Ogier Ghislain De Busbecq

Ogier Ghislain De Busbecq

Yazar
8.6/10
29 Kişi
·
80
Okunma
·
2
Beğeni
·
556
Gösterim
Adı:
Ogier Ghislain De Busbecq
Unvan:
Flaman asıllı Avusturyalı diplomat ve yazar
Doğum:
Fransa, 1522
Ölüm:
Fransa, 28 Ekim 1592
Flaman asıllı Avusturyalı diplomat ve yazar Ogier Ghislain de Busbecq, 1522’de Flandre’da, Lille yakınındaki küçük bir köyde doğdu. Louvain, Padova ve Venedik üniversitelerinde öğrenim gördü. 1552’de Kutsal Roma-Germen İmparatoru V. Karl ile onun kardeşi Avusturya Kralı I. Ferdinand’ın hizmetine girdi. Kanunî Sultan Süleyman’ın hükümdarlığının son döneminde iki defa Avusturya elçisi olarak İstanbul’a gönderildi. Bu görevleri sırasında dostlarına gönderdiği dört uzun mektupta "Türk Mektupları" Osmanlılar hakkında edindiği izlenimleri kolay okunur bir üslupla dile getirdi. Bucbecq İstanbul’dan döndükten sonra Viyana’daki krallık sarayında çeşitli görevlere getirildi. 1582’den ölümüne kadar da (1591) Avusturya’nın Paris elçisi olarak görev yaptı.
Türkler her zaman ya çok aşırı duygulu ya tamamen hissiz davranırlar. Dost bildiklerine karşı son derece iyi kalpli, merhametli, öfkelendikleri zaman da gayet sert hareket ederler.
"Herkesin yaptığı işe uygun olarak tayin edildiği bir makamı var. Sultan vazifeleri ve görülecek hizmetleri bizzat kendisi dağıtıyor. Bunu yaparken o kimsenin servetini ve rütbesini önemsemiyor, namzet olanın şöhretini ve nüfuzunu düşünmüyor. Sadece meziyetlerini göz önüne alıyor, kabiliyetini, karakterini ve mizacını tetkik ediyor. İşte böylece herkes layık olduğunun karşılığını görüyor ve makamlar da işlerin üstesinden gelebilecek kimselerle doluyor."
Gülmeyi küçümsemeyin, insanın sahip olduğu bu özel imtiyaz onun mutsuzluğuna en iyi tedavidir.
Ogier Ghislain De Busbecq
Sayfa 231 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 6. Basım
"Fakat düşmanımız hiçbir engel tanımayan, ilerleyişi karşısında her şeyin yıkıldığı ve üzerimize Tanrı'nın gazabıyla gönderilmiş bir bela ise ( çok eskilerdeki Atilla, büyükbabalarımızın hatırladığı Timurleng ve günümüzdeki Osmanlı sultanları gibi ) böyle bir düşmana karşı alelacele toplanmış küçük bir ordu ile karşı koymanın sadece budalalıkla değil çılgınlıkla suçlanması gerekir."
Bu koca mecliste hiçbir adam yoktur ki, haiz olduğu mevkii ve rütbeyi kendi şahsî liyakat ve cesaretine borçlu bulunmasın. Hiç kimse sırf filânın neslinden gelmiş olmak dolayısıyla diğerlerinden seçkin bir mevkie çıkmaz. Her adama sorumluluğunda vazife ve memuriyete göre hürmet edilir. Bundan dolayı, burada merasimde üstünlük kavgası yoktur. Herkesin ifa ettiği vazifeye göre tayin edilmiş bir mevkii vardır. Herkese bizzat sultan vazife ve memuriyetlerini verir. Bunu yaparken ne zenginliğe ehemmiyet verir ne boş rica ve davalara. Bir namzedin haiz olabileceği nüfuz ve şöhreti hiç düşünmez. Yalnız liyakate bakar, karakter arar, doğal kabiliyet ve yatkınlığı düşünür. İşte bu suretle her adam istihkakına göre mükâfat görüyor.

Sultanın hükmü altında en yüksek mevkilere çıkmış olanlar çok kere çobanlıktan yetişmişlerdir. Bunlar böyle küçük mevkiden doğmuş olmaktan utanmak şöyle dursun, bilâkis bunu bir iftihar neticesi telâkki eder. İşte bu suretle, Türklerde şeref ve makam, idari
mevkiler liyakat ve maharetin mükâfatıdırlar. Namussuz, tembel ve âtil olanlar hiçbir zaman yükselmezler, ehemmiyetsiz ve hakir bir halde kalırlar. Türklerin neye teşebbüs ederlerse muvaffak olmalarının, hâkim bir ırk haline gelmelerinin ve her gün hükûmetlerinin, hudutlarını genişletmekteki hikmeti bundadır.
Ne zaman döneceğimi soruyorsunuz. Facilis descensus Averni [Cehenneme gitmek kolaydır]. Buraya gelirken bana yol gösteren Tanrı uygun gördüğü zaman yurduma dönmeme de yardımcı olur. Bu arada yalnızlığım ve çektiğim sıkıntılar içinde eski dostlarım olan kitaplarla kendimi teselli ediyorum. Onlar hiçbir zaman güvenimi sarsmadılar ve bana daima gece gündüz ihtimamla hizmet ettiler. Hoşça kalın.
İstanbul'a yaklaşırken, denizin karaya doğru uzayan iki girintisi üzerindeki köprülerden geçtik. Bu yerlerin güzelliğini sanırım bir başka diyarda bulamayız. Ancak insan eli de tabiata yardım etseydi çok daha şahane manzaralara şahit olacaktık.
"Türkler, 7-8 yaşlarında ok atmaya başlar ve aralıksız 10-12 sene devam ederler. Bu sebeple kolları kuvvetli olur. Öyle ki, hedef ne kadar küçük olursa olsun isabet ettiriyorlar. Kullandıkları yay bizimkilerden daha kısa ve sağlamdır."
134 syf.
Avusturya sefiri olan yazarımız, Kanuni Sultan Süleyman dönemin son zamanlarında ülkesinden İstanbul'a yaptığı seyahati, ailesine göndermek üzere dört uzun mektupta topluyor.
Bu eserde o döneme ait gerçekten çok ilginç bilgiler var.
Yazar mektupları yazarken önyargılı bir yaklaşım gütmemiş. Bununla beraber gereksiz övmelere başvurup methiyeler de düzmemiş. Ne gördüyse onu yazmış.
Padişahın huzuruna çıkışını anlattığı bölümde, sultanın azametini yazdığı gibi kendine davranışında büyük bir kibir sezildiğini de eklemiş.

"Türkler atlarını çok severler, o kadar severler ki onlarla uyurlar." diyor. O zamanlar da pilav üstü et yiyormuşuz mesela:)
Nostaljiye delicesine tutkun, kafası bazen geçmiş yüzyılara giden, oralarda takılıp kalan ve bunlardan büyük bir haz duyan okur arkadaşlarıma tavsiye ediyorum.

"Yerde bir beyaz kağıt bulduklarında, onu hemen kaldırır yüksek bir yere sıkıştırırlar." diyor... Acaba neden? :) Hadi biraz merak edin:)
272 syf.
·9/10
Dönem hakkında Osmanlı İmparatorluğu hakkında çok detay barındırıyor. Osmanlı günlük yaşamından yönetim alanına kadar birçok yeni ve ilginç bilgiler edineceğiniz bir kitap. İlginiz varsa size hatıratı dahada sevdirecek sade anlaşılır bir dil ile yazılıp tercüme edilmiş. Başucu eser diyebiliriz.
272 syf.
·Beğendi·8/10
TÜRK MEKTUPLARI
Kanuni Döneminde Avrupalı Bir Elçinin Gözlemleri
OGİER GHİSELİN DE BUSBECQ

....
Ogier Ghiselin de Busbecq kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu'nun sınırında yer alan Lillie kentinde 1522'de doğudu. Babası soylu bir ailedendi. Rönesans ve reform'un toplum hayata iyice nüfuz ettiği bir ortamda yetişti.
Botanik ve  zoolojiden ,dilbilime kadar pek çok konuda bilgi sahibidir.Aralarında  Türkçe'nin de  yer aldığı 8 dil bildiği söylenir.
Türk Mektupları" yazarın bu dönemde dostu Macar asıllı diplomat "Nicholas Michault 'ya yazdığı mektupların derlemesidir.
Kanuni'nin Hürrem'le ve şehzadeleri ile ilişkilerinden, Rüstem Paşa'ya, Osmanlı ordugahlarındaki düzenden, hamam adetlerine İstanbul sokaklarında ki hayvanlardan ,güncel dedikodulara pek çok konuda ilk elden verdiği bilgileri  kapsayan bir eserdir.
Hümanist bir bakış açısıyla yazdığını söyleyebilirim .Osmanlı ülkesinde tanık olduğu aksaklık ve adaletsizlikleride eleştirmiştirdir.
Busbecq 1592'de radikal katoliklerin saldırısına uğrayarak hayatını kaybetmiştir.
....
Alıntılar;
*Türklerin bir özelliği de binaların da ihtişamdan kaçınmaları. Bu gibi şeylere önem vermeyi kendini beğenmişlik, gurur ve gösteriş adediyorlar.
*Türklerin cesaretini fevkalâde buluyordum.... Bana yüksek sesle verdikleri cevap sadece "Alaure"yani"Allah bizi korur "oldu.
* Türk orduları yağmur sularının kabarttığı azameti nehirler dibidir.
Türk hanlarında her zaman bir saltanat sarayındaymışım gibi misafirperverlikle karşılandım.
* Sultan alçak bir sedire oturmuştu.30 santimden yüksek olmayan bu sedirin üstünde bir çok değerli örtüler ve zarif işlemeli yastıklar vardı. Yayı ,okları yanında duruyordu.Söylediğim gibi yüzünde tebessümden başka her şey mevcuttu. Bu ifadeye hüzünle birlikte azametli bir sertlik hakimdi...
*Süleyman'ın üzerimde bıraktığı intibaı anlatmamı arzu edersiniz sanırım.Yılların ağırlığını hissetmeye başlamış olmasına rağmen davranışındaki asalet ve genelde dış görünüşü böyle uçsuz bucaksız bir imparatorluğun hükümdarına yakışır seviyede.
* Süleyman....Bu yaşlı adam kaderin getirdiği her şeye tevekkül gösteren öyle katı bir yüreğe sahipti ki, bütün övgülere karşı heyecansız görünüyordu.
*İmam Muhammed'in adını telaffuz ettiği zaman derin bir saygı içinde başlarını yere eğiyorlar, Tanrı'nın adı anıldığında huşu ile yere kapanarak toprağı öpüyorlardı.Türkler dini merasimlerine büyük bir sevgi ve saygı ile katılıyorlar.
*Türkler yiyecek konusunu o kadar sade ve yemek yeme zevkinden öyle uzak ki ekmek ,tuz biraz sarımsak veya soğan bir de adına yoğurt dedikleri bir çeşit mayalanmış sütten başka bir şey istemezler.
*Bunların büyüğü Selim babası tarafından veliaht seçildi Beyazıt'ın desteği ise annesini sevgi ve himayesiydi......Kimsenin şüphesi yoktu ki sultanı seçme hakkı annesinde olsaydı , Beyazıt'ı Selim'e tercih eder eder ve tahta geçirirdi.
* Gerçekten de bütün Türkler vebalı birinden kaçar gibi domuzla temastan kaçınıyor.
*Bütün bunlar size Türklerin içinde bulunduğu şartlara karşı ne büyük bir sabır, uyanıklık ve tasarrufla katlandığını gösterecektir. Seferde verilen alışılagelmiş yemeği beğenmeyen, özenle pişirmiş zarif yiyecekler bekleyen bizim askerimizden ne kadar da farklı!!!
*Bir zamanlar Roma'ya rakip olan İstanbul eski ihtişamından eser kalmamış-o muhteşem mevkiinden başka.Şimdi acıklı bir esaret altında uzanmış yatıyor.Acıma hissi duymadan insanoğlunun sebep olduğu değişimi düşünmeden kim bu şehre bakabilir? (!)
*Türkler her işe dua ile başlar.
*...uzun süre Türkler arasında yaşamış olmaktan hala duyduğum sıkıntı ve kasvetin izlerini silme ve yardımcı olsun()
159 syf.
·Beğendi·9/10
Çok eğlenceli bir kitap, busbecq viyanadan istanbula geliyor ve günlüğümde 1570 lerin istanbulunu çok eğlenceli bir şekilde anlatıyor, diğer pek çok osmanlı kitabının bu kitaptan alıntı yaptığını anladım sonraları
159 syf.
·32 günde·8/10
Osmanlı topraklarında yaşadığı dönemi, aldığı eğitimin de katkısıyla çok güzel bir şekilde aktarmış Busbecq. O dönemi ayrıntılı incelemek isteyen herkesin okumasını tavsiye ederim.
250 syf.
·Beğendi·10/10
Tarih sever her insanın seveceği o dönemin Osmanlı’sının ve halkının yaşayışını çok güzel bir dille anlatan bu kitaba hayran kalacaksınız. Vakit kaybetmeden okuyun derim. Budbecq mektuplarının bu dönem okunduğunu duysa ne yazardı acaba:)
134 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Busbecq'in bu kitabını büyük bir keyifle okudum. Özellikle bir Avusturya elçisinden tarafsız bir biçimde Osmanlı döneminden bir kesit okumak beni keyiflendirdi. 1554-62 yılları arasında ülkemizde görev yapan Busbecq padişah Sultan Süleyman'ı, Meryem'e olan bağlılığını, imparatorluğun Viyana'ya kadar dayanışını ve oğulları arasındaki taht kavgalarını güzel bir dille anlatmış bize.

Busbecq, Türk insanının hayvan ve çiçek sevgisini, ok ve yaydaki başarısını, liyakati, dinimizin temsilcisi olduğunu ve Türk kadınından da bahsetmiş bize. Günümüzde birçok şeyi kaybettiğimiz gerçeği de insanı üzüyor kitabı okudukça. Aynı zamanda askeri alanlardaki disiplinliğimizden ve aza kanaat edişimizden hayranlıkla bahsediyor.

Kitabı okuyacak arkadaşlar çekinmeden okusunlar. İnsana hem keyif veriyor hem de bilgi katıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ogier Ghislain De Busbecq
Unvan:
Flaman asıllı Avusturyalı diplomat ve yazar
Doğum:
Fransa, 1522
Ölüm:
Fransa, 28 Ekim 1592
Flaman asıllı Avusturyalı diplomat ve yazar Ogier Ghislain de Busbecq, 1522’de Flandre’da, Lille yakınındaki küçük bir köyde doğdu. Louvain, Padova ve Venedik üniversitelerinde öğrenim gördü. 1552’de Kutsal Roma-Germen İmparatoru V. Karl ile onun kardeşi Avusturya Kralı I. Ferdinand’ın hizmetine girdi. Kanunî Sultan Süleyman’ın hükümdarlığının son döneminde iki defa Avusturya elçisi olarak İstanbul’a gönderildi. Bu görevleri sırasında dostlarına gönderdiği dört uzun mektupta "Türk Mektupları" Osmanlılar hakkında edindiği izlenimleri kolay okunur bir üslupla dile getirdi. Bucbecq İstanbul’dan döndükten sonra Viyana’daki krallık sarayında çeşitli görevlere getirildi. 1582’den ölümüne kadar da (1591) Avusturya’nın Paris elçisi olarak görev yaptı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 80 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 51 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.