Nihal Yeğinobalı

Nihal Yeğinobalı

YazarÇevirmen
8.5/10
2.910 Kişi
·
9.930
Okunma
·
19
Beğeni
·
1.625
Gösterim
Adı:
Nihal Yeğinobalı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Manisa, Türkiye, 1927
1927 yılında Manisa’da doğdu. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni bitirdi; New York Üniversitesi Edebiyat Bölümü’ndeki öğrenimini yarım bıraktı. Amerikalı bir film yapımcısıyla evlenip, sekiz yıl ABD’de yaşadı. İlk çevirisi "Allahın Bahçesi" (R. Hichens) 1946’da yayımlandı. C. Dickens, J. Austen, İ. Murdoch gibi çeşitli yazarların eserlerini Türkçe’ye kazandırdı. Vincent Ewing takma adıyla "Genç Kızlar" adlı ilk romanını 1950’de, "Eflatun Kız" adlı romanını 1964’te yazdı. 1988’de üçüncü romanı "Mazi Kalbimde Bir Yaradır", 1998’de de "Sitem" yayımlandı. "Belki Defne" yazarın beşinci romanıdır. Ayrıca, "Cumhuriyet Çocuğu" adı altında bir de anı kitabı bulunmaktadır.
Şu var ki Lamiam,hayat sürüyor işte. Kafamız, gönlümüz kararsa da ,küsse de,göbekten bağlıyız yaşamaya. Hayat sürüyor işte. Torun,tosun derken,tohumdu hasattı derken, bir çarka kaptırıyorsun kendini,olup gidiyorsun işte...
Benim en kötü huyum ne, biliyor musun? Geleceği hiç düşünmüyorum. Uzak geleceğe ilişkin plan değil, hayal bile kuramıyorum. Bugünün konularından öteye geçemiyorum.
İnsanların birbirinden uzaklaştığı, yüreklerin soğuduğu çağda yaşıyoruz biz!
Nihal Yeğinobalı
Sayfa 26 - Can Yayınları
“Zaten çoğunlukla öyle değil midir? Sevdiklerimizin kusurları bize en ağır gelir!”
“Öyledir; ama birçoklarımız da sevdiklerimizin kusurlarını görmezden geliriz.”
Nihal Yeğinobalı
Sayfa 251 - Can Yayınları
495 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10
Bu inceleme eser miktarda küfür içerecek.

Kendimi alnımdan öpebilseydim eğer, bu kitabı listeme kattığım için öperdim. Benim ana listem Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesini taramam ve içinden ilgimi çekenleri defterime yazmamla oluşturduğum listedir. Bunun dışında liste demenin artık ayıp kaçacağı bir ajanda listem var. Araştırma konusunda anneme çektiğim için gözüm dönerek, hangi kitabı neden okumalıyım sorusuyla gecelerimi gündüzlerime kavuşturduğum çok olmuştur. Bunun sonucunda da daha az kitap okumama rağmen daha çok beklentilerimi karşılayan ve verilen övgüleri daha çok karşılayan kitaba denk gelmişimdir. Beni çok tatmin etmeyen kitapların çoğu tavsiye kitaplar. :)) -Üzgünüm.-

Isabel Allende kimdir, biraz bundan bahsetmek istiyorum. Kendisi seçilmiş başkan, marksist lider, adam gibi adam Salvador Allende'nin kuzeninin kızıdır. 11 Eylül 1973'te şerefsiz general Pinochet, eli kanlı Pinochet, CIA ile işbirliği sonucu Şili'de Salvador Allende'yi devirmek için haysiyetini bir kenara koyup, darbeyi gerçekleştirmiştir. (Tarihe dikkat ederseniz, ABD'nin 11 Eylül'ü pek sevdiğini ve başka gavurlukları da bu tarihe denk getireceğini bilirsiniz.) Ben Müslüman bir insanım. Lakin burada, bu Komünist liderin sonuna kadar arkasındayım, bana göre adamın hasıdır. Harcadılar. Bir düşüncenin bana uymayan yönlerini elbette kabul edecek değilim lakin bana uyan yerlerini de takdir etmekten bir an tereddüt edecek değilim. Salvador Allende o darbe gecesi, belki o vatan hainleri tarafından belki de intihar ederek öldü. Bu bilinmiyor. Bilinen bir gerçek varsa, kaçmak varken son ana kadar çarpıştığıdır.

Allende başa geçtiğinde, büyük toprak sahiplerinin topraklarını eşit ölçülerde köylülere pay etmiş, bakır madenlerini de devletleştirmiştir. Şerefsiz Pinochet, ABD köpeği Pinochet, darbe sonrasında madenleri ABD'li şirketlere teslim etmiştir. Şili, ABD bağımlısı bir devlet haline gelmiştir. Darbe öncesi de, seçilmiş hükümeti sıkıştırmak adına, orta üst sınıf piyasa dengelerini bozacak her şeyi yapmış ama zaten öncesinde aç olan halk daha fazla açlıkla korkutulamayacağı için az un, az ekmekle terbiye(!) edilememiştir. Hâl böyle olunca hükümeti düşürmenin yolu ya başkana suikast düzenlemek ya da darbe olmuştur.

Ben bu kitapla, namusla şerefle bir yerlere gelinse dahi, bu kadar adi insanın olduğu bir dünyada iyiye göz açtırmayacaklarını bir kez daha görmüş oldum. Ama şu önemli, SAFIMIZ BELLİ OLSUN. Ortak çıkarı gözeten insanlardan olalım. Ölüm her türlü gelecek. Bu yüzden şerefimizle yaşamış olalım. Hangi dinde yahut siyasi görüşte olursak olalım, kalbimiz namuslu olsun. Bir Müslüman olarak elbette belli çizgilerim var, her fikir ve değer yargısında olduğu gibi. Lakin insanların, birbirlerini baskılamadan, hor görmeden, insanların özgürlüklerine tecavüz edilmeden, bir kesimin değil, bir halkın ve hatta tüm insanlığın iyiliğini gözeten her fikrin elbette sonuna kadar arkasındayım. Bana ters gelen, benim sınırlarımı tehdit eden her şeyin karşısında olacağım gibi. Bu kitapta dini noktada aşırı bir sıkıntı gözüme çarpmadı. Zaten hem kültürel hem dini açıdan çok farklı halklarız. Bunun da rahatsız olmamak açısından artı bir özellik olduğunu söylemek sanırım doğru olur.

Isabel Allende'ye dönelim. Darbe gerçekleştikten 2 sene sonrasına kadar ölüm tehditleri almaya devam edince, vatanı kendisine dar gelmiş, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Venezuela'ya kaçmak zorunda kalmıştır. 1981'de çok sevdiği dedesi hastalanınca, annesiyle hemen hemen her gün mektuplaşmıştır. Vatanına gidip dedesini ziyaret etme şansı yoktur. Kendisi aslında gazetecidir. Bu mektupları birleştirip, romanlaştırmaya karar verince belki de gazeteci olmasından sebep ortaya mükemmel bir roman çıkmıştır: House of Spirits. Lakin Venezuelle'da hiçbir yayınevi bu romanı yayınlamayı kabul etmemiştir. Bir sekreterin masasında denk gelip okuması ve kendisine telefon etmesiyle her şey değişmiştir. Isabel Allende'ye bu romanı ancak İspanyol bir yayınevinin basabileceğini söylemiştir ve onu yönlendirmiştir. 4 ay sonra Madrid'de bu müthiş ilk eser basılmış ve Allende ünlenmiştir.

Büyülü gerçekliğin kraliçesi Isabel Allende, dozu öyle ayarında verir ki, keyiften sarhoş, bu kadar başarılı bir kalemin karşısında olduğunuz için mutlu ve aynı zamanda aydınlanmanın verdiği ve içinizi acıtan ''gerçeklerin kıyası''yla da dikkatiniz çakı gibi açık bir halde, zihninizin fikirlerle kaynamasını dinlersiniz. Bir romandan beklentiniz nedir? Siyaset mi? Buyrun. Tarih mi? Buyrun. Aşk mı? Buyrun. Fantazya mı? Aile mi? Hortlaklar peki? Efsaneler? Büyüler? Kızılderili, çılgın bir dadı mesela? Konaklar olsun mu? Güç? Cehalet? Merhamet? İnatçılık? Mücadele? Eğlence? Hüzün? Yahu daha ne sayayım, açık büfe gibi kitap. Tatlı sevene tatlı, tuzlu sevene tuzlu. Acısı ise.. Çok acı... O kadar renkli karakter var ki, hangisinden bahsetsem diğeri eksik kalır. Kitap bir başlıyor; ''Yok artık!''larla, ''Nasıl?!''larla, merakla, çoğu zaman gülerek ama ilerisi için çok şeylere gebe, dalgalar altınızda sırtınızda rüzgar adeta sörf yaparcasına devam ediyor. Yeşil saçlı güzeller güzeli Rosa ile annesi Nivea (evet meğer bir kadın ismiymiş) bir başlıyoruz bu renkli dünyaya, paranormal olayların baş kahramanı çiçek kokulu, insanı ısıtan gülüşlü, iyi kalpli Clara ve iç eteklerini hışırdata hışırdata yürüyen çılgın Kızılderili Dadı ile devam ediyoruz. Özellikle Dadı ile ilgili olan olaylar bazı yerlerde bana dakikalarca kahkaha attırdı. Gülünce dünyayı güldüğümden haberdar ederim, bahçedeki ağaçlar Dadı'nın beni uçurduğu ruh halinden haberdar oldular o kadar söyleyim. Bu çılgın dadı; yaşı anlaşılmayan bir surata sahip, siyah saçları topuzlu, her daim kolalı önlüğüyle gezen ve tuhaf Kızılderili türküleri okuyan, kitapta en bi sevdiğiniz olacak karakterlerden biriydi. Onunla ilgili kısımlarda o kadar eğlendim ki anlatamam.

Bir Marcus Dayı karakteri vardı ki... Kim böyle bir amcası, dayısı yahut abisi olsun istemez ki? Bir çocuğun hayatına, bütün nev-i şahsına münhasırlığı ile renk katan, sevimli mi sevimli, tam bir çizgi film karakteriydi! Düşünsenize, 6. hissi olan bir çocuksunuz, dayınız da dünyadaki bütün tuhaf eylemlerle ilgili biri. Üstelik sadece ilgiyle kalmıyor, dünyayı gezip gezip sandıklarla eve geliyor ve bunlar hayatınızda görmediğiniz duymadığınız canlılarla yahut nesnelerle dolu. Üstelik o sandıklarda binbir çeşit masal kitabı da var, hepsi birbirinden güzel. Her gelişinde, iki cins, bir araya gelip ortalığı karıştırıyorsunuz. Bir gün sarı bir kumaştan tunik dikip, herkese fal bakmaya başladılar. Clara'nın 6. hissinden ötürü her attıkları tutunca korkup bu işten bir vazgeçişleri vardı ki :)))) anlatılmaz okunur yani.

Bu kitap 3 kuşak ekseninde, bir ülkedeki gelişmeleri (bunu ilerleme gibi algılamayın) anlatan, bu 3 kuşağın hayatına girmiş insanları da kapsayan, dolu bir kitap.

Kitapta belki de adı en çok geçen karakter Esteban Trueba'dır. Lakin onunla ilgili kuracağım her cümle, sürprizbozan içereceği için yutkunuyor ve böyle bir adamın varlığına birlikte şaşırmaya sizleri davet ediyorum. OKUYUN!

Karakterden karaktere, olaydan olaya atlarken zihnimde kitabı bir kez daha yaşıyorum ve diyorum ki: ''Ne kitaptı!'' Bu ikinci okuyuşumdu ve ilk okuyuşumla aynı zevki aldım. Böyle müthiş bir kitap nasıl yazılabilir bilmiyorum, böyle bir ilk kitaptan sonra insan eline kalem almaya utanabilir, bu öyle bir kalem ki, zihninizde art arda patlayacak olan hava-i fişeklere engel olamazsınız.

Kitapta zaman zaman rahatsız edecek kadar cinsel sahneler olsa da, bunlar iki kişi arasında geçtiği ve türlü sapık fanteziler içermediği için aşırı rahatsız etmiyor. Rahatsız eden tecavüz, kadınların et yerine konması ama bunları da çok açmaya gerek yok. Bunlar kitabın kusuru da değil bence. Hayatın acısının örneklerinden biri, keşke olmasalar. (Bu acılar karşısında +18'lik beddualar ettiğim doğrudur.) Bu yüzden ben bu kitapta bir kusur göremedim. 10'da 10'luk bir eser.

Kitapta bir yerde daha doğrusu uzun bir süreç sonrasında gerçekleşen gelişme (bu gerçekten ilerleme anlamında) bana birçok şey düşündürttü. Evet insanlar özgür olmalı, bazı şeylerde iradesi ile hareket edebilmeli. Lakin bazı şeylerde ne yazık ki bir otorite olmak zorunda. Elbette bunun sınırı ve şartları tartışma konusu, bunu çok uzatma niyetinde değilim. İnsanların bazısı yönetmek bazısı yönetilmek için vardır. Bu kitapta şu an sürpriz bozmamak için yazamayacağım örnek bunun sağlamasıdır. Asıl sıkıntı, güçlü olanın kötü olup olmaması ile ilgili. Dünya tarihini düşünelim. Sadece milattan sonrası 2018 sene, kim bilir kaç katı öncesi var. Gelmiş geçmiş milyarca insan başına sadece devlet başkanlarını katmadan, komutanları, beyleri, obaları vs. her şeyi yöneten liderleri katarak düşünelim, milyonlarca da erki elinde bulunduran insan olmuştur. Peki bunların kaçı adaletliydi? Kaçı vicdanlıydı? Kaçı insan gibi insandı? İşte bu soru ve elindekiler biraz çoğalınca, kendisini gevşekliğin kollarına bırakan zayıf zihinler, her zaman ''en iyi''nin ne olduğu ve ''ne olacağı'' konusunda, dini ve siyasi birçok teoriyi, öneriyi ve savaşı doğurmuştur, doğurmaktadır ve doğuracaktır.

Toparlayacak olursak, ki notlarımın birçok yerinin üstünü çizdim, BU DÜNYADA NEFES ALDIKÇA DEĞİL, BİRBİRİMİZE NEFES OLDUKÇA VAR OLABİLİRİZ. İşte bu yüzden KALBİMİZ NAMUSLU OLSUN.

Erhan Bey'in katkısıyla bu şarkıyı da ekliyorum:
https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Sevgiler, iyi okumalar, çok okumalar.
656 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Okumaktan büyük bir zevk aldığımı söyleyebilirim. Roman kahramanı "Pip" tesadüfen kaçak bir mahkuma rastlar ve yaşamı beklemediği bir şekilde değişir. "Pip" sonunda hayatta istenen şeyleri elde etmenin; başkalarına umut bağlayarak değil kendi azim, kararlılığı ve çalışkanlığıyla mümkün olabileceğini öğreniyor. Yazar bu kurgu üzerinden dönemin İngiliz toplumunun yaşantısını okuyucusuna etkileyici bir anlatımla aktarıyor. Kesinlikle tüm okurların kitaplığında bulunması gereken bir klasik olduğunu düşünüyorum.
656 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bence Charles Dickens'in en iyi eseri. Yazarın şu ana kadar okuduğum kitapları içerisinde, gerek konu olarak, gerekse karakterler olarak en kapsamlı, en zengin , en uyumlu ve muhteşem denecek derecede özellikler yüklenmiş karakterlere sahip kitabı.

İyiyle kötünün, zenginlikle yoksulluğun, emekle beleşçiliğin, çalışmayla tembelliğin, fedakarlıkla vefasızlığın, haksızlıkla adaletin, sevgiyle nefretin, aşk ile duygusuzluğun, yardımseverlikle nankörlüğün, en önemlisi de toplumdaki statü farklılığının ve daha sayamadığım o kadar çelişkili durumların çatışmasını muhteşem bir şekilde anlatıyor yazar. Bütün bunları kitapta, o kadar güzel işliyor ki , size adeta bir edebiyat şöleni sunuyor.

Kitapta, anne ve babası olmayan dolayısıyla ablası ve eniştesi tarafından büyütülen Pip adlı çocuğun, çocukluk günleri ve sonrasındaki başına konan talih kuşuyla değişen hayatı anlatılmaktadır. Kitabın ilk üçte ikilik bölümü akıcı olmasına rağmen durağan bir şekilde seyretmektedir. Fakat buna rağmen keyifle ve garip bir duygusallık içerisinde okunmaktadır. Son iki yüz sayfalık kısımda ise kitap tamamen şekil değiştirmekte olup hem akıcılık ve sürükleyicilik müthiş derecede artmakta, hem de duygusallık daha da yoğunlaşmaktadır.

Bende çok büyük duygusal etki bırakan birkaç kitaptan biri olan bu eser, çok büyük keyif alarak okuduğum ve bitmesini hiç istemedeğim nadir kitaplardan biri olarak hafızamdaki yerini aldı.

Aslında hakkında sayfalarca analiz yapılıp, övgü dolu sözler yazılmayı hak eden ve bir edebiyat şaheseri olan bu kitabı, mutlaka ama mutlaka okunması gereken klasiklerden biri olarak değerlendiriyorum. Ve okunmasını da kesinlikle tavsiye ediyorum.
100 syf.
·Beğendi
Keşke bazen dibe kadar battığımız bazen de kendimizi paralayıp düze çıkmaya çalıştığımız günlerimiz masalların sonu gibi güzel bitseydi. Belki o zaman hayata karşı eşit olabilirdik. Ama hayata karşı sadece hayallerde eşitiz: O büyük renkli boşlukta… Tolstoy’un bir iki sayfalık masalları da ister istemez o renkli boşluğa itiyor bizi. Rüşvete izin vermeyen devlet adamları, güçsüzü ezmeyen insanlar, açın, fakirin halinden anlayanlar, hatasının farkında olanlar, kibrinde boğulmayanlar, başkasının karısına kocasına göz dikmeyenler, hırsızda hiç mi hata yok canım sözünü unutmayanlar, başkalarının sözüne kendi sözünden daha çok takılmayanlar, mevkiine uygun davrananlar, hak adalet kelimelerinin tam karşılığını akıllarına kazıyan yargıçlar… İyileri, gerçek iyileri düşünmek gerçekten çok renkli bir boşluk değil mi sizce? Diyebilirsiniz hayatta hiç mi iyi şeyler yok. Ben söylemiyorum bunları, Tolstoy söyletiyor bana. Var ama olan şeylere artık iyi mi kötü mü diye bakılmıyor, bana faydası ne ki bunun diye bakılıyor. İşte bu yüzden bu masallar o güzel insanların güzel atlara binip gitmeden önceki hallerine, o güzel zamanlara, belki de sadece masallarda olan o zamanlara renkli bir yolculuk yaptırıyor. Ne diyordu yazar “İnsanın olduğu yerde sadece masallarda güzel şeyler oluyor. Gerçek hayat iyi insanlar için tam bir cehennem; güzel şeylerin olacağına inanıp eksiliyorlar. Kötü insanlar ise fırsatını buldukça egemenliklerini güçlendiriyorlar. Şimdiye kadar hiçbir yerde söylemedim. İyi insanlar eksilseler de bir gün mutlaka kazanacaklar.” Ya da ben demiş olabilirim bunu. Bir sözü birden fazla insanın söylemesi lazım gelirmiş… En az 3 4 kitap daha masallarla iç içe olacağım. O büyük renkli boşlukta. Bu yazı da birazcık kalsın burada. Sevgiyle…
440 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
#spoiler #

Canlı bir kitap okumak istermisiniz ?

Içinde duvarların bile dile geldiği odalarda gezmek ..? farklı farklı karakterlerle bir olabilmek ..?.başlangıçta bir peri masalının , sayfalarında dolaşırken....sonrasında insanı insanlıktan çıkartan "güç, hırs, intikam "duygularına hapis olmuş ve kötü 'cül insanların kana boyadığı koridorlar ,sokaklar,avlular ,çöplükler ortasında dayak yemek ,ezilmek,öldürülmek. ..
ki bazen "ölüm bile iyidir işkenceden "
kulaklarda kalan bir fısıltıdır .. "keşke ölsem, keşke ölsem. .keşke. ...

Isabel Allende efendim oturmuş günlüklere dökmüş yüreğini ..ama bilinsin de istememiş ..gizlemis saklamış bir boy aile isimleri ardına ...Rosa olmuş, Clara olmuş ,Blanca olmuş son kuşakta Alba olmuş. .her dönem bir acı yüklenmiş taşımış bize getirmiş..

Her karaktere bir roman yazsa yinede olurmuş. .yine de okuturmuş..
Rosa'nın yeşil saçlarına ..
Clara'nın ruhlarına. .
Esteban Trueba nin hiddetine ..
Ferula'nın kırgınlığına. ..
Blanka ve Pedro Tercero Garcia'nın aşkına...
Jamie nin ölümüne ..
Amanda'nın hayatına ..kardeşine Miguel'e

Hepsine...ama hepsine birer 440 sayfa yazsaymiş...seve seve okurdum ..

Dilerim sizin de yolunuz Allende ile bir yerlere kesişir..
onun kelimelerinin sihirine maruz kalırsınız ve birlikte Tres Marias a bir yolculuk yaparsınız. .

Sevgiyle kalın ..

Dip not
"AŞKTAN VE GOLGEDEN'i de okuyun :))
benim için :)))
547 syf.
·10 günde·3/10
Bir Noel Şarkısı ile Charles Dickens okumaya başlamış ve ardından okumak için Oliver Twist, İki Şehrin Hikayesi, Büyük Umutlar şeklinde bir sıralama yapmıştım. Oliver Twist konusu itibariyle diğerlerinden önce okunabilir gibi geldi ama şimdi Oliver Twist nedeniyle yazarın diğer kitaplarına fazlasıyla ön yargılıyım. Okumak için çok heyecanlı olduğum bu kitap beni hayal kırıklığına uğrattı. Yoğun olmadığım dönemlerde bir kitabı bitirmem genelde bu kadar uzun sürmez, son günlerde boş zamanım bol olmasına rağmen Oliver Twist adeta elimde sürümdü.

Bilindiği üzere Oliver Twist yoksullar evinde dünyaya gelmiş anne babası olmayan bir çocuğun başından geçenleri anlatıyor. Kitabın ilk elli-altmış sayfası iyiydi, yani Oliver'ın ilk aşamada yaşadıkları ve çevresindeki insanlarla ilişkilerinin anlatıldığı ilk kısımlar sıkıcı değildi. Ama ardından kitap öyle bunaltıcı hale geldi ki bir ara yarım bırakmayı bile düşündüm. Açıkçası bu kitap ile on günümün çöpe gittiğini düşünüyorum. Kitaba ismini veren karakterimiz Oliver dışında her şeyi okudum gibi geldi. Bir o karakter, bir bu karakter, sıkıcı diyaloglar, bunaltıcı mekan tasvirleri ve daha bir sürü olumsuz nokta... kitaba başlarken yazar bizi en başından Oliver'ın hayatına sokup sonuna kadar ağırlıklı olarak onun eylemlerine, düşüncelerine yer verecek diye düşünürken son derece sıkıcı karakterlerin aynı derecede sıkıcı hayatlarını, konuşmalarını okudum. Kitapta hiçbir karakteri sevemedim. Oliver bile çoğu bölümde neredeyse görünmez olduğu için ona da ısınamadım. Oysa kitabı okumaya başladığımda Oliver Twist karakterini çok seveceğimi düşünüyordum.

Charles Dickens Victoria döneminde yaşamış bir yazar, eserlerinde de bu dönemin izlerini görmek mümkün. Sanayileşme ile birlikte ekonomik adaletsizliklerin daha gözle görülür olduğu, kadınların sıkı kurallara tabi tutulduğu bir dönemden bahsediyoruz. Kitaplar yazıldıkları döneme ayna tutar ve o dönemlerin düşünce yapısını yansıtır. Oliver Twist'te de bu durumu görüyoruz ancak beni asıl sinirlendiren nokta şuydu: Oliver Twist kitabı başka bir şey anlatsaydı, örneğin konu olarak kadın-erkek ilişkilerini anlatan bir kitap olsaydı "Aaaa evet bu yüzden bu tür cümlelerle anlam daha da pekiştirilmiş," derdim. Ancak konusu yetim bir çocuğun yaşadıkları olan bir kitapta neredeyse üç-dört sayfada bir karşıma çıkan "kadın dediğin böyle yapar, kadınlar hep böyledir zaten" tarzındaki cümleler aşırı sinir bozucuydu. Charles Dickens kendi bilinç altındakileri böyle cümlelerle araya serpiştirmiş gibi hissettim. Her kitabı yazıldığı döneme göre değerlendirmek gerekiyor olsa da "kadın dediğin (hattâ zaman zaman karı), kadın dediğin, kadın dediğin kelimeleriyle başlayan cümleler beni çok rahatsız etti.

Kitapta düşündüren noktalardan biri şuydu: Bir doktor düşünün, birçok insanın ölümüne şahit olan bir doktor. Bu mesleği icra eden bir insan zaman ilerledikçe acılara, ölümlere karşı duyarsız bir hale gelebiliyor. O kadar çok hastalık, ölüm görüyor ki bu durum artık o kişiyi zihinsel anlamda etkilemiyor. Oliver Twist'te de kimsesiz çocukların bakıcılığı görevini üstlenen kişilerde gördüm bu durumu. Bu kişiler artık o kadar çok yetim, öksüz çocuk görmüş ki bu durum onları hissizleştirmiş hattâ taş kalpli biri haline getirmiş. Biz mesleğimizde tecrübe kazanmış, artık bir şeyleri otomatik hale getirmiş olabiliriz ancak diyalog kurduğumuz kişilerin bu tür bir durumla ilk kez karşı karşıya kalmış olabileceği ihtimalini düşünmeliyiz.

Oliver Twist'i bitirdim ancak biri bana bu kitap için olumlu anlamda ne söyleyebilirsin şeklinde bir soru sorsa aklıma gelebilecek bir şey olduğunu sanmıyorum. Oliver Twist nedeniyle yazarın şu anda elimde olan İki Şehrin Hikayesi kitabını okumayı aylar sonrasına erteleyeceğim gibi görünüyor. Oliver Twist'i okurken hayata oldukça zor şartlar altında başlamış başka bir çocuğun hikayesini anlatan bir kitap geldi aklıma: Rüya Dağıtan Çocuk. O kitapta da Christmas isimli bir çocuğun doğumundan yetişkinliğine başından geçenleri okumuştum. Durum şu ki, yazarı Charles Dickens diye Oliver Twist'in hiç değilse isim olarak biliniyor olması, ama sırf günümüz kitaplarından olduğu için ve ünlü bir yazara sahip olmadığı için Rüya Dağıtan Çocuk'un çok az bilinmesi, hak ettiği değerin binde birini bile görmemesi oldukça sinir bozucu. Klasik kitap, klasik kitap diyerek yırtınan ve diğer kitapları "popüler kültür ürünü yaaaa" diyerek çöp olarak nitelendiren nitelikli okurlar(!) olduğu sürece biz daha çok görürüz hak etmediği halde göklere çıkarılan ve fazlasıyla hak ettiği halde raflarda tozlanıp giden kitapları. Sonuç olarak Oliver Twist'i tavsiye edemeyeceğim. Okurken bu derece sıkıldığım çok az kitap olmuştu. Bu kitabın ardından klasiklere kısa bir süreliğine ara verip kendi okuduğum türdeki kitapları kucaklama isteğim daha da pekişti. Zira bu okuma sırasında bolca "Kristin Hannah'ın, Tess Gerritsen'in, Debbie Macomber'ın, Dan Brown'un, Harlan Coben, John Verdon, James Dashner, Grange ve daha birçok olağanüstü yazarın gözünü seveyim ben" şeklinde düşündüm. Hepinize keyifli okumalar ve mutlu hafta sonları.
468 syf.
·4 günde·10/10
Jane Austen'den daha muhteşem bir kitap..
Bu kitabın anlatma dilini ve ardıcıllığını müthiş buldum.Resmen yazar insanda bağımlılık yapıyor desem yeri var.

Kitabımızın kahramanı Emma küçük yaşında annesini kaybetmiş, 12 yaşı olunca da kız kardeşi evlenmiş ve Hartfielf malikanesinin hanımı olmuş..
Babasına çok bağlı, kendi bildiğini yapan, aynı zamanda çok akıllı ve güzel bir kızdır...
En sevdiği şey çöpçatanlıktır ki küçüklüğünden ona bakan mürebbiyesiyle Mr. Widson'un arasını yapınca bu zafer onu sarhoş eder..işin devamı için başkalarına çöpçatanlık yapmak niyetindedir..gel gör ki bu isteği zamanla kendi sevgisinin karşısına duvar örücek hale gelir..Dikbaşlığının ve vurdumduymazlığının pişmanlığıyla kendini ve etrafındakileri ne kadar üzdüğünü anlar.

Jane Austen'le zamanla Tolstoy'un anlatım diliyle uygunluk buldum. Mesela iki insanın bir konu üzerindeki tartışmasındakı ateşlilik, kendi fikrini savunma..yani onların yanındaymışsınız gibi hissediyorsunuz zamanla . Ve bir bakmışsın 5 sayfa geçmiş hala tartışıyorlar..yani olaylar sindire sindirile anlatılıyor, yani sabırla okunmalı olan kitaplardır onların kitapları..aynı zamanda da "Emma".

Bu arada Jane Austen'in kitaplarının hemen hemen hepsine film çekilmiştir..isterseniz baka bilirsiniz..ama benim gibi kitabın yarısından filmi izleyip sonra kitaba devam etmeyin, sabırlı davranın:)

İyi okumalar
280 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Oscar Wilde’in “asla roman yazamazsın” gibi bir eleştiriye maruz kalması sonucunda yazdığı ilk ve tek romanı. Okumadan önce Oscar Wilde’in hayatı hakkında bilgi sahibi olursanız kitap oldukça anlam kazanacaktır. Yaşam tarzı ve cinsel yönelimi yüzünden muhafazakar çevrelerce sürekli suçlanmış, baskılar görmüş ve bu uğurda hapiste yatmış bir dehanın düşüncelerini ve iç dünyasını biraz olsun anlamak açısından en büyük ve maalesef tek şansımız belki de bu kitap. Kitap tutucu çevreler tarafından ahlaksızca bulunmuş, oldukça büyük tepkiler görmüş ve sansürlere uğramıştır. Wilde, zaten gelecek tepkileri kendi yaşamında da her an üstüne çektiğinden ve bu yüzden gelecek tepkileri çok iyi bildiğinden kitabın önsözünden başlayarak tüm bunlara net ve harika cevaplar vermiş:

“Ahlaka uygun olan ya da uygun olmayan kitap diye bir şey yoktur. Kitap denen şey ya iyi yazılmış ya da kötü yazılmıştır. Hepsi bu.”


Hikaye üç karakter üzerinden ilerliyor. Wilde hakkında bilgi sahibi olunmasa bile, Wilde’in bu üç karakter hakkındaki yorumu mutlaka bilinmesi gerek bence:

"Basil Hallward, ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian Gray ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda..."

Bu üç karakter arasında, her ne kadar Gray diğer ikisine aynı duyguları beslemese bile bir aşk üçgeni olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dorian Gray’in diğer kişilerle olan ama detaya pek girilmeyen günahlarından ve Basil ile Henry’nin Dorian’a beslediği hayranlık üzerinden kitapta eşcinsel öğelere yer veriyor, eşcinsel yönelimi nedeniyle hapsedilen Oscar Wilde.

Wilde “Lord Henry dünyanın ben sandığı kişi” dese de kendisini haklı çıkararak, Lord Henry kesinlikle Oscar Wilde’dir diyorum ben. Sivri dili, zekâsı ve hazır cevaplılığıyla tanınan Wilde, neredeyse tüm özelliklerinde direkt Lord Henry ile benzeşiyor. Kendisi de büyük bir hedonist olan Wilde, Henry karakteri üzerinden hedonizm, individualizm, güzellik, günah ve ceza, toplum, kadın ve erkek ilişkileri üzerine muhteşem aforizmalar kasıyor. Evlilik ile ilgili de bana göre oldukça isabetli ve eğlenceli çok sayıda çıkarım var kitapta. Sağda solda Oscar Wilde ve altında Wilde yazmasa bile yaygın bir şekilde görülebilen ve duyulan aforizmaların birçoğu bu kitaba ve neredeyse tümü Henry karakterine ait. Ben “bu cümle de mi bu kitaptanmış yahu,” dedim sık sık. Henry karakteri de en sevdiğim kitap karakterleri arasına hızlı bir giriş yaptı.

Buradan sonrası az miktarda spoiler içerir.

Hikaye Dorian Gray’i model olarak kullanan ressam Basil’in, arkadaşı Henry’e, Gray’den ve kendisinde uyandırdığı ilhamdan bahsetmesi ile başlıyor. Gray ile tanışan Henry de bu genç çocuğun güzelliğinden ve böylesine güzel bir varlığın ruhunu şekillendiren kişi olma ihtimalinden oldukça etkilenir. Kendisi de gençlik ve yaşlanma konularında oldukça takıntılı olan Oscar Wilde bu takıntısını Lord Henry üzerinden Gray’e yansıtır. Henry’e göre bu dünyada elde tutmaya değer tek şey gençliktir. Lord Henry’nin fikirleri ve bakış açısı karşısında büyülenen, sert bir şekilde uyanan ve güzelliğinin ve gençliğin önemine varan Gray, kendi portresini gördüğü anda büyük bir kıskançlık ve kin duyar:

“Ne hazin şey! İhtiyarlayıp çirkinleşeceğim, iğrenç olacağım. Oysa bu resim sonsuza dek genç kalacak. Şu haziran günündeki yaşından öteye hiç gitmeyecek... Öbür türlü olabilseydi! Sonsuza dek genç kalan ben, ihtiyarlayansa şu resim olsaydı!”

Dileği garip bir şekilde gerçekleşen Gray, yıllar sonra dâhi resmin yapıldığı günden itibaren, fiziksel olarak tek bir gün bile yaşlanmaz. Onun yerine yaşlanan, bozulan ve iğrençleşen portresi olur. Sadece yılların getirdiği fiziksel bozulmalar değil, işlediği günahlar da tek tek portresine yansır. Ortaya çıkan sonuçtan ve portrenin zamanla aldığı şekilden Gray bile dehşete düşer zaman zaman. Final de tamamen Gray ve portresi karşındaki duygularına bağlanır. Hikayenin finali oldukça tahmin edilebilirdi benim için. Ama bu tahmin edilebilirlik kitabın değerini kesinlikle düşürmüyor. Kesinlikle okunması ve geç kalınmaması gereken kitaplardan.


“Toplumun ahlaka aykırı saydığı kitaplar topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır.”
468 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Hani bazen hayatın hengamesinden yorulmuşuzdur da, bir tek evimize vardığımızda ruhumuz dinlenir ve deriz ya, " Evimiz bizim cennetimizdir. " diye! İşte böyle anlarda, " Ev de olmak ne güzelmiş! " derim. Ailem ve kitaplarımın arasında sosyal hayatımı azaltarak ama okuduğum kitaplardaki kahramanların eşliğinde yoğunlaştırarak yaşamak ve var olmak.

Dışarıda lapa lapa kar yağarken, sıcacık evimde kitap okuyabilmenin ve zevkine varmanın ayırdında olmak! Hele bir de okuduğum kitaptaki kurgu, kar görüntüleri ile harmanlanmış betimlemeler ile doluysa değmeyin keyfime! Olay örgüsünde anlatılan kahramanlar, benim nazarımda soyut olmaktan çıkıp somut olma yönünde ilerler. Onlar sanki muhitimde yaşayan arkadaşlarım, dostlarımdır. Hayatta yıkılmadan dimdik ayakta durma ve ben daha yaşıyorum, ölmedim dediğim var olma sebebimdirler bir bakıma.

Bazı kitaplar vardır... Okunduktan sonra kişinin benliğinde hiçbir tesir yaratmaz. Yaratmadığı gibi, zamanla tarihin tozlu sayfalarında yok olmaya mahkumdurlar. Ama bazı kitaplar vardır ki; etkin olduğu dönemin üzerinden asırlar geçse de okunulmasını her daim muhafaza eder. Bu da yetmez, okuyan şahsa öyle bir tesir eder ki, mevcut olanı değiştirir ve değişik olanı mevcut kılar. Bir keşfediş yani yeni ufuklara açılan bir kapı gibi, salt insan özündeki var olanı bir kıvılcım ile tutuşturup alevlendirendir.
Okunması kolay ve akıcı bir anlatıma sahip olan Emma, her kesimin zevkle okuması gereken mükemmel bir klasik. Belki süregelen hayatınızı değiştiremez ama hayatınıza bakışınızı, hayata bakışıyla olumlu yönde değiştirebilecek bir yazar, Jane Austen...

Ne zaman yeni bir kitap okumaya başlasam, içimi bir korku seli kaplar. " Ya gereğinden fazla üzülür yada yüreğimde derin hisler duyarsam. " diye hayıflanmaktan geri duramam. Anlayacağınız hazin bir değişikliktir yaşadığım. Haftalar sonra gündelik hayatımın alışılmış akışına dönerim. Tabii ki tek farkla, artık o eski Ben, Ben değilimdir aslında. Benliğimi hem içten, hem de dıştan aydınlatan bir ışımayla devam ederim yaşantıma.

" Erdem kendi,kendinin ödülüdür. " derler ya, her yeni bir eser de, yeni erdemler keşfederim bir bakıma.

Eser erkek hegemonyasının egemen olduğu bir dönemde yaşayan, Emma isimli genç kızımızın hayatı üzerine kurgulanmıştır. İyi ve kötü olaylar karşısında, sağduyulu ve dilinin haddini bilmeyen insanlara verdiği eylem ve içsel tepkileri okumak güzeldi.

Kendi başına buyruk, kendini biraz fazlaca beğenmiş ama iyi yürekli kalbinden de ödün vermemiş bir kahraman var, okurun karşısında. Yanlış yaptığında yaptığının hatalı olduğu ayırdında, duygulu ve hassas. Muhatabı olduğu kişilere, karşı farklı bir tavır sergilese de...

Ne denilebilir ki, değerli okurlar. Mutlaka okumalısınız...

Yazarın biyografisi

Adı:
Nihal Yeğinobalı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Manisa, Türkiye, 1927
1927 yılında Manisa’da doğdu. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni bitirdi; New York Üniversitesi Edebiyat Bölümü’ndeki öğrenimini yarım bıraktı. Amerikalı bir film yapımcısıyla evlenip, sekiz yıl ABD’de yaşadı. İlk çevirisi "Allahın Bahçesi" (R. Hichens) 1946’da yayımlandı. C. Dickens, J. Austen, İ. Murdoch gibi çeşitli yazarların eserlerini Türkçe’ye kazandırdı. Vincent Ewing takma adıyla "Genç Kızlar" adlı ilk romanını 1950’de, "Eflatun Kız" adlı romanını 1964’te yazdı. 1988’de üçüncü romanı "Mazi Kalbimde Bir Yaradır", 1998’de de "Sitem" yayımlandı. "Belki Defne" yazarın beşinci romanıdır. Ayrıca, "Cumhuriyet Çocuğu" adı altında bir de anı kitabı bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 19 okur beğendi.
  • 9.930 okur okudu.
  • 230 okur okuyor.
  • 6.032 okur okuyacak.
  • 169 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları