Ömer Faruk Yıldız

Ömer Faruk Yıldız

YazarÇevirmenEditörTasarımcı
9.2/10
1.561 Kişi
·
4.123
Okunma
·
6
Beğeni
·
407
Gösterim
Adı:
Ömer Faruk Yıldız
Unvan:
Yazar, Editör
Bir Temmuz günü doğmasına rağmen sıcak havaları bir türlü sevemedi, doğduğu yer olan İnegöl'ün düz ve yokşsuz sokaklarına alıştığından, Ankara, Dikmen'de yaşamasını bir imtihan olarak nitelendiriyor. Buna karşın asansör ve yürüyen merdivenlere hala mesafeli yaklaşıyor ve uçan filler gördüğünü iddia ediyor.
İki yabancıyız şimdi aynı şehirde birbirini hiç görmeyen tanımayan,
Sanki hiç sevmemiş, hiç yanmamış gibi yüreklerimiz.
Beraber kurduğumuz hayaller ne kadar da uzak şimdi bize.
Üzerinden geçiyorum birer birer hatalarımın...
Kalbime dur deyip aklımla, mantığımla açıyorum gönül kapılarımı.
Acı tecrübelerle dolu gözlerle bakıyorum artık hayata.
Saf tertemiz duygularımı gömüp,
Bıraktım kendimi günahların karanlığına.
Ve bu gece bir melekten kesip umudumu
Bilerek isteyerek teslim olacağım şeytana.
Gecesi başka, gündüzü başka acımasız şehir!
Sokaklarında ayrılık rüzgârı esen, köşe başlarında ihanetleri barındıran,
Sahte aşklarla tuzaklar kurup yürekler yakan merhametsiz şehir!
Garip gönüllere mezar, ihanetlere kahpeliklere bir derya,
Onursuzluğa cennet, sevdalı yüreklere cehennemsin sen ey İstanbul...
160 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
"Allah bir kulunu severse onu insanlara da sevdirir..." diyor Hayati İnanç.
Bu kitap hayatıma yön verirken beni güzel yönde etkileyen mükemmel bir kitap oldu. İçerisinde müthiş duygular barındıran, insanları imana yönlendiren, sohbetin gücü ile kalbe huzur veren bir kitap.
Örneğin ağlamanın insana huzur verdiği, imanın mesuliyet gerektirdiği, kalbin Allah' a komşu olduğu, namazın aşkı beslediği, insanın zor bir yaratık olduğunu, nefsin küfüre olan yaklaşımını, okumanın faydalarını, sevmek için tanımamız gerektiğini, tövbe etmek için samimi olmamızı, Rabbimizi tanıyarak kamil ahlaka yaklaşımımızı, Allah' a karşı her zaman ümitli olmamızı, aşkın sadece bir duygu olmadığını, insanların yaşamından ve Allah sevgisini konu alan ve esir edici bir anlatımla kaleme alınan, insanların bir an önce güzel yaşamaya yönlendiren harika bir kitaptır.
Hedef tüm insanların olmadığını, yalnızca iman edenlerin güzel bir yaşam sebeninin olduğunu hatırlatır. Umarım, hayatımı Rabbim yolunda en güzel şekilde yaşamayı nasip eyler Allah' ım...
160 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Kitabı hemen bitirdikten sonra neden inceleme yapmadım bilmiyorum ama herşey vaktine esirdir demişler. :)
Gerçi inceleme konusunda çokta yetenekli olduğum söylenemez ama idare edeceksiniz artık. Hayati İnanç'ı yürüyüş yaparken yanıma yoldaş niyetiyle dinliyordum. Ve şunu söylemeliyim ki yürümek yormuyor, bilakis onu dinlerken anlatımı ses tonu şiirleriyle dinlendiriyordu. Ve virüs gelip çattı, her yer tatil olmadan bi kaç gün önce bi arkadaş bu kitabı bana hediye etti ve uzun bi zamandan beri veremediğini söyledi. Eğer biraz daha geciktirmiş olsaydı ben hala böyle bir kitabı okumamış olacaktım :) Ve sırada okunacak 10'larca kitabım varken içimden bu kitabı okumak geçti. Bilmiyorum belki de niyetim göz atmak olup birden bitirdiğimi farketmişimdir. :) Genelde kitap okurken alıntı yapacağım kısımlarda alıntımı yapar devam ederdim ama bu kitabı bölmemek için altını çizdim ve devam ettim. Bugün aklımdan okumuş olduğum kitaplarıma göz atmak geçti ve Fabrika Ayarı'nı elime alınca hem alıntımı yaptım hem de incemele yapayım dedim. Kitap hem sade hem derin. Aşk' tan bahsederken İman'da buluyoruz kendimizi. İmandan bahsederken samimiyeti anlatıyor. İman, Aşk, Samimiyet ve Teslimiyet bu kadar güzel anlatılabilirdi. Bir defa değil defalarca okunacak bir kitap.
İyi okumalar dilerim :)
160 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı bir oturuşta bitirmek istiyor ama bitmesin diye yavaş yavaş okuyorsunuz, yani çok garip bir döngü.
Enfes bir kitap, samimiyeti iliklerinize kadar hissediyor aynı masada sohbet ediyor havasında okuyorsunuz.

"Bedenin, bindiğin eşek. Dizgin sendeyken ahire gidersin ama işi eşeğe bırakırsan ahıra gidersin."

Mutlaka okunması gereken kitaplardan
160 syf.
·2 günde·8/10 puan
Üstad diyor ki :” Umudumuz, belki de kurtulmuşumuza sebep olacak o bir kişidir.
Duamız, o bir kişiye ulaşabilmek, dokunabilmektir .
Niyazımız, o bir kişinin yarasına merhem olabilmektir. Ötesi değil, fazlası da değil: Sadece o bir kişi. (Amin)
172 syf.
·14 günde·9/10 puan
'İdraki olmayan doğru bilmez; vicdanı olmayan güzel eylemez.' demiş Fazlıoğlu.


Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere, konu biraz çetrefilli bir konu. Yüzyıllar önce Henry David Thoreau diye bir birey varmış. Günün birinde vergi memurluğu kisvesi altında, birtakım paragözler, insan eti ile beslenen devletgiller bu arkadaşın kapısına dayanır, para ver der bize, tabi bizim delikanlı parasının gideceği düşüncesinden değil, ama yine de can havliyle atılır ve amiyane bir tabirle 'hayırdır oğlum ne parası, siz kime iş koyesiz' der. Alıyorlar bunu nezarete ve o asırları büyüleyecek olan meşhur hikayeye ortam hazırlanmış oluyor. Hikaye çok bilindik ama, ben yine de bilmeyenler için şuraya bırakacağım;
Bizim delikanlı Thoreau, ABD ve Meksika savaşları sırasında kelle başına konan vergiyi ödemeyi reddiyor ve nezarete alınıyor. Gerekçe olarak da ödeyeceği para bir adam öldürmek için, başka bir adam veya tüfek satın almaya yaramasını istememesi. Yani şunu demeye getiriyor; sizler benden para alır, kurşun alırsınız. Onlar da kendi müridlerinden para toplar kurşun alırlar. E geriye İskender Büyük deyişiyle, ahmağın çok olduğu yerde kurşun havada gezer. Daha doğrusu bizler kendi ellerimizle imkan sağlayıp, alan açıyoruz bu tür şeylere. Buna benzer düşünceler aşılıyorlar kitap boyunca. Tabi kendisiyle fikirdaş ve arkadaşı ağabey Waldo bunu duyunca -Thoreau'nun nezareti boyladığını- davranır ve Thoreau'nun hücresine varır. Aralarında şöyle bir diyalog geçtiği söylenir;

- Henry, neden buradasın?
- Waldo, sen neden burada değilsin?

Bu temel düşünce üzerine Thoreau 1840'lı yıllarda görev yaptığı bir okulda bir manifesto okur. Her şeyin başlangıcı olarak alınır manifestosu. Şimdi, o lafız nam salmış yürümüş, çok işler görmüş, toplum üzerinde baya cahillik zedelemesi üzerine yönetimler tarafından yasaklanmış, çeşitli şekillerde yayınlanması engellenmiş, bulundurulması bile yönetime rahatsızlık vermiştir. Bir çok yazara ilham kaynağı olmuş, hemen hemen okuyan her kişinin başucu kitabı olarak görülmüş, üzerine pek çok defa yazılmış. Evet evet Özel'in; Waldo Sen Neden Burada Değilsin?
kitabı da burdan gebe.
Bu kitabımız bu düşüncenin sonuçları, uzanımları ve temas ettiği noktaları, aralarında Gandhi'nin de bulunduğu bir kaç isim tarafından, bu düşünce üzerine görüşler sunulan derleme bir kitap.

Kitabın tabiri caizse kalbinin bir odacağı bence bu dizelerle doluyordu;
"Haksız yasalar varlığını koruyor: Bunlara boyun eğmekle mi yetinelim? Onları düzeltmeye uğraşıp başarana kadar da boyun eğmeyi sürdürelim mi? Yoksa bir an önce çiğneyelim mi onları? Bizimki türünden bir yönetim altında, insanlar genellikle çoğunluğu bu yasaları değiştirmeye kandırana kadar beklemek gerektiğini düşünürler. Karşı koymaları gerekirse peşine düşecekleri çarenin varolan kötülükten daha berbat sonuçlar doğurabileceği kaygısı taşırlar." Sayfa:62


Lafın kısası her ne kadar kör kurşunlara gelmeyi istediğim günler içerisinde okumuş olduğum bir kitap olsa da, güzel bir kitap okudum, bana değil ama buna inanabilirsiniz. Benim dönüp dönüp okuyacağım bir kitap oldu, incelemesi de kitap sonunda sunulan farklı görüşlerden sonra o kadar kolay olmuyor, epey bir süre üzerine düşünmek gerekiyor. Belki tanımak istersiniz diye şeettimm.


Ekstra Düşünceler

İnceleme adı altında günlükler karaladığımız şu günlerde, bir kaç gün önce başımdan geçen ilintili bir olayı da şuraya bırakayım, bundan sonrasını sadece merak edenler okusun.

Şehiriçi çalışan minibüslerin birine bindim geçenlerde, bir kaç durak ötede ortalama 9-10 yaşlarında elinde elma poşetleri ile bir kız çocuğu da benim olduğum arabaya bindi. Az bir yol aldıktan sonra yer olmadığı için ayakta olanlardan o çocuk bir iki sallandı, düşecek gibi oldu. Elimde bu kitap ve kulaklığımda Gasparyandan içimi dağlayan bir senfoni de benimle beraber. Tabii çocuğu tuttum, düşmesine mani oldum. Ama niyeyse dağılmasın veya ezilmesin diye elma poşetlerini yere bırakmak istemeyen kıza poşetlerini bana vermesini, benim taşıyabileceğimi söylemek istemedim. Konumumu biraz daha değiştirip bir ayağımı büyük poşetinin altına koydum, fark etmeyecek şekilde poşetin ağırlığını hafiflettim onun için. Pencereden dışarı bakıyorum, arabanın hız ortalaması 50-60, dağlar, binalar, ağaçlar, marketler ve camiler geçiyoruz, kimsenin veya hiçbir kurumun bu kız çocuğundan haberleri olduklarını zannetmiyorum. Bir ben varım o çocuğa el uzatabilecek, bir de bizim o an yaşadıklarımıza tanık ve seyre dalan arka koltuk seyircisi vardır belki de. Yolculuk bana çok şey düşündürttü, aklıma çocuk istismarcıları geldi bir ara, gözlerimi yumdum, dişlerimi sıktım, burnumdan bir boğadan farksız soluyordum. Tüm bu pislikleri, haksızlıkları, ortadan bir anda kaldıramayacağımın bilincinden ötürü, kafamı pencerenin arasına sıkıştırıp giyotin işlevi görür düşüncesiyle kafamı koparma hissine kapıldım. Aklıma Hidayet geliyor, Allahsız diyorum hep senin yüzünden bu haller. Proust geliyor, Camus geliyor ve haznemde hepsine yetecek kadar küfürler var, biliyorum. Neredeseniz diyorum, hay ben sizin ansiklopedinizi diyorum. Çocuk var diyorum, güçsüz diyorum, poşetler ağır geliyor ufacık kollarına. Kim bilir nicesi var bunların, bu sadece gözüme ilişenlerden. İnşallah onlara yardımdasınız diyorum...
Şöför de beyinsiz, anca kız kessin aynalardan. Demiyor ki bunca insan ayakta ve birçoğu da desteksiz, hani fermuarı açık biri olsan, bunu farketmiş bile olsan tutunduğum yeri bırakırsam düşerim diyerekten çekmeye korkar insan. Bir başka çocuk daha var, belki bir belki de iki yaş büyük bir diğerinden. Elinde boyunca bir tablet, afedersiniz ama, neyse, başka bir deyişle hiçbir şey umrunda değil. Tabi çocuğu idraksız diye yaka paça arabadan atmayı düşünmüyordum. Ama ne bileyim, nasıl ki kendini gerçekleştiremeyen, mevcut otomatın sınırlarını aşamayan beşerlere insan diyemiyorsam, ona da çocuk demek gelmiyordu içimden.


Kiminiz tüm bu anlatılanları ahlak felsefesi olarak da algılayabilir. Büsbütün yanlışlayamasam da, maksadım bu tür acı örneklerin -çoğaltılabilir- var olduğu gerçekliğini gözler önünde tutmak. Yukarıda söz ettiğim şeyler üzerine biraz düşünmenizi istiyorum. Çünkü Thoreau öyle temel bir düşünceyi gözler önüne getiriyor ki, belki o kız çocuğu orada oturup ağlasa, Thoreau'nun manifestosuna yakın nedenlerden ötürü olacaktı bu...
İyi bir anlatıcı olamadığımı biliyorum, ama mühim bir konu ve üzerine düşünmek gerekiyor. Bizler, en azından bir çoğumuz, nasihat yaşlarımızı çok arkada bıraktığımızı düşünürüz, ama ben bugün değerli bir ablamın buyurduğu gibi, fikri anlamda çıplak hissediyorum kendimi. Ve o kadar çok susmamız gereken şey varken, neden bu kadar çok konuşuruz onu da anlamış değilim henüz. Ama yine de bir kaç soru sormaktan alıkoyamıyorum kendimi.

Kaç hayatımız var ki bizim? Bize bu hayatta hangi kılıflar, ne sebeple meşru? Biz kimiz ya da kim olduğumuzu zannediyoruz? Çok mu değerli varlıklarız?
Bu nasıl bir topluluk, bu yaşananlar ne tür bir izdiham?
Daha ne kadar başkalaşacak, ne kadar değişeceğiz?
Nasıl bir çözüm bulunacaktır? Bu belirsizlikleri giderecek olan nedir? Ve son olarak Baudrillard'ın sorduğu şu soru; Bir çok şey olması gerekirken, neden hala hiçbir şey olmuyor?


Bu lanet edilesi girdap da neyin nesi, kim soktu ulan beni buraya?
160 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Bence kitabı herkes okumalı insanı isteklerini erteleyip sorumluluklarının bilincinde olmaya davet ediyor.Günün sonunda okuyunca daha da güzel oluyor.Yarın yepyeni zamanı dolu dolu geçirmek istiyor insan.Çok kalıcı izler bırakıyor kalbimize. :) Hayatını mutlulukla geçirmek isteyen herkese tavsiye ederim.
160 syf.
·2 günde·10/10 puan
İki güzel insanın, 1 kişi dahi olsa kurtuluşumuza sebep olacak kişiye ulaşmanın umudu ile, bizi fabrika ayarlarımızla yani fıtratımızla yüzleştirmeye aracı olacak şekilde çıkardıkları çok düşündürücü ve etkileyici bir eser.

Hayati İnanç ve Bekir Develi' nin sohbeti gibi, Hayati İnanç videolarını izleyen varsa onun ses tonuyla okuyacağı bir sohbet hatta.

Çok değerli sözler içeren, tüm post-itlerimin bitmesine sebep olan ve başucu kitabı yapmayı düşündüğüm bir kitap oldu. Bir kere okunup kitaplığa geri kaldırılacak bir kitap değil, sürekli açıp okuyabileceğimiz ve insanı kendine getirebilecek bir kitap. Herkese şiddetle tavsiye ederim.
Kendilerinden Allah razı olsun böyle kıymetli bir eserle bizlere seslendikleri ve yaralara merhem olmayı amaçladıkları için..
160 syf.
·8/10 puan
Es-Selam Dostlar!
Bekir Develi ve Hayati İnanç…
Her daim zevkle ilgiyle dinlediğim takip ettiğim içtenliklerine güvendiğim ve tavsiye ettiğim iki güzel insan…

Kitaplar bilgi içerikli nitelikli olmaları yanında bizlere birer bakış açısı vermeleri, düşünmeye sevketmelidir derim .
Fabrika Ayarı her ne kadar sohbet tadında yazılmış ise de içerikleri verdiği mesajları ile ruhumuzu okşayan , tefekküre sevkeden bir eser… Okudum bitti tadında olmayıp ara sıra okunası gereken bir kitap da diyebiliriz.
Anlamlı bir hayatın peşinde konuşmalar mottosu ile hareket eden üstadlarımız hayata dair gündeme dair yerinde tespit ve düşündürücü sözler ile yüreklere dokunduklarını satır aralarında hissediyorsunuz.
Günümüz postmodern toplumunda eğlence kültürü insanı olduğumuzdan bahsedip unutulası olan bir kavramdan neşveden uzaklaştığımızı beyan ediyorlar.
Ve bu bağlamda en büyük eksikliğimizin feyzden yani Allah sevgisinden uzak kaldığımızı net bir şekilde dile getiriyorlar.
Hani meşhur bir hadis vardır ya hepimizin bildiği…

Allah resulü sorar;
-Dua edermisin?
- Hayır.
-Ağlarmısın?
-Hayır…
-Bitmişsin de sen, haberin yok…
İşte modern çağda kaybetmiş olduğumuz kavramlara dair en güzel misal...

Peki güzel bir insan güzel bir Müslüman nasıl olmalı?
Kitapta bu sorunun basit anlamda cevabını da buldum diyebilir;
….Geldiği yere sevinç ve neşe getirip, giderken hüzün bırakan kimse.
Ah nerede ? denilen,özlenen,aranan kimse…

Kitapta dikkatimi çeken diğer bir husus ise ilim konusuna dair güzel bir sohbet aktarımın olması.
Günümüzde hayli rayından çıkmış eğitim sistemine dair –mış gibi yaptığımız faaliyetlerden bahsedildikten sonra nasıl bir muallim-talebe ilişkisi olmalı konusu güzel bir şekilde işlenmiş örnekler ile.
Ve ilimin maldan daha üstün olduğu ilmin kapısı Hz.Ali’nin sözleri ile netleştirilmiş kesin bir hüküm ile.
Ve anlıyorum ki ilimde önemli olanın hal ilmi olduğunu şu sözlerle;
Hal gerçek hal ise kal’e ihtiyaç olmaz…

Değerli Kitapseverler!
Kitapta anladım ki son zamanlarda en çok yakınılan bir durum olan mutsuzluğun ilacı mevcut;
-İnsan tebessüm etmeli
-Yol vermeli
-Sadaka vermeli
-Selam vermeli
-Birinin gönlüne hitap etmeli
Ki o zaman mutlu olursun…

AŞK!
Liselisinden üniversitelisine kadar her kesim aşktan,sevgiden,muhabbettrn bahsediyor.
O kadar fazla kavram var ki gerçek aşk’a dair üstad son noktayı şu ifadelerle koyuyor;
Aşk;
Bir üst değere ,kıymete kendini verebilmektir cinsel bir alaka olmadan.
Hayatını adama halinin adıdır aşk.
Sonsuza kanat açmaktır.
Bir fotoğraf, bir an’lık görüntü değil ; bir filmdir.
Çünkü insan , sevdiğine kıymet verir.
Ve neye aşık isen o’sundur.

Hamiş;

Mesele hangi bağlam üzerinde olursak olalım(dini,eğitim,muhabbet,nasihat,)ne kadar samimi olduğumuz, ne kadar hal üzerinde olduğumuz …
Gerçekten bir yüreğe dokunurken Allah için mi yoksa bol like almak için mi?

Allah-Peygamber-Kur’an ekseninde rahmet ve sevgi eksenli bir çerçeve çizebiliyor muyuz?

Ve fazlası…

Samimi hoş sohbet havasında yazılmış tavsiye edilesi bir eser diyerek en kısa zamanda kitaplıklarınızda bulunmasını temenni ediyorum…

Baki selamlar!
160 syf.
·4 günde·10/10 puan
Açıkçası bu değerli iki ismin kitabını incelemek ne haddime diye düşündüm fakat yinede okumak isteyenler için kısa da olsa bir inceleme yapmak istedim. Kitap Bekir Develi'nin soruları ve Hayati İnanç'ın cevaplaması üzerine ilerliyor. Asla sıkıcı değil. Her bir sayfası, her bir soru, her bir konuşulanlar ayrı ayrı kıymetli bilgiler. Kitabın ilk anından son anına kadar özümüzü hatırlamaya yardımcı oluyor ve en önemlisi de şeytandan bile bizlere daha yakın içinizdeki şeytanın (nefis) daha bir farkına varıyorsunuz. Hayati İnanç'ı bilenler onun olduğu yerde beyitlerin, şiirlerin, kıssaların geçiceğini iyi bilir ne kadar onun ilk söylediklerinden birşey anlamasakta sonrasında ne anlatmak istediğini de anlatıyor. Kitabın gayet akıcı ve okunabilir olduğunu düşünüyorum. Okumaya başlarken ne kadar mutlu ve heyecanlı bir şekilde başladıysam, bitirirken de bir o kadar bittiği için üzüntü duyuyorum. Kesinlikle herkese tavsiye edebileceğim muazzam, harika bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ömer Faruk Yıldız
Unvan:
Yazar, Editör
Bir Temmuz günü doğmasına rağmen sıcak havaları bir türlü sevemedi, doğduğu yer olan İnegöl'ün düz ve yokşsuz sokaklarına alıştığından, Ankara, Dikmen'de yaşamasını bir imtihan olarak nitelendiriyor. Buna karşın asansör ve yürüyen merdivenlere hala mesafeli yaklaşıyor ve uçan filler gördüğünü iddia ediyor.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 4.123 okur okudu.
  • 262 okur okuyor.
  • 2.031 okur okuyacak.
  • 25 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları