Nihat Ülner

Nihat Ülner

Çevirmen
8.4/10
1.317 Kişi
·
395
Okunma
·
2
Beğeni
·
289
Gösterim
Adı:
Nihat Ülner
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1958
Nihat Ülner, 1958 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimini 1962-1975 yılları arasında Almanya’da tamamladı. Daha sonra Türkiye’ye dönerek Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim gördü. Yüksek lisans ve doktora eğitimini de aynı bölümde tamamladı. Ulrich Beck’in Siyasallığın İcadı adlı yapıtını Türkçeye çevirdi. Ülner, halen Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
168 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10 puan
Bana pek hitap etmedin Werther'cım. Uğruna ölmek için sevilmez. Sevdiğin için yaşamayı göze alabilmektir asıl mesele.. Nasılda şairane konuştum amaaaaaa
168 syf.
·8/10 puan
Bazen aklım almıyor; onu yalnızca ben, hem de öylesine içten, öylesine dolu dolu severken, ondan başka hiçbir şey görmez, bilmezken, ondan başka hiçbir varlığım yokken, nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?

Sahip olduğum o kadar çok şey var, ama onsuz her şey bir hiçe dönüşüyor diyor Werther ve kendince hiçliği biricik Lotte’sinden uzak olmakla bağdaşlaştırıyor. Öyle ki onu değil bir gün görmemek bir saniye görmemek bile çılgına çeviriyor.

Kitap tamamen Werther’in intihar etmiş yakın arkadaşı Wilhel’e yazılan kesit kesit mektuplardan oluşuyor ve bu mektupları bir bütün olarak Werther’in sesiyle okuyan bizler, acı dolu bu aşka yer yer üzgün yer yer korku ile tanık oluyoruz.

Kitabı sevdiğinden ayrılan ve karşılıksız sevgiye kapılmış insanlara önermeyeceğim gibi çok duygusal insanlarında birçok sayfasında duygularının alt üst olacağını bilerek bu kitaba başlamasını isterim. Şayet kitap zamanında birçok intihara sebep açtığı gibi günümüzde de bu etkisini sürdürdüğüne ve bazı sayfalarda ölümün bir kurtuluş olduğuna inancımızı arttırıcı etkiye sahip olduğuna inanıyorum.

“Ey göklerdeki Babam, gelsem beni kovar mısın?”

Son olarak Canım Werther, bir sevda nasıl olurda öldürürmüş böylesine güzel bir gençliği nasıl soldururmuş tüm hayatı seninle tecrübe ettim. Acılarına ortak olmak istediğim nadir karakterlerden biri oldun, hoş geldin...
126 syf.
Bundan yaklaşık on yıl kadar önceydi. Edebiyat öğretmenimizle bir dersimizde, edebi eserlerin toplum üzerinde yarattığı etki üzerine sohbet ediyorduk. Yerli edebiyatımızın en ilginç olaylarından biridir; Ahmet Mithat Efendi’nin gazetede tefrikalar halinde yayınladığı bir romanı mutlu sonla bitmeyince, halk gazetenin kapısına dayanıp, Ahmet Mithat Efendi’den romanın sonunu değiştirmesini ister. Baskılara dayanamayan Ahmet Mithat Efendi, eserin sonunu değiştirerek yeniden yayımlar. İstediği mutlu sona kavuşan halk, derin bir nefes alır. Yine Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu eseri yayımlandığı dönemde de eser etkisinde kalan pek çok kişi, yeni doğan kız çocuklarına Feride ismini verir, o yıllarda doğan kız çocukları arasında en popüler isim Feride olmuştur.

Dünya edebiyatındaki ilginç olaylara baktığımızda ise Werther örneğini vermişti öğretmenimiz. Goethe, Genç Werther’in Acıları’nı yayımladığı dönemde eser, tabiri caizse toplumda fırtınalar estirmiş, erkekler Werther akımına kapılıp, sarı yelek mavi pantolonla dolanır olmuş. Hatta pek çok genç Werther’in yaşadıklarıyla fazla özdeşim kurup intihar etmiş. Bu sebeple de bir dönem, eserin basımı durdurulmuş.

Bu beni o kadar etkilemişti ki, “Bu adam ne anlatmış ki insanlar o duygu seline kapılıp, intihara girişmiş?” düşüncesiyle ders çıkışı okul kütüphanesine koşup, Genç Werther’in Acıları’nı okumaya koyulmuştum heyecanla. Tabi o zaman, Goethe’nin o bohem tavrı, uzun uzun yaptığı doğa tasvirleri, sayfalardan akan buram buram romantizm bana fazlasıyla bayağı ve sıkıcı gelmişti. 1900 lerin sonuna doğru doğan bana göre, yaklaşık 250 yıl önce yazılmış bu “sevip de kavuşamama hikayesi” fazla abartılmıştı. Beni belki hüngür hüngür ağlatacak bir aşk hikayesi beklerken, tam bir hayal kırıklığına uğramıştım.

Ve aslında şu son bir haftadaki yeniden okumama varana kadar, bu romanın niçin bu kadar çok sevildiğini, günümüzde hala çok satanlar listesinden düşmeyişini hiç anlayamadım. Sanırım en büyük hatam, esere günümüz gerçekliğiyle bakmak olmuştu. Duyguyu hissetmek şöyle dursun, eseri anlamamıştım bile. Şimdi ise on yıl sonrasında bir hatadan dönmenin keyfiyle belki yazıyorum bu incelemeyi. Bambaşka hisler ve farkındalıklarla.

Peki benim on yıl önceki okumamda göremeyip, şimdi bende heyecan uyandıran bu şeyler neydi bir bakalım:

En başta eser, Goethe’nin hayatından bağımsız değil. Aksine, onun hayatından, yaşadığı toplumdan, dönemin sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik durumundan fazlasıyla yansımalar sunuyor bize, yaşanmışlıklara dayanıyor; Goethe’nin 25 yaşındayken, arkadaşının nişanlısına duyduğu karşılıksız aşkın hikayesine. Bu karşılıksız aşk Goethe’yi öylesine etkiliyor, öylesine yıpratıyor ki sevdiği kadının bulunduğu şehri terk etmeye kadar varıyor iş. Belki de kimseye anlatamadığı, anlatsa insanların kınamasına maruz kalacağı bu aşkı Werther’in diliyle iki hafta gibi kısa bir sürede döküyor kağıda. Yazmakta şifa arayarak.

Eser yayımlandıktan sonra halk tarafından öyle büyük ilgi görüyor ki, Werther’in hikayesi dönem Avrupa’sını kasıp kavuruyor ve Goethe’nin ünü bir anda ülke sınırlarının dışına taşıyor.

Goethe, dönemine göre bir fark yaratıyor aslında. Olmayanı, henüz yapılmamış olanı, hiç anlatılmamış olanı anlatıyor. Sadece aklı baz alan, duygudan yoksun tüm edebi düşünceleri yıkıp geçiyor. Saf duyguya yer veriyor. İdealize edilmiş bir insan tipini değil, ben’i anlatıyor. –Mış gibi davranmıyor, ne hissediyorsa ne düşünüyorsa aşksa aşk, öfkeyse öfke, kıskançlıksa kıskançlık; Werther’le hayat veriyor duygularına.
Akılla kalp delicesine çatışırken, o zamana kadar yazılanların aksine kalbin sesine kulak vermeyi tercih ediyor Goethe. Doğruya yalnızca kalple ulaşılabileceğine inanıyor. İşte bu sebeple, ahlaki değerlerle duyguları arasında sıkışıp kalmış dönemin gençleri tarafından çok seviliyor Werther. Tabii eser gençler tarafından çok beğenilip, bir yanda Werther fanatikleri oluşurken; diğer yandan dönemin dini ve siyasi otoritesi tarafından toplumu ahlaksızlığa ve dinen yasak olan intihara teşvik ettiği iddiasıyla şiddetle eleştiriliyor. Hatta bir dönem eserin yayımlanması yasaklanıyor. Kaynaklarda eser yayımlandıktan sonra Werther gibi aşk acısı çeken gençlerin sarı yelek mavi pantolon giyip intihar ettiği bilgisi bulunuyor. Fakat bu bilginin, eserin satışını artırmak için yayınevleri tarafından uygulanan bir PR çalışması olduğu da iddialar arasında yer alıyor.

Yazının başında Goethe’nin yaşadığı imkansız aşk neticesinde eseri kaleme aldığından bahsetmiştik. Goethe’nin tek derdi, tek acısı Lotte’ye duyduğu imkansız aşk mıydı peki? Eseri sadece üst metin olarak okursak, evet bu romantik bir aşk eseri. Fakat alt metinlerde verilmek istenen mesajlarda Goethe’nin sadece aşk acısı çeken bir genç değil, aynı zamanda içinde yaşadığı toplum yapısına, ahlak ve düşünce sisteminde gördüğü çarpıklıklara kayıtsız kalamayan, bunları eleştiren duyarlı ve aydın kişiliğini görüyoruz. Bu bağlamda eser Goethe’nin düşünce dünyasına da ışık tutuyor diyebiliriz.

Roman boyu hayatın anlamını, doğruyu ve mutluluğu sorgular Werther. İnsanoğlunun bir ömür boyu sadece kendisine sunulanla yetindiğinden, fıtratındaki o merak duygusunu özgür bırakmadığından, düşünmediğinden, tek bildiğinin çalışmak, para kazanmak olduğundan, insanların koyun gibi güdüldüğünden bahseder. Ona göre hayatta en mutlu insan çocuklardır. Çünkü çocuklar kendilerini neyin mutlu ettiğini bilir ve onun peşinde koşarlar. Goethe aslında insanın doğayı ve içini tanımasını, yaratılış gayesini bulmasını, kendini özgürleştirmesinin yollarını keşfetmesini istemektedir.

Eserde sıkça çocuklardan bahsedilir. Goethe’nin yaşadığı dönem ülkede feodal yapı hakimdir. O dönem feodal toplumlarında çocuklara önem verilmez, değersiz, alt sınıf olarak kabul edilirdi. Oysa biz Werther’in, Lotte’nin kardeşleriyle nasıl sevgiyle ilgilendiğini, çocuklardan bahsederken onların gelecekte nasıl erdemli, kararlı, coşkulu insanlar olacağından söz ettiğine şahit oluruz. Bu dönemine göre oldukça ilerici bir tutumdur aslında.

Goethe’nin gerçekte üst sınıftan varlıklı bir aileye mensup olduğunu ve toplum yapısında sınıf farklılıkları olduğunu biliyoruz. Kitapta, alt ve üst sınıfın birbirleriyle pek fazla iletişimde olmadığını Werther’in “Kentin alt tabakasından olanlar beni şimdiden tanımaya ve sevmeye başladılar, özellikle de çocuklar. (…) birçok kez saptamış olduğum bir olguyu en canlı biçimiyle yeniden fark ettim. Üst tabakadan olanlar kendileriyle sıradan halkın arasında soğuk bir mesafe bırakacaklardır hep, onlara yaklaşmakla bir şey yitireceklerine inanıyor gibiler.” cümlelerinden sezinliyoruz. Werther’in bu sınıfsal ayrılığı eleştirdiğinden, hatta bazı tutum ve davranışlarıyla kendisi üst sınıfa mensup olsa da alt sınıfa meylettiğini söyleyebiliriz. Bu da dönem otoritesince toplumda bir ayaklanma yaratabileceği düşüncesiyle eleştirilmiştir.

Werther’in söylemleri fazla romantik fakat aynı zamanda fazla sorgulayıcıdır. Ona göre insan yazgısına boyun eğmemelidir. Bu imkansız aşk onun yazgısıdır. Ama Werther, yaşadığı içsel çatışmalarla yazgısını yenmenin, aşkını aklamanın yollarını arar. Suçun ahlaki sorgulamasını yapar. Hatta sevdiği kızın nişanlısı olan Albert’le girdiği bir tartışmada “Sadakatsiz karısını ve onu aşağılık bir şekilde baştan çıkaran erkeği öldüren kocaya ya da aşkın karşı konulmaz sevincinde şaşıran bir kıza kim ilk taşı atar? Bu soğukkanlı ve titiz yasalarımız bile etkileniverip onların cezalarını hafifletirler.” sözleriyle onları savunur. Aslında bu iddialarıyla kendi içinde bulunduğu aşk çıkmazını meşru kılmaya çalışmaktadır. Yine eserin sonlarına doğru aşkı yüzünden katil olan bir gençle kendi duygularını öyle özleştirir ki “O yapmamıştır!” diyerek savunma içine girer.

Finalde ise Werther’in melankolizme kapılıp artık aklıselim düşünemediğini, yazgısına teslim olduğunu görürüz. Acısı o kadar derindir ki bir yerden sonra yazgısıyla mücadele etmeye gücü kalmaz ve yaşamına son verir.

Goethe, gerçekte yaşadığı aşk acısının üstesinden gelmek için sevdiği kadının yaşadığı şehri terk edip, yaşadıklarını yazıya dökerek iyileşme yolunu seçtiyse de eserde oluşturduğu karakterine daha elim bir son yazmayı tercih etmiştir. Bu elim sonda da Goethe’nin hukuk stajı yaptığı sırada çalışma arkadaşının, bir kadınla yaşadığı gayrimeşru ilişki sonrası yaşamına intihar ederek son vermesi yatar.

Yine aşk ve gerçekler Goethe’yi beslemiştir aslında. Onun entelektüel kişiliği ve yazmaya dair olan yeteneği birleşince nesiller boyu, ilgiyle okunacak çarpıcı bir eser çıkmıştır ortaya.
Yıllar önce sıkılarak okuduğum o doğa tasvirleri, insanlara, yaşama dair fikirler hayata derin bir bakışın, sağlam bir gözlem yeteneğinin ürünüymüş. Şimdi bu lezzeti fazlasıyla alabiliyorum okuduklarımdan. Ne güzel yazmış. Ne güzel analiz etmiş. Doğayı, insan ruhundaki o iniş çıkışları, aşkın müthiş coşkusunu ve coşkuyla beraber yürüyen derin ızdırabı ne muhteşem tasvir etmiş. Neredeyse tüm sayfaların altını çizerek, pek çok bölüm üzerinde düşünerek, keyifle tekrar tekrar okudum.

İlk okumamdan on yıl sonra artık ben de hayran kala kala, coşkuyla “Şahane bir eser, mutlaka okuyun!” diyebilirim.
Ama tabii Goethe gibi kalbinizle, sorgulayarak.
168 syf.
·5 günde·8/10 puan
– "Biz insanlar," diye başladım, "güzel günlerin bu denli az ve kötü günlerin bu denli çok olmasından yakınıyoruz. Tanrı'nın her gün bağışladığı sevinçlerin tadını çıkarabilmek için her zaman açık bir yüreğimiz olsaydı kötülüklere dayanabilme gücünü de bulurduk."

Sayfa 48

Bir insan düşünün, hayata neşe ile bakıp, karşılaştığı her şeyde kendini avutmayı başarabilen, kendi kendinin arkadaşı olmuş. Aslında bu insanı düşünmemiz pek zor olmasa gerek. Her birimiz kendi kendinin en yakınıdır çünkü...
Werther, -çekinmeden yani Goethe diyebilirim ben buna- işte böyle ruhanî gücü pek yerinde bir karakter.

Kitabın konusu ise şöyledir:
Werther, Lotte isimli genç bir kadına aşık olur. Kadın, Albert adlı bir bey ile nişanlıdır fakat Werther yine de ona delicesine bir aşkla tutulmuştur. Buna karşı koyamaz, pekçok zaman vazgeçmeyi düşünse de buna engel olmayı başaramaz.

Yazar, kendi gençliğinde nişanlı bir kadına aşık olur ve bu umutsuz aşkın girdabında çalkalanır durur. Goethe'nin Wilhelm adındaki bir yakın dostu da yasak bir aşka düşer ve bu yüzden intihar eder. Goethe, kendi umutsuz ve ıstırap dolu aşkı ile, arkadaşı Wilhelm'in intiharını işte bu biricik eserinde, hem de iki haftada kaleme alır.

Bu eseriyle Almanya'da ve akabinde tüm dünyada ününe kavuşan Goethe, Alman edebiyatının en yetkin yazarlarından kabul edilir.

Çok kalın bir kitap değil fakat, incelikle okumanız gereken bir kitap, başka türlü ruhunuza ince ince işlemesi güç çünkü. Bu kitap uzunca bir süre, Goethe uzunca bir süre, Werther ve Wilhelm, beni uzunca bir süre etki alanlarında tutacaklar belli ki...

Bu arada bir şeyi belirtmek istiyorum, bu kitap yazarla öyle iç içe ki, Werther yazarken Goethe yazdım birkaç kez yanlışlıkla ya da tam tersini yapmamak için kendimi zor tuttum...

* Not: Yazar hakkında bilginiz azsa bu kitabi okumadan önce biraz hayatını araştırıp, sonra kitaba başlarsanız, çok daha anlaşılır ve verimli olacaktır.

Keyifle okuyun...
Ben şuraya biraz da beni etkileyen satırlarından bırakayım:

**

Tanrı biliyor ya! Çoğu zaman, bir daha uyanmama isteğiyle, hatta bazen bir daha uyanmama umuduyla yatıyorum yatağıma; sabah gözlerimi açıp da güneşi gördüğümde içerliyorum.
syf 111
**

Evet, sevgili dostum, kesinlikle böyle! Bir insanın varlığı ya da yokluğu, başkaları için önem taşımaz, hemen hemen hiçbir önem taşımaz.
syf 110
**

Evet, yeryüzünde bir gezginim yalnızca, bir yolcu! Sizler bunun ötesinde misiniz sanki?
syf 100
**

O kadar çok kendimle uğraşıyorum, yüreğimde öyle fırtınalar esiyor ki, diğer insanları kendi hallerinde bırakmayı yeğliyorum; keşke beni de kendi halime bırakabilseler.
**

“İnsanlar hem kendileri hem başkaları için her şeyi zorlaştırıyorlar; ancak buna, örneğin bir dağı aşmak zorunda olan bir yolcu gibi boyun eğmek gerekir; dağ olmasa, yol çok daha rahat ve kısa olacaktır; ama o dağ oradaysa, aşmaktan başka çare de yoktur!”
syf 85
**

Aldırış etmeyince her şeyin üstesinden gelinebilir. Aldırış etmeyince mi? Gülesim geliyor, nasıl oldu da bu söz çıktı kalemimden?
syf 83
**

Göçmüş olan sevdiklerimizin acaba bizimle ilgili bir bilgileri var mıdır? İyi olduğumuzda, bunu hissederler mi? Onları hep sıcak bir sevgiyle andığımızı bilirler mi?
syf 77
**

Kendimizi yitirdiğimiz zaman, her şeyi yitirmiş sayılırız işte.
syf 72
**

Böyle mi olmalıydı: İnsanın mutluluğu, aynı zamanda kederinin kaynağı mı olmalıydı?
syf 69
**

Ah, yüreğim dolup taşmıştı ve birbirimizi anlamadan ayrıldık; zaten bu dünyada kimse kimseyi öyle kolay kolay anlayamıyor ki!
syf 68
**

“Ah, sizi akıl sahibi insanlar!”
syf 64
**

Doğru, hırsızlık yapmak kötü bir şeydir: Ama birinin yakınları açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıyaysa ve o kimse onları kurtarmak için hırsızlığa çıkmışsa, ona acımak mı gerekir, yoksa cezalandırılmayı mı hak etmiştir?
syf 64
**

Ama insanlar öyle bilgiçtir işte!
syf 63
**

Ah, mutluluk yalnızca yüreğimizde mümkündür.
syf 61
**

Sonuçta dünyanın bütün işleri aşağılıktır; başkalarının sözüyle, hiçbir tutkusu ya da bir gereksinimi olmaksızın para, şan şeref ya da bilmem ne uğruna didinen biri her zaman bir budaladır.
syf 57
**

Wilhelm, sevgisiz bir dünyanın yüreğimiz için ne anlamı olabilir?
syf 56
**

“Ama efkârımız elimizde değil ki!”
syf 48
**

... bütün dünya çevremde yitip gidiyor.
syf 43
**

Her şeye rağmen, anlaşılmamak, bizim gibilerin yazgısı.
syf 24
************
164 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
İsminin hakkını veren, acının tarifini çok güzel şekilde yapan bir kitaptı. Öyle ki içimde hissettim okurken bu duyguları. Kitap ilk başlarda zorladı beni, ne anlatıyor bu dedim ama sabırla devam ettiğimde kendini bana açtı ve sürükleyerek götürdü sonuna kadar. Roman, çoğunuzun bildiği gibi yazıldığı dönemde bir sürü intihara neden olmuş. Haksız da sayılmaz sanırım o döneme göre. Karşılıklı "imkansız" aşkı ve bu imkansızlığa son noktayı koyan Werther'in iç dünyasını ve yaşadıklarını bir bütünlük halinde ustaca sergilemiş yazar. Tavsiye ederim, iyi okumalar :)
168 syf.
·14 günde·Beğendi·Puan vermedi
Galiba güzel seven adamlar için inceleme yazmaktan asla vazgeçmeyeceğim.
Johann Wolfgang Von Goethe bu kitabı iki hafta da böyle güzel nasıl yazdı diye de düşünmüyor değilim. Kitap hakkında muhakkak birçok inceleme yazılmıştır.
Kitap hakkında gerekli bilgileri o incelemelerden alıyoruz zaten. Ben biraz Werther'den, mektuplardan, beni etkileyen o sözlerden bahsetmek istiyorum. Werther nişanlı olan Lotte'ye aşık olur. Sözgelimi kendisini artık takıntı haline getirdi de diyebilirim. Wilhelm'e mektuplar göndererek ona başından geçenleri, başına gelen Lotte'yi anlatır. Çokta hoş anlatır. Beni Lotte için söylediği sözlerin dışında bir de umum için kullandığı sözler de etkilemişti.
Şöyle ki "Eğer buradaki insanların nasıl olduklarını merak ediyorsan, sana şunu söylemem gerekiyor: Her yerdeki gibiler! İnsan soyu tek bir kalıptan çıkmadır. Çoğu, yaşayabilmek için günlerinin büyük bir bölümünü çalışarak geçirir ve özgürlük olarak artakalan zaman onları o kadar kaygılandırır ki, ondan kurtulmak için denemedik şey bırakmazlar." diyor Genç Werther... Pek tabi haklı olduğunu anlatacak sözler sarf etmenin anlamı yok ki bunu hepimiz görüyoruz. Diğer yandan Werther benim için tıpkı Kürk Mantolu Madonna'nın Raif'i gibi ya da Canım Aliye, Ruhum Filiz'de görüldüğü gibi Sabahattin Ali gibi ya da Şükrü Erbaş gibi gibi daha bir çok güzel seven adamlardan oldu. Hiç şüphesiz nişanlı bir kadını sevmek ne kadar doğru olur bunu tartışanlar muhakkak olacaktır. Fakat gönül bu... Takdir edersiniz ki insan birini sevdi mi artık gözü bir şeyi görmez. Werther yine başka bir mektubunda "... en mutlu insanların kim oldukları sorusuna senin vereceğin yanıtın, tıpkı çocuklar gibi günü gününe yaşayanlar, oyuncak bebeklerini hep beraberinde taşıyıp onlara yeni yeni giysiler giydirenler, annelerinin şekerli çöreği kilitlediği çekmecenin etrafında dolanıp ellerine geçirmek istediklerini ağızlarına tıkıştırarak yedikten sonra, "Daha yok mu!" diye bağıranlar olacaktır. Mutlu varlıklar işte bunlardır." diyor...

Aslında yazılacak çok şey vardı ama bu kadarla yetinelim diyorum. Kitaplardaki kadar güzel seven güzel düşünen adamlar belki çok nadir vardır şu garip dünyada. Fakat her ne kadar onların sayısı az da olsa bu kitaplardaki güzel seven adamlar ruhumuzdaki o güzelliklere ulaşmak için güzel birer kapıdır. Sadece Werther için demiyorum bunu. Birçok güzel seven oldu. Belki sadece kitap karakteriydiler belki de hakikaten sevmişlerdi böyle güzel...
Onları görüp, onları okuyup güzel sevmek dileğiyle...

Sevgi, kitap ve güzel seven insanlarla kalın...
164 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Goethe’den okuduğum ilk kitap ve şu ana kadar okuduğum en güzel kitaplarda birinci sırada. Werther ise en sevdiğim karakter ondandır ki kullanıcı adım ‘’ Werther’in kalbi’’ benim için o kadar anlamlı ki o iki kelime…

Kitaptan alıntılarla bu siteyi doldurmak isterdim ama ne yazık ki sevdiğim şeyleri kıskanıyorum ve o güzel alıntıları burada paylaşamayacağım. Altını çizdiğim onca cümlenin sadece bana ait olmasını istiyorum.

Sakın önsözü okumadan hemen romana geçmeyin derim. Önsöz hem roman hem de yazar ile ilgili birçok değerli bilgi barındırıyor. Bunlardan biraz bahsetmek istiyorum:

‘’Almanya’da gençleri etkisi altına almış bir roman ve birçok intihara neden olmuştur. Werther’in giysileri o dönemde modadır. Napolyon’un bile kitabı yanında taşıdığı ve birçok kez okuduğu söylenir.’’

Önsözde Goethe’den birkaç alıntı da vardır. Onları da aşağıya bırakıyorum:

‘’ Beni sevindiren, acı veren ya da ilgimi çeken her olayı bir imgeye bir şiire dönüştürme ve böylelikle arama mesafe koyma huyumdan ömrüm boyu vazgeçmedim. Bu nedenle bildiğiniz yapıtlarımın tümü büyük bir itirafın parçacıklarıdır.’’

‘’ Beni çok etkileyen kişisel durumlardan doğdu Werther. Yaşamış, sevmiş ve çok acı çekmiştim.’’

Sanırım kitapta altını çizmediğim az yer kaldı. Artık bu kitabı Napolyon gibi ben de yanımda taşıyacağım ve arada kitabı açıp en sevdiğim yerleri tekrar tekrar okuyacağım.

Ve… kitapta altını çizdiğim ve beni ağlatan o en son cümle:

‘’ Öğle vakti saat on ikide Werther öldü.’’
Benim için şu cümleyi buraya yazmak o kadar zordu ki…

Filmi de varmış tabii ki bekletmedim onu da hemen izledim. Aşağıya fragmanını bırakıyorum.
https://youtu.be/mB6WS0QW5SA

Bir de filmini kısaca yorumlamak istiyorum.
Filmde Goethe’nin hayatını ve bu eserin nasıl ortaya çıktığı anlatılıyor. Kitabı kadar sürükleyici değildi ama yine de izleyebilirsiniz kötü değildi. Filmde sadece kitabı değil bu kitabın oluşum aşamalarını Goethe’nin hayatından yola çıkarak anlatılması gerçekten hoştu. Filmde etkilendiğim aklımda ve yüreğimde yer edinen cümle ise:

‘’ Benim cehennemim kendi içimde.’’

İyi bir kitabı bitirdikten sonra bitkisel hayata giriyorum.
Bir süre bu Dünya’nın dışına çıkacağım ve Werther ile başbaşa kalacağım :)
168 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Belki her roman bir parça böyledir ama Werther daha da hissettirerek kendi içinde parçalara bölünür. Bir platonik aşk, tutku, intihar ve doğa romanıdır bana göre. Kendimi hangisine yakın hissettiğim bir dönemdeysem Werther’de de onu gördüm.
Bu yönüyle insanın içindekini yansıtan bir ayna gibidir ve nasıl kendimizden bir parça gördüğümüzde hem o şeye doğru çekilir hem de onu itici bulursak bu romana karşı da böyle hissetmek kaçınılmaz bir çelişkidir aynı zamanda.
390 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Durup dururken, sabahın köründe bir insan ne diye kitap şikayeti yazmak ister ki? Kitap incelemesi yazmak varken hem de. "Sabahın köründe" yazmışım, o da önemli bak. Yapısalcılar olsaydı kafayı buna takardılar. Neden "sabahın körü mesela?" Haksız sayılmazlar, güneş tepedeyken yazmadığım için art niyetli bile sayılabilirim. Zaten "durup dururken" diye de eklemişim cümle başına. O da yalan. Üzerinden yirmi iki gün geçti.

Yirmi iki gündür "yahu bu kitap ne anlatıyor" diye sorup duruyorum. Hayır yani, lisanstayken de okumuş olmasaydım hak verirdim de, iki oldu bu. Müstakil olarak sor, neyi dert ettiklerini, nelerden yana gamlanıp ellerinde olsaydı neleri tuzla buz edeceklerini anlatayım. Gerçi bu da herkes gibi bir sayfayı geçmeyecek, içerisinde de bolca "modernizm", "popüler kültür", "Frankfurt Okulu" olan cümleleri içerir ya neyse. Belki arada bir kültürel şizofreni deyip yakayı kurtarırım da yine yetmez. Zaten ne söylediğini de anlamıyorum kitabın. Sayfalarca ilerleyip bir şeylerin oturduğunu zannettiğim her an çok fiyakalı yanılıyorum ya Hu! Öyle böyle değil! Bereket ki kitabı Saussure okumamış. Her cümleye, her kavrama, her anlama kafayı takıp dururdu muhtemelen. Yok efendim şu kavramın sunduğu anlam keyfidirden tutun, konuşulan her şey bireyin seçerek konuştuğu soyut dil repertuarıdıra kadar... Derken, Saussure biterdi de kitap bitmezdi. Bitmiyor zaten. Anlaşılmıyor da. Anlaşılmayan çok şey var hem. Mesela Kızılderililer, Amerikalılara biz buralarda yaşamaktan sıkıldık, alın biraz da siz sefasını sürün mü dediler? Sanmam. Onlar da bir şekilde maruz kalan diğer herkes gibi kan kusa kusa maruz kaldılar. Ne diyorum?

Bu dönem büyük bir ihtimalle Aydınlanmanın Diyalektiği’ni ana kaynak olarak ele alacağız, okuyup anlamaya, üzerinde derli toplu tartışmalara başlayacağız. Ciddi anlamda dilinden, üslubundan yana mağdur olduğumu hissettiğim kitaplardan oldu. Bachelard’ın Bilimsel Zihnin Oluşumu da böyleydi de neyse ki o birkaç ısrardan sonra gardını indirdi. Bu mu? Hak getire! Sadece ben muzdarip olsam yine neyse, birkaç kişi bir araya gelip dernek kuracağız. Allah’tan lisans boyunca tuttuğum notlar olduğu gibi duruyor da meseleyi oralardan tamamlıyorum.

Neyse, Horkheimer ve Adorno beyler, bizi ancak ısrar paklar. Bir süre daha sizi anlamakta güçlük çeker, sonra belki yola gelirim. Ekonomi ve sınıfı yan yana görünce derhal Marksist izaha girişmek nasıl ki çiğnenmesi günah olan bir norma dönüştüyse muhtemelen sizin için de “okurken değil ama dinlerken haklılar adamlar” derim. Bir de hâlâ umudum var, bir gün imam sorarsa “insanlığa çok şey kattılar, iyi bilirdik” diyeceğim.
164 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10 puan
"Bütün mutlulukların kaynağı kendi içimde gizliydi bir zamanlar, şimdi ise bütün kederimin kaynağı gizli içimde, işte o kadar." Genç Werther’in Acıları

Belkide kitabın özetini bu cümleyle anlatabilirim sizlere. Çünkü öyle bir kitaptı ki, hem mutluluğu hem de kederi en sert biçimde yaşıyor Sevgili Werther. İçinde hâli hazırda kopmayı bekleyen bir fırtına var aynı zamanda dinmesini bekleyen...

Kitap hakkında bilmeniz gereken ilk şey kitabın mektuplardan oluşması. Bir diğeri ise kitapta bahsi geçen kişi ve yerlerin isimlerinin gerçek olmadığı. Yazarın bu isimleri gizlemek istemesi.

Keyifli okumalar dilerim :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Nihat Ülner
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1958
Nihat Ülner, 1958 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimini 1962-1975 yılları arasında Almanya’da tamamladı. Daha sonra Türkiye’ye dönerek Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim gördü. Yüksek lisans ve doktora eğitimini de aynı bölümde tamamladı. Ulrich Beck’in Siyasallığın İcadı adlı yapıtını Türkçeye çevirdi. Ülner, halen Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 395 okur okudu.
  • 21 okur okuyor.
  • 650 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.