Nihat Ülner

Nihat Ülner

Çevirmen
8.4/10
759 Kişi
·
250
Okunma
·
1
Beğeni
·
154
Gösterim
Adı:
Nihat Ülner
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1958
Nihat Ülner, 1958 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimini 1962-1975 yılları arasında Almanya’da tamamladı. Daha sonra Türkiye’ye dönerek Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim gördü. Yüksek lisans ve doktora eğitimini de aynı bölümde tamamladı. Ulrich Beck’in Siyasallığın İcadı adlı yapıtını Türkçeye çevirdi. Ülner, halen Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
168 syf.
·5 günde·8/10
– "Biz insanlar," diye başladım, "güzel günlerin bu denli az ve kötü günlerin bu denli çok olmasından yakınıyoruz. Tanrı'nın her gün bağışladığı sevinçlerin tadını çıkarabilmek için her zaman açık bir yüreğimiz olsaydı kötülüklere dayanabilme gücünü de bulurduk."

Sayfa 48

Bir insan düşünün, hayata neşe ile bakıp, karşılaştığı her şeyde kendini avutmayı başarabilen, kendi kendinin arkadaşı olmuş. Aslında bu insanı düşünmemiz pek zor olmasa gerek. Her birimiz kendi kendinin en yakınıdır çünkü...
Werther, -çekinmeden yani Goethe diyebilirim ben buna- işte böyle ruhanî gücü pek yerinde bir karakter.

Kitabın konusu ise şöyledir:
Werther, Lotte isimli genç bir kadına aşık olur. Kadın, Albert adlı bir bey ile nişanlıdır fakat Werther yine de ona delicesine bir aşkla tutulmuştur. Buna karşı koyamaz, pekçok zaman vazgeçmeyi düşünse de buna engel olmayı başaramaz.

Yazar, kendi gençliğinde nişanlı bir kadına aşık olur ve bu umutsuz aşkın girdabında çalkalanır durur. Goethe'nin Wilhelm adındaki bir yakın dostu da yasak bir aşka düşer ve bu yüzden intihar eder. Goethe, kendi umutsuz ve ıstırap dolu aşkı ile, arkadaşı Wilhelm'in intiharını işte bu biricik eserinde, hem de iki haftada kaleme alır.

Bu eseriyle Almanya'da ve akabinde tüm dünyada ününe kavuşan Goethe, Alman edebiyatının en yetkin yazarlarından kabul edilir.

Çok kalın bir kitap değil fakat, incelikle okumanız gereken bir kitap, başka türlü ruhunuza ince ince işlemesi güç çünkü. Bu kitap uzunca bir süre, Goethe uzunca bir süre, Werther ve Wilhelm, beni uzunca bir süre etki alanlarında tutacaklar belli ki...

Bu arada bir şeyi belirtmek istiyorum, bu kitap yazarla öyle iç içe ki, Werther yazarken Goethe yazdım birkaç kez yanlışlıkla ya da tam tersini yapmamak için kendimi zor tuttum...

* Not: Yazar hakkında bilginiz azsa bu kitabi okumadan önce biraz hayatını araştırıp, sonra kitaba başlarsanız, çok daha anlaşılır ve verimli olacaktır.

Keyifle okuyun...
Ben şuraya biraz da beni etkileyen satırlarından bırakayım:

**

Tanrı biliyor ya! Çoğu zaman, bir daha uyanmama isteğiyle, hatta bazen bir daha uyanmama umuduyla yatıyorum yatağıma; sabah gözlerimi açıp da güneşi gördüğümde içerliyorum.
syf 111
**

Evet, sevgili dostum, kesinlikle böyle! Bir insanın varlığı ya da yokluğu, başkaları için önem taşımaz, hemen hemen hiçbir önem taşımaz.
syf 110
**

Evet, yeryüzünde bir gezginim yalnızca, bir yolcu! Sizler bunun ötesinde misiniz sanki?
syf 100
**

O kadar çok kendimle uğraşıyorum, yüreğimde öyle fırtınalar esiyor ki, diğer insanları kendi hallerinde bırakmayı yeğliyorum; keşke beni de kendi halime bırakabilseler.
**

“İnsanlar hem kendileri hem başkaları için her şeyi zorlaştırıyorlar; ancak buna, örneğin bir dağı aşmak zorunda olan bir yolcu gibi boyun eğmek gerekir; dağ olmasa, yol çok daha rahat ve kısa olacaktır; ama o dağ oradaysa, aşmaktan başka çare de yoktur!”
syf 85
**

Aldırış etmeyince her şeyin üstesinden gelinebilir. Aldırış etmeyince mi? Gülesim geliyor, nasıl oldu da bu söz çıktı kalemimden?
syf 83
**

Göçmüş olan sevdiklerimizin acaba bizimle ilgili bir bilgileri var mıdır? İyi olduğumuzda, bunu hissederler mi? Onları hep sıcak bir sevgiyle andığımızı bilirler mi?
syf 77
**

Kendimizi yitirdiğimiz zaman, her şeyi yitirmiş sayılırız işte.
syf 72
**

Böyle mi olmalıydı: İnsanın mutluluğu, aynı zamanda kederinin kaynağı mı olmalıydı?
syf 69
**

Ah, yüreğim dolup taşmıştı ve birbirimizi anlamadan ayrıldık; zaten bu dünyada kimse kimseyi öyle kolay kolay anlayamıyor ki!
syf 68
**

“Ah, sizi akıl sahibi insanlar!”
syf 64
**

Doğru, hırsızlık yapmak kötü bir şeydir: Ama birinin yakınları açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıyaysa ve o kimse onları kurtarmak için hırsızlığa çıkmışsa, ona acımak mı gerekir, yoksa cezalandırılmayı mı hak etmiştir?
syf 64
**

Ama insanlar öyle bilgiçtir işte!
syf 63
**

Ah, mutluluk yalnızca yüreğimizde mümkündür.
syf 61
**

Sonuçta dünyanın bütün işleri aşağılıktır; başkalarının sözüyle, hiçbir tutkusu ya da bir gereksinimi olmaksızın para, şan şeref ya da bilmem ne uğruna didinen biri her zaman bir budaladır.
syf 57
**

Wilhelm, sevgisiz bir dünyanın yüreğimiz için ne anlamı olabilir?
syf 56
**

“Ama efkârımız elimizde değil ki!”
syf 48
**

... bütün dünya çevremde yitip gidiyor.
syf 43
**

Her şeye rağmen, anlaşılmamak, bizim gibilerin yazgısı.
syf 24
************
164 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
İsminin hakkını veren, acının tarifini çok güzel şekilde yapan bir kitaptı. Öyle ki içimde hissettim okurken bu duyguları. Kitap ilk başlarda zorladı beni, ne anlatıyor bu dedim ama sabırla devam ettiğimde kendini bana açtı ve sürükleyerek götürdü sonuna kadar. Roman, çoğunuzun bildiği gibi yazıldığı dönemde bir sürü intihara neden olmuş. Haksız da sayılmaz sanırım o döneme göre. Karşılıklı "imkansız" aşkı ve bu imkansızlığa son noktayı koyan Werther'in iç dünyasını ve yaşadıklarını bir bütünlük halinde ustaca sergilemiş yazar. Tavsiye ederim, iyi okumalar :)
168 syf.
·14 günde·Beğendi·Puan vermedi
Galiba güzel seven adamlar için inceleme yazmaktan asla vazgeçmeyeceğim.
Johann Wolfgang Von Goethe bu kitabı iki hafta da böyle güzel nasıl yazdı diye de düşünmüyor değilim. Kitap hakkında muhakkak birçok inceleme yazılmıştır.
Kitap hakkında gerekli bilgileri o incelemelerden alıyoruz zaten. Ben biraz Werther'den, mektuplardan, beni etkileyen o sözlerden bahsetmek istiyorum. Werther nişanlı olan Lotte'ye aşık olur. Sözgelimi kendisini artık takıntı haline getirdi de diyebilirim. Wilhelm'e mektuplar göndererek ona başından geçenleri, başına gelen Lotte'yi anlatır. Çokta hoş anlatır. Beni Lotte için söylediği sözlerin dışında bir de umum için kullandığı sözler de etkilemişti.
Şöyle ki "Eğer buradaki insanların nasıl olduklarını merak ediyorsan, sana şunu söylemem gerekiyor: Her yerdeki gibiler! İnsan soyu tek bir kalıptan çıkmadır. Çoğu, yaşayabilmek için günlerinin büyük bir bölümünü çalışarak geçirir ve özgürlük olarak artakalan zaman onları o kadar kaygılandırır ki, ondan kurtulmak için denemedik şey bırakmazlar." diyor Genç Werther... Pek tabi haklı olduğunu anlatacak sözler sarf etmenin anlamı yok ki bunu hepimiz görüyoruz. Diğer yandan Werther benim için tıpkı Kürk Mantolu Madonna'nın Raif'i gibi ya da Canım Aliye, Ruhum Filiz'de görüldüğü gibi Sabahattin Ali gibi ya da Şükrü Erbaş gibi gibi daha bir çok güzel seven adamlardan oldu. Hiç şüphesiz nişanlı bir kadını sevmek ne kadar doğru olur bunu tartışanlar muhakkak olacaktır. Fakat gönül bu... Takdir edersiniz ki insan birini sevdi mi artık gözü bir şeyi görmez. Werther yine başka bir mektubunda "... en mutlu insanların kim oldukları sorusuna senin vereceğin yanıtın, tıpkı çocuklar gibi günü gününe yaşayanlar, oyuncak bebeklerini hep beraberinde taşıyıp onlara yeni yeni giysiler giydirenler, annelerinin şekerli çöreği kilitlediği çekmecenin etrafında dolanıp ellerine geçirmek istediklerini ağızlarına tıkıştırarak yedikten sonra, "Daha yok mu!" diye bağıranlar olacaktır. Mutlu varlıklar işte bunlardır." diyor...

Aslında yazılacak çok şey vardı ama bu kadarla yetinelim diyorum. Kitaplardaki kadar güzel seven güzel düşünen adamlar belki çok nadir vardır şu garip dünyada. Fakat her ne kadar onların sayısı az da olsa bu kitaplardaki güzel seven adamlar ruhumuzdaki o güzelliklere ulaşmak için güzel birer kapıdır. Sadece Werther için demiyorum bunu. Birçok güzel seven oldu. Belki sadece kitap karakteriydiler belki de hakikaten sevmişlerdi böyle güzel...
Onları görüp, onları okuyup güzel sevmek dileğiyle...

Sevgi, kitap ve güzel seven insanlarla kalın...
164 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Goethe’den okuduğum ilk kitap ve şu ana kadar okuduğum en güzel kitaplarda birinci sırada. Kullanıcı adımdan da anlaşıldığı üzere en sevdiğim roman Suç ve Ceza en sevdiğim roman karakteri ise Raskolnikov idi. Şimdiyse burun farkıyla Genç Werther’in Acıları öne geçti. Werther ise en sevdiğim karakter ondandır ki twitter kullanıcı adım ‘’ Werther’in kalbi’’ benim için o kadar anlamlı ki o iki kelime…

Kitaptan alıntılarla bu siteyi doldurmak isterdim ama ne yazık ki sevdiğim şeyleri kıskanıyorum ve o güzel alıntıları burada paylaşamayacağım. Altını çizdiğim onca cümlenin sadece bana ait olmasını istiyorum.

Sakın önsözü okumadan hemen romana geçmeyin derim. Önsöz hem roman hem de yazar ile ilgili birçok değerli bilgi barındırıyor. Bunlardan biraz bahsetmek istiyorum:

‘’Almanya’da gençleri etkisi altına almış bir roman ve birçok intihara neden olmuştur. Werther’in giysileri o dönemde modadır. Napolyon’un bile kitabı yanında taşıdığı ve birçok kez okuduğu söylenir.’’

Önsözde Goethe’den birkaç alıntı da vardır. Onları da aşağıya bırakıyorum:

‘’ Beni sevindiren, acı veren ya da ilgimi çeken her olayı bir imgeye bir şiire dönüştürme ve böylelikle arama mesafe koyma huyumdan ömrüm boyu vazgeçmedim. Bu nedenle bildiğiniz yapıtlarımın tümü büyük bir itirafın parçacıklarıdır.’’

‘’ Beni çok etkileyen kişisel durumlardan doğdu Werther. Yaşamış, sevmiş ve çok acı çekmiştim.’’

Sanırım kitapta altını çizmediğim az yer kaldı. Artık bu kitabı Napolyon gibi ben de yanımda taşıyacağım ve arada kitabı açıp en sevdiğim yerleri tekrar tekrar okuyacağım.

Ve… kitapta altını çizdiğim ve beni ağlatan o en son cümle:

‘’ Öğle vakti saat on ikide Werther öldü.’’
Benim için şu cümleyi buraya yazmak o kadar zordu ki…

Filmi de varmış tabii ki bekletmedim onu da hemen izledim. Aşağıya fragmanını bırakıyorum.
https://youtu.be/mB6WS0QW5SA

Bir de filmini kısaca yorumlamak istiyorum.
Filmde Goethe’nin hayatını ve bu eserin nasıl ortaya çıktığı anlatılıyor. Kitabı kadar sürükleyici değildi ama yine de izleyebilirsiniz kötü değildi. Filmde sadece kitabı değil bu kitabın oluşum aşamalarını Goethe’nin hayatından yola çıkarak anlatılması gerçekten hoştu. Filmde etkilendiğim aklımda ve yüreğimde yer edinen cümle ise:

‘’ Benim cehennemim kendi içimde.’’

İyi bir kitabı bitirdikten sonra bitkisel hayata giriyorum.
Bir süre bu Dünya’nın dışına çıkacağım ve Werther ile başbaşa kalacağım :)
390 syf.
·Beğendi·8/10
Durup dururken, sabahın köründe bir insan ne diye kitap şikayeti yazmak ister ki? Kitap incelemesi yazmak varken hem de. "Sabahın köründe" yazmışım, o da önemli bak. Yapısalcılar olsaydı kafayı buna takardılar. Neden "sabahın körü mesela?" Haksız sayılmazlar, güneş tepedeyken yazmadığım için art niyetli bile sayılabilirim. Zaten "durup dururken" diye de eklemişim cümle başına. O da yalan. Üzerinden yirmi iki gün geçti.

Yirmi iki gündür "yahu bu kitap ne anlatıyor" diye sorup duruyorum. Hayır yani, lisanstayken de okumuş olmasaydım hak verirdim de, iki oldu bu. Müstakil olarak sor, neyi dert ettiklerini, nelerden yana gamlanıp ellerinde olsaydı neleri tuzla buz edeceklerini anlatayım. Gerçi bu da herkes gibi bir sayfayı geçmeyecek, içerisinde de bolca "modernizm", "popüler kültür", "Frankfurt Okulu" olan cümleleri içerir ya neyse. Belki arada bir kültürel şizofreni deyip yakayı kurtarırım da yine yetmez. Zaten ne söylediğini de anlamıyorum kitabın. Sayfalarca ilerleyip bir şeylerin oturduğunu zannettiğim her an çok fiyakalı yanılıyorum ya Hu! Öyle böyle değil! Bereket ki kitabı Saussure okumamış. Her cümleye, her kavrama, her anlama kafayı takıp dururdu muhtemelen. Yok efendim şu kavramın sunduğu anlam keyfidirden tutun, konuşulan her şey bireyin seçerek konuştuğu soyut dil repertuarıdıra kadar... Derken, Saussure biterdi de kitap bitmezdi. Bitmiyor zaten. Anlaşılmıyor da. Anlaşılmayan çok şey var hem. Mesela Kızılderililer, Amerikalılara biz buralarda yaşamaktan sıkıldık, alın biraz da siz sefasını sürün mü dediler? Sanmam. Onlar da bir şekilde maruz kalan diğer herkes gibi kan kusa kusa maruz kaldılar. Ne diyorum?

Bu dönem büyük bir ihtimalle Aydınlanmanın Diyalektiği’ni ana kaynak olarak ele alacağız, okuyup anlamaya, üzerinde derli toplu tartışmalara başlayacağız. Ciddi anlamda dilinden, üslubundan yana mağdur olduğumu hissettiğim kitaplardan oldu. Bachelard’ın Bilimsel Zihnin Oluşumu da böyleydi de neyse ki o birkaç ısrardan sonra gardını indirdi. Bu mu? Hak getire! Sadece ben muzdarip olsam yine neyse, birkaç kişi bir araya gelip dernek kuracağız. Allah’tan lisans boyunca tuttuğum notlar olduğu gibi duruyor da meseleyi oralardan tamamlıyorum.

Neyse, Horkheimer ve Adorno beyler, bizi ancak ısrar paklar. Bir süre daha sizi anlamakta güçlük çeker, sonra belki yola gelirim. Ekonomi ve sınıfı yan yana görünce derhal Marksist izaha girişmek nasıl ki çiğnenmesi günah olan bir norma dönüştüyse muhtemelen sizin için de “okurken değil ama dinlerken haklılar adamlar” derim. Bir de hâlâ umudum var, bir gün imam sorarsa “insanlığa çok şey kattılar, iyi bilirdik” diyeceğim.
164 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
"Bütün mutlulukların kaynağı kendi içimde gizliydi bir zamanlar, şimdi ise bütün kederimin kaynağı gizli içimde, işte o kadar." Genç Werther’in Acıları

Belkide kitabın özetini bu cümleyle anlatabilirim sizlere. Çünkü öyle bir kitaptı ki, hem mutluluğu hem de kederi en sert biçimde yaşıyor Sevgili Werther. İçinde hâli hazırda kopmayı bekleyen bir fırtına var aynı zamanda dinmesini bekleyen...

Kitap hakkında bilmeniz gereken ilk şey kitabın mektuplardan oluşması. Bir diğeri ise kitapta bahsi geçen kişi ve yerlerin isimlerinin gerçek olmadığı. Yazarın bu isimleri gizlemek istemesi.

Keyifli okumalar dilerim :)
164 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Sevgili Werther okuduğum kitaplar arasında bana kendini en yakın hissettiren karakter oldu. Onun düşüncelerini okudukça kendimi gördüm. Onun acısını çok iyi anlayabildim ve hissettim.
Aynı zamanda Genç Werther'in Acıları cümlelerin altını en çok çizdiğim kitap oldu. İyi ki Goethe ile biraz geç olsa da tanıştım.
164 syf.
·7 günde·Puan vermedi
21 Aralık, yılın en uzun gecesi... Bazılarımız için ise dünyanın en uzun gecesi, Werther'in intihar ettiği o gece.

Werther hepimiz gibi hayatını basit ve neşeli yaşamak isteyen öyle ki pesimist insanları oldukça sert eleştiren, olumsuz düşünmenin bir tür günah olduğunu savunan bir gençti. Fakat, onun da kapısını aşk çaldı. Tek kişilik bir aşk. Aşk öylesine güçlü bir duyguymuş ki çaresizce, Werther'i bile intihara sürükledi...
Kitabın ne kadar etkileyici olduğu aşikar öyle ki yayımlandığı o zamanlar büyük bir yankı uyandırmış, Almanyadaki intihar vakalarının dramatik olarak artmasına sebep olmuş, hatta bir dönem yasaklanmış bile! Aşk temasının yanı sıra din, toplum, etik gibi konular da kitapta derinlemesine incelenmiş ve yer yer sert eleştirilerle biz okuyucuları derin düşüncelere sürükleyen bir başyapıt olarak literatürde yer almayı başarmış Genç Werther'in Acıları...

Werther'in intihar edişini okuduğum sırada dinlediğim Guns N' Roses grubunun This I love şarkısının o uzun gitar solosu ve şarkının o meşhur sözleri hala kafamın içinde yankılanmakla birlikte hala dehşet içindeyim. Sevgili werther, neden kendini direkt öldürmek yerine dolaylı bir yoldan ve acı verici bir şekilde öldürmeyi tercih ettin ki, neden sol gözüne ateş ettin? Ve, saatlerce can çekişirken neler düşünüyordun, onun güzel gülümsemesini mi? Ya da düşünebiliyor muydun ki...
160 syf.
·2 günde·7/10
Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang von Goethe tarafından 1774 yılında ve iki haftada yazılmış mektup romandır. Kitabın yazıldığı dönemde büyük bir yankı oluşturmuş.Intihar oranları artması nedeniyle uzun bir süre kitap yasaklanmış.Dönemin gençleri Werther hayranlığı oluşmasıyla sarı yelek mavi pantolon modası oluşmuş.
Kitabın konusuna bakacak olursak Werther'in nişanlı bir kadına olan aşkını,sevdasını anlatıyor.Kavuşması imkansız olmasına rağmen o kadar büyük bir sevgiye sahip ki..Sevdiği kadının başkasına ait olması ona acı vermeye başlar.Bir süre sonra acısıyla yapamayacak bir hale gelir.Intihar ederek acıları son bulur.
Werther'in acılarını derinlerde hissetmemek elde değil.Klasik eser olan bu kitabı okumanızı öneriyorum..
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Dikkat spoiler içerebilir !!

Genç Werther'in acıları okuduğum ilk Goethe romanı. Kitap her ne kadar bir aşk romanı olarak nitelendirilse de bence felsefe, şiir ve sanatın romanla birleşimin çok güzel bir örneği. Kitapta Werther isimli bir delikanlının Lotte adında nişanlı bir kıza olan ve toplum tarafından pek de hoş karşılanmayan imkansız aşkı anlatılıyor. Yazar kitap boyunca gerekçeler sunarak sevgiliye kavuşmanın tek yolunun intihar etmek olduğunu kanıtlamaya çalışmış ve kitabın sonundan anladığımız kadarıyla da bunu başarmış. Ayrıca sizi "fazlaca" etkileyen ve içine çeken bir roman zîra kitabı okurken hiç sahip olmadığınız aşkın acısını çekebilirsiniz. Özellikle son sayfaları okurken boğazınız düğümleniyor, nefes almakta zorlanıyorsunuz. Kitabın sonunda ise imkansız bir aşk için acı çekmeye ve intihara olan bakış açınız değişebilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nihat Ülner
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1958
Nihat Ülner, 1958 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimini 1962-1975 yılları arasında Almanya’da tamamladı. Daha sonra Türkiye’ye dönerek Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim gördü. Yüksek lisans ve doktora eğitimini de aynı bölümde tamamladı. Ulrich Beck’in Siyasallığın İcadı adlı yapıtını Türkçeye çevirdi. Ülner, halen Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 250 okur okudu.
  • 15 okur okuyor.
  • 453 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.