Giriş Yap

Nilgün Marmara

Yazar
8.4
1.503 Kişi
Unvan
Türk şair
Doğum
İstanbul, Türkiye, 13 Şubat 1958
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 13 Ekim 1987
Yaşamı
Nilgün Marmara, Balkan göçmeni olan bir ailenin iki kızından biri olarak, 13 Şubat 1958'de İstanbul, Moda'da doğdu. Bir Marksist olan babası Fikri Marmara, muhasebe müdürüydü. Babası, Bulgaristan'ın Plevne şehrinden, annesiyse Vidin'den İstanbul'a göç etmişlerdir. Liseyi Kadıköy Maarif Koleji'nde okudu. Üniversite hayatına İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden başladı ancak siyasi sebeplerle burada devam edemeyip tekrar sınava girdi ve Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandı. Okulu, "Sylvia Plath'in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi" tezi ile 1985'te bitirdi. Mezun olduktan sonra Marmaris'te bir tatil köyünde çalışmaya başladı. Farklı şirketlerde sekreterlik, Mısır Konsolosluğunda memurluklarda bulunsa da iş hayatı çok uzun süreli olmadı. 1982'de, arkadaş ortamında tanıştığı endüstri mühendisi Kağan Önal ile evlendi. Eşinin işi dolayısıyla 16 ay Libya'da yaşadılar. 13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken kaldığı evin balkonundan atlayarak intihar etti. İntiharının ardından Ece Ayhan, "Meçhul Öğrenci Anıtı" şiirinde "Aldırma128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında.." mısralarıyla kendisine seslendi. Ferda Erdinç, “üstü ağır oturaklı bir kadın, altı ayak parmakları birbirine bakan bir çocuktu”, Cemal Süreya 841. gün eserinde, "Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış, Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım otuzuna değmemişti daha.. Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor." demiştir. Ayrıca Seyhan Erözçelik, Nilgün Marmara'nın intiharının ardından Nilgün'ün Göztaşı isimli şiiri yazmıştır. Ölümü Ardından Tartışmalar Nilgün Marmara'ın intihar etmediği, öldürüldüğü ve Nilgün Marmara'nın ölümünde eşi Kağan Önal'ın ihmali olduğu söylenmiştir. Kağan Önal, kendisine yöneltilen suçlamalara yönelik, "Oysa Nilgün’ün tedavi olması gerekiyordu ama o doktordan kaçıyordu. Doktor, geldiğinde evde olması gerekirken evde değildi. Doktor beklemişti. Gelince de konuştular... Doktor bana “İşiniz çok zor, tedavi olması lazım ama çok zeki ve kültürlü. Yani en zor vakalardan” demişti. Çünkü iyileşmesi için entelektüel faaliyetlerde bulunmaması gerekiyordu. İlacı dayayacaklar ve uyuşacaktı. Orta kültür ve zekalı durumlarda bu hastalık genelde 20’li yaşlarda ortaya çıkarmış, Lityum tedavisi ile başarılı olunurmuş. Ancak Nilgün bu tipte değildi. Tedavi olması, buna ikna olması, tedaviden memnun kalması hepsi ayrı bir dertti. Dolayısıyla tedavi olmadı. Öldüğü gün bana tedaviye tekrar başlayacağına dair söz vermişti." şeklinde açıklamıştır. Nilgün Marmara'nın, ölümünün ardından basılan Kırmızı Kahverengi Defter isimli kitap büyük bir tartışma yarattı. Kitap, Nilgün Marmara'nın günlüklerini yayımladığını söylüyor olsa da Libya'da geçirdiği zamana dair tek alıntıyı "Kağan eteğine pis bir herif oldu, her gün barlarda sürtüyor." şeklinde yapmıştı ve kitabın en büyük sorunu "baskının kesilip biçilme tarzı nedeniyle, Nilgün Marmara, ıstıraplar içinde, sadece ölümü ve arada da şiiri düşünen, asık suratlı, sinik ve sonuç olarak intiharından ibaret birisiymiş, yaşamamış, yani aslında intiharına kadar bayağı varolmamış biri gibi" sunmasıydı. 2016 yılında Everest Yayınları'nca Nilgün Marmara'nın arkasında bıraktığı “günlüklerinin ‘Kırmızı Kahverengi Defter’ adıyla izinsiz bir şekilde yayımlanmasından itibaren başlayan yanlış anlamalar, yersiz kuşkular, haksızlıklar, aşırı yorumlar silsilesine bir son vermek amacıyla eksiksiz olarak yayımlanan ‘Defterler’, Nilgün Marmara ile ilgili soru işaretlerini ortadan kaldırıyor. ‘Defterler’ ile Nilgün Marmara adı etrafında dönen spekülasyonlar, yalan haberler, yanlış iftiralar sona eriyor. ‘Defterler’ gündelik yaşama, çevresine, ilişkilerine bakışını yansıtarak şimdiye kadar bilinenden, varsayılandan farklı bir Nilgün Marmara portresini de gözler önüne seriyor.” arka kapak yazısıyla günlüğün tıpkıbasımı da içerir şekliyle yayımlandı. 2017 yılında günlüklerini tuttuğu iki defterinden başka notları da yine Everest Yayınları'nca Kağıtlar ismiyle yayımlandı. Eserleri Şiir Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1988) Metinler (1990) Günlük Kırmızı Kahverengi Defter (1993, Gülseli İnal tarafından hazırlandı) Defterler. (2016) Kağıtlar. (2017) İnceleme Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi (1985, Dost Körpe tarafından 20 yıl sonra Türkçeye çevrildi) Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Nilgün_Marmara

İncelemeler

Tümünü Gör
535 syf.
·
10 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
“Durgun Hayat Kadını Nilgün”den Anılar, Mektuplar ve Günlükler: Defterler
Kağan: “Hayat yine de üzülmeye değer! Nilgün: “Hayatın neresinden dönülse kârdır!” 1. Kısa Süreli Bir Yaşam: Bu şekilde tanımlıyor kendisini
Nilgün Marmara
: “durgun hayat kadını Nilgün”. Kısacık ömründe, eylemsiz bir şekilde yaşadığından olacak ki, kendisine bu sıfatı uygun görüyor. Durgun sularda yüzüp boğulmamak için çırpındı belki de hayatı boyunca. Nitekim o büyük eylemini, belki de tek büyük eylemini ise hayatını sonlandırarak gerçekleştirdi. Belki ki planlı bir ölümdü onunki. Bir süre düşünüp taşındı ve bu hayata tutunabilecek yeterince sebep bulamadı. Hoş, belki de yeterince sebebi olmasına rağmen onlara gerek duymamış da olabilir. İntihar eden kişilerin ardından ölümlerini yargılayacak değiliz. Kendi acılarını dindirdikleri için onlara kızacak da değiliz. Yapmamız gereken, varsa eğer ardında bıraktıklarını okuyarak onları anlamaya çalışmak. 2. İnsan, Yaşarken mi Anlaşılmalıdır? “-…Bir hayatın yaşanılarak anlaşılmasından önce pek çok başka hayatın yaşanması gerekiyor.” (sayfa 154)
Oğuz Atay,
Tehlikeli Oyunlar
’da “Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum” dedirtir Hikmet Benol’a. Ama ne yazık ki çoğu zaman bu gerçekleşmez. Ölenlerin ardından anlamaya çalışırız hep onları. İşin ironik yanı anlarız da çoğu zaman. Yaşarken anlaşılmak istenen insanları ölürken tanırız. Nilgün Marmara da Defterler’de “
Tutunamayanlar
’a nihayet tutunuldu, okundu bitirildi” yazıyordu ama o tutunduğu yerlerin ona artık çok ağır gelmeye başladığını anlıyoruz intiharıyla birlikte. Nereden geldiğimizi bilmediğimiz ve nereye gittiğimizden de bihaber olduğumuz ama “geçerken uğradığımıza” emin olduğumuz bir yer burası: Dünya. Nasıl bu kadar eminiz peki? Elbette diğer insanların varlığıdır bizim buna emin olmamızı sağlayan. Onların hayatına uğrar ve çıkarız. Onlar bizim hayatımıza uğrar ve çıkarlar. Birbirimizin hayatına uğrarız ve çıkarız.
William Shakespeare
’in de dediği gibi “dünya adını verdiğimiz bu tiyatro sahnesi”ne girer ve çıkarız. Öncesi ve sonrası meçhulse de, ortası yani diğer insanların hayatına dokunduğumuz gerçeği sabit kalır. Nilgün Marmara’nın hayatı da 29.5 sene sürmesine rağmen öncelikle kendi yaşamında birçok insana dokunmuştur şüphesiz. Onlar arasında Türk şiirinin önemli dönüm noktalarından sayılan “İkinci Yeni” akımı içinde yer alan şairlerin birçoğu vardır elbette.
Ece Ayhan,
İlhan Berk,
Cemal Süreya
ve
Tomris Uyar
bunlardan yalnızca bazılarıdır. Annesi, babası, akrabaları, dostları, sevgilileri ve tabii ki eşi Kağan Önal da bu insanlar arasındadır. Bunların ardındansa biz okurları geliriz. 3. Eşi Kağan Önal ile İlişkilerine Dair: “İkimiz için de, birbirimiz dışında güzel, hoş sevindirici bir şey yok.” Yukarıdaki cümleyi eşi için kuruyor Nilgün Marmara. Ona olan sevgisini de yine günlüğünün birçok yerinde dile getiriyor. Yıllarca süren eşi hakkındaki spekülasyonlar böylelikle son buluyor. Bizzat Nilgün’ün gözünden eşine dair sevgi dolu cümleler okuyoruz. Eşi Kağan’la Libya’ya gidip orada aylarca kaldığı bilgisini de not düşmek gerekir. Yalnızca seven bir insanın katlanacağı şeylere katlanıyor. İçinde sevgi bulunmayan bir insanın bu fedakârlıkları yapmayacağı bir gerçek. Eşi Kağan Önal’la birlikte Kadıköy Moda’da bulunan evlerinde yine İkinci Yeni şairleri başta olmak üzere, edebiyat dünyamızdan birçok ismi konuk ettiklerini ve edebiyatla dolu bir hayat sürdürdüklerini de dip not olarak eklemek gerekir. Günlüğünde bazı kısımlarda biraz sitemkâr cümlelere de rastlıyoruz elbette. Fakat bunları Nilgün Marmara’nın intihar nedenleri olarak görmek doğru değildir. Yeterince açık olmayan kısa cümlelerle olup bitenlere dair çıkarım yapılamaz. Yaşamının son dönemlerinde belki ailesiyle belki de eşiyle bir şeyler yaşadığı muhakkak fakat neler olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğimiz şeyler için başkalarını suçlamanın bir anlamı olmadığını düşünüyorum. 4. Nilgün Marmara’nın Anısına Saygısızlık: Kırmızı Kahverengi Defter “Her şeyi yazmıyorum, korkuyorum. Yazarsam çok dağılacağım gibi.” (sayfa 79) Vasiyet mektubunda “Kağan, arzu edersen ileride, daktiloya çekilmiş olan şiirleri bastırabilirsin” demişti Nilgün ve eşi de bu şiirleri bastırdığı için bizler şu an Nilgün Marmara’yı tanıyoruz. Sonrasında günlüklerine dair onyıllarca tartışılan bir dizi olay yaşanmıştır.
Kırmızı Kahverengi Defter
adıyla basılan bu basımın Nilgün’ün hayatına büyük bir saygısızlık olduğunu, Defterler’in önsözünde eşi Kağan Önal’ın sözleriyle öğreniyoruz. Tartışmalı olan bu baskı, izinsiz bir şekilde yapılmıştır ve ekleme çıkarma ve sansürlerle Nilgün Marmara’nın anısına saygısızlık içermektedir. Bunun sebebi ise Marmara’nın arkadaşlarından olan Gülseli İnal’dır. Defterler’in önsözünde, Gülseli İnal’ın Nilgün Marmara’nın günlüklerini alıp senelerce geri vermediğini, üstlerini yazıp çizerek saygısızlık yaptığını, ekleme ve çıkarmalarla sansür uygulayarak hatalı bir şekilde bastırdığını öğreniyoruz. Haliyle bir öfke duyuyoruz. Eğer Marmara’nın hayatına dair bir şeyler öğrenme amacındaysanız ilk olarak Defterler’i okumanız gerekir. Sonrasında Kırmızı Kahverengi Defter’i okuyarak aradaki farkları görmeye çalışmak daha yararlı olacaktır. Bir diğer önemli husus da bu hatalı ve “ayıplı” baskıda Nilgün Marmara’ya ait olmayan şeylerin de yer alıyor olması. Örneğin “öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” dizesinin Nilgün Marmara’ya ait olmadığını Defterler’in önsözün öğreniyoruz yine. Ondan önceki 4 dize Nilgün’e ait olmasına rağmen, son dize orijinal el yazmalarında tırnak işareti içinde yazılmıştır. Bu da bu cümlenin ona ait olmadığını kanıtlar. Özetle,
Ece Ayhan
’ın da sık kullandığını öğrendiğimiz dize aslında anonimdir. 5. Nilgün Marmara’nın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi: “Üşümüşüm… Bu yaklaşan kışla değil, Deniz ürpertisi, göğün alacasıyla değil Ellerimin soğukluğu hep bir kalabalıkta Kaçışının gizini gönlünde tuttuğun Bilisiz aşkı(nı) ver bana! Üşümeyeyim…” (Daktiloya Çekilmiş Şiirler’den) Genelde birçok kişi onu okumaya
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)
başlar. Sonrasında bir afallama olduğu da muhakkaktır. Zira onun şiirlerinin birçoğu öyle tek okunuşta anlaşılacak türden değildir. Nadir kullanılan kelimelerle kendisine imgelerden oluşan şiirsel kaleler yapar Nilgün Marmara. Okuruz, anlamayız, sonra bir daha okuruz. Minik anlam kırıntılarını biriktirerek bütüne ulaşmaya çalışırız. Tüm bu anlar elbette özeldir. Farklı bir tarzı olduğunu söylemek mümkündür. Şiirlerinde ölümünün izinin sürmek isteyenlerin sayısı da az değildir. Doğaldır da. İntihar etmiş olan ünlü kişilerin hayatları ardında bıraktıklarıyla çözülmeye çalışılır. O da zaten aynısını
Sylvia Plath
için yapmıştır. (Bakınız:
Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analiz
) Bu yapıt, Sylvia ve Nilgün arasındaki şiirsel ve duygusal bağların bir kanıtı ve dışavurumudur aslında fakat bu konuya birazdan geleceğiz. 6. Entelektüel Bir Kadın: Nilgün Marmara “Doğmuş olmak bir referans mektubunu nereye ve kime götüreceğimizi bilememektir.” Şiirlerinin ardından onu tanımaya devam etmek isteyenlerin ilk duraklarından biridir
Defterler
’dir. Sonrasında ise
Kağıtlar
ve
Metinler
gelir. Ölümünden geriye bıraktığı tüm notları, yazıları bu şekilde sınıflandırılarak basılmıştır ve her biri hayatına dair ipuçları içerir. Hepsini okuyan kişi Nilgün Marmara’yı tanımaya bir adım daha yaklaşmıştır. Fakat daha fazla adım atılamaz. Bir yerde dururuz ve arkasından bakarız. Bizimle kendisi arasına bu mesafeyi kendisi koymuştur. Puzzle tamamlanamaz. Nilgün Marmara uzağa, daha uzağa giderken, bizler yazdıklarını okuyarak yerimizde saymaya devam ederiz. “Uçurumlar var diyorum, insanla insan arasında, kendiyle kendi arasında.” (sayfa 281) Eserlerinden çıkarılabilecek en net anlamlardan biri kesinlikle onun entelektüel bir kadın olduğudur. Defterler’i okumuş olanlar ne dediğimi anlayacaklardır. Edebiyat, sinema, müzik, tiyatro, felsefe ve daha birçok alanda üst düzey okumalar yapan, kendisini sürekli geliştiren, zeki, güçlü ve entelektüel bir kadındır Nilgün Marmara. Defterler’de adı geçen yazar, şair, felsefeci, müzisyenler bir hayli fazladır. Elde kağıt kalem, onun okuduklarını, izlediklerini, dinlediklerini not ederken buluyoruz kendimizi.
Oğuz Atay,
Franz Kafka,
Friedrich Nietzsche,
Jorge Luis Borges,
Vladimir Nabokov,
Ahmet Hamdi Tanpınar,
John Berger,
Arthur Rimbaud,
Rainer Maria Rilke,
Sigmund Freud,
Marcel Proust,
Andrey Tarkovski,
Küçük İskender,
Sylvia Plath,
Marquis de Sade,
Ingeborg Bachmann,
William Shakespeare,
Bertolt Brecht,
Karl Marx,
James Joyce,
Antonin Artaud,
Thomas Mann,
Samuel Beckett,
Paul Celan,
Lev Tolstoy,
Elsa Morante,
Gabriel Garcia Marquez,
Paul Valery
ve daha başka birçok isimle birlikte bizleri görsel dünyada ve düşün dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor Nilgün Marmara. Hiç durmadan kendine bir şeyler katan, öğrenmeye aç bir insanın günün birinde ölecek olması hüzünlüdür. Bilgiye aç, her gün yeni şeyler öğrenen bu insanın intiharı seçmiş olması ise tabii ki daha fazla hüzünlüdür. Fakat yazının başında da söylediğim gibi, intihar kavramı üzerinden bir romantizm yapmaya gerek yoktur. 7. Ayrılamaz Bir Bütün:
Virginia Woolf
-
Sylvia Plath
-
Nilgün Marmara
Üçgeni “Sen gördün mü hiç ölümü? Onu ben gördüm ve çok istedim, Bir leke gibi -Karanlık- Dünyaya getirdim ben ölümü, kendimle. kendimi istediğim kadar çok istedim ölümü.” (sayfa 219) Bu üç ismin hayatları birbirinden bağımsız değerlendirilirse eğer eksik kalır.
Virginia Woolf,
çağının en etkili kadınlardan biridir ve yazdıklarıyla edebiyat dünyasında köklü bir yere sahiptir. Öyküleri ve romanlarıyla çok başarılı bir kariyere sahip olmasına rağmen, belki de en unutulmaz ve önemli işi “kadınların edebiyat tarihi”ne odaklandığı”
Kendine Ait Bir Oda
isimli uzun makalesidir. Feminizmin en önemli bayrak taşıyıcılarındandır. Woolf, 1941’de intihar eder. Ardında hayatına ışık tutabilecek “
Bir Yazarın Günlüğü
” isimli günlüklerini bırakır.
Sylvia Plath
de yine döneminin önemli kadın edebiyatçılarındandır. Manik depresif kişilik bozukluğuna sahip olması, ailesel problemleri, erkeklerle olan ilişkileriyle ve en çok da şair Ted Hughes’e olan bağlılığı ve aşkı gibi konularla tanınır. Otobiyografik romanı
Sırça Fanus
(incelemesi için bakınız: #109476449) ölümünden sonra yayımlansa da, döneminde şiirleri (
Ariel ve Seçme Şiirler
) ve öyküleriyle Amerika ve İngiltere’de yavaş yavaş tanınmaya başlamıştır. Virginia Woolf’e olan hayranlığı da görmezden gelinemez Plath’in. Hatta öyle ki, günlüklerinde hayatının garip bir şekilde onunkine bağlı olduğunu söyler. Plath, 31 yaşındayken, 1963’te intihar eder. Ardında “bir edebiyat olayı” altbaşlığıyla yayımlanan, hayatına ışık tutabilecek “
Günlükler
”ini bırakır.
Nilgün Marmara,
yukarıdaki iki kadını okur ve sever. Özellikle Sylvia Plath’e hayranlık derecesinde bir bağlılığı vardır. Onun şiirlerini ve günlüklerini okuyarak hayatının izini sürer. Ve bunun sonucunda yukarıda da adını andığım makalesini yazar (Bakınız:
Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analiz
) Kısa bir süre sonra, henüz 29 yaşındayken, 1987’de intihar eder. Ardında hayatına ışık tutabilecek anıları, mektupları ve günlüklerinden oluşan
Defterler
‘i bırakır. Yukarıdaki üç paragraf bu kadınların iç içe geçmiş yaşamlarına dair kısa bir özetti. Uzun bir makale konusu olabilecek denli detaylı bir konudur bu. Fakat bundan sonrası yalnızca konunun takipçilerini ilgililendirir tabii ki. 8. Son Söz: “Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer…” (sayfa 271) Bu dünyadan bir Nilgün Marmara geçti! İyi ki onu okuyoruz ve iyi ki onu tanıdık. Evet, çok az şey bıraktı ardında ama onu sevenler için her biri kıymetli eserler bunlar. Defterler’deki öykü, oyun ve şiir taslaklarından da anladığımız üzere, uzun yıllar yaşasaydı birçok şey yazardı şüphesiz. Fakat o, böyle olmasını istedi.
Tezer Özlü
için “edebiyatımızın nostaljik prensesi” denir. Nilgün Marmara için de “edebiyatımızın melankolik güzeli” diyebiliriz pekâlâ. Teşekkürler Nilgün Marmara. “Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte! Bu tükenişle hiçbir yeni yaşama başlanamaz, bu nedenle tüm sevdiklerime elveda diyorum. Ben’i bağışlayın!” (intihar mektubundan)
Defterler
9.0/10 · 425 okunma
·
6 yorumun tümünü gör
Reklam
121 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
UYARI! İntihara meyyal arkadaşlar uzak dursun. Nilgün Marmara, Ece Ayhan deyimiyle "Dünyayla yaralı" bir kadın. Kitap, ismini Nilgün Marmara'nın yıllarca herkesten gizli tuttuğu kırmızı ve kahverengi kaplı günlüklerinden alıyor. Günlükler Marmara'nın kişisel notlarından ve film, kitap-dergi alıntılarından oluşuyor. Ayrıca kitapta bu günlüklerden kendi el yazısıyla yazılmış parçalar da yer alıyor. Nilgün Marmara, intihar notunda "Daktiloya Çekilmiş Şiirler"in basılabileceğini belirtiyor. Fakat yine günlüklerinden bahsetmiyor. Yani Nilgün Marmara günlüklerini, intihara yürüyen Cesare Pavese'nin "Yaşam Uğraşı" ve Tezer Özlü'nün "Kalanlar"ının aksine kitaplaştırmak için yazmamış. Bu da "Kırmızı Kahverengi Defter"i çok daha önemli bir hale getiriyor. Büyük tartışmalardan sonra kitaplaştırılmaya karar veriliyor. Durumun etik olup olmadığı tartışılabilir. Ama Nilgün Marmara'yı tanımak açısından oldukça önemli. Nilgün Marmara'nın kitaplarını okuduktan sonra; "Dünya'nın bütün arka bahçelerini gören", 'dünyayla yaralı bir kadın'ın, 29 yıllık kısa yaşamı boyunca bir intihar için yeterince argüman biriktirdiğine siz de şahit olacaksınız. Kırmızı Kahverengi Defter bunlardan en önemlisi.
Kırmızı Kahverengi Defter
8.6/10 · 876 okunma
·
3 yorumun tümünü gör
OKURKEN TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLDU...
Hayata ve acılara yenilen bir kadın. Kitabı ilk okuduğum da yazar hakkında bir bilgim yoktu. Okuduğum bu kitabı onu tanımaya ittirdi beni. Şiirleri okuduğumda ağır olduğunu fark ettim, bana öyle geliyor diye düşündüm ve okumaya devam ettim. Ancak anlamıyordum hâlâ. Anlamadığım halde okuma iç güdüsü hâlâ geliyordu bana. Sonra yazarın hayatını araştırmak zorunda olduğumu düşündüm çünkü bir yazarı tanımak, şiirlerini/yazılarını anlamayı kolaylaştırır. Yaptığım araştırmalara göre yazar intihar ederek kendi yazgısını kendi belirlemiştir. Bunu öğrendikten sonra kitabındaki "Savrulan Beden" adlı şiirinde şöyle başlayan dizeler onun intihar edeceğine işaretti sanki; "Pek az zamanı kaldı bu zora koşulmuş bedenimin, Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi... Tüy, kan ve hiçbir salgıyı düşünmeden, Kesmeliyim soluğunu doğmuş olmanın!" Ayrıca yaptığım araştırmada yazarın şöyle bir notu dikkat çekiyor;  "Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim; arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye veda edeceğim". Okurken tüylerim diken diken oldu. İntihar eden bir yazarın kitabını okumak tuhaf ve tüyler ürpertici bir şey.. Slyvia Plath'da bu intiharında etkisi olabilirmiş. Ancak tam olarak öyle mi değil mi bilinmiyor? Slyvia’nın bireyin yalnızlığı ve bunun yanında var oluşu üzerine olan görüşü, Nilgün’ü çok fazla etkisi altına almıştı. Acaba gerçekten Slyvia Plath’i tanıdığı andan beri intiharı düşünüyor muydu ya da planladı mı? Bir anlık çığlıksız vazgeçişten ibaret miydi yoksa her şey? Gerçekten inanıp güvendiği her şeye veda etmenin bir yolunu bulmuş muydu? Taşlar yerine oturmuş muydu? Ne yazık ki bunların ardındaki gerçeği kimse bilemeyecekti. Şiirlerin de dikkatimi çeken bir yönüde gök cisimlerine (yıldız, güneş, ay vb.) ve gökyüzüne çok fazla değinmesi... Bunun yanı sıra çocuk ve çocukluk kavramı üzerinde de çok durulmuş, bu da kendi çocukluğundan esinlediği için sanırım. Keşke sonu böyle olmasaydı... Hayat bu kimin ne olacağı bilinmiyor... Kimin ne sıkıntısı var bilemeyiz... İnsan psikolojisi gerçekten çok farklı ve çok hassas. Çok başarılı bir şair. Şiirleri çok farklı. Şiirlerin acı, hüzün, karamsarlık hakim. Ve dediğim gibi anlaşılması gerçekten zor. Eğer şiirleri anlama konusunda iyiseniz ya da çok şiir okuyan biriyseniz kesinlikle tavsiye ederim. Aslında herkese tavsiye etmek isterdim ancak şiirleri anlamakta zorlanabilirsiniz , karışık gelebilir. Tabi sonradan yazarın tarzına da alışırsınız diye düşünüyorum ve pek zorlanmayabilirsiniz de. Denemekten zarar gelmez. Okuyun bakalım. :) İlerleyen zamanlarda tekrar okumayı kesinlikle düşünüyorum. Diğer kitaplarını da elbette okuyacağım. Beğendim yazarlar arasında yer edindi. Okuyacaklar için keyifli okumalar. Seni unutmayacağım Nilgün...
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)
8.1/10 · 2.345 okunma
·
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.47