1000Kitap Logosu
Nilgün Marmara
Nilgün Marmara
Nilgün Marmara

Nilgün Marmara

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.8
1.194 Kişi
3.872
Okunma
2.074
Beğeni
40,3bin
Gösterim
Unvan
Türk şair
Doğum
İstanbul, Türkiye, 13 Şubat 1958
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 13 Ekim 1987
Yaşamı
Nilgün Marmara, Balkan göçmeni olan bir ailenin iki kızından biri olarak, 13 Şubat 1958'de İstanbul, Moda'da doğdu. Bir Marksist olan babası Fikri Marmara, muhasebe müdürüydü. Babası, Bulgaristan'ın Plevne şehrinden, annesiyse Vidin'den İstanbul'a göç etmişlerdir. Liseyi Kadıköy Maarif Koleji'nde okudu. Üniversite hayatına İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden başladı ancak siyasi sebeplerle burada devam edemeyip tekrar sınava girdi ve Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandı. Okulu, "Sylvia Plath'in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi" tezi ile 1985'te bitirdi. Mezun olduktan sonra Marmaris'te bir tatil köyünde çalışmaya başladı. Farklı şirketlerde sekreterlik, Mısır Konsolosluğunda memurluklarda bulunsa da iş hayatı çok uzun süreli olmadı. 1982'de, arkadaş ortamında tanıştığı endüstri mühendisi Kağan Önal ile evlendi. Eşinin işi dolayısıyla 16 ay Libya'da yaşadılar. 13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken kaldığı evin balkonundan atlayarak intihar etti. İntiharının ardından Ece Ayhan, "Meçhul Öğrenci Anıtı" şiirinde "Aldırma128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında.." mısralarıyla kendisine seslendi. Ferda Erdinç, “üstü ağır oturaklı bir kadın, altı ayak parmakları birbirine bakan bir çocuktu”, Cemal Süreya 841. gün eserinde, "Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış, Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım otuzuna değmemişti daha.. Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor." demiştir. Ayrıca Seyhan Erözçelik, Nilgün Marmara'nın intiharının ardından Nilgün'ün Göztaşı isimli şiiri yazmıştır. Ölümü Ardından Tartışmalar Nilgün Marmara'ın intihar etmediği, öldürüldüğü ve Nilgün Marmara'nın ölümünde eşi Kağan Önal'ın ihmali olduğu söylenmiştir. Kağan Önal, kendisine yöneltilen suçlamalara yönelik, "Oysa Nilgün’ün tedavi olması gerekiyordu ama o doktordan kaçıyordu. Doktor, geldiğinde evde olması gerekirken evde değildi. Doktor beklemişti. Gelince de konuştular... Doktor bana “İşiniz çok zor, tedavi olması lazım ama çok zeki ve kültürlü. Yani en zor vakalardan” demişti. Çünkü iyileşmesi için entelektüel faaliyetlerde bulunmaması gerekiyordu. İlacı dayayacaklar ve uyuşacaktı. Orta kültür ve zekalı durumlarda bu hastalık genelde 20’li yaşlarda ortaya çıkarmış, Lityum tedavisi ile başarılı olunurmuş. Ancak Nilgün bu tipte değildi. Tedavi olması, buna ikna olması, tedaviden memnun kalması hepsi ayrı bir dertti. Dolayısıyla tedavi olmadı. Öldüğü gün bana tedaviye tekrar başlayacağına dair söz vermişti." şeklinde açıklamıştır. Nilgün Marmara'nın, ölümünün ardından basılan Kırmızı Kahverengi Defter isimli kitap büyük bir tartışma yarattı. Kitap, Nilgün Marmara'nın günlüklerini yayımladığını söylüyor olsa da Libya'da geçirdiği zamana dair tek alıntıyı "Kağan eteğine pis bir herif oldu, her gün barlarda sürtüyor." şeklinde yapmıştı ve kitabın en büyük sorunu "baskının kesilip biçilme tarzı nedeniyle, Nilgün Marmara, ıstıraplar içinde, sadece ölümü ve arada da şiiri düşünen, asık suratlı, sinik ve sonuç olarak intiharından ibaret birisiymiş, yaşamamış, yani aslında intiharına kadar bayağı varolmamış biri gibi" sunmasıydı. 2016 yılında Everest Yayınları'nca Nilgün Marmara'nın arkasında bıraktığı “günlüklerinin ‘Kırmızı Kahverengi Defter’ adıyla izinsiz bir şekilde yayımlanmasından itibaren başlayan yanlış anlamalar, yersiz kuşkular, haksızlıklar, aşırı yorumlar silsilesine bir son vermek amacıyla eksiksiz olarak yayımlanan ‘Defterler’, Nilgün Marmara ile ilgili soru işaretlerini ortadan kaldırıyor. ‘Defterler’ ile Nilgün Marmara adı etrafında dönen spekülasyonlar, yalan haberler, yanlış iftiralar sona eriyor. ‘Defterler’ gündelik yaşama, çevresine, ilişkilerine bakışını yansıtarak şimdiye kadar bilinenden, varsayılandan farklı bir Nilgün Marmara portresini de gözler önüne seriyor.” arka kapak yazısıyla günlüğün tıpkıbasımı da içerir şekliyle yayımlandı. 2017 yılında günlüklerini tuttuğu iki defterinden başka notları da yine Everest Yayınları'nca Kağıtlar ismiyle yayımlandı. Eserleri Şiir Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1988) Metinler (1990) Günlük Kırmızı Kahverengi Defter (1993, Gülseli İnal tarafından hazırlandı) Defterler. (2016) Kağıtlar. (2017) İnceleme Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi (1985, Dost Körpe tarafından 20 yıl sonra Türkçeye çevrildi) Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Nilgün_Marmara
Kitapzede
Defterler'i inceledi.
535 syf.
·
Puan vermedi
Birden fazla kez yazdım bu değerlendirmeyi, bilemedim çünkü; kırmadan dökmeden, kalemimi hoyratlaştırmadan nasıl izah edebileceğimi bilemedim. “Defterler” 535 sayfa, siz bunu peşinen ikiye bölebilirsiniz, zira orijinal metinleri de kapsıyor. Yani, yazanının elinden çıktığı şekli, kitaba dahil edilmiş. Raf fiyatı 43 lira. O kadar çok sorum var ki, maalesef bir kısmını törpülemem ya da yumuşatmam, çeşitli denemelerime rağmen mümkün olmadı, ben de içimden geldiği gibi soruyorum. Kimdir mesela Nilgün Marmara? Niçin günlüklerine kadar basılıp kitaplaştırılmış? Ölmeden önce edebiyatımıza hangi eserleri kazandırmış? Birebir tanışıklık ve arkadaşlık içinde olduğu ünlü yazarlarla nerede tanışmış, Cemal Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk liste uzayıp gidiyor. Ölüm yaşı 29 olan biri için biriktirilen bunca insanın menşeini merak ediyor, ama esaslı bir kaynak bulamıyoruz. Defterler, eşi Kağan’ın iş için gittiği Libya’nın Tobruk kentinde başlıyor. Marmara da eşinin yanında birkaç ay geçirip oradan eşe dosta bolca mektup gönderiyor. Temize çekilmeden önce de defterlere yazılıyor. İlk 200-220 sayfa bu mektuplardan oluşuyor (yine sayfa sayısını ikiye bölün) . Yazılan kişiden kişiye üslup farklılığıyla anlatılan şey hep aynı. Evin içine dolan kum, evdeki fareler, çöl ve onun birebir söylemiyle “şantiyedeki gerzek karılar”. (Diğer birkaç çalışanın eşi) . Mektubun adresi x kişi isimsiz bir arkadaşsa, dil “gerzek kelimesi Gerze’den mi gelir” şeklinde yuvarlanırken, ünlü bir şaire yazılıyorsa şu yazardan şu makaleyi okudun mu diyerek form buluyor. Elbette alıntıyı da ekliyor. :) Önce kolej sonra İngiliz Dili ve Edebiyatından mezun, dile yazarlara, yaşı tecrübesi elverdiğince hakim. Yine genç yaşta intihar eden Sylvia Plath üzerine yazıyor bitirme tezini. (Hayranı demeye gerek var mı bilemedim) Kelimelerle oynuyor, bazen bilinçli olarak deforme ediyor, kendince tekrar yoğurup şekillendiriyor, böylece kendine has bir dil yaratma gayreti de var. Libya onun için bi nevi inziva, kendini dinleme yeri. Dönebilir, kalabilir bu bir zorunluluk değil, yine bilinçli tercih. Hep aynı ortamda yapacak bir şey bulamadan, durağan bir hayat yaşananın sıkıntısını anlarım. Bir kişiye üç kişiye neyse artık, olduğu yerdeki rahatsızlıklarını, ortamı anlatmasını anlarım, fakat; defalarca defalarca aynı şeyi ufak tefek farklarla bu kadar çok kaleme almasını anlamakta yetersiz kaldım. Mektuplar bitince yazdığı oyun başlıyor, o da elli altmış sayfa kadar (ikiye bölün lütfen). Oyunun ismi, bir oyun yazıyorum söylemi, neredeyse oyunun kendinden daha uzun. İki kişilik oyunda, oyuncular çırılçıplak olacak, ismi “Sırttaki Mor Yürek, Sırtındaki Yürek, Sırt Kalp, Sırt Yürek, Sırtlan Yüreği” vs vs. Yaşasaydı oyunu sahnelenir miydi? Nasıl bir başarı sağlardı? Yine soru işareti. Oyun sonrası çöl döneminde okuduğu kitapları değerlendiriyor, notlar alıyor. Bazılarını ben de okuduğum için, tekrar okusam satır satır söyleyeceğim başka sözler de olacak. Hele okuduğum için net bildiğim Freud’un “Totem ve Tabu” kitabı, madde madde özet çıkarılmış, muhtemelen ezbere katılmak istenen kısımlar listelenmiş. Okuduğu her yazardan, her eserden etkilendiğini özgün kalmakta zorlandığını gördüm, kaldı ki onun kalemini, tesirinde kaldıklarından arındırmak için, bir okuma listesi oluşturup süzmek, karşılaştırmalarla mümkünsüz değil. Gençtir heyecanlıdır, çok okuyanın kendini çevresel faktörlerden ya da okuduklarından izole edip, ari bir dil oluşturması zordur, bu benim bile kitapları değerlendirirken çekindiğim durum. Nerdeyse anı anına okuduğu eserleri paylaşma konuşma, karşılıklı eleştirme arzusu belki onu her okuduğunu, yazdığına yansıtır hale getirmiştir. Ben bunu hep genel olarak, yeni öğrendiği kelimeyi olur olmaz her yerde kullanan çocuk literatürü olarak değerlendiriyorum. Yaşamı boyunca yayımlanmış eseri yok, eşi şiir yazdığından haberim yoktu demiş (kimler neler demiş? Ölümü dahil pek çok spekülatif şey var) Oysa mektup yazdığı şahıs şairse, şu şiirimi de ekliyorum diyerek, onlara şiirlerini göndermiş. Aldığı notlar arasında rüyaları da var, tutulan bir günlük dahi olsa, rüyamda babamla ilişkiye giriyordum diye “ensest” ilişkinin neden kişisel kalsa bile, kayıt altına alındığını yine anlamlandıramadım. Çok mu yazdım acep :) Neyse sona geliyorum. İntihar mektubunun da yer aldığı kitapta, eşine şiirlerini yayımlatabileceğini söylüyor. Sevdiklerinden, canından geçmiş birinin, ölmeden önce şiirlerini daktilo edip, intihar notuna iliştirmesi yine yeni bir soru işareti. Daha da yazmamak için tutuyorum kendimi. Son iki sorumdan ilki, neden kitapların eşinin soyadı ile basılmadığı. Edebiyat camiasında en az bir kitabı olsa ve o kitapla tanınırlık kazansa? İkinci ve son sorum verdiğim 43 lira nereye gidiyor? Marmara kitaplarının geliri nasıl değerlendiriliyor. Kitabı tavsiye listeme almadım. Sevenlerini üzmemek için de, birçok düşüncemi içime attım. Ama şunu anladım ki, gerekli çevreye sahipsen, edebi başarın/başarısızlığın ne olursa olsun, öldükten sonra bile ünlendirilebilirsin. Saygılarımla..
Defterler
9.3/10
· 327 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
67
Kuş Yürekli
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)'i inceledi.
140 syf.
·
Puan vermedi
“Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim, arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye veda edeceğim.” diye yazmıştı Nilgün Marmara. O hayatın içinde bir gölge gibi yaşarken umutları hataları, kırgınlıkları, üzüntülerinden kimseye bahsetmedi. Daha güçlü görünmeye çalıştı belki o kadar güçlü değildi ve zamanla bu güçlü olma rolünden yoruldu ve hayattan yollarını ayırdı.. Eşi bile onu her daim cok severken en büyük yabancıydı ona karşı. Çünkü o öldükten sonra bir röportaj da şunları söylemişti: “Şiir yazdığını bile bilmezdim, bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı.” Kocasının bu sözleri söylemiş olmasından onun bu dünyaya ne kadar yabancılaştığını görebiliyoruz. Düşünsenize aynı hayatı ve bir ömrü paylaştığınız eşiniz neler yaptığınızdan haberi yok.. Nilgün Marmara’nın kısa da olsa hayatını okumanızı tavsiye ediyorum. Ondan sonra şiirlerini okuduğunuz zaman daha iyi anlayabilirsiniz. Vasiyeti üzerine basılmış olan ‘Daktiloya Çekilmiş Şiirler’ kitabını severek okuyacağınıza eminim.
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)
OKUYACAKLARIMA EKLE
12
Büşra T.
Defterler'i inceledi.
535 syf.
Kitap incelemesi değil, bir Nilgün hasretidir bu.
Nilgün... İç yangınım. Hüzün sebebim. Ruhuma bir anne gibi sahiplendiğim. Sahipsiz bırakılmış gibi hissedilme sebebim. Yıllar, yıllar önce bir yerde denk geldiğim bir söz vardı. Kısacık bir söz; "Hayatın neresinden dönülse kârdır." Okumakla bertaraf olmuştum sanki o an. O an varoluştan yok oluşa giden tüm yollar gözümün önüne serilmeye başlamıştı. Bu sözün kime ait olduğunu öğrenmek için internete yazdım. Eli çenesinde, yorgun, gülmeye yeltenmiş ama becerememiş, küçük bir kız çocuğu gibi kaşlarının hizasına kadar kesilmiş kahkülleri olan, yüzünde tanımlayamadığım anlamlar taşıyan bir kadın çıktı karşıma; - Nilgün Marmara. O an sahiplendim onu. İçime yerleştirdim. Hüznüme arkadaş eyledim. Beni anlayacağına emindim. Biraz araştırdıktan sonra, hüznüme arkadaştan ziyade, hüznümün sebeplerinden biri de o oldu. Sanki yıllar boyunca annesini arayan, bulduğu gün onu toprağa gömen bir evlat gibi hissettim o gün kendimi. Eli çenesinde olan, üzerinde "Hayatın neresinden dönülse kârdır." yazısı bulunan fotoğrafın çıktısını aldım. Odamda, yatağımın tam karşısına astım. Sonra oturup karşısına saatlerce ağladım. Anlatıp anlatıp ağladım. Sanki beni dinliyordu. Sanki beni hissediyordu. Baktım ağladım, konuştum ağladım, sustum ağladım. Uyudum, uyandım yine ağladım. Onun dertleri yetmezmiş gibi bir de ben tüm derdimi sıkıntımı ona açtım. Mahzun mahzun eli çenesinde dinledi beni. İçselleştirdiğim oldu benim. Nereye gidersem gideyim, içimde taşıdığım oldu. Bu kitabı ise uzun süredir okuyup okumamak arasında kararsız kaldım. Defalarca elime aldım, defalarca geri bıraktım. Çünkü okumadığım son kitabı buydu. Bunu da okuduğumda sanki konuşacaklarımız tükenecekmiş gibi hissediyordum. Başlamaya cesaret edemediğim bu kitabı bugün bitirdim, konuşacaklarımız tükenmenin aksine daha çok arttı. Eşi Kağan'ın işi dolayısıyla gittiği Libya'da yaşadığı iç sıkıntısını anlattığı mektupları, günlükleri ve karalamaları bulunan bir kitap bu. Aslında hiç basılmaması, okutulmaması gereken, Nilgün'ün basıldığından, yayımlandığından haberi dahi olmadığı bir kitap. Çünkü bu kitap basıldığında o çoktan ırmağın akışına müdahale edip, hayatına son vermişti. Okunması için yazılmış şeyler değil bu kitapta bulunan hiç bir şey. Hepsi bir iç sıkıntısının yansıması. Ve bir intihar mektubu. Gerisi kocaman bir hiçlik.. Herkese hitap eden bir kitap da değil. Sebebi ise okur çoğunluğunun kitapta bir kurgu, olaylar zinciri vs. arıyor olması. Ancak "Defterler" canı sıkıntı sınırında olan bir kadının içini kağıda dökmesi ve ölümünden sonra eşi tarafından tüm bu günlüklerin bir araya getirilmesinden oluşturulmuş bir kitap. Boğazım düğümlenerek okuyup bitirdim ben. Bu Defterler şimdi içimde ayrı bir yangın yeri. Nilgün.. Hüzün sebebim. Rahat uyu, kuşlara iyi bakacağız.
Defterler
9.3/10
· 327 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
25
Mete Özgür
Kırmızı Kahverengi Defter'i inceledi.
121 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
UYARI! İntihara meyyal arkadaşlar uzak dursun. Nilgün Marmara, Ece Ayhan deyimiyle "Dünyayla yaralı" bir kadın. Kitap, ismini Nilgün Marmara'nın yıllarca herkesten gizli tuttuğu kırmızı ve kahverengi kaplı günlüklerinden alıyor. Günlükler Marmara'nın kişisel notlarından ve film, kitap-dergi alıntılarından oluşuyor. Ayrıca kitapta bu günlüklerden kendi el yazısıyla yazılmış parçalar da yer alıyor. Nilgün Marmara, intihar notunda "Daktiloya Çekilmiş Şiirler"in basılabileceğini belirtiyor. Fakat yine günlüklerinden bahsetmiyor. Yani Nilgün Marmara günlüklerini, intihara yürüyen Cesare Pavese'nin "Yaşam Uğraşı" ve Tezer Özlü'nün "Kalanlar"ının aksine kitaplaştırmak için yazmamış. Bu da "Kırmızı Kahverengi Defter"i çok daha önemli bir hale getiriyor. Büyük tartışmalardan sonra kitaplaştırılmaya karar veriliyor. Durumun etik olup olmadığı tartışılabilir. Ama Nilgün Marmara'yı tanımak açısından oldukça önemli. Nilgün Marmara'nın kitaplarını okuduktan sonra; "Dünya'nın bütün arka bahçelerini gören", 'dünyayla yaralı bir kadın'ın, 29 yıllık kısa yaşamı boyunca bir intihar için yeterince argüman biriktirdiğine siz de şahit olacaksınız. Kırmızı Kahverengi Defter bunlardan en önemlisi.
Kırmızı Kahverengi Defter
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
83