Nusret Hızır

Nusret Hızır

YazarÇevirmen
7.5/10
55 Kişi
·
5
Okunma
·
26
Beğeni
·
779
Gösterim
Adı:
Nusret Hızır
Tam adı:
Abdülbaki Nusret Hızır
Unvan:
Türk eğitimci, Akademisyen, Felsefeci
Doğum:
İstanbul, 1899
Ölüm:
İstanbul
Nusret Hızır, 1899’da İstanbul’da doğdu. Almanya’da fizik, matematik ve felsefe öğrenimi gördü. 1934’te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde Hans Reichenbach’ın asistanı oldu. 1937-1942 arasında Türk Tarih Kurumu’nda uzman olarak çalıştı. 1942’de dışarıdan doçentlik sınavı vererek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyesi oldu. 1941-1948 arasında Dünya Klasikleri’nin çevrilmesinden sorumlu "Tercüme Odası" adlı Kurulda bulundu. 27 Mayıs 1960’tan sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı. 1963’te Paris’te Yüksek Öğretmen Okulu’nda (École Normale Supérieure) felsefe dersleri verdi.

1962’de yeniden göreve çağrıldığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki derslerini ve Türk Tarih Kurumu’ndaki danışmanlığını, emekliye ayrıldığı 1968 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde felsefe ve mantık dersleri verdi. Türkiye’de mantık ve bilgi felsefi üzerine kurulu bir felsefe anlayışının yerleşmesinde önemli payı olan Nusret Hızır, 1945’te kısa bir süre Ant dergisinde yayımladığı yazılarında faşizmin kaynaklarına ilişkin tezler ileri sürdü.

1949-1950’de Yaprak dergisinde çıkan yazılarında ise felsefe kavramlarına açıklık kazandırmaya çalıştı. Erasmus, Leibniz, Nietzsche gibi bazı düşünürlerin yapıtlarını Türkçe’ye çevirdi. Dergi yazılarının bir bölümünü 1976’da Felsefe Yazıları’nda topladı ve bu yapıtıyla, 1977’de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü’nü aldı. Ölümünden sonra asistanı Füsun Akatlı tarafından derlenen öteki yazıları, Bilimin Işığında Felsefe ve Geride Kalanlar adıyla basıldı. Füsun Akatlı’nın “Çağdaş ve Çağcıl bir Rönesans adamıydı” dediği Hızır, felsefe, mantık, fizik ve matematik dışında, tarih, dil, müzik ve edebiyat alanlarında da büyük bir birikime sahipti.

Nusret Hızır 8 Mart 1980'de İstanbul’da öldü.
Hegel’de hayran olduğum fakat gülünç bulduğum şeyler var. Hegel pasaklı kadının dolabı gibidir. İşlemeli ipekli elbiseyle kirli çoraplar yan yanadır onda.
Teo Bey (Grünberg) demin, mantığın kendi başına değeri olan bir disiplin olduğundan söz etti. Ben de ona katılıyorum. Gayet tabiî. Ama ben şu şekilde katılıyorum: Mantık, bir üst-dil olarak bu değere sahiptir. Yani, heryerde katkısı vardır, heryerde üst-dil olarak katkısı vardır diyorum ben. Fakat biz burada mantık meselesini neden dolayı konuşuyoruz? Kendileri, bu mantığı liseye soktuktan sonra, onu felsefe ile bağdaştırmak istediklerini söylüyorlar, ve felsefenin de belirli bir tanımını veriyorlar; bu mantıktan dolayı felsefenin belirli bir tanımım veriyorlar. Ondan dolayı burada tartışma yapılmıştır. Yoksa, gayet tabiîdir ki, bir üst-dil olarak mantık kendi başına değeri olan bir disiplindir.
Toplumlar ne zaman ölürler? Yanıtı: Ne zaman kültür, kültür olmaktan çıkar ve uygarlık olursa.
Nusret Hızır
Sayfa 93 - ADAM YAYINLARI/Birinci Basım: Haziran 1987/ “Der Untergang des Abendlandes” (Batının Çöküşü)TARİH MORFOLOJİSİ>SPENGLER<
272 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Bence, ne kadar delilik cinsine sahipsek, o nispette daha mutluyuz. Bu cins o kadar genel ve o kadar yaygındır ki, ömrünün her saatinde bilge olan ve kudretimin herhangi bir etkisini ara sıra duymayan bir insanın, dünya yüzünde bulunduğundan şüpheliyim.
#erasmus #deliliğeövgü
Rönesans hümanizm akımının öncüsü olarak tanıdığımız Rotterdamlı Erasmus, Augustin tarikatına girerek rahip olur ancakhiçbir zaman geleneksel olarak rahip olarak ön plâna çıkmaz. Bunun sonucunda da kendini bilime adamak istediği gerekçesiyle dini mecradan "cüppe giymeme" iznini alır. Birçok aydınla tanışıp, bilim ve sanatı aynı çatı altında toplar. Antikçağ düşüncesinin Avrupa' da yayılmasına büyük katkı sağlar.
Deliliğe Övgü eseri Ersamus' un canlılığını, çekiciliğini, bilgisini aktardığı; günümüze kadar değişmeden korunabilmiş tek yapıt olma özelliği taşır. Bu kitabın taslağı, 1509 yılında Italya'dan İngiltere' ye yaptığı yolculuk sırasında dostum dediği Thomas More' un evine vardıktan sonra kaleme alır. Kitabını da Thomas More' a adar.
Gelelim kitaba. Eser gülmece türünde iki temel görüşü barındırıyor. Birincisi "Gerçek Bilgelik" deliliktir görüşü. İkinci görüş ise, "Kendini Bilge Sanmak" yani kendini bilge sanmak; gerçek deliliktir.
Delilik, kendi kendine övgüler yağdırır. Özsaygı ön plâna çıkar. Delilik, insan yaşamının her evresinde(çocukluk, gençlik yaşlılık)dostlukta, savaşta, politikada her zaman egemendir. Çağlar boyunca da bağnazlığa karşı kaleme alınmıştır.
"İnsanların mutluluğunu nesnelerin kendinden ibaret sanmak, çılgınlığı aşırıya vardırmaktır. Bizi yalnız kanaatler mutlu eder."
Diyeceğim o ki, hepimiz azda olsa deliliğe adım atmış bulunmaktayız
Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim❤
272 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Hümanizm ortaya çıkaranlardan olan din adamı Erasmus'un arkadaşı Thomas More için kaleme aldığı ve birkaç günde bitirdiği ; mizahla beraber ağır yermelere ve felsefeye sahip yoğun bir kitap.

Dönemin sistemini özellikle din adamlarının halkı nasıl uyuttuğu hakkında güzel yergilere sahip. Kadınların kilise tarafından nasıl ikinci sınıf sayıldığı - hatta daha geride kaldığı- o yüzden Deliliği de dişi olarak konuşturmuş kitapta. Kadınların ve çocukların deliliğe ait olduğunu varsaymış bir yandan.

Daha kapsamlı bir araştırma yapıp okumak isterdim. Antik Roma filozofları ve felsefesi, Roma mitolojisi ve 15.yy kilisenin insanlara dayattığı olaylara hakim olmak gerekiyor. Roma mitolojisindeki kişileri dipnot olarak yazmış olsa da her birini araştırmak için zaman gerekli. Bunlar hakkında okuma yaptıktan sonra tekrar okuyacak olduğum bir kitap. Bunun yanı kitabı atfettiği filozof ve yine dönemin din adamı olan Thomas More ın kitaplarını da okumak istiyorum.

Bunlar dışında size katkıları büyük olacaktır ama bir yanınız hep eksik kalmış olacak.
272 syf.
·8/10 puan
Erasmus, yaşamdaki her hazzın ve mutluluğun altında delilik(ahmaklık, budalalık) olduğunu vurgulamış. İlim ve sanat erbaplarının bekledikleri saygı ve şöhretin, emeklerinin karşılığı olduğuna inanmalarının altında, insanların kendilerine duydukları saygının altında hep delilik olduğundan bahsetmiş.
272 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10 puan
Eser gayet güzel Rönesans ve reform etkinliklerinin altın çağında yazılmış. Kilisenin içinde yaşayan Erasmus kiliseyi eleştiriyor. Ama birebir değil. Delilik elbisesi altında tabii ki. Kilise suçlu, Olimposdaki tanrılar suçlu kabahatli hatta deli, kadınlar zirdeli, filozoflar çubuksuz deli. Herkes deli. Martin luther king i sevmiyor neden çünkü o halktan biri. Halk cahildir. Delilik cehaleti sevmez. Üst seviye bir durumdur. Mektup, Thomas Morus a yazilmis olan gayet güzel bir mektuptu. Neden 6 puan diyeceksiniz. Bir öğretisi yok. Akılla ilgili bir anlatısı yok. Kitapta yazar elit sınıflara seslenmiş halktan o kadar uzak ki. Sefalet içindeki insanlar deliliğin alâsını yaşıyor. Bir nevi diyor ki elestirdigim insanlar aslında akıllılar gibisinden. Bilemiyorum aklıma o kadar çok insan geldi ki üniversite yüksek lisans zamanlarımda ki o salak öğretim görevlileri falan. Bir yer de haklı buldum diyor ki bazi şeylerin azcigi olmaz. Ya hep ya hiç olmalı. Bir de diyor ki genç yaşta bilgelikle tanisanlarin yüzlerindeki gülme gider. Bilgelik yüktür. Çocukluk ve yaşlılık delilikle eş değer en tatlı zamanlardır. Bu kelimeler hoş
Okunmalı mi belki Sokrates ne diyor, cevabı kendiniz bulun
Başkalarının bayat cevapları ya da laflariyla konuşmayın.
272 syf.
·8 günde·3/10 puan
Kitap ilk başlarda iğneleyici bir dille yazıldığından ve bolca hiciv kullandığından dolayı ilgi çekici ve hoş gelse de, bütün kitap boyunca toplumdaki çeşitli rollere Tanrı gibi bakıp onlar hakkında konuşması bir vakitten sonra - bana göre- kitabı biraz sıkıcı bir hale getiriyor. Gerekli-gereksiz her şeye sonuna kadar eleştiri getirmesi ve bunu fazlaca uzatması bana Erasmus'un şimdiki zamanda yaşasaymış muhtemelen Yılmaz Özdil olacağını düşündürdü.
272 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Mizah diliyle yazıldığını dile getirse de yazar önsözünde, gayet ciddiye alınacak bir kitap. Günümüzde “ Deli “ sözcüğünü çokça kullanırız, bazen kızarak, bazen de sevimli gördüklerimize.
Lakin, Cahilliğe , çok bilmişliğe eş değerdeki deliliği nadiren kullanıyoruz, fakat bu kitapta çokça rastlıyoru.
Keyif verici ve seri okunabilen bir kitap.
272 syf.
·Puan vermedi
"Gerektiğinde deli olabilmek en büyük bilgeliktir."

Selam,
Geçenlerde Erasmus hakkında biraz konuşmuştuk arayı açmadan hümanist bir yaklaşımla bilginin ele alınışını okuma isteği duydum. Erasmus, bildiğim yazarlardan içinde en hümanist olanı, bu eseri elime alınca sandalyede dümdüz oturuyordum, kitap bittiğinde yataktan kafamı sarkıtmış bir halde buldum kendimi.
Deli bu adam!
Beni de delirtti sonunda.
Ama delirmek nasıl güzel.
Yani şu "cahillik en büyük mutluluk "sözünü sık duyarız ya, işte Erasmus biraz bu konunun üzerine gitmiş bu eserinde.
Erasmus, yakın arkadaşı Thomas More'a, onu neşelendirmek amacıyla yazdığı bu eserinde, kendisinin, arkadaşının deliliği yanı sıra okuyucu, çevirmen, yayınevine kadar herkesi delirmeye ikna etmiş gibi.
Ben ikna oldum yani, bom hicivli bol iğneleyici bir eser dipnot çok fazlaydı tek tek araştırmak durumuna düşünce kitabı bitirmem bir hayli zaman aldı diyebilirim, açıkcası bazı dipnptları da atladığım oldu çünkü kitabın yerini unutuyordum araştırırken.
Bilgenin kitaplarıyla derdi olduğunu, budalanın ise her işe kendinin soyunduğunu söyleyen Erasmus, aslında son zamanlarda dünyada ki artan bu budalaları görmek istemeyeceğine çok eminim.
Bilmemek, bilememek bahtsızlık değildir diyor Erasmus yani özellikle bizleri at yarışı gibi sürdükleri bir eğitim hayatına bakarsak Erasmus bunu nasıl bin yıl önce söylemiş, bizler nasıl bin yıl sonra adam olamadık diye şaşırıyorum.
Dikkatimi çeken hususlardan bahsedecek olursam hayvanların evrimi ile verdiği örnekler olmuştur çünkü kendisi nin bir manastırda yetişmiş, din adamı olduğunu söylemiştik din üzerine öyle çarpıcı şeyler söylüyor ki işte diyorsun "insan dediğin böyle olmalı".
Hayatın her zaman acımasız olduğunu ve insan olarak yaşamanın deli taraflarını yani zevk veren unsurlarını da tatmamız belli ideolojiler uğruna yaşamamayı seçmenin budalaca olduğunu söylüyor Erasmus.
"insanın başına gelebilecek en büyük kötülüktür yanılmamak" der. Burada bir "oh" çektiğimi hatırlıyorum.
Bilgelik ve delilik arasındaki ayrımı, bize krallar, soytarılar, din adamları, papazlar, sanatçılardan tutunda yunan mitolojisinde bulunan unsurlardan ele alarak, çizmiş ve dünyanın sanki hem bu Bilgelik hem de bu delilikle ilerleyeceğini anlatıyor. Bilge ol ama onu öyle bir kullan ki diyor seni gören deli zannetsin.
Ama hepsinden önemlisi de hiciv yapıyor bol bol demiştim ya işte "koyunlar" hakkında verdiği örnekle birlikte beni güldürmeyen bir eser oldu.
Okumak, yazmak, anlam vermek, sorgulamak yerine koyun olmayı seçen budalalarla dalga geçiyor Erasmus.
Söylediği her şey tam bir alay ve maalesef bu eseri okuyan herkes kendine göre yorum yapacaktır. Koyunlar koyun kısmını sevecek, deliler sadece delilikten bahsettiğini zannedecek ve dindarlar da falanca dine ne demiş diye uğraşacaklar.
Erasmus, bize hem bilinçli olun hem de tüm bunlara rağmen yaşamak için delirin diyor. Eylemleri izi sorgulamak zorunda kaldığımız ve yaşamda ciddiye almamız ve tiye almamız gereken konuları açıkca gözler önüne serer.
Platon'un mağarası ile kapanışı yaptığı eserinin son satırında şöyle diyor Rotterdamlı Erasmus, "Hafızası kuvvetli dinleyiciden nefret ederim."
O yüzden daha fazla bir şey söylemek istemiyorum, felsefeye ilgisi olan herkesin severek okuyacağı bir eser.
Şimdilik bu kadar,
Başka kitaplarda, başka isimlerde buluşmak üzere.
272 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Erasmus bu eserinde nükte ile hiciv sanatlarını birbirine harmanlayarak güzel bir eser oluşturmuş. Kitap baştan sona yüz gülümseten eleştiriler ile dolu. Bu bakımdan nükte ile hiciv sanatını çok güzel bir şekilde kullanmış diyebiliriz. Neyse kendisini fazla övmeye gelmez zira yaşıyor olsaydı her an tebaasına beni de dahil edebilirdi :) Erasmus bu kitabında budalalığı bir tanrı veya bir hükümdar yerine koyarak her şeyin budalalıktan geldiğini ifade etmiş bizlere. Öyle ki kendi tebaası dahi var. Bunu yaparak aslında bencilliği bir nevi merkeze almış olduğunu da söylemek mümkün. Hükümdarlar, hukukçular, ilahiyatçılar,din adamları, halk hemen hemen hepsini maddeler halinde bu eleştirisine dahil etmiş Erasmus. Kitabın içindeki alıntı detayları üzerinde çalışılmış bir eser olduğunu gösteriyor bizlere. Hem acı gerçeklerle yüzleşmek hem de yüzünüzü tebessüm ettirecek bir kitap. Tavsiyemdir.
Sevgiyle.
272 syf.
·Beğendi·10/10 puan
1511 yılında yayınlanmasına rağmen günümüzde hala birçok şeyi benzer şekiller de bulabileceğimiz ve bazı şeylerin değişmeyeceğini, içerik olarak aynı kalıp farklı suretler de karşımıza çıkabileceğini görebileceğimiz eski olsa da eskimeyecek bir eser. Günümüzde de ahmaklığı marifet sanan ve bunun arkasına sığınan pek çok insan yok mudur? Doğru bildiklerine karşıt birşey okuyamayan, göremeyen, bunlara tahammül dahi edemeyen ya da yanlış olduğunun farkında olsa dahi kendini avutmakla yetinebilen nice insanlar. Erasmus'un da dediği gibi: ''Hiçbir şey bilmemek. Ah ne mutlu bir yaşam!''

Yazarın biyografisi

Adı:
Nusret Hızır
Tam adı:
Abdülbaki Nusret Hızır
Unvan:
Türk eğitimci, Akademisyen, Felsefeci
Doğum:
İstanbul, 1899
Ölüm:
İstanbul
Nusret Hızır, 1899’da İstanbul’da doğdu. Almanya’da fizik, matematik ve felsefe öğrenimi gördü. 1934’te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde Hans Reichenbach’ın asistanı oldu. 1937-1942 arasında Türk Tarih Kurumu’nda uzman olarak çalıştı. 1942’de dışarıdan doçentlik sınavı vererek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyesi oldu. 1941-1948 arasında Dünya Klasikleri’nin çevrilmesinden sorumlu "Tercüme Odası" adlı Kurulda bulundu. 27 Mayıs 1960’tan sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı. 1963’te Paris’te Yüksek Öğretmen Okulu’nda (École Normale Supérieure) felsefe dersleri verdi.

1962’de yeniden göreve çağrıldığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki derslerini ve Türk Tarih Kurumu’ndaki danışmanlığını, emekliye ayrıldığı 1968 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde felsefe ve mantık dersleri verdi. Türkiye’de mantık ve bilgi felsefi üzerine kurulu bir felsefe anlayışının yerleşmesinde önemli payı olan Nusret Hızır, 1945’te kısa bir süre Ant dergisinde yayımladığı yazılarında faşizmin kaynaklarına ilişkin tezler ileri sürdü.

1949-1950’de Yaprak dergisinde çıkan yazılarında ise felsefe kavramlarına açıklık kazandırmaya çalıştı. Erasmus, Leibniz, Nietzsche gibi bazı düşünürlerin yapıtlarını Türkçe’ye çevirdi. Dergi yazılarının bir bölümünü 1976’da Felsefe Yazıları’nda topladı ve bu yapıtıyla, 1977’de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü’nü aldı. Ölümünden sonra asistanı Füsun Akatlı tarafından derlenen öteki yazıları, Bilimin Işığında Felsefe ve Geride Kalanlar adıyla basıldı. Füsun Akatlı’nın “Çağdaş ve Çağcıl bir Rönesans adamıydı” dediği Hızır, felsefe, mantık, fizik ve matematik dışında, tarih, dil, müzik ve edebiyat alanlarında da büyük bir birikime sahipti.

Nusret Hızır 8 Mart 1980'de İstanbul’da öldü.

Yazar istatistikleri

  • 26 okur beğendi.
  • 5 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 56 okur okuyacak.