Ömer Lütfi Barkan

Ömer Lütfi Barkan

Yazar
9.5/10
12 Kişi
·
34
Okunma
·
18
Beğeni
·
1.360
Gösterim
Adı:
Ömer Lütfi Barkan
Unvan:
Profesör
Doğum:
Edirne, Türkiye, 1902
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 1979
İktisat tarihçisi Ord. Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan, 1902 senesinde Edirne'de doğdu. İlk tahsilini Edirne Numune Mektebinde gördü. 1923'te İstanbul'a giderek Yüksek Muallim Mektebine girdi. Daha sonra Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. 1927 senesinde Strasbourg Üniversitesi Edebiyat ve Hukuk Fakültelerinde lisansını tamamlayıp yurda dönünce Eskişehir Lisesi Felsefe öğretmenliğine tayin edildi. 1933 senesinde İÜ. Edebiyat Fakültesi Türk İnkılab Tarihi Kürsüsü doçentliğine getirildi. Bu dönemde Galatasaray Lisesi'nde Sosyoloji dersleri verdi. 1937 senesinde bu vazifesi de devam etmek üzere İktisat Fakültesi İktisat Tarihi ve İktisadi Coğrafya Kürsüsüne nakledildi. 1941 Şubatında profesörlüğe yükseltildi. İktisat Fakültesindeki derslerinin yanında, Edebiyat ve Fen Fakültelerinin İnkılap Tarihi derslerini de yürüttü. Ayrıca Hayriye Lisesi'nde felsefe öğretmenliği, Hukuk Fakültesi'nde Türk Hukuku Tarihi ve Toprak Hukuku, Edebiyat Fakültesi'nde Türkiye Teşkilat ve Müesseseleri Tarihi dersleri okuttu. 1950'de İktisat Tarihi Kürsüsü başkanı oldu. 1950-1952 yılları arasında İktisat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1955'te Türk İktisat Tarihi Enstitüsü'nü kurdu. Emekli oluncaya kadar bu enstitünün müdürlüğünü yürüttü. 1957 yılında ordinaryüs profesörlüğe yükseltildi. Aynı yıl Strasbourg Üniversitesi tarafından kendisine "şeref doktoru' unvanı verildi. 1972 senesinde Milletlerarası Oryantalistler Birliğine bağlı Osmanlı ve Osmanlı Öncesi Tarih Komitesi başkanı oldu. 1973'te yaş haddinden emekli oldu. Prof. Barkan 23 Ağustos 1979'da İstanbul'da öldü. 

Bibliyografya

XV. Ve XVI. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğu'nda Zirai Ekonominin Hukuki ve Mali Esasları (1945), İktisat Tarihi (1954), İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri (Ekrem H. Ayverdi ile 1970), Süleymaniye Cami ve Şmareti İnşasına Ait Muhasebe Defterleri (2 Cilt 1972-1979), Türkiye'de Toprak Meselesi (1980), Kolonizatör Türk Dervişleri (1993)
Rumelinde bazı dervişlerin beraber çalışıp elde ettikleri mahsullerini iki gözlü ambarlarına taksim ederek bir gözün muhtevasını kendilerine ve diğer gözdeki mahsullerini yolcuların fukaralarına tahsis etmek üzere kullandıkları nakledilmektedir.
Türkler hakkında tetkik edilmede kabul edilmiş batıl itikatları kafalarına koymuş olmalarından ve meseleyi muhtelif cephelerden ve daha geniş kadro­lar içinde mütalaa etmeğe hazırlıkları ve ellerinde mevcut malzeme kâfi gelmediğinden, içinden çıkılmaz faraziyelerle tarihî hakikati tahrif etmeğe mecbur kalmışlardır. Meselâ, henüz son zamanlarda bu meseleyi tetkik etmiş bulunan Gibbons gibi müelliflere göre; Osmanlılarla Asya insan kaynakları arasındaki muvasalarını rakib civar beylikler tarafından kesilmiş olması lâzım geldiğinden, bu devletin kurulması giçin lüzumlu unsurlar ancak yerli Rumlar arasından tedarik edebilirdi. Bu görüş tarzına nazaran yeni İslâm olmuş Türklerle Islâmlaşan Rumlardan hasıl olan Osmanlı milleti faraziyesi, bütün müşkülleri hal ile lâzım gelen izahın anahtarını vermiş oluyordu. Bu suretle Türkler, ancak bu sayede yeni ve büyük bir devleti kurmak için lâzım gelen idarecileri, Imparatoriuk harblerinde kan dökecek askeri bulmuş ve Osmanlı İmparatorluğunu Osmanlılaşmış Rumlar ve Bizansda gördükleri teşkilât ile kurmuş oluyorlardı.
Aşikârdır ki, ilmî olmak ve izah etmek iddiasında bulunma­larına rağmen, esaslı tetkiklere istinat ettirilmiyerek ortaya atılan bu nevi faraziyeler, sadece göçebe olduğu zannedilen Anadolu Türklerinin yalnız başına bir imparatorluk kurmadıklarına ve kuramıyacaklarına ait olan batıl, fakat düne kadar umumî bir itika­da istinad etmekde ve herhangi bir tenkide dayanamıyacak kadar esassız bulunmakdadırlar.
Ahi teşkilatının Anadoludaki faaliyetlerinin Osmanlı İmparatorluğunun kurulmasında büyük rol oynamış olduğunu kaydetmek icab eder. Prof. Fuad Köprülü'ye göre; "Gazi" Osman'ın kayın pederi Şeyh Edebali ile silah arkadaşlarından bir çoğunun hatta Orhan'ın kardeşi Alaeddin'in bu tarikate mensub bulunuş, ilk piyade askeri üniformasının Ahi üniforması oluşu ve Yeniçeriler için Ahi başlığının kabul edilmiş olması, bu bakımdan son derece manidardır.
Alp Erenler namı altında zikredilen ve daha İslamiyetten evvel bütün Türk dünyasında mevcut olan eski ve geniş bir teşkilata mensub, Türk Şövalyeleri mevcuttu. Filhakika; Osman Gazi'nin arkadaşlarından bir çocuğun ünvanı olan bu Alp tabiri dikkate şayandır. Bunlardan şehirlerde yerleşmiş ve İslam dünyasına mensub bazı dini tarikatlerin tesiri altında kalmış olanların ise ünvanı bilahare "Gazi"ye tebdil edilmiş gözükmektedir.
Geyikli Babanın kendisile o kadar görüşmek istiyen Sultan Orhana karşı istiğnası, günün birinde Bursaya çıkageldiği zaman hediye olarak bir ağaç getirib dikmesi de manidardır.
...bu devirlerde gördüğümüz dervişler, henüz bizzat ziraatle meşgul olan ve bağ bahçe yetiştirmekle zaviye ve değirmen inşa etmekte mahir olan işgüzar insanlardır. Vakitlerini ayin ve ibadetle geçirdiklerine, başkaları sırtından yaşadıklarına dair ortada henüz hiçbir delil mevcut değildir
Saruhanda Nif nahiyesinde, "Kapu Kaya" demekle maaruf mevzii, "Hamza Baba" nam derviş, «dest-i rencîle açub, ihya idub, su getirub bir zaviye bina idub, bağ diküb», Allah rızasiycün oradan gelip geçene hizmeti dokunduğu sebeble; Sultan Beyazid tarafından öşürden effedilmişdir.
Oruç Bey (ö.1503) “Tevârih-i Âl-i Osman “ adlı eserinde Karamanoğlu - Babaî ilişkisini Elvan Çelebi’ye atıf ile nakletmektedir.

“Karaman iline evvel Yunan dirlerdi. Karaman dinmesine sebeb anunçün bu hikâyeti getürdük. Bir gice nâgâh sultan Gıyasüddin Padişahı kulları tepelediler, oğlu ve kızı memleket hâli kaldı. Babâilerden Muhlis Paşa bir sebeble Padişah oldu. Babâileri kıranlardan intikam alub ol leşkerden kim varsa hep kılıçdan geçürdi, kırk gün beylik itdi. Bâzılar altı ay beyük itdi didi. Andan sonra Babâîlerden Halife Göre Kadı Baba Ilyas zamanmda üç ile (üç yıla) Halife olmuşdu. Meğer ol Göre kadı‘nın beş yaşında bir oğlu kalmıştı, adına Karaman dirlerdi. Muhlis Paşa ol oğlanı getürüb tahta geçürdi. Padişah eyledi, Nefes idüb itdi ki, bu nesil bu vilâyeti duta. Padişah ola, didi, Karaman vilâyetine. Karaman didiklerine sebeb budur."
Anadoluda, Os­manlılardan evvel teşekkül etmiş olan diğer beyliklerin de Os­manlılar gibi muhtelif tarihlerde Anadoluya gelen veya nakledilen Oğuz yani Türkmen boylarının Bizans ve Kilikya hudutlarma yerleştirilmesi neticesi meydana geldiği düşünülecek olursa, Türkmen kabileleri arasında yayılmış olan dinî tarikatlerin ve bu tarikatlerin temsil eden şahısların nüfuzu kendiliğinden meydana çıkar.
Selçuk devletinin sarsılmasında bu Türkmen kabilelerine is­tinad eden Babâîlerin isyan ve propagandalannın tesiri olduğu gibi, aynı Babâî şeflerinin Ertuğrul ve Osman Gazi zamanında faaliyette bulundukları ve Karaman oğullarının da müstakil bir devlet kur­masında Babaîliğin ve Babâî şeflerinin büyük bir rol oynamış olduğu anlaşılmaktadır.
56 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Osmanlı Devletinin kuruluşu ve bu kuruluş evresine gelinmesi ile alakalı günümüzde yaygın olan görüşleri incelediğimizde karşımıza iki şık çıkmaktadır.

i- Osmanoğulları Allah'ın lütfu ile bir medeniyet kurmuşlardır. (Genelde tarihten uzak halk buna inanır)
ii- Osmanoğulları kendilerinde bulunan yüksek teşkilatçılık kabiliyeti neticesinde Bey'likten Devlet olmayı başarmışlardır.

Yazar, yukarıda her ikisi de zayıf olan bu fikirleri gerçekçi deliller sunarak irdelemiş ve Osmanlı Devleti'nin kurulmasını, daha doğrusu "Osmanlı Devleti'nin kurdurulmasını" en doğru şekilde izaha çalışmıştır.

Öncelikle bir devletin kurulması Allah'ın lütfu mudur? Tartışılır. Eğer öyle ise, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük medeniyetlerinden olan roma ve abd'ye Allah'ın lütuf etmiş olması gerekmektedir! Dünyevi başarılar çalışarak ve gayret edilerek kazanılır. İllet-i gaiyye sebebince; her şey dünyada bir şarta bağlanmıştır. Şartları yerine getiren, zafere muvaffak olur. Allah kimseye durduk yere mülk ve saltanat bahşetmez. Hatta bir kimsenin manevi yönü kuvvetli ise, onu dünya nimetlerinden mahrum bırakması da söz konusu olabilir.

İkinci görüşe gelir isek; 400 çadırlık bir obanın Dünya'nın sayılı Devletlerinden birisi haline gelmesi, liderlik ve teşkilatlanma kabiliyetiyle açıklanamayacak kadar kompleks bir konudur. Osmanlı ailesi tarih sahnesine çıktıklarında kim oldukları ve nereli oldukları dahi çok da bilinmeyen, sayı olarak kalabalık olmayan ve çok tanınmayan sıradan Anadolu Obalarından birisi oldukları görülmektedir. Kendilerinden daha kavi ve daha kalabalık pek çok kabile o dönem Anadolu'da yerleşik bulunmaktadır. Dolayısıyla, Osmanlı'nın diğerler beyliklerin arasından nasıl sıyrılarak devlet olduğu, ucu açık kalmaktadır.

Bu noktadan sonra yazarın asli fikirlerini ortaya koymanın zamanı gelmiştir. Öncelikle Türk'lüğün tarihini Osmanlı Ailesiyle başlamamıştır. Türklük binyıllarca varlığını sürdürmüş, kuvvetli devlet geleneği olan bir mekanizmadır. Şunu da bilmek gerekir ki; büyük sistemler yok olurken, kendilerinden sonra ki sistemi hazırlayarak tarih sahnesinden çekilirler. Bu sebeple Selçuklu Devleti, devamında Osmanlı'yı yaratmıştır denilebilir. Peki bu nasıl gerçekleşmiştir:
Selçuklu Devleti'nin yıkılmasının ardından, Selçuklu Devleti'nde çok önemli yer teşkil eden Ahi'ler, kendi aralarında ki kuvvetli bağlarını Selçuklulardan sonra da devam ettirmişlerdir. Anadolu'da Türklerin hamiliği için ön plana çıkan Osmanoğulları Ahilerden yoğun destek almıştır. Anadolu'da diğer beylikler varken, Osmanlı'ya destek olunmasının sebeplerinden birisi de, kitapta açıkça söylenmese de; Osmanoğullarının tekke kültüründen gelmeleridir. Yazar, Anadolu geleneğinde tasavvuf erbabı Alpler'e "Gazi" dendiğinin altını çizmiştir. Bu bağlantı ile, Ertuğrul "Gazi", Osman "Gazi", Orhan "Gazi" gibi şahsiyetlerin kimlikleri hakkında önemli bir ipucu da sunuluş olmaktadır.

Diğer bir faktör ise; Ahiler dışında Anadolu'da yerleşik düzene geçmiş bulunan kolonileşmiş Tekkeler'dir. Yazar, eserinde özellikle bu konu üzerinde durmuştur. O dönem coğrafyasında Pir Ahmet Yesevi'nin pek çok dervişini Anadolu'ya gönderdiği görülmektedir. Bunlar arasında Hacı Bektaş gibi meşhur olanlar olduğu gibi, adı sanı duyulmamış nice isimsiz kahramanalar da bulunmaktadır. Bunun dışında değişik tasavvufi kollara mensup pek çok tarikat erbabı da Anadolu'ya gelerek burada toprak ıslah etmiş, çiftçilik yapmış, değirmenler inşa etmişlerdir. Kazançlarının büyük kısmını ise "ahende ve revende" çalışmalarına ayırdıkları yani yolculara, yolda kalmışlara ve garibanlara harcadıkları görülmektedir. Hatta bu tekkelerin neredeyse tamamının ahende ve revende için kuruldukları söylenebilir. İçlerinde kuytu ve tekin olmayan arazileri gözetmek için kurulanlar da vardır.

İşte bu koloniler, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda büyük gayret sarfetmişler ve katkı da bulunmuşlardır. Yazar bu konuda tarihi kayıtlar da sunarak; bu tekkelerin pek çoğuna Osmanlı'nın kuruluşundan sonra belde ve köy verildiğini hatta vergiden muaf tutulduklarını da belgelerle ortaya koymaktadır. Hatta Ahiler, Osmanlı Devleti'nin kurulmasından sonra bile, bulundukları bölgelerin güvenliğinden de sorumlu tutulmuşlardır. Bu bölgelere Hristiyan akınları olduğunda yine tekke erbabı ve aynı zamanda savaşçı olan bu dervişler karşı koymuşlar, uç bölgelerinde ve içlerde asayişi de sağlamışlardır.

İşte yazar, bu koloni hayatını ve Devlet sistemine giden yolda katkılarını izah etmektedir. Kitap, tam olarak kaynakça nevinden olacak kadar hacimli olmasa da, "fikren" önemli bir yer teşkil etmektedir. Oldukça kısa olan eseri, konuya ilgi duyan okura tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
965 syf.
·1184 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitapta Türkiye'nin Osmanlı'dan 50'li yıllara kadarki toprak rejimini görmek mümkün. Hocanın çeşitli yerlerde çıkmış önemli makalelerinin bir derlemesi olan kitap, birçok iktisat tarihçisinin ve Osmanlı toprak yönetimiyle ilgilenen tarihçilerin baş ucu kitabı olma özelliğini taşıyor. Hoca'nın dili günümüz insanına biraz ağır gelebilir. Bu yüzden Ferit Devellioğlu'nun Osmanlıca-Türkçe Sözlük adlı eserini bu kitabı okurken yanlarından ayırmamaları tavsiye olunur.
56 syf.
·5/10 puan
Uzun ve sıkıcı bir kitap. Dönemin vakıf çalışmalarını detaylı bir şekilde ortaya koymuş bir eser. Bu alanda ihtisas yapmayacaklar için tavsiye etmem.
Gamze Toker
Gamze Toker Türkiye'de Zirâî Ekonominin Hukukî ve Malî Esasları'ı inceledi.
Eğer toprak sisteminin Osmanlı'daki hâlini ve bugüne etkilerini merak ediyorsanız. Akademik dilden de sıkılmam diyorsanız toprak sistemini öğrenmek adına harika bir kitap
56 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
58 sayfalık bir makalenin kitap hali. Osmanlının ilk dönemlerinde çok büyük etkileri olan dervişlerin ve bunların kurdukları zaviyelerin yapısı, işleyişi ve önemi anlatılmış.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ömer Lütfi Barkan
Unvan:
Profesör
Doğum:
Edirne, Türkiye, 1902
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 1979
İktisat tarihçisi Ord. Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan, 1902 senesinde Edirne'de doğdu. İlk tahsilini Edirne Numune Mektebinde gördü. 1923'te İstanbul'a giderek Yüksek Muallim Mektebine girdi. Daha sonra Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. 1927 senesinde Strasbourg Üniversitesi Edebiyat ve Hukuk Fakültelerinde lisansını tamamlayıp yurda dönünce Eskişehir Lisesi Felsefe öğretmenliğine tayin edildi. 1933 senesinde İÜ. Edebiyat Fakültesi Türk İnkılab Tarihi Kürsüsü doçentliğine getirildi. Bu dönemde Galatasaray Lisesi'nde Sosyoloji dersleri verdi. 1937 senesinde bu vazifesi de devam etmek üzere İktisat Fakültesi İktisat Tarihi ve İktisadi Coğrafya Kürsüsüne nakledildi. 1941 Şubatında profesörlüğe yükseltildi. İktisat Fakültesindeki derslerinin yanında, Edebiyat ve Fen Fakültelerinin İnkılap Tarihi derslerini de yürüttü. Ayrıca Hayriye Lisesi'nde felsefe öğretmenliği, Hukuk Fakültesi'nde Türk Hukuku Tarihi ve Toprak Hukuku, Edebiyat Fakültesi'nde Türkiye Teşkilat ve Müesseseleri Tarihi dersleri okuttu. 1950'de İktisat Tarihi Kürsüsü başkanı oldu. 1950-1952 yılları arasında İktisat Fakültesi dekanlığı yaptı. 1955'te Türk İktisat Tarihi Enstitüsü'nü kurdu. Emekli oluncaya kadar bu enstitünün müdürlüğünü yürüttü. 1957 yılında ordinaryüs profesörlüğe yükseltildi. Aynı yıl Strasbourg Üniversitesi tarafından kendisine "şeref doktoru' unvanı verildi. 1972 senesinde Milletlerarası Oryantalistler Birliğine bağlı Osmanlı ve Osmanlı Öncesi Tarih Komitesi başkanı oldu. 1973'te yaş haddinden emekli oldu. Prof. Barkan 23 Ağustos 1979'da İstanbul'da öldü. 

Bibliyografya

XV. Ve XVI. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğu'nda Zirai Ekonominin Hukuki ve Mali Esasları (1945), İktisat Tarihi (1954), İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri (Ekrem H. Ayverdi ile 1970), Süleymaniye Cami ve Şmareti İnşasına Ait Muhasebe Defterleri (2 Cilt 1972-1979), Türkiye'de Toprak Meselesi (1980), Kolonizatör Türk Dervişleri (1993)

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 34 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 44 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.