Oktay Değirmenci

Oktay Değirmenci

Çevirmen
8.1/10
408 Kişi
·
1.031
Okunma
·
0
Beğeni
·
210
Gösterim
Adı:
Oktay Değirmenci
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
218 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Kalbimde kocaman bir boşluk oluşturan beni hırpalayan, sarsan bir kitap daha..
17 yaşındaki Franz, babasını hiç tanıyamamış, küçük bir kasabada annesi ile yaşıyor. Gittikçe zorlaşan hayatları, yaşadıkları maddi sıkıntılar sonucunda annesi tarafından Viyana'da bir tütün dükkânı olan tanıdığın yanına gönderiliyor. Ve Franz'ın ilk defa tattığı yalnızlık ve garip bir özgürlük duygusu ile hikâye başlıyor..
Viyana 'ya gidişi ile adım attığı bu kocaman ve yeni dünya da yeni tanıştığı insanlar, ( Sigmund Freud ile dostlukları, sohbetleri kitapta en keyif aldığım bölümleri oluşturdu. )ilk aşk, ilk sevişme, ilk ayrılık...
Ikinci Dünya Savaşının hemen öncesinde şaşırmış insanların içinde, uzak olduğu hiç bilmediği siyasetin, savaşın tam ortasında duran bu genç; her şeyi sorgulayıp kendine bir yer bulmaya çabalayıp duruyor.
Birbirine "Çok yaşa Hitler !" diyerek selâm verenlere, Yahudilere yapılan eziyetlere şaşkınlık ile bakan Franz'ın, kimlik edinmeye çalıştığı yeni dünyasında hissettiği öfke, boşluk, yalnızlık, hiçlik ve dik duruşu muazzamdı.
Altını çizerken sayfaları yırttığım iki alıntı;
" Insan kalsa da gitse de asıl olan vedalardı. "
" Tecrübe, yeni dünyaların kapısını aralar."

Deneyimlemenizi ben çok isterim...
186 syf.
·2 günde·8/10 puan
Almanya'da Nazilerin iktidara gelmesiyle birlikte değişen toplum değerlerini inceleyen bir kitap.

Kitap, Nazilerin toplum üzerinde yaptıkları propagandayla, insanların kafa yapılarını ve düşüncelerini nasıl değiştirdiklerini, bir okul ortamında ve bir öğretmen gözüyle bize aktarıyor. Ülkenin hızla kötülüklere doğru gidişini gören öğretmenin basit bir şekilde öğrencilerini insancıl olarak uyarması bile toplum ve öğrencileri tarafından dışlanmasına sebep oluyor.

Öğrencilerin, ülkedeki Nazi karşıtı gruplara (onlara kitapta zenciler denmekte) karşı düşmanca yetiştirilmelerinin ve bir yandan da savaşa hazırlanmalarının hikayesini, o günleri direk olarak yaşayan kişinin gözlemleriyle öğreniyoruz. Kitaba heyecan ve sürükleyicilik getiren olay ise , öğrenci kampında işlenen cinayetin araştırılmasıdır. Bu araştırma sırasında yaşananlar, ülkenin o dönemde ki toplum yapısının geldiği durum hakkında da bize fikir vermektedir.

Nazi Almanya'sının başlangıcından bize bir kesit sunan bu kitabı ben beğenerek okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
186 syf.
·2 günde·Puan vermedi
İkinci Dünya Savaşı'na farklı bir açıdan bakmamı sağlayan bir kitap oldu Tanrısız Gençlik. Kitap, Nazi Dönemi Almanya'sında toplumu, daha çok da lise döneminde genç erkekleri inceleme altına almış. Nazi Propagandalarının, radyo yayınlarının, Hitler söylemlerinin onları nasıl etkilediğini açıklamaya çalışmış.
Ben-anlatıcı konumundaki ana karakterimiz hümanist bir lise öğretmeni. Faşizme karşı olan öğretmen bir yanı hümanist düşüncelerini bağırmak istiyor diğer yanı ise dönemin tüm insanları gibi başına gelebileceklerden korkuyor. Nitekim, kurduğu tek bir cümle yüzünden başına gelmedik kalmıyor.
Kurgu boyunca sık sık din ve tanrı inancı eleştiriliyor. Tanrının neden savaşlara, ölümlere, açı ve perişan çocuklara izin verdiği gibi, kimi zaman hepimizin kafasını meşgul eden sorular soruyor anlatıcı. Ve elbette ki cevabını bulamayıp çeşitli çıkarımlar yapıyor.
Kitabın dili oldukça akıcı ve sürükleyici. Ve öyle güzel dipnotlar var ki, başlı başına bir kitap gibi. Aslında, kurguda dönemle ilgili çok fazla açıklayıcı bilgi yok, bilgilerin neredeyse tamamı dipnotlardan geliyor. Dipnotlarda çeşitli Nazi propaganda yöntemler anlatılıyor, kutsal kitaplara ve düşünürlere atıflarda bulunuyor. Meraklı okurlar için geniş bir araştırma yelpazesi sunuyor.
Bunun dışında kitabın ikinci yarısı çok daha sürükleyici.
Döneme ilgili duyan ve Nazi Almanyası ile ilgili bilgisini genişletmek isteyen herkese tavsiye edebileceğim bir kitap.
218 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
17 yaşında ki Franz maddi sıkıntılardan dolayı annesinin yanından ayrılıp Viyana'ya yerleşir ve bir tütüncünün yanında çırak olarak işe başlar. Tütün satıcısı Otto Trsnjek'ten tütün, sigara, puro ve gazateler konusunda bilgiler edinir. Tütüncünün daimi müşterisi olan Sigmund Frued ile dostluk kurmaya başlar. Bu süreçte ilk aşkını, ilk sevişmesini, terkediliş acısını birlikte yaşayacaktır. Profosör Frued'dan da bu konuda kendisine yol gösterici olmasını ister. Franz ve Frued arasında geçen çok tatlı dostane diyaloglar gülümsemenize sebep olacaktır. Fakat sonrasında aşkın, dostluğun tatlı süreci sonlanmaya ve hikaye hüzünlü bir sona evrilmeye başlar. Ve tabi en önemliside yaşananlarla birlikte Franz'ın olgunlaşma sürecine...

Zamanla artan Hitler rejimiyle birlikte Yahudilere olan düşmanlık artar. Yahudilerle tütün alışverişi yapmak konusunda halktan tepki almaya başlarlar. Dönemin ırkçılık sorunundan etkilenen Frued Viyana'yı terketmek zorunda kalır. Tütün satıcısı Otto Trsnjek ise Yahudilere satış yapmak suçundan düştüğü hapishanede ölür.

Nazi Almanyası ekseninde Franz'ın çocukluktan olgunluğa geçişini, duygularında ki değişikliği, hayatı anlamlandırma sürecini okuyoruz aslında. Bu yüzden romanın geçtiği dönemin tüm sorunlarının ayrıntılarıyla ele alındığı düşünülmesin.

Kitabın diline, diyaloglarına ve Franz ile Frued'un masumane dostluk ilişkisine bayıldığımı da söylemek isterim. Keyifli okumalar...
186 syf.
ilginç bir anlatıma sahip bu kitap. öncelikle buna değinmek gerek diye düşünüyorum. yazarımız hem bir çok olayı ele alıp kısa kısa işliyor ve olaylar sonlandırılıyor hem de genel olaylar işleyip bu genel olayları kısa olayların sonucu olarak karşımıza çıkarıyor. bu bağlantı metinleri o kadar iyi ki kitabı önemli kılan ayrıntılardan biri bu olmuş bence.

ödön von horvarth neden ödülsüz bir yazar bunu anlamak da bir o kadar güç.

nazi almanyası döneminde yatılı okul tarzı kamplarda eğitilen alman çocuklarının yaşadığı psikososyal buhranı öyle net bir şekilde ele almış ki kampta gerçekleşen cinayetler ve ölümler bir ihanetin (özellikle bu vatana ihanet) nasıl ortaya çıkabileceğini, faşizmin buna ne denli ön ayak olduğunu muazzam bir dille anlatıyor.

bunu bir öğretmenin gözünden işliyor olması ve tanrının yarattığı insan karakterinin ne denli kendisiyle çeliştiğini sorgulayışı kitabın konusunu da hayli ilginç kılıyor.

az bilinen muazzam kitaplardan biridir bu kitap. tavsiye ederim.
186 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10 puan
Bir kelimeden yola çıkarak belki de yüzlerce sayfa yazabilecek bir durumla karşı karşıyayız. Birilerin doğru ve yanlışlarına göre bizim de onları o şekilde kabul etmemiz istenir. Eğer kabul etmezsek sürünün dışına çıkmış oluruz, el oluruz, yabancı oluruz, düşman oluruz ve ötekileştiriliriz. Peki bu ne kadar doğru ?

Tabi ki yazar Ödön Von Horvath da yaşadığı toplumdan hareketle bir şeyler yazmaya çalışmış. Belki gördüklerini, duyduklarını ya da kötü bir rüyanın dışa vurumunu bize anlatıyor Tanrısız Gençlik'te.

Bir öğretmen bir derste öğrencilere kompozisyon konusu verip, bunları değerlendirmesiyle kitap başlar. Bu, daha sonra yaşanacak olayların da habercisi olur. Bir öğrenci belki de hiç okumadığı ya da görmediği şeylerden nefret edebilir (mi)? Bu nefretin kaynağı ne olabilir?

Bir öğretmenin içine sinmese de eğitim camiasının içinde bulunması ve buradan hareketle eğitim sisteminin bir sorgulaması yapılır. Kompozisyonun ana metni: 'Zenciler de insandır' . Ya da bizim gibi düşünmeyenler de insandır. Bu cümle de zencilerin insan olup olmadığı kararını verecek olan da insan. Asırlardır köleleştirilen, hor görülen ve güdülenlerin kendileri yerine başkaları tarafından verilen kararlarla onların tarif edilmesini okuyoruz.

Toplumda egemen sınıfların kendi hak, hukuk ve çıkarları doğrultusunda başkalarının hak, hukuk ve çıkarlarını hiçe saymasını anlatır.

Birinci ağızdan anlatımla, toplumların birbirine nasıl düşman edilebileceklerini bir öğretmenin yaşadığı olayları yorumlamasıyla okuyoruz. Yaşadıklarını düşündükçe karşısında küçük bir engelin değil, dağ gibi duran bir setin olduğunu anlar. İnsanların savaşmak ve ölmek üzere programlanmış kıtalar halinde hareket etmesine şaşırır. Düşüncenin yerine kavga, yıkım, zorbalık, ölüm almış. Savaşın en yüce değer, duygu olması ve o doğrultuda küçük yaştan itibaren eğitilen çocukların birer makineli tüfek, el bombası, top haline gelmesi üzerine yaşanan sıkıntıyı anlatır.

Faşizmin ayak sesleri yükseliyor. Dün, bugün ve yarın için.

Hayırla evet arasında kalan kişidir öğretmen. Derdini ve düşüncesini okulda müdüre, öğrencilere, velilere anlatamayan öğretmen, bize dönerek kalemi eline alır ve yazmaya başlar. Yazdıkça dertlenir, yazdıkça haykırır, yazdıkça duygusal olur ve yazdıkça karamsarlığı dağıtmayı amaçlar.

Okuyucuya şunun haberini verir: Zor dostum zor. Her taraf sarılmış, nefes almaya yetecek hava bile kalmamış. Sinemaya gidiyorum orada bile 'Haftaya bakış' adı altında propaganda ile halk savaşın gidişatı hakkında bilgilendirilip, beyin yıkama faaliyeti yapıldığını söyler bize.

Silahın, ateşin, barutun olmadığı ya da onları etkisiz hale getirecek bir silahın olmadığından bahseder. Sırf bunu yapabilmek için 'mucit' olmayı ister.

Yazarın dolaylı bahsettiği yerler aslında var olan yerler olup, Nazi Almanya'sı içinde geçen gerçek olayların anlatımıdır. Küçük yaşta erkek öğrenciler, izci kampı gibi ama askeri kampta birkaç gün geçirir ve burada askeri düzen, silah eğitimi alır. Bu kampta dost ve düşman anlatılır. Çocuklara oyun gibi gelen şeyler büyüklerin kafasında savaşa götürülecek kişilerin (çocuk olmasının önemi yok) belli bir askeri eğitim ile hazır tutulması anlamına gelir.

Devlet ve halk iç içe geçmişken, halksız bir devlet olur mu gibi çeşitli sorular etrafında yapılan tartışmalar; ayrıca Hıristiyanlık özelinde savaş, Tanrı, din, dinsizlik gibi kavramlardan hareketle bir çeşit fikir çatışmaları içinde kendinizi bulabilirsiniz.

Öğretmen, okul, aileler, vicdan ve yine ahlak kavramıyla örülü bir kitap.

Not: Eğer dipnotlar olmasa çoğu şey anlaşılmazdı. Çünkü Alman kültürü ve eski Roma - Yunan kültürüne atıflarda bulunuyor. Ayrıca Hitler Almanya'sı ve öncesiyle ilgili bilgilerinde yayımcı tarafından eklenmesi bazı kavramların tam anlaşılmasını sağlamış. Kitabın dili anlaşılır ve çeviri de akıcı. Tercüme edenin de eline sağlık.

Tanrısız Gençlik adıyla genel bir durumu Nazi Almanya'sı özelinde anlatmaya çalışmış. Anlatıcının kendisiyle konuşmaları hem o durumu hem geçmişi hem de geleceğe dair taşıdığı düşüncelerin aktarımıdır.

Not: 5 - 6 /Ocak/ 2019 tarihleri arasında okunup, yazısı 27/Şubat/2019 tarihinde siteye eklenmiştir.
186 syf.
·2 günde
"Her şeyi okurlar. Ama yalnızca alay etmek için gırgırına okurlar. Bunlar aptallığın cehaletinde yaşarlar, tek idealleriyse alaydır. Duygusuz, soğuk dönemler geliyor, balıkların dönemi. "

Nazi Almanya'sında bir öğretmen, öğrencilerine "zencilerin de insan olduğunu" söylüyor. Ve öğrencileri imza toplayıp "öğretmenlerinin radyodaki görüşlere karşı çıktığını" söyleyerek bir daha derslerine girmemesi için imza topluyorlar.
Daha sonra gelişen olaylarla birlikte öğretmen bir yandan bu despot eğitim sistemini, bir yandan yeni her şeyle alay eden 'balık nesli'ni ve bir yandan da tanrının varlığını sorguluyor.
Kitabın arka kapağında yazdığı şekliyle; "Devrin hâkim değerlerini ayakları altına alıp hakikate doğru attığı her adımda, güncelliğini hiç yitirmeyen, karanlık zamanlarda sormak ve cevaplamak için cesaret gerektiren sorular soran" bir öğretmen bu.

Öğretmenin iç hesaplaşmaları, aradaki bağlantılar, göndermeler o kadar güzel ki. Yayınevi dipnotta göndermelere de yer vermiş ve dipnotlar da kitabın ana metni kadar etkleyici.

Stefan Zweig tarafından "Neslinin en yetenekli yazarı" olarak anılan bu yazarı daha önce okumadığıma pişmanım. Kısacık ama okuyana çok fazla şey katacak bir kitap diye düşünüyorum.
218 syf.
·15 günde·Puan vermedi
Bu kitabı ilk başta bana çekici kılan içinde Freud’dan bahsediyor olmasıydı. Gerçi Freud kitap içinde yardımcı oyuncu gibi ama olsun yine de Freud’dan bahsediyor olması ilgi çekiciydi. Çünkü 2021’de okumak için aldığım kitaplardan üç tanesi daha Freud ile ilgili.
*
Genel olarak kitaplar bölümlere ayrılır fakat bu kitapta bölümleme yapılmamıştı, bu da biraz okumayı zorlaştıran bir unsur bence. Kaldığınız yerden ertesi gün devam etmek zor olabiliyor.
Bir de Almanca isimleri okumak biraz zorladı beni açıkçası
*
Kitap göl kenarında küçük bir evde yaşayan 17 yaşındaki Franz’ın annesinin arkadaşı olan Viyanadaki Otto’nun yanına gitmesiyle başlıyor. Otto’nun bir tütün dükkanı var ve Franz’ı da yanına çırak olarak alıyor.

Dükkanın müdavimlerinden biri de Freud, Franzla da bu sayede tanışıyorlar. Franz ilk aşkını Freud’ a anlatıyor ve sonrasında da aralarında güzel bir arkadaşlık başlıyor.

Franz büyüme savaşlarını Hitlerin, Gestapoların, Yahudi düşmanlarının tam orta yerinde veriyor. Biz de bu savaşların hepsine tek tek yakînen şahit oluyoruz.
*
Sadece bir gencin büyüme savaşlarını görmek için değil dönemin siyasi olaylarının fotoğrafını çekebilmek için de faydalı bir kitap olduğunu düşünüyorum.
218 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Yine 2. Dünya Savaşı konulu bir kitap. Naziler edebiyata bu kadar katkı sağlayacaklarını hayal edebilirler miydi acaba?
Bir Tütüncü Çırağı' nın yanısıra Nazi mağduru belki de en ünlü kişilerden biri de var bu kitapta: Sigmund Freud.
Freud' un Avusturya' dan ayrilmak zorunda bırakılırken hayli kalabalık bir liste oluşturduğunu ancak bu listede kardeşlerinin olmadığını biliyordum ancak ayrılma yaşının 82 olduğunu okuyunca şaşırdım doğrusu.
Kitabın duru anlatımı esnasında insanların güçlünün yanında olma eğilimlerini daha net görüyorsunuz bence.
Biz kara kafalara bakışlarında bile bize medeniyet öğreten bu kültür kumkuması insanlarin geçmişlerinin bu derece pislikle dolu oluşu beni hep rahatsız etmiştir. Medeniyet üst başlığı altında bir yerlere gizlenmiş ırkçılığın hala yok olmadığını sadece tavan arasında bir sandıkta tutulduğunu düşünüyorum.
Kitabı severek okudum. Tavsiye ederim.
218 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Jaguar Kitap yayıncılık dğnyasına yeni girmiş butik yayınevlerşnden biri.. Çok güzel kitaplar bastıklarını duyunca bir bakayım diyerek aldım Tamirci Çırağı 'nı. Çevirisini çok başarılı öncelikle bunu söylemek istiyorum. Biz okurlar son zamanlarda çeviri hatalarından çok yakınır olmuştuk. Güzel bir çeviriye sahip kitap okumak şans günümüz Edebiyatının, yayıncılık sektörünün geldiği noktada. Sırf çevirileri için bile yayınevinşn kitaplarına bakılabilir bence.
Gelelim kitaba 1930'ların sonlarında 17 yaşına kadar annesiyle birlikte mutlu, tasasız yaşayan kahramanımız annesinin isteğiyle kendi ayakları üzerinde durabilsin diye Viyana'da bir tanıdığını yanına gönderilir. Dönemin Viyanası yeterince karışıktır zaten. O dönemde Viyana'ya dışardan gelen tek kişi bizim kahramanımız Frenk değildir maalesef, Nazi askerleri her gün Viyana caddelerinde gezmektedirler.
Franz bir yandan çocukluktan olgunluğa geçerken yaşadıklarına uyum sağlamaya çalışır, bir yandansa tütüncü dükkanına gelen birbirinden ilginç müşterileri incelenmektedir. İlginç müşterilerden biri Sigmund Freud 'dur. Frank olgunlaşma sürecinde Freud' la arkadaşlık ediyor. Onun sohbetkeriyla hayatı anlamaya çalışıyor kendince. Tarihi yönü, dönemim siyasi ve sosyolojik şartları biraz yüzeysel anlatılmıştı, bence bu konu biraz daha geniş anlatılabilirdi o zaman çok çok daha doyurucu bir kitap olurdu. Yine de severek okudum. Franz'ın hayatı anlamdırma çabalarını :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Oktay Değirmenci

Yazar istatistikleri

  • 1.031 okur okudu.
  • 28 okur okuyor.
  • 721 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.