Nihad Sâmi Banarlı

Nihad Sâmi Banarlı

Yazar
8.4/10
239 Kişi
·
801
Okunma
·
55
Beğeni
·
2814
Gösterim
Adı:
Nihad Sâmi Banarlı
Unvan:
Edebiyat Tarihçisi, Yazar, Şair ve Edebiyat Öğretmeni
Doğum:
Fatih, İstanbul, 1907
Ölüm:
İstanbul, 13 Ağustos 1974
Biyografi

1907 yılında İstanbul Fatih'te dünyaya gelen Banarlı, Trabzon milletvekili, şair Ömer Hilmi'nin torunu, vali ve şair İlyas Sami ile Nadire Hanım'ın oğludur. Soyadını babasının ve annesinin mezarlarının bulunduğu Tekirdağ'ın Banarlı ķöyünden almıştır.

Banarlı, ilk ve orta öğrenimini İstanbul’­da yaptı. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'ndan 1927 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1929'da mezun oldu.

Daha sonra 1929-1934 yılları arasında Edirne Lisesi ile Kız ve Erkek Öğretmen Okulu'nda edebiyat öğretmenliği yaptı. 1947 yılına kadar ise sırayla İstanbul'da Kabataş, Galatasaray, Boğaziçi, Şişli Terakki ve Işık liselerinde öğretmenlik yaptı.

1947-1969 yılları arasında Eğitim Enstitüsü (1947-1967), ile Yüksek Öğretmen Okulu'nda edebiyat öğretmenliği, Yüksek İslam Enstitüsü'nde İslami Türk Edebiyatı Tarihi öğretmenliklerinde bulundu. 1969 yılında kendi isteği ile emekliye ayrıldı. Öğretmenlik yaparken birçok kuruluşta ek görevlerde bulundu. 1948 yılından itibaren Hürriyet Gazetesi'nin Edebi Sohbetler sütununda devamlı yazılar yazdı.

1953 yılında kurulan İstanbul Fetih Cemiyeti'ne girdi. Bu kuruluşa bağlı olan İstanbul Enstitüsü'ne müdür oldu. 1958 yılında Yahya Kemal Enstitüsü yayın işlerini yürüttü. Milli Eğitim Bakanlığı 1000 Temel Eser ve Çağdaş Türk Yazarları komisyonlarına üye ve başkan seçildi. 1971 yılında kurulan Kubbealtı Akademisi'ne Edebiyat Kolu Başkanı ve Akademi Dergisi müdürü oldu.

13 Ağustos 1974'de 67 yaşındayken İstanbul'da vefat etti. Mezarı Rumelihisarı’da Aşiyan Mezarlığı'ndadır.

Eserleri

Cumhuriyet devri yazarlarındandır. Yazı hayatına ortao­kulda iken başlamıștır. Sanat eserleri arasında hece ve aruz vezinleri ile şiirler, oyunlar, hikâyeler ve denemeleri bulunur. Öğretmenliğe başladığının ilk yıllarında Altı Ok, Orhun, Ötüken ve Atsız dergilerinde makale ve şiir­leri yayımlanmıştır. Ülkü, Yahya Kemâl Mecmuası, Hayat Tarih Mecmuası, Meydan, Kubbealtı Akademi Mecmuası adlı dergilerde ve Hürri­yet, Akşam ve Yeni Sabah gazetelerinde çok sayıda yazı, ma­kale ve edebî sohbetleri yayımlanmıştır. En iyi tanındığı yayınları liseler için yazmış olduğu edebiyat kitabı ve "Resimli Türk Edebiyatı Tarihi" adlı eserlerdir.
Bugün, Türkiye'de Fuzûlî'yi, önce hiç tanımayanlar, sonra tanıyıp da okumayanlar, nihâyet okuyup da anlamayanlar yanında bir de Türk şâiri saymayanlar bulunduğunu bilir misiniz?
Nihad Sâmi Banarlı
Sayfa 108 - Kubbealtı Neşriyat, 52.basım
Mübâlağa etmeyerek ve sırf millî gayret dolayısıyle söylemeyerek; yabancıların da tasdîkiyle diyebiliriz ki, millî lisânımız olan Türkçe, dünyânın en güzel lisânı değilse, en güzel lisanlarından biri olduğu şüphesizdir."
Nihad Sâmi Banarlı
Sayfa 289 - Kubbealtı Neşriyat, 52.basım
Öyledir: Seven insanlara bahar, sevgiliyi; güller, sevgiliyi; renkler, sesler, ışıklar ve bütün güzel şeyler, sevgiliyi hatırlatır, onu düşündürüp onu aratır.
Nihad Sâmi Banarlı
Sayfa 53 - Kubbealtı Neşriyat, 52.basım
316 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Bence Türkçe"ye sevgisi ve ilgisi olan her insanımızın okuması gereken bir kitap. Dilde (öz)Türkçeleşmeyi savunuyor olmama rağmen, eseri okuduktan sonra konuya bakış açım biraz daha değişti.(özellikle hangi kelimelerin Türkçe olduğu hangilerinin olmadığı, hangilerinin dilden çıkartılması gerektiği, dilimizin nasıl daha zengin bir hale getirilebileceği vb hayati konularda) Ayrıca yazarın Atatürk"ün Güneş Dil Teorisine olan bakış açısı beni gerçekten çok şaşırttı, bu teoriyi daha önceleri hiç bu bakış açısıyla değerlendirmemiştim. Kitapta kelime kökenleriyle ilgili birçok örnek de mevcut.
316 syf.
·10/10
Etrafımızda bulunan insanların bir çoğunun Türkçe hakkında bir fikri vardır. Gerçekte ise kendi dillerinin yalnızca 300-400 kelimesini bilip konuşurlar. Dünyanın en zengin dillerinden birine sahip olmamıza rağmen bu kadar az kelime ile konuşmak doğrusu acınacak bir vaziyettir. Şunu ifade etmeliyim ki Türkçe ve Türk dili hakkında pek çok kitap okudum fakat bahsedeceğim ilk üç kitaptan biri bu eser olur.

Türkçenin Sırları bizleri bildiğimizi sandığımız Türkçe hakkında uzun ve güzel bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolda Türkçenin gerçekte ne olduğunu ve ne olmadığını anlıyorsunuz. Öncelikle Türkçeyi yalnızca köken olarak Türkçe olan kelimelerden ibaret saymak en yanlış yaklaşımlardan biridir. Böyle bir sistemi kabul edecek olsanız bugün konuşmanız pek mümkün değildir çünkü farklı dillerden birçok kelimeyi dilimize aldık. Bu dilimizin kötü olduğunu göstermez bilakis çok zengin ve gelişmiş bir dil olduğunu gösterir. Çünkü dil doğar, gelişir ve ölür. Bu sebeple Öz Türkçeyi savunmak dilin gelişimine zincir vurmak demektir. Bu da kökeni Türkçe olan kelimeler yerine yabancı sözcükleri kullanalım demek değildir.

Türkçe halkın konuştuğu dildir. Bir sözcüğü halk kabul etmiş onu yıllarca kullanmışsa o kelime artık bizim olmuş demektir. Osmanlı Türkçesi sanıldığı gibi yalnızca Arabî ve Farisî'den gelme sözler değildir. Bunun en güzel örneklerinden biri efendi kelimesidir. Bu kelime bize Yunancadan geçmiştir. Bugün bu kelimeyi dilimizden çıkarmaya çalışmak asırların emeğini ve bununla birlikte sayısız kelimeyi çöpe atmak demektir. Hanımefendi, beyefendi, efendimiz, efendilik etmek gibi sayısız kelimeden de kopmak demek olacaktır.

Biz dili daha güzel hale getiriyoruz, özümüze dönüyoruz diyerek hareket edenlerin aslında dilde yıkım hareketine giriştiğini görememek hakikatten uzaklaşmak demektir. Bunun en açık örneklerinden biri -sel ve -sal ekleridir. Nispet i'sini kabul edemeyenler bunun yerine Fransızcadan -al ekini almaya çalışıp olmayınca -sel ve -sal haline çevirmişlerdir. Bu ekler bütün kelimelere eklenince de ortaya kısırlaştırılmış sözcükler ortaya çıktı. Yapısal, ulusal, bölgesel gibi kıt kelimeler. Üstad Necip Fazıl'ın konuyla ilgili bir sözünü hatırlatarak konuyu noktalıyorum. ''Türkçeyi sala bindirip sele verdiler.''

Yer adlarında oluşturulan tahribatlardan da biraz bahsetmek gerek. Ahi Mesud ne ara ''Etimesgut'' oldu? ''El-Aziz'' ne zaman ''Elazığ'' oldu ve tarihi bağından koparıldı. Bunlara sayısız örnek vermek mümkündür.

Demem o ki bir kelimeyi halk hangi dilden kabul etmiş olursa olsun eğer o söz yıllarca konuşulmuşsa artık bizim olmuş demektir. Çünkü kelimeler konuşuldukça değişime uğruyor köken olarak başka dillerden aldığımız kelimelerin birçoğu bizim kendi dilimizde onlarla aynı anlamda kullanılmaz, telaffuz edilişi bile artık farklılaşmış bir gönül dili haline gelmiştir.
Hoşça kalın...
314 syf.
·8 günde·9/10
Nihad Sami Banarlı'nın Türkçenin Sırları kitabı adından da anlaşılacağı üzere Türkçemizin bilinmeyenlerini, sırlarını anlatıyor. Türkçede başka dillerden kelime almamızın çok tabiî olduğunu söylüyor. Bir millet başka dillerden ne kadar kelime alırsa o kadar büyük, zengin ve imparatorluk bir dil olacağını anlatır. Hani derler bu kelime Arapça bu kelime Farsça. Bunun pek önemli olmadığını bunun çok normal olduğunu söylüyor. Önemli olanın o dillerden aldığımız kelimeye kendi ses ve mimarîmizin yani, Türkçe yapı ve gramerinin konulması gerektiğini anlatmak istemiş. O kelimeleri aldık fakat kendi milli sesimizi vererek o kelimeleri Türkçeleştirdik demek istiyor. Ben kitabı çok yararlı ve faydalı buldum. Zaten okumam gereken bir kitaptı. Eminim sizlere de Türkçemizin önemini farkettirmek açısından çok şey katacaktır. Keyifli günler dilerim.
316 syf.
·Puan vermedi
Türkçe ile yakından uzaktan alakası olan herkesin okuması gereken bir kitap. Aklınızdaki sorulara yanıt olurken bazen bazı konuları daha da sorgulamak isteyeceksiniz. Gerçekten de sırlarla dolu bir dile sahibiz. Kitapta bunun en iyi örneği
320 syf.
·26 günde·Puan vermedi
Bir solukta okunamayan , sindirerek okunabilecek bir eser öncelikle. Benim okumam çok vaktimi aldı . Çok öğretici ama sık sık tekrara düşüyor ve bu kitabı sıkıcı hale getiriyor. Türkçe’ mizin varoluş hikayesini baştan sona örneklerle anlatıyor . Bozuluşunu sadece Türk Dil Kurumuna ve sol görüşteki insanlara yüklemesi ilginç geldi bana. Sürekli öfkeli bir dille yazışı da kitabın okunmasını zorlaştırmış.
274 syf.
·Beğendi·10/10
Nihad Sâmi Banarlı'nın tarih ve tasavvufa ilişkin değişik tarihlerde kaleme aldığı dergi ve gazete yazılarından oluşmaktadır. Bazı yazılar birbirinin tekrarı gibi ama edebiyatımızın önemli bir ismi olması dolayısıyla istifade edilebilecek kıymetli bir eser. Kitabın son bölümünde Mevlana, Fuzûlî, Nedim ve Yunus Emre'den bazı seçme beyitlerin tahlili yer almaktadır.
316 syf.
·9 günde·7/10
"Kitabın yüzde kırkına katılmıyorum" diyebilirim. "Faydalanacak çok bilgi de edindim" diyebilirim. Yazarın, Atatürk'ün Türk diline bakışını yanlış kavradığını düşünüyorum. Kelime uydurmanın elbette Türk diline zarar verecek şekilde oluşunu doğru bulamayız. Ve elbette kökeni "şu dilden" deyip de bir kelimeyi atmayı da doğru bulamayız. Yazarın kendine göre olan yanlışları solculara yıkar hali de bilimci kimliğini bozuyor. Bir sözcüğün türkçesi varken ve benimsenebilirken türk kökenli olanının yabancı kökenli olanın yerine geçmesini istemeliyiz bana göre. Türk kökenli binlerce sözcük varken onları kullanmamak Türkçeyi başka dillere muhtaç haldeymiş gibi zannettirecektir. Türkçe'nin özü sözcükler dilimize tat ve geleceğimize benlik katacaktır.
316 syf.
·10/10
Türkçenin gelişiminden bahsedilmiş bir eserdir.Türkçenin özleştirilmesi yolunda yapılan çalışmaların dilimize büyük zararlar verdiğinden bahseder.Bir sözcüğün türkçe olması için gramer yapımıza uyması ve bu sözcüğün millileşmesi icap eder.Millileşme de bizim kendi söyleyiş ve ahengimize uymasıdır.100lerce yıldır dilimizde yaşamış nice atasözü deyim ninni türkü halk hikayeleri vb konu olmuş kelimeler türlü bahanelerle bir anda dilden çıkartılamazlar.
Yazarın güneş dil teorisini savunmasına anlam veremedim.Çünkü hiçbir bilimsel temeli olmayan bir teori.Bunun yerine başka dillerden aldığımız kelimeleri millileştirmeyi içeren bir teoriye bağlanabilirlerdi.Atatürkün başta öz türkçeyi savunmasına rağmen birkaç yıl sonra yeniden kendi milli dilimize döndüğünden bahseder.Ne yazık ki bugün sadece orta asya türkçesini savunan nice aydın vardır.
Tarihsel süreçte birçok kelimelerin değişiminden ve tarihinden bahsedilmiştir.Okunması gereken bir kitap.
320 syf.
·Beğendi·10/10
Birini tanımak için yüzünü görüp, sesini duymak yeterli midir? Kullandığı kelimeler, kendini ifade edişi, sohbet için seçtiği konu… Asıl bunlar kişiyi ele verir; beş dakika içinde olmasa da yarım saatte onu tanımamıza yardımcı olur. Zihnindekiler/ruhundakiler kadardır insan, onları anlatabildiği kadardır.
Aynısı toplumlar için de geçerlidir. Bir milletin rengidir dil; medeniyeti, dini, tarihidir. Tarihte nasıl yolculuklar yaptıysa, hangi coğrafyalara girip çıktıysa; kimin ekmeğini yiyip, kimin karşısında boyun büktüyse hepsini öğrenebiliriz; bir milletin ana dilinden. “Zaruri ihtiyaçlarımızı karşılamak/anlatabilmek” değildir dilin tek işlevi, günümüzde öyle zannedilse de…
İçinde ne sırlar gizlidir ne manalar… Tamamına vakıf olmak için epey zaman gerekir, bolca çaba. Yahut bir hocadan dinlemek gerekir. En iyisiyse Türkçe’yi bir Türkçe aşığı olan Nihad Sami Banarlı’dan öğrenmektir.
“Türkçe, uydurmacılar elinde çocuk oyuncağından beter hallere düşürülmüş, hiçbir sebep yokken Türk halkının malı olan nice güzel kelime baltalanarak dilimiz bilhassa yeni yetişenler için zevksiz, kifayesiz, çirkin hallere düşürülmüştür” diyor Banarlı.
Türkçe’nin Dünyadaki sayılı imparatorluk dillerinden olduğunu her fırsatta söyleyip, dil cinayetini anlatıyor. Yahya Kemal’in değimiyle “Türkçe’yi annesinin sütü gibi emen” dil aşıklarından; Fuzuli, Baki, Nedim’den bahsediyor. Türkçe’yi yeniden imar eden ve ona edebi bir ruh kazandıran Hoca Ahmet Yesevi ve Hz. Yunus Emre’yi anlatıyor.
“ Bir dilde bir mefhumu ifade için kullanılan kelime sayısı ne kadar kabarıksa o dili konuşan milletin o mevzuda o kadar büyük bir hayatı var demektir” diyerek kullandığımız kelimelerin köküne iniyor. Ne kadar zengin bir dilimiz olduğunu izah ediyor.
“Türkçe’nin sırları” kitabını okudukça görüyoruz ki; atalarımız sadece toprakları değil, kelimeleri de fethetmiş. Görüyoruz ki halk, başka medeniyetlerden aldığı kelimeleri “dil dehası” ile Türkçe’ye katmış. Sonra bazıları “bunlar öz Türkçe değil!” diyerek Türk milletinin malı olmuş kelimeleri dilden atmaya çalışmış. Türkiye’deki en büyük cinayet olarak tarihe geçmiş “Harf/dil devrimi”.
“Türkçe’nin Sırları” kitabı; kaybettiğimiz şuuru geri kazandıracak bize yeni ufuklar açabilecek, özümüze dönüşü tetikleyebilecek nitelikte! “Ana dilim Türkçe” diyen herkesin kesinlikle okuması gereken bir eser…

Yazarın biyografisi

Adı:
Nihad Sâmi Banarlı
Unvan:
Edebiyat Tarihçisi, Yazar, Şair ve Edebiyat Öğretmeni
Doğum:
Fatih, İstanbul, 1907
Ölüm:
İstanbul, 13 Ağustos 1974
Biyografi

1907 yılında İstanbul Fatih'te dünyaya gelen Banarlı, Trabzon milletvekili, şair Ömer Hilmi'nin torunu, vali ve şair İlyas Sami ile Nadire Hanım'ın oğludur. Soyadını babasının ve annesinin mezarlarının bulunduğu Tekirdağ'ın Banarlı ķöyünden almıştır.

Banarlı, ilk ve orta öğrenimini İstanbul’­da yaptı. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'ndan 1927 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1929'da mezun oldu.

Daha sonra 1929-1934 yılları arasında Edirne Lisesi ile Kız ve Erkek Öğretmen Okulu'nda edebiyat öğretmenliği yaptı. 1947 yılına kadar ise sırayla İstanbul'da Kabataş, Galatasaray, Boğaziçi, Şişli Terakki ve Işık liselerinde öğretmenlik yaptı.

1947-1969 yılları arasında Eğitim Enstitüsü (1947-1967), ile Yüksek Öğretmen Okulu'nda edebiyat öğretmenliği, Yüksek İslam Enstitüsü'nde İslami Türk Edebiyatı Tarihi öğretmenliklerinde bulundu. 1969 yılında kendi isteği ile emekliye ayrıldı. Öğretmenlik yaparken birçok kuruluşta ek görevlerde bulundu. 1948 yılından itibaren Hürriyet Gazetesi'nin Edebi Sohbetler sütununda devamlı yazılar yazdı.

1953 yılında kurulan İstanbul Fetih Cemiyeti'ne girdi. Bu kuruluşa bağlı olan İstanbul Enstitüsü'ne müdür oldu. 1958 yılında Yahya Kemal Enstitüsü yayın işlerini yürüttü. Milli Eğitim Bakanlığı 1000 Temel Eser ve Çağdaş Türk Yazarları komisyonlarına üye ve başkan seçildi. 1971 yılında kurulan Kubbealtı Akademisi'ne Edebiyat Kolu Başkanı ve Akademi Dergisi müdürü oldu.

13 Ağustos 1974'de 67 yaşındayken İstanbul'da vefat etti. Mezarı Rumelihisarı’da Aşiyan Mezarlığı'ndadır.

Eserleri

Cumhuriyet devri yazarlarındandır. Yazı hayatına ortao­kulda iken başlamıștır. Sanat eserleri arasında hece ve aruz vezinleri ile şiirler, oyunlar, hikâyeler ve denemeleri bulunur. Öğretmenliğe başladığının ilk yıllarında Altı Ok, Orhun, Ötüken ve Atsız dergilerinde makale ve şiir­leri yayımlanmıştır. Ülkü, Yahya Kemâl Mecmuası, Hayat Tarih Mecmuası, Meydan, Kubbealtı Akademi Mecmuası adlı dergilerde ve Hürri­yet, Akşam ve Yeni Sabah gazetelerinde çok sayıda yazı, ma­kale ve edebî sohbetleri yayımlanmıştır. En iyi tanındığı yayınları liseler için yazmış olduğu edebiyat kitabı ve "Resimli Türk Edebiyatı Tarihi" adlı eserlerdir.

Yazar istatistikleri

  • 55 okur beğendi.
  • 801 okur okudu.
  • 29 okur okuyor.
  • 341 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları