Nihat Ülner

Nihat Ülner

Çevirmen
8.4/10
32 Kişi
·
79
Okunma
·
0
Beğeni
·
17
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
390 syf.
·Beğendi·8/10
Durup dururken, sabahın köründe bir insan ne diye kitap şikayeti yazmak ister ki? Kitap incelemesi yazmak varken hem de. "Sabahın köründe" yazmışım, o da önemli bak. Yapısalcılar olsaydı kafayı buna takardılar. Neden "sabahın körü mesela?" Haksız sayılmazlar, güneş tepedeyken yazmadığım için art niyetli bile sayılabilirim. Zaten "durup dururken" diye de eklemişim cümle başına. O da yalan. Üzerinden yirmi iki gün geçti.

Yirmi iki gündür "yahu bu kitap ne anlatıyor" diye sorup duruyorum. Hayır yani, lisanstayken de okumuş olmasaydım hak verirdim de, iki oldu bu. Müstakil olarak sor, neyi dert ettiklerini, nelerden yana gamlanıp ellerinde olsaydı neleri tuzla buz edeceklerini anlatayım. Gerçi bu da herkes gibi bir sayfayı geçmeyecek, içerisinde de bolca "modernizm", "popüler kültür", "Frankfurt Okulu" olan cümleleri içerir ya neyse. Belki arada bir kültürel şizofreni deyip yakayı kurtarırım da yine yetmez. Zaten ne söylediğini de anlamıyorum kitabın. Sayfalarca ilerleyip bir şeylerin oturduğunu zannettiğim her an çok fiyakalı yanılıyorum ya Hu! Öyle böyle değil! Bereket ki kitabı Saussure okumamış. Her cümleye, her kavrama, her anlama kafayı takıp dururdu muhtemelen. Yok efendim şu kavramın sunduğu anlam keyfidirden tutun, konuşulan her şey bireyin seçerek konuştuğu soyut dil repertuarıdıra kadar... Derken, Saussure biterdi de kitap bitmezdi. Bitmiyor zaten. Anlaşılmıyor da. Anlaşılmayan çok şey var hem. Mesela Kızılderililer, Amerikalılara biz buralarda yaşamaktan sıkıldık, alın biraz da siz sefasını sürün mü dediler? Sanmam. Onlar da bir şekilde maruz kalan diğer herkes gibi kan kusa kusa maruz kaldılar. Ne diyorum?

Bu dönem büyük bir ihtimalle Aydınlanmanın Diyalektiği’ni ana kaynak olarak ele alacağız, okuyup anlamaya, üzerinde derli toplu tartışmalara başlayacağız. Ciddi anlamda dilinden, üslubundan yana mağdur olduğumu hissettiğim kitaplardan oldu. Bachelard’ın Bilimsel Zihnin Oluşumu da böyleydi de neyse ki o birkaç ısrardan sonra gardını indirdi. Bu mu? Hak getire! Sadece ben muzdarip olsam yine neyse, birkaç kişi bir araya gelip dernek kuracağız. Allah’tan lisans boyunca tuttuğum notlar olduğu gibi duruyor da meseleyi oralardan tamamlıyorum.

Neyse, Horkheimer ve Adorno beyler, bizi ancak ısrar paklar. Bir süre daha sizi anlamakta güçlük çeker, sonra belki yola gelirim. Ekonomi ve sınıfı yan yana görünce derhal Marksist izaha girişmek nasıl ki çiğnenmesi günah olan bir norma dönüştüyse muhtemelen sizin için de “okurken değil ama dinlerken haklılar adamlar” derim. Bir de hâlâ umudum var, bir gün imam sorarsa “insanlığa çok şey kattılar, iyi bilirdik” diyeceğim.
152 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Adorno ve Horkheimer'in kültür endüstrisi kavramı üzerinde üç makalenin yer aldığı bir kitap. Özellikle sosyal bilimler ve iletişim bilimleri ile ilgilenen ve okuyan kişilerin Frankfurt okulunun bu üyelerinin geliştirdiği kültür endüstrisi kavramını anlayabilmek için güzel bir kitap.
https://kitapokurum.blogspot.com.tr/...ltur-endustrisi.html
288 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kitap Werther adında bir gencin, Lotte adında bir kadına, görür görmez duyduğu tutku dolu aşkı konu almaktadır. Okuyucu, bu aşkı, Werther’in Wilhelm adında bir arkadaşına yazdığı mektuplar aracılığıyla anlıyor. Bir süre sonra bu mektuplar da yazarın kendi düşünceleriyle harmanlanarak sonlanıyor. Kitap, kulağa, klasik bir aşk hikâyesi olarak gelebilir, ama inanın bana kitabı okuduğunuzda bu aşkın içerisinde o kadar üzücü şeyler olduğunu göreceksiniz ki, siz de Werther’in çektiği acıları yaşayacaksınız. Belki de çoğunuz, keşke beni de birisi Werther gibi sevse diyeceksiniz. Ah, evet aslında bu konu da ayrı bir tartışmaya yol açabilir, çünkü kitabı okuduğunuzda göreceksiniz ki Werther’in Lotte’ye duyduğu aşk bir süre sonra bambaşka bir boyuta ulaşıyor. Ve artık bu aşk, Werther’i acılar içerisinde bırakıyor.

Spoilersız ayrıntılı incelemesi için; http://merilands.com/...ri-kitap-incelemesi/
152 syf.
·2 günde·7/10
Öncelikle 150 sayfalık kitaba 40 sayfalık sunum yazısı yazan kişiyi tebrik ediyorum!
Yazarın kitabı 1950 ler gibi (tam emin değilim) yazması ileri görüşlü olduğunu gösteriyor fakat bu gün için bakıldığında ilgilisinin dışında okuyanın beğeneceğini düşünmediğim bir kitap.
168 syf.
·3 günde·8/10
Edebiyat dünyamızın klasiklerinden. Goethe’nin Faust ile birlikte en büyük eserlerindendir Genç Werther’in Acıları.

Mektup-Roman tarzında yazılmış bir şaheser.

Eserin ilk sayfalarında tanıtım yazısında da yer aldığı üzere bu Aşk, Goethe’nin hayatından bir alıntı olabileceği gibi hayal ürünü de olabilir. Her ne olursa olsun ressam Werther’in Lotte’ye olan aşkı ıstıraba dönecektir eserin ilerleyen sayfalarında.

Okuyunuz efendim.
152 syf.
·4 günde·7/10
T.W. Adorno Kültür endüstrisi kavramıyla, ortak bir çaba ve doğal bir süreç sonrasında ortaya çıkan kültürün bir meta halini almasını ve bu süreçte kitle iletişim araçlarının üstlendiği rolü gündeme getirmiştir. Kitap içerik olarak gayet güzel olmasına karşın dili bana biraz farklı geldi. Kullanılan kelimelere yabancı olduğumdanmıdır bilmiyorum ama ilk okuyuşta anlamlandıramadığım birçok şey oldu.
%54 (82/152)
·Beğendi·7/10
Kültür Endüstrisi Nedir?
Kültür endüstrisinde, eserler çoğaltılmak ve kitlesel olarak tüketilmek üzere üretilir.

Kitabın Mesajı Nedir?
Insanlığı mitlerden kurtaran ve doğaya egemen kılan akılsallığın(aydınlanmacılık), mite yeniden dönülmesine sebep olmasıdır.

Süreç Nasıl Gerçekleşir?
Tikellik ve bireyselliğin bulunmadığı, bunların belirlenmesi durumunda da sistemle bütünleşip bastırıldığı bir mekanizma mevcuttur. Ayrıca, sanatta etkinin(kelime, imge, renk, fırça darbesi) asiliğini kırarak yapıtın yerine formülün boyunduruğu altına soktu.

Kitabın Amacı Ne Değildir?
Sanatın geleceği değildir.

Kitabın Amacı Nedir?
Aydınlanmış aklın tehdit ettiği unsurları kurtarmak.

Kültür Endüstrisinin Hedefi Nedir?
Sanat ile hayat arasındaki farkın ortadan kaldırılması, bunların birleştirilmesi.

*Adorno’nun kültür endüstrisi, Walter Benjamin’in ‘’Mekanik Çoğaltım Çağında Sanat Eseri’’ne karşıttır.

*Kültür endüstrisi yüceltmez, baskılar. … Sanat yapıtları çileci ve utanmazdır, kültür endüstrisi ise pornografik ve iffetli. (Burada anlatılmak istenen, kültür endüstrisinde, sanatın sağlayabileceği hazzın verilmediği ve sadece bir hayal olarak gösterildiğidir. Fakat, yüksek sanatta durum böyle değildir.
*Kültür endüstrisi durmadan vaat ettiği şeylerle tüketicisini durmadan aldatır. Fiyakalı olay örgüleriyle görüntülerin vaat ettiği haz, vadesi sürekli uzatılan bir senet gibi geciktirilir.
*…Estetik yüceltmenin sırrı budur: doyumu yerine getirilmemiş bir vaat olarak temsil etmesi. Kültür endüstrisi yüceltmez, baskılar. Arzunun nesnesini, kazağın içindeki göğüsleri ya da atletik kahramanın çıplak gövdesini belirgin hale getirerek, yalnızca, doyumun esirgenmesine alışık olduğu için çoktandır mazoşist bir hazza indirgenen yüceltilmemiş ön hazzı kamçılar.

*A ve B filmleri veya değişik fiyattaki dergiler arasındaki farkın olmasınının sebebi tüketicilerinin sınıflandırılmasıdır.
*Bir markanın ürünlerinin farklı modeller ortaya çıkartması rekabet ve tercih olanağı sağlamasındandır.
*Bir ürünün değerini belirleyen kriter, ‘’conspicious production’’ denilen gösterişli üretimin yatırımının dozajıdır. (Kastedilen reklamlar ve reklamlarda sergilenen ürünün ‘’ambalajı’’ olsa gerek.)

*Ekspresyonistlerin ve dadaistlerin kavgacı bir tonda anlatmak istedikleri stildeki(vaat edilen) hakikatsizlik, bugün ağlak şarkıcıların şarkı söyleme jargonunda, film yıldızlarının özenle kurgulanmış zarafetinde, hatta bir tarım işçisinin sefil kulübesini çeken fotoğrafçının ustalığında zaferini ilan etmektedir.

*İzleyici, kendine ait bir herhangi bir düşünce üretmeye gerek duymamalıdır: ürün, her tepkiyi önceden belirler. (Eğer bir ürün piyasada tutmuşsa, böyle ürünler verilmeye devam edilir yayımcılar tarafından. Çünkü, amaç sanat, yani özgünlük değil, satmaktır.)

*Kültür endüstrisi, insani bir tür varlığı olarak gerçekleştirir. Herkes bir başkasının yerine geçebileceği yönleriyle varolabilir; herkes bir yedektir, ya da yalnızca türün bir örneği. Herkes, birey olarak, yeri kesinlikle doldurulabilir, salt bir hiçliktir ve bunu zamanla o benzerliği kaybettiğinde iyice hissetmeye başlar. Böylelikle insanların sıkı sıkıya bağlı kaldıkları başarı dininin içsel yapısı değişmiş olur. Yoksunluk ve çaba gerektiren, zorluklardan yıldızlara giden yolun yerini, giderek artan ölçüde ödül almaktadır. Hangi şarkının hit olacağına, hangi figüranın kadın kahraman olarak işe yarayacağına ilişkin rutinleşmiş karar verme süreçlerindeki körlük unsuru, ideoloji tarafından göklere çıkarılır. Filmler, rastlantının altını çizer durur.

(Kitabı yarıda bıraktım. Çünkü, okuduğum sayfalardan verilmek istenen anlamı alamadığımı hissettim. Bir dahaki sefere…)
390 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
İnsanın oluşturduğu rasyonel özyıkımların aydınlanma ile temellendirip,toplum-doğa arasında oluşturduğu diyalektiğin çözümlenmesi...Tarihsel açıdan insan geleneksele geri dönecektir,dönmelidir.
390 syf.
·Puan vermedi
En aydınlık odalar dışkının gizli malikhaneleridir.....Ama dışkının dayanılmaz kokusu filtrelerle bir süre katlanır kılınsa da filtlerin her zaman patlama olasılığı vardır
"Eşit-olmayanla eşit-olanı topladığın zaman ortaya eşit-olmayanın
çıkması bir kural değil midir? Hem adaletin hem de
24
matematiğin bir ilkesi değil midir? Bir yandan karşılıklı adaletle
ödünlü adalet arasında, öte yandan geometrik oranla aritmetik
oran arasında gerçekten bir uyum yok mudur?"

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 79 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 160 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.