insanların ruhlarında gerçekleşen değişimleri görebilmek için kendi tarzımda yoluma devam ediyorum. Hem bireysel hem de grup çalışmaları ile ulaştığım insanlara yaşadıkları çatışmalarında farkındalık kazandırmak en önemli amacım. Yaşadığımız çağda bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Önemli olan bilginin yaşama geçirilmesi diye düşünüyorum. Tüm çalışmalarımda bilgiyi yaşantımıza, çatışmalarımıza nasıl uygulayacağımızı insanlara göstermeye çalışmak esas hedefim. Ayrıca 2012 yılından beri BÜTÜNLÜK YOLUNDA adlı bloğumda ve facebook sayfamda yazdığım kişisel gelişim yazıları ile de bu yolda ilerlemeye çalışıyorum. Bütünlük ve teklik yolunda karşılaştığım herkese teşekkür ediyorum.
"Gizli olan şeyler zıddı ile açığa çıkar" demiş Mevlana. Hepimiz bir huzur arayışı içindeyiz. Ne yaparsak yapalım, sevmek, çalışmak, para kazanmak, gezip tozmak, hepsinin sonunda ulaşmak istediğimiz nokta bir parça mutluluk ve huzur. Ama bu noktaya nasıl ulaşacağımızın yolunu bulamıyoruz. Yaşam aslında bize bu konuda çok yardım ediyor. Yolu gösteriyor, anlamıyoruz, bir daha gösteriyor, anlamıyoruz, bir daha.. Evet, gerçekten anlamıyoruz.
O kadar korku doluyuz ki, huzura negatif olandan geçerek gidileceğini düşünmek dahi istemiyoruz. Başımıza gelen her negatifi hemen reddediyoruz.
Alarmlar çalmaya başlıyor, "kaç, kurtul, acı çekeceksin". Hemen zihin devreye giriyor, "bu acıdan kurtulmak için ne yapmalıyım?" sorusunun cevabını arıyor. Anlık kurtuluşu buluyor, hemen bizi oyalamaya başlıyor. Neyle oyalanıyoruz? Acıyı düşünmeyip daha çok çalışıyor, daha çok yiyor, daha çok alışveriş yapıyoruz. Yeter ki kendimizi kaybedelim, yeter ki acı olmasın.
Hata yaptığımız an, bence o ilk soruyu sorduğumuz andır, "ne yapmalıyım?" sorusunu. Asıl "ne yapmamalıyım?" sorusunu sormalıyız çünkü yaşamın bize getirdiği acının amacı, bize neyi, nasıl yapmamamız gerektiğini göstermektir. Kaçmazsak, biraz o acıyı içimizde misafir edebilsek, bize çıkış yolunu gösterdiğini çok rahat anlayacağız.
Senin planladığın ama gerçekleşmeyen neyse, işte o zaten senin yapmaman gerekenmiş. Hedefine başka bir bakış açısıyla gitmeliydin ki şu an bu acıyı yaşıyorsun. Bu acı seni istediğin yere götürecek. Yeter ki sen kaçma, üstünü örtme, düşün. Nasıl acı çektiğini değil, acının sana neyi işaret ettiğini biraz düşün. Ve içinde var olan, hiç kaybolmayan çocuğu düşün.
Farkındalık, yaşadığınız olayın, yaşandığı anda içinden çıkmak ve olayı tıpkı bir seyirci gibi seyredebilmektir. Sanki bir film seyreder gibi olaya, kendi düşünce ve duygularınıza tanık olmak, karşınızdakinin düşünce ve duygularına tanık olmak.
Bir olayın içinde kaybolduğumuzda farkındalığımız olmaz. Duygu ve düşünce seline kapılıp olayın bizi sürüklediği yere gideriz. Ne zaman ki kendi hayatımızda bir olayı yaşarken seyirci durumuna geçiyorsak, o olayı farkındalık seviyesinde izliyoruz demektir.
Farkındalık denilince hepimizin aklına ilk önce farkına varmak geliyor, olan bitenin farkına varmak. Tabii ki buradaki ilk çaba genelde dışa yönelik oluyor. Yani etrafımızda olan bitenin farkına varmak. Ama bunun yanında daha da önemli olan kendi içimizde olup bitenler.. Ne düşünüyoruz, ne hissediyoruz, neye sevinip, neye üzülüyoruz, korkularımız, endişelerimiz, bağımlılıklarımız, bağlılıklarımız, ifadelerimiz, sözel ve bedensel, maskelerimiz neler? "BEN" diye adlandırdığımız aslında kim? Bütün bunları tek tek çözmek, bir bulmaca çözer gibi. Ve bu süreç bir yol. Her ne kadar yolun sonunda vaad edilen saklı bir ödül -mutluluk- olsa da aslında farkındalık yoluna girdiğinizde size bu ödül verilmeye başlanır. Aslında esas ödül o yoldur. Farkındalık yolunun her adımında, yolunuzu siz aydınlatırsanız ve daha ilerisini görürsünüz. İlk başta kör karanlık gelen yol, artık daha belirgin, daha keyifli, daha az korkutucu olur.
Farkında bir insan birçok sıradanlığı, stresi, çaresizlik hissini dönüştürme gücüne sahiptir. Bunun için büyük hedeflere gerek yok. Yolumuza, hep ulaşabileceğimizi düşündüğümüz, bize çok zor gelmeyecek adımlarla başlamak motivasyonumuzu arttırır. Ama bunlar aynı zamanda istikrarlı adımlar olmalı. Artık bunlar bizim yaşam felsefemiz olacaktır. Küçük ama sıcak bir gülümseme, uzatılan bir yardım eli, sadece samimi bir dinleme, fark yaratmak ve farkında olmak için birer adımdır. Hiç karşılık beklemeden, sadece kendimi gerçekleştirmek, bütüne katkıda bulunmak, yeniyi yaratmak için.. Ruhun DNA'sı budur, o yaratmak ister.
İlk önce "BEN" i iyileştirmeden, yaşamımızdaki hiçbir şeyin iyileşmeyeceğini bilmemiz gerekir. "BEN"ki bencilliği bile görüp kabul etmek -ama onaylamamak- BEN'i iyileştirmektir.
BEN kendimi sevmezsem, kendime şefkatle yaklaşmazsam, kendimi affetmezsem, kendime saygı duymazsam, kendimi kabul etmezsem, benim dışımdakileri nasıl sevebilir, affeder, saygı duyar, kabul ederim?
BEN demek içimi keşfetmek, içimi iyileştirmektir. Diğerleriyle olan ilişkim tümüyle BEN'in üstüne kurulmuştur. BEN, kendimi kabul etmezsem, insanlarla iletişimimdeki bütün yollarım -sözlerim, ifadelerim, beden dilim- kabul etmemek üzerine kurulmuş demektir. BEN kendimi sevmezsem, tüm sevgi ifadelerim aslında sevgisizlik üzerine kurulmuş demektir.
Hep kendimizi keşfetmeye çalıştığımızdan bahsederiz. Aslında "kim olmadığımızı" keşfederiz. Dünyaya geldiğimizden beri hep insanlar ve olaylar vasıtasıyla kim olduğumuzu anlamaya çalıştık.. kabul görerek veya yargılanarak kendi hakkımızda edindiğimiz geri bildirimlerle biz de kim olduğumuzu bulduğumuzu zannettik. Bu yargıları tek tek üstümüze giydik.
Oysa bunlar biz değiliz. Bunlar o an içindeki davranışlarımızın başkaları tarafından yargılanmasıydı. Pozitif veya negatif, anlık yargılar.. Oysa kendimizi keşfetme değil, kendimizi yaratma gücümüz var. Bu sadece kendimizi yaratmaya karar vermemizle ilgili. İlk önce kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeliyiz. Diğer bütün insanlar gibi hata yaparak geliştiğimizi kabul etmeliyiz. Kendimize karşı duyarlı, toleranslı olmalıyız. Sonra da nasıl olmak, nasıl bir hayat yaşamak istediğimize karar vermeliyiz..Bu, olmak istediğimiz kişi için, kendimiz ve başkaları için fedakarlık yapmak, vazgeçmemek, kararlı olmak demek.
İnsanın kendini tanıması cesaret ister. "Sen uyumlusun, enerjiksin, yardımseversin, eğlencelisin, tutarlısın, kararlısın" denilince herşey yolunda oluyor, insanlar kendilerini iyi hissediyor çünkü güçlü yanlarını duymak onlara çok iyi geliyor. Haklılar. Ancak ne zaman ki zayıf yönler ortaya dökülüyor, işte orada gerçek kişisel gelişim çalışması başlıyor. Herkes zayıf yönlerini duymaya hazır olmuyor. Kimi bunu bir eleştiri olarak kabul ediyor, kimi utanıyor, kimi yaralansa da dinlemeye istekli oluyor.
Gemiye tek kişilik bilet alıp bineriz. Gemiye ilk adım attığımız andan itibaren bir yargılayan, bir de kurban bize eşlik eder. Kendimizi bir yargılayanda, bir kurbanda görürüz. Hep bir arayış, bir yol gösterici, hep bir kaptan özlemi vardır içimizde. Her ne kadar kendimizi bu gemide yalnızca yolcu olarak zannetsek de, aslında hem yolcu hem kaptanızdır. Yolculuğun tüm sorumluluğu bize aittir. Etrafımızdakiler, ailemiz, sevdiklerimiz, tüm insanlar yaşamımıza renk katarlar ama sadece eşlik ederler bize bu yolda.
Bu, tek kişilik ve sadece bizim yolculuğumuzdur.
Madem ki hem yolcuyum hem de kaptan, dümen de benim kontrolümde... Seçimlerimle ben yön veriyorum ona. Biliyorum, ana rotadan çıkaramam onu. Gidilecek istikamet belli, son durak belli. Bir bekleyen var özlemle beni. Ama bu yolculuğun tüm kararları bana ait. Bu yolculuğu bir neşe kaynağına ya da can yakan bir işkenceye çevirmek, bu yolculuğu gelişme fırsatı yapıp ilerlemek ya da önüme çıkan her engele takılıp olduğum yere yığılmak, felç olmak, bu yolculuğu tümüyle bana özel yapmak ya da ikinci el bir yolculuk yaşamak... Hepsi bana kalmış, tümüyle benim tercihim.
Gemi limana yanaşmadan önce yolculuğumun sorumluluğunu almak, diğer yolcuları kendileri ve kendi yolculuklarıyla baş başa bırakıp sadece kendi yolculuğula ilgilenmek daha akıllıca geliyor bana. Belki dışardan bakınca aynı hayatı yaşıyor olacağım, aynı evde, aynı şehirde, aynı işte, sıradan görünen bir hayat. Ama bu yolculuk dışardan bakılınca fark edilmez, sadece içten görülür. Dışarıda aynılık ama içte enginlik. Kimi ilgilendirir ki benim enginliğim? Onu sadece ben istemiyor muyum?
Biz kimiz, kim değiliz?..birçok rolümüz var. "Yaşamım" diye adlandırdığımız şey ise birçok anlamsızlık ve sürekli tekrarlanma. Tekrarlayan olaylar, durumlar karşısında otomatik verilen duygusal, davranışsal tepkiler. Verdiği tüm acılara rağmen süregiden yaşamımızın sözde güvenli sınırlarından çıkmak istemiyoruz. Bir kayıtsızlık sarıyor tüm benliğimizi. "Olsun, iyi kötü yaşıyorum işte" teselli cümlesiyle geçiştirilen bir yaşam.
Aslında bu acı dolu yaşamı seviyoruz da..Çünkü bildik bir durum. Kendini aşmanın getireceği belirsizlik ve zorluklara, temeldeki taşları sarsmanın huzursuzluğuna katlanmak mı yoksa acı dolu da olsa bilinen yaşamı devam ettirmek mi? Genelde bilineni tercih ediyoruz çünkü cesaretimiz yok.
Her anı farkındalıkla geçirmeye çalışmak, anın bize getirdiklerine, bize katmaya çalıştıklarına, neşesine, sıkıntısına, bununla beraber hemen yanında duran çözümüne tüm varlığınla katılmayı seçmek. Evet, bu kesinlikle hem bir seçim hem de bir çalışmadır. Kendinden vazgeçmeme çalışması.
Eğer farkındalık yoluna girmeye hevesliyseniz, bilin ki bundan sonra acı çekeceksiniz. Kalıplaşmış, kendinizi içinde güvende hissettiğiniz kabuğunuzun çatlaması ve darmadağın olması size acı verecek. Önünüzde iki seçeneğiniz var, ya bu acıya dayanamayıp kaçacaksınız, eski, alışılmış olana geri döneceksiniz ya da her ne kadar bilinmeyen olsa da, tehlikeli görünse de kendinizi aşıp özgürlüğe ilerleyeceksiniz. Hızınız tümüyle size bağlı olacak. Unutmayın ki ödül çok büyük: Özgürlük.
Egonun korkuyla beslediği, bağımlılıklarla çevrelediği kimliklerden, rollerden, maskelerden kurtulup kendin olabilmek.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Neslihan Odabaş Baykut
Unvan:
Yazar
Doğum:
1970
Yazarın kendi ağzından:

1970 doğumluyum. Saint Benoit Fransız Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesindeki eğitimimden sonra 15 sene ithalat yaptım. Ancak gönlüm hep insanda ve insan psikolojisinde takılı kaldı. Bu sevdamı yaşam koçluğu yaparak yaşama geçirme kararı aldım. Yaşam koçluğumu psikoloji bilimi ile desteklemek amacıyla St. Clements Üni. Klinik Psikoloji bölümündeki yüksek lisansımın 2014 yılında tez yazımı ile sonlanması ile hem bilimsel hem de spritüel bakış açısı kazanmış olduğumu düşünüyorum. Bu geniş bakış açısı ile hepimizin bütünlük yolunda geçirdiğimiz yaşamlarımıza biraz da olsa katkıda bulunmak, yol gösterebilmek, insanların ruhlarında gerçekleşen değişimleri görebilmek için kendi tarzımda yoluma devam ediyorum. Hem bireysel hem de grup çalışmaları ile ulaştığım insanlara yaşadıkları çatışmalarında farkındalık kazandırmak en önemli amacım. Yaşadığımız çağda bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Önemli olan bilginin yaşama geçirilmesi diye düşünüyorum. Tüm çalışmalarımda bilgiyi yaşantımıza, çatışmalarımıza nasıl uygulayacağımızı insanlara göstermeye çalışmak esas hedefim. Ayrıca 2012 yılından beri BÜTÜNLÜK YOLUNDA adlı bloğumda ve facebook sayfamda yazdığım kişisel gelişim yazıları ile de bu yolda ilerlemeye çalışıyorum. Bütünlük ve teklik yolunda karşılaştığım herkese teşekkür ediyorum.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okuyor.