Nisan Aygün

Nisan Aygün

Çevirmen
8.9/10
1.050 Kişi
·
Okunma
·
3
Beğeni
·
788
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
456 syf.
·5 günde·Puan vermedi
  Jack London. Aşkı anlatışı, aşkın kendisinden daha güzel..

Eserlerinin sadece sınırı olmayan hayal gücünden kaynaklanmadığını, hayatından kesitleri öyle ya da böyle bir şekilde eserlerine yansıttığını kolaylıkla anlayabilirsiniz. Gerçekçilik-yaşanmışlık hissi size ulaşıp, sizi sarmaladığında kuşkuya yer bırakmıyor çünkü.
Martin Eden kitabı ise Jack London'ın yarı otobiyografik romanı denilebilir. Kendinden oldukça fazla izler taşıyan bir roman. Yazarın kendisini parça parça sunduğu romanı bu ise gerçek hayatı kim bilir nasıldı diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Buzdağının görünen küçük bir kısmı olduğunu düşünebiliriz sadece.
Martin Eden'ı okumak başlı başına bir hayat tecrübesi olsa gerek. Bilerek uzatarak, sindire sindire okuduğum bir romandı.

Martin Eden ait olmadığı bir dünyaya tesadüf eseri adım atıyor. Bu yeni dünyaya uymayan bir görüntüsü var. Zor geçirilmiş bir yaşamın kanıtları olan kaba vücudu ve konuşmasıyla eğreti duruyor girdiği ortamda. Onlara kıyasla yetersiz ve bilgisiz. Kendi dünyasıyla onların dünyasının arasında derin bir uçurum söz konusu. Alışık olduğu söz ve davranışlar, genelde uygun olmayan şeyler. Onun hayatında eğitimli olmak, nezaket kurallarını bilmek ve kendini geliştirmek gereksiz; adım attığı dünyada ise bunlar bir gereklilik.
Martin Eden'ın görünüşü nasıl ki yeni girdiği ortama uymuyorsa, parlak zekası da eski yaşamına uymuyor. Çünkü bu kaba saba adamı yüzeysel incelemeyi bırakıp altında yatan adama baktığınızda onda daha farklı şeyler olduğunu, bir potansiyel olduğunu fark ederdiniz. Martin Eden vaat eden bir adamdı. Hayalleri, ilgileri ve istekleri vardı. Bu yüzden her ne kadar korksa da buraya uyum sağlayacağına dair kendine güveni tamdı. Hırslı ve azimliydi.
Gözlerinizi açtığınız dünyayı değiştiremezdiniz belki ama gelecekte nasıl bir hayat yaşayacağınız size bağlı olabilirdi. Martin Eden da bu düşünceyle harekete geçecekti. O zamana kadar pes etmeden, savaşarak hayatta kalmıştı. Çok çalışmaktan gocunmaz aksine hoşuna giderdi. Ancak Martin sadece beden gücüne dayalı çalışmaktan, kaba saba olmaktan , eğitimsizlikten ve yoksulluktan sıkılmıştı. Ona göre değildi bu yaşam. Estetiği, güzelliği, bilgiyi seviyordu. Lüks evler, güzel insanlar, akıl ve sanat istiyordu hayatında. En çok da böyle bir dünyaya ait olan bir kızı istiyordu. Ruth'u..
Martin Eden' ın sınıf atlama isteği yoktan var olmamıştı tabi ki. Gördüğü süslü hayatlar değildi sadece sebep. Ruth' la tanışmıştı ve o andan itibaren hayatının amacı o kıza layık olmaktı. Ruth'a karşı safi bir aşk beslemeye başladı. İlk aşkın heyecanını, acemiliğini her şeyiyle yaşadı..

Ruth ise aşkı sadece kitaplardan, ebeveynlerinin örnek evliliğinden bilen genç bir kadındı. Bu kaba saba genç adam hayatına girdiğinde onda bir şeyler derinden sarsılmış ama tam olarak ne olduğunu kestirememisti. Onun için Martin, değişik bir hayatı olan, ilginç bir adamdan ibaretti. Ruth Martin'e daha iyi bir adam olması için yardım etmesi gerektiğini düşündü. Bunun sebebi ona acıması ya da ilgi çekici bir adam olmasından kaynaklanıyor olabilirdi. Başka bir sebebi olamazdı ona göre. Her şeyden önce Martin onun kafasındaki erkek tanımına uymuyordu. Kafasında çok fazla önyargı ve kalıpların olduğu bir kadın vardı genç adamın karşında.
Martin Ruth' a giden yolun yazarlıktan geçeceğine kendini inandırmış, Ruth ise Martin' i daha iyi bir adam yapmak görevine kendini adamıştı. Kafasındaki erkek kalıbına uygun hale getirmek, farkında olmadan sevebileceği bir adam inşa etmek istiyordu...

Yazarlığı amaç değil, sevdiği kadına ulaşmak için araç olarak gören Martin Eden'ın serserilikten yazarlığa doğru geçiş serüvenine tanık olacaksınız. Tabi ki de bu romanı, sadece yazarlık serüvenin anlatıldığı bir roman diyerek küçümseyemem. Bu serüvenle birlikte hiç yaşamadığınız bir hayatın tecrübelerini de edinmiş olacaksınız.
Hiç bitmesini istemediğiniz bir hayat dersi gibi Martin Eden..
Keyifli okumalar.
456 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Çok keyifle okuyup bitirdiğim Martin Eden... Aşkın, ezilmişliğin, hırsın, azmin şövalyesi...Hikayenin ta en başında severek okuyacağıma kanaat getirmiştim. Kendisiyle her bakımdan farklı, soylu, kültürlü başka bir dünyadan olan Ruth'a aşık olmasıyla başlayan ve bu uğurda çevresindeki tüm inanmayanlara verdiği mücadeleyi anlatan bir hikaye... Yazarlık aşkı uğruna kıyafetlerini bile rehin veren, meteliksiz olsa da dünyasına başkaldıran ve hiç vazgeçmeyen bir denizci o. Bence bu kitabın en önemli vurgusu; sadece aşk değil de bir insanın hayatında herhangi birşeyin tetiklemesiyle,kendisini farklı bir dönüm noktasında hissettiğinde para, kolej, eğitim, okul, sertifika olmadan da eğer isterse kendisini nasıl geliştirebileceğinin, nasıl cehaletten sıyrılıp bambaşka bir boyuta geçip eğitimli bir profil yaratabileceğinin kanıtıdır. Bir insanın hiçken nasıl küllerinden doğduğunu, nasıl herşey olduğunu çok yalın bir dille anlatmış yazar.Tutku ile yaptığımız, uğruna uğraş verdiğimiz her ne ise sırtımız sıvanmasa da, takdir görmese de yoğunluğun zevkine hitap etmese de yapmaktan vazgeçmemeyi öğreten hikayenin kahramanı Martin Eden'i okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
456 syf.
Spoiler içerir.İçermezse- benim için- inceleme değildir.
Martin Eden.Londonlı gerçeklikten Edenli kurgusallığa akışın keskin,sınırsız ,olağan bir biçimde evrildiği bir 20.yüzyıl Amerikan rüyası(!) romanı. Kitap Eden’in doğumuyla başlıyor. 21 yaşında soylu burjuvazi dünyasına gözlerini açıyor.Morseların evine attığı çekingen,kaba,hantal ilk adımla güzelliğe,aşka,edebiyata bilincinin tüm duyularını vakfediyor.Soylu ve solgun güzel Ruth Eden’e aşkın aşkın gücünü gösteriyor.Eden için hayatta yeni yollar ve amaçlar açılıyor.O artık sevgilinin bir busesi için canını vermeye hazır çılgın aşık evresine giriyor.Doğum dememin sebebi de aslında burda başlıyor.Yaşamak için bir sebebi olmayan rüzgarın önündeki yaprak misali savrulan Eden yaşamında ilk kez bir amaca tutunuyor.Bu amaç da onun gerçek doğumu aynı anda sonun başlangıcı oluyor.Aşka layık olabilmek için okuyor,okuyor,okuyor Eden.Ruth’a ,onun asilliğine,ahlaki değerlerine,beğenilerine ulaşabilmek için yoksulluk uçurumundan burjuvazi zirvesine kendini paralarcasına tırmanmaya gayret ediyor.Kitap boyunca buna tanıklık ediyoruz.Amerika’nın yoksul gettolarını,açlığı,veresiyeyi,kiraya verilen eşyaları,19 saat çalışan asgari ücretliliği.Kitap boyunca katman katman açılan evrensel yokluğu,sınıf farklılığını.okudukça da yazıyor Eden.Yazmak bir zorunluluk haline gelene kadar okuyor Eden.Sonra okunulmak ihtiyacı ve Ruth’a layık olma hayaliyle defalarca reddedilse de yazdıkları dergilere,gazetelere gönderiliyor.Parasız,ünsüz yazar yazar olamayacağı için hayallerinden vazgeçsin istiyor Eden’in tüm çevresi.Yazarak yaratma,yeniden şekillendirme,’’aydınlansın diye şu kirli yüzler’’ asıl amaç olunca yazmaktan değil yar olmaktan geçiyor Eden.Sonrasında herkes sırtını dönüyor.Kitabın burasına kadar burjuvazinin soyluluğuna aşkın yüceliğine inanan Eden yaşamda bir amaca tutunup yazdıklarının bir gün ınsanlara ulaşacağı inancıyla öldürücü yoksulluğa inat yaşama tutunuyor.Gün geliyor Eden ‘in ünü Amerika sınırlarını aşıyor.Kitapları yok satıyor.Eden’in elinde ikiyüzlü bir aşk,nihilizmden
,sosyalizme,bireyciliğe her fikre bulanan ama hayatında tatbik edemeyen bir Eden kalıyor.özünü yitirmiş kabuk bir adam.Dosto’nun dediği gibi ‘’Hayattan çok şey öğrenen insanlar neşeli ve mutlu kalamazlar.’’Çok şey öğrenmenin bedeli de yaşayarak ödenmiyor.Yaşamının sağlamasını zıddıyla yapmak istiyor Eden tıpkı nasıl mücadele ettiyse yaşarken.
Şimdi diyebilseydim derdim Eden’e.’’Her ihanet sevgiyle başlar.
’’Yirminci yüzyıl bir kelebeği bile intihar ettirebilir.’’
Londan Eden’i yazdı,Eden ise London’ı yaşadı ve yaşattı.London yazdığı için yaşadı,Eden yaşadığı için…
456 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı okumaya başladığınızda kendizi karakterlerden biri gibi hissediyorsunuz. Burjuvazinin eleştirildiği ve sınıf farklılıklarının yaşamda büyük oranda değişiklikler oluşturduğunun açıkça kanıtı olan bir kitap.
Martin Eden'in "bu kitaplar yazılmıştı " feryadı , insana verilen değerin saygınlıkla ve parayla doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor.
"Açlıktan ölmek üzere olduğum zamanlarda beni görmezden gelen insanlar şimdi beni yemeğe davet etmek için sıraya giriyor."
456 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10 puan
İçten içe bu kitap için inceleme yazmak haddim değil diyorum ve ne yazarsam yazayım yetersiz gelecek gibi ama o kadar beğendim ki biraz da olsa düşüncelerimi yazmak istiyorum.
Mutlaka duymuşsunuzdur, Jack London’ın bu kitapta Martin Eden karakteri üzerinden kendisini anlattığı söylenir tabi ne kadar doğru bilemiyorum. Kitabı oldukça beğendim aşk kitaplarını sevmiyorum ama burada Martin Eden karakterini, sevgisini, mücadelesini, düşüncelerini, hayata karşı tutumunu oldukça sevdim.
Konu olarak aşk desek de farklı felsefi fikirlere yer veren kitabımız oldukça da akıcı. "Aşk" Eden'ı baştan ayağı değiştirip yeni bir dünya yaratıyor ve bu dünyada bizler olsak sevgili Martin ve onun harika zekasına çoktan kapılmış olurduk diyorum.

Sevgili Martin iyiki yollarımız kesişti. En sevdiğim karakterlerden biri olacaksın hep :)
Okumayı düşünenler hemen başlasın,iyi okumalar :)))
456 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
Jack London’ un yarı otobiyografik romanı Martin Eden, aşkı uğruna eğitimsiz genç bir işçiden başarılı bir yazara dönüşüm mücadelesini anlatan bir kitap. Jack London’ un okunması anlanması gereken önemli romanlarından biri Martin EDEN. Daha önce ismini çok duyduğum, hatta filmi bile olan bu kitabı neden şimdiye dek okumadığıma hayret ettim.

Okurken adeta kendimi romanda bulduğum, kahraman ile yeri geldiğinde bütünleştiğim, onu ruhumda hissettiğim bir roman Martin EDEN. Hayata bakış açısı, verdiği mücadele, hissettiği aşk, kendi oluşu, kimsenin onu değiştirmesine izin vermemesi, kararlı ve dik duruşu beni en çok etkileyen noktalardan oldu. Yeri geldiğinde içinde oluşan o aşk kıpırtısını kendi yüreğimde hissettiğim bir kahraman…

Böylesine kendimi bulduğum ve derin duygular hissettiğim bu kitapta siz nasıl kendinizi bulursunuz onu bilemiyorum ama okunmasını tavsiye ettiğim kitaplar arasında olacak hep Martin EDEN.

Hayatını denizlerde geçiren bu kahramanın hayata tutunma mücadelesine şahitlik edeceksiniz. Hoşlandığı kız ile arasında aslında sınıf, eğitim ve maddi farklılıklar olmasına rağmen mücadeleyi bırakmadan hem okuyup hem çok çalışan bir kahramandır Martin…

Martin’in umudu ve hayali hiçbir zaman bitmez. Bu özelliği benim en çok dikkatimi çeken ve onda kendimi bulduğum noktalardan… Sizin de kitap kahramanlarında kendinizi bulmanız dileğiyle..
515 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Martin Eden küçüklükten beri hayat mücadelesi vermeye çalışan bir adamdı. 11 yaşında kendinden 2 yaş büyük bir çocuktan dayak yemiş. Her gün tekrar tekrar kavga etmiş. Dayak yemiş. Tekrar gitmiş. Dayak yemiş. Tekrar gitmiş. Pes etmek nedir bilmeyen bu adamın pes etmeme arzusu, hırsı her zaman devam etmiştir. 20 yaşlarının başında bir akşam yemeğinde kendinden sınıfsal olarak çok ötede Martin Eden’in deyimiyle “burjuva sınıfından” olan bir kıza aşık olmuş. Bu öyle bir aşk ki Martin Eden’in onun kalbini kazanması için yaşamının bütünüyle değiştirmesine, cahilliğini yenmesine, kızın etrafındaki erkeklerin entelektüellik seviyesine ulaşmaya çalışmasına, kendinden her an fedakarlık etmesine yol açmıştır. Martin Eden kendini kütüphanelere kapatmış, aşkını kazanmak için her gün yeni şeyler öğrenmeye çalışmış, okula gitmeden istediği bilgileri nasıl elde edeceğini öğrenmek için çabalamıştır. Kitap okurken yazılar yazmaya başlamış, ufak çaplı denemeler kaleme almıştır. Bu yazma aşkı, sevdiği kızın onun ancak önemli bir kişiye layık olduğunu düşünmesinden yola çıkmış, bu aşkla sürekli yeni denemeler, hikayeler, şiirler yazıp dergilere göndermesine yol açmıştır. Her dergiden sürekli olarak reddediliyor, yılmayıp tekrar yeni şeyler üretip tekrar gönderiyordu. Bunlar devam ederken sefaleti görmüş, aç kalmış, eşyalarını rehin verip, faizlerle borç almıştır. Martin Eden, kitaplardan öğrendiği her şeyi diğer insanların okullarda zaten öğrendiğini düşünüp, büyüyen ve bu insanların kutsal birer varlık olduğuna inanan biriyken, onlarla konuşup, kendini kıyasladıktan sonra onların aldıkları eğitimin altlarının doldurulmamış, sadece ellerinde birer kâğıt parçası, bir diplomadan ibaret olduğunu görmüş, sınıfsal ayrımı ayaklar altına almış, onları bilgileriyle ezmiştir. Martin Eden bilgiyi elde ettikçe yalnızlaşmış. Üstlerinde güzel elbiseler olanların, isimlerinin önlerinde güzel sıfatlar bulunduranların birer hiç olduğunu fark etmiş, sefaletten kurtulmuş, zamanında onu reddeden, küçük gören, onun yapabileceklerine inanmayanların paranın, şöhretin elde edildikten sonra nasıl köpeği olduklarını görmüş. İnsanların bu yapmacıklıkları karşısında daha çok yalnızlaşmış ve şaşırmış bir insandır. Martin Eden bana bu pes etmeme arzusuyla Alibaba’nın kurucusu Jack Ma’nın her başvuru yaptığı yerden reddedilmesine rağmen, yılmayıp devam etmesini, hayatını kazanmak için hep bir fırsat aramasını ve sonunda Alibaba’yı kurmasını ve zengin bir adam olmasını hatırlattı. Martin Eden deyim yerindeyse benim gözümde bir bilgi efendisi bir kraldır. Herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ediyor, incelememi tamamlıyorum.
456 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Tek solukta hiç sıkılmadan bitirdiğim bir romandı. Bir kitap hiç mi sıkmaz. Hiç mi bu ne saçmalık dedirtmez. Çok sağlam konusu ve kurgusuyla ayakta alkışlanacak bir kitaptı. Jack London'un otobiyografisi denilecek bir yazı. Hikayemiz ise fakir ama gururlu bir çocuğun aşık olmasıyla hiçlikten sonsuzluğa kadar ilerlemesini anlatıyor. Kitabın ilk bölümünde anlatılan aşk karşısında gerçekten duygulanacaksınız. Daha fazla bilgi verirsem spoiler olacağını düşünüyorum .Dili sade ve hikaye çok akıcı. Herkesin okumasını isteyeceğim bir kitaptır. Okuyun okutturun.
456 syf.
·10/10 puan
Martin’in kendinden bu kadar eminken başlarda kabul görmemesi.. Zaten en ünlü sanatkârlar da böyle değilmiydi. Van Gogh, El Greco, Stefan Zweig, Mozart, Nietzche...Toplum değerli olanın değerini her zaman geç anlıyor. (Her anlamda) Başarı Martin için bir amaç değil araçtı. Gözünde büyüttüğü aşkına ulaşabilmek için bir araçtı. Aşkı kaybettiğinde başarısıda onun için hiçbir anlam ifade etmiyordu. Daha da kötüsü yapmacıklıklarla sahteliklerle dolu bir hayatın içine atmıştı kendisini. Okuduğum en iyi romanlardan biri oldu. Daha üzerine yazacak çok şey var ama uzatmayıp son olarak bu kitaba çok uyan bir Dostoyevski alıntısı ile bitirmek istiyorum.
"Bir amaç ve içinde bu amaca ulaşma isteği olmadan hiç kimse yaşayamaz. Amacını, umudunu, kaybedenler de çoğu kez korkunç birer canavar kesilirler..."