Onur Kınacı Birler

Onur Kınacı Birler

ÇevirmenEditör
8.5/10
1.320 Kişi
·
2.591
Okunma
·
5
Beğeni
·
247
Gösterim
Adı:
Onur Kınacı Birler
Unvan:
Çevirmen, Editör
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
360 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Son zamanlarda okuduğum en iyi bilim kurgu kitabı!
Warcross, dünyayı kasıp kavuran bir sanal gerçeklik oyunu. Genç dâhi Hideo Tanaka'nın daha 13 yaşındayken tasarladığı Nörolink gözlüklerle oynanıyor. Şimdiyse Hideo 21 yaşında ve bu gözlükler aracılığıyla dünyaya hükmediyor. Nörolink gözlük veya lensleri takan kişiler anında sanal evrene adım atıyor ve beynin istekleri doğrultusunda kendi evrenini kontrol edebiliyor. Bu yüzden Warcross sadece bir oyun olmaktan çıkıp adeta bir yaşam tarzına dönüşmüş. Hatta her sene dünya çapında profesyonel Warcross oyuncularının takımlar halinde mücadele ettiği turnuvalar düzenleniyor. Oyundaki amaç; kendi takımının cevherini kaptırmadan karşı takımın cevherini elde etmek.
Ana karakterimiz Emika Chen, çok iyi bir Warcross oyuncusu fakat maddî imkanı ve sabıka kaydı el vermediği için oyunu daima yasa dışı yollarla oynamış bir hacker. Ev kirasını ödeyemediği için atılmak üzere olan fakir hackerımız, değerli bir güçlendiriciyi çalıp satmak için Warcross açılış oyununa sızar. Fakat işler umduğu gibi gitmez ve oyunu izleyen milyonların gözü önünde kendini açığa çıkarır. Az öncesinde kimsenin tanımadığı bir hacker iken şimdi dünya gündemine oturan, en çok tıklanan isim olmuştur. Tabii bu duruma Warcross yönetimi de kayıtsız kalmaz, bizzat Hideo Tanaka, Emika'yı Tokyo'ya davet eder. Oyunu hacklediği için dava edileceğini düşünen Emika, kendini usta oyuncularla Warcross mücadelesinde bulur. Fakat artık peşinde olduğu şey paradan veya oyunu kazanmaktan çok daha fazlası; tehlikede olan hayatları kurtarmaktır.
—————————
Okuduğum ilk Marie Lu eseri ve HARİKAYDI! Yazarın zekasına hayran olmamak elde değil. Bu nasıl güzel bir kurgudur? Sürükleyici ve tutarsızlıktan uzak bir anlatımı var. Sayfaları heyecanla çevirdim. Emika karakterini çok sevdim Biraz asi, başına buyruk ve güçlü bir karakter Hideo da iyi hoş ama bazen anlam veremediğim davranışları oldu. Zaten iki karakterin çok çabuk yakınlaştığını düşünüyorum
336 syf.
Bu kitabı çok övüldüğü için okudum
Bir kitap bu kadar sıradan olup ta bu kadar şaşırtıcı olabilir mi? bu zamana kadar hiç bir kitapta bu kadar şaşırdığımı şok olduğumu hatırlamıyorum
Kitapta beni rahassız eden
çok fazla ayrıntıya girilmiş bölümler vardı
Onun haricinde kitap şok etkisi yapıyor.
456 syf.
·4 günde·4/10
Serinin kurgusu ve temelleri hakkında Kızıl Kraliçe isimli ilk kitapta yaptığım incelemede bahsettiğim için burada tekrar etmeyeceğim. (İlk kitabın incelemesi için #41701711 )
Cam Kılıç, serinin ikinci kitabı ve bence Kızıl Kraliçe'den sonra oldukça zorlama olarak yazılmış bir kitap.
Ana karakterimiz Mare'nin ergenlik buhranları artık ayyuka çıkmış olduğu için okumakta çok zorlandım. Kararsız, düşüncesiz ve bencil tavırları beni bu kitapta, ilk kitaptakinden çok daha fazla rahatsız etti.
Kitabı neredeyse üçte biri bomboş geçti. Doğru düzgün hiçbir aksiyonun olmadığı bu kısımlar, tamamen sayfa sayısını arttırmak için ayrıntılı hale getirilmiş gibi hissettim. Neredeyse son 150 sayfaya kadar hiçbir şey olmadı. Ve tüm olaylar o son 150 sayfaya sığdırıldı.
300 sayfalık bir hamallıktan sonra verilen 150 sayfalık bir gerilim, bence yetersizdi.
İlk kitaptaki merak, heyecan ve akıcı kurguyu bu kitapta bulamadım. Yine de serinin tamamını okumak istediğim için geçmek zorunda olduğum bir basamaktı.
Kızıl Kraliçe de benden çok yüksek bir puan alamamıştı. Ancak Cam Kılıç, ilk kitaba oranla çok çok daha yerlerde. Umarım yazar üçüncü kitapta beni şaşırtabilir.
Okuduğunuz için teşekkür ederim, sevgiyle kalın.
Kitabi okudum ve çok güzel bir bilim kurgu kitabıydi. Açikcasi okurken cok etkilendim . Sayfalarin sürükleyici olmasinin yaninda cok sağlam bir kurgusu vardi.
Bence bilim kurgu fantastik tarzi kitaplar okumayi seviyorsanız kesinlikle okuyun derim
392 syf.
·4 günde·6/10
Bilim kurgu ve fantastik türde kitaplar okumayı çok sevdiğim gibi, genç yetişkin kitapları okumayı da seviyorum. Kendi deyimimle 'çerezlik' olan bu kitapları okuma zorluğu yaşadığım dönemlerde, iki ağır kitabın arasında ya da zor okuduğum bir kitapla birlikte okuyarak kendimi biraz rahatlatıyorum.
Kızıl Kraliçe'de benim çok kısa sürede ve çok rahatlıkla okuduğum kitaplar arasına girdi.
Kitabın türü her ne kadar fantastik olarak belirlenmişse de tür konusunda kesin bir ayrıma gidilemeyen kitaplardan. Fantastik ve bilim kurgunun iç içe geçtiği bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Hikaye, ırk ayrımı ve bir ırkın diğeri üzerinde üstünlük kurması temellerine dayandırılmış. İnsan ırkı kan rengine göre gümüşler ve kızıllar olarak ikiye ayrılmış ve gümüş ırk üstün yetenekleri sebebiyle kızıl ırkın üstünde hakimiyet kurarak ayrıcalıklı, zengin ve güçlü bir konuma gelmiş. Hatta ülkenin yönetimini de ele geçirmiş.
Ana karakterimiz ve anlatıcımız, alt sınıftan bir kızıl olan, yanlış hatırlamıyorsam 16 yaşındaki Mare.
Kurgunun geneline distopyan bir hava hakim. Ve birçok distopyada olduğu gibi asiler sessiz ama sağlam adımlarla yükselmeye başlıyor.
Kurgunun temelinde gümüş-kızıl çatışması yani bir ırk savaşı yerleştirilmiş.
Burada belirtmem gerekir ki, bu kitap genç yaştaki okurlar açısından daha tatminkar bir okuma sağlayabilir. Ben yaşım itibariyle ergenlik dönemi karakterlerinin ağzından yazılan hikayelerde artık birazcık sıkılıyorum. Özellikle anlatıcı olan ana karakterin henüz oturmamış kişiliği, kararsızlığı, ergenlik buhranları ve ne istediğini bilmeyen tavırları beni oldukça bunalttı. Yine de hızlı okunan yapısı sebebiyle bırakmadım ve diğer kitaplarını da okumaya devam edeceğim.
Eğer 25 yaştan küçükseniz ve fantastik/distopik hikayeleri seviyorsanız tam size göre olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca macera, ihanet ve entrika seven herkes bu kitabı beğenecektir.
Okuduğunuz için teşekkür ederim, sevgiyle kalın.
176 syf.
·8 günde·7/10
UYARI : Bu bir devam kitabı değil!
***
(Kızıl Kraliçe serisinin üç kitabının incelemesi için #41701711 -#41701958 - #44367556 )
***
Kızıl Kraliçe serisinin ilk 3 kitabını okuyup bu kitabın devam kitabı olduğunu düşünenler varsa, Zalim Krallık'tan uzak dursunlar. Çünkü bu kitap, seriyle tamamen alakasız iki konudan bahsediyor; biri Cal'in annesi Coriane'in hayatının bir kısmı, diğeri ise Farley'in hayatının bir kısmı ve Shade ile tanışma süreci. O yüzden devam kitabı olduğunu düşünerek alıp hayal kırıklığına uğramayın derim.
Kızıl Kraliçe kitaplarından sonra, Zalim Krallık'ın ilk bölümü beni mucizevi şekilde şaşırttı. Coriane'in hayatının anlatıldığı kısım bir masal gibi yazılmıştı ve aslında yazarın ne kadar yetenekli olduğunu görmemi sağladı. Çok beğendim ve keşke bitmese diye korkarak okudum. Tabii ki her güzel şey gibi bitti, ve kitabın ikinci bölümüne gelip Farley'in hikayesini okumaya başladığımda yine büyük bir çöküntü yaşadım.
Bahsettiğim ilk bölüm, yazarın diğer yazdıklarından o kadar ve o kadar farklı ki, aynı kişinin kaleminden çıkmış olduğunu düşünmek bile çok zor. Bence yazar ilahi bakış açısıyla mucizeler yaratmış ve aslında bu kadar yetenekliyken diğer kitapları niye böyle vasat diye düşünmekten kendimi alamadım.
Seriyle hiçbir alakası yok ve ben -sanırım biraz da Mare olmadığından- bu kitabı okuduğum 3 kitaptan çok daha fazla sevdim. En yazından yazarın potansiyelini görmüş oldum ve bu seriyi bitirdikten sonra yeni bir kitap yazarsa çok da olumsuz bakmayacağım.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgiyle.
344 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Ya nası ya?Yarım saattir aynı cümleyi söyleyip duruyorum.Şu Marie Lu ya bir IQ testi yaptırsınlar merak ettim kaç çıkacak.Birinci kitabı sevdiyseniz ikinci kitapta ÇILDIRACAKSINIZ!
360 syf.
·2 günde·10/10
Oyun oynamayı çok seven bir insanım. Ama hiç kendimi bir oyunun içinde hissettiğim ve “Keşke gerçek olsaydı da oynayabilseydim!” dediğim bir kitap okumamıştım.

Ta ki Warcross’a kadar.

NöroLink adı verilen gözlüklerle ya da lenslerle gerçek dünyanın yanında bir sanal evren de sizinle beraber oluyor. Bu dünyada bir seviyeniz var ve yaptığınız şeylerle puanlar kazanıyorsunuz. Aynı zamanda bu gözlükle ya da lensle beraber bir oyunu oynayabiliyorsunuz.

Warcross.

Dünya çapında bir şampiyonası olan ve herkesin hayran olduğu bir deha olan Hideo Tanaka bu sanal gerçekliği yaratmış. Ve ana karakterimiz Emika Chen ile birlikte bu dünyaya adım atıyoruz.

Bir glitch ile hayatınız nasıl değişir böyle bir dünyada? Bunu çok güzel anlatmış. Çok sürükleyici ve karakterlerine bayıldığım bir kitap oldu.

Marie Lu’nun hayal gücüne yine hayran kaldım. Ters köşeleri çok iyiydi. İkinci kitabı hemen okumak istiyorum.

10/10
360 syf.
·10/10
Biliyordum!
Marie Lu'nun beni hayal kırıklığına uğratmayacağını biliyordum. Aldığı her övgüyü hak eden bir kurgu gerçekten.

Yazığı her kitapla daha iyi bir yazar olan kadın; Marie Lu.

O kadar çok şeyden bahsetmek istiyorum ki, saçmalamaktan korkuyorum.

İlk olarak ebeveynler hakkındaki düşüncelerimi yazayım.
Yazarın yazdığı her kitapta kadın karakterlerin anneleriyle bir sorunu var. Bilmiyorum ilgimi bu çekti. İlk serinin sadece birinci kitabını okudum, Genç Elitler serisinde de biraz bu konu hakkında kafa yordum ama önemsemedim. Şimdi Warcross'u okuyunca dedim ki; Neden anneler, neden hep anneler?

Teşekkürler kısmında kendi annesiyle bir sorununun olmadığını anladım. Belki de annesi olmadan bile nasıl güçlü olduklarını anlatmak istiyordur kadın karakterlerinin. Bilemiyorum.

Şimdi bu kitap farklı bir dünya ve öyle bir kitap ki sadece -anlatılmaz, okunur- denebilir. Ben bu kitabı 5 tane müzik eşliğinde okudum. Bu benim (Bana Dokunma serisini saymıyorum, onun müzikleri bu kitabınki gibi tam oturmadı.) ilk başarılı müzik listem oldu. Her sahnede ne çalacağımı biliyordum, oyunlarda çalan müziğim belliydi. Hideo ve Emika'nın sahnelerinde genelde Daughter'ın Flaws'ını çalıyordum. Hatta bir yerde o kadar duygulandım ki…

Duygulanmamın nedeni Marie Lu'nun bu 'Hiçbir Şey İmkansız Değildir' anlayışı. Gerçekten bu düşüncesine, bu düşüncesini kaleme döküşüne hayranım. İşte Hideo ve Emika arasındaki o ilk görüşme beni benden aldı. İmkansız diye bir şey yok diye bağırıyor Marie Lu her kitabında.

Gül Cemiyeti'nin o manyak sonundan sonra Warcross deliceydi. Kitabın her sayfasını tatlı yiyormuşum gibi okudum. Ama o son bölüm… O son sayfalar… Biliyordum! Gerçekten biliyordum, anlamıştım. Ve tahmin ettiğim şeyin doğru çıkması kadar güzel bir şey yok.

Şimdi Marie Lu'nun, Sarah j. Maas ve Tahereh Mafi'nin erkeklerle alıp veremedikleri ne onu anlayamı… Anlıyorum aslında ve böyle yapmaları beni benden alıyor. Zaten kim ilk seferinde gerçek aşkını bulmuş ki.

Kitabın ne kadar iyi olduğuyla ilgili paragraflar yazabilirim ama gerek yok. Devam kitabını sabırsızlıkla bekliyorum. Daha zalim bir Hideo bizi bekliyor diye düşünüyorum bu arada.

Şu konudan da bahsetmek istiyorum, oyuncularla Emika arasındaki ilişkinin değişimini çok sevdim. Hideo ve Emika arasındaki ilişkinin değişimi hakkında çok önyargılı şeyler yazmak istemiyorum. Diğer kitapta neler olacağı belli değil çünkü.

Bir yanlış anlaşılmanın, böyle bir yanlış anlaşılma olacağını hiç düşünmemiştim. Kimin iyi adam, kimin kötü adam olduğu kafalarda soru işareti olarak kaldı diye düşünüyorum. En azından bende öyle kaldı.

Konu o kadar…yani konuyu açıklayacak kelime bulamıyorum. O kadar karışık, kör bir konu ki. Kimin haklı olduğunu uzun uzun düşünsem de işin içinden çıkamıyorum. Yine de Emika haklı. Evet evet, haklı.

Şu an yazmak istediğim bazı şeyleri unuttuğumdan eminim, şunu söylemeden bitirmeyeyim. Gerçekten kaliteli bir kitaptı. Okunması gereken ve tek başına okunmaması gereken bir kitap. Bir arkadaşımla birlikte okuyup, karşılıklı konuşmak isterdim. Hakkında tartışılacak çok şeyi olan bir kitap çünkü.
Müziklerden;
**Oynat bunu, bir şekilde tutsak oluveriyorum bu tehlikeli ve zorlu olan oyunda**

**Bu duyguyu hissediyorsan ellerini havaya kaldır
Evet evet evet
Bir adım, iki adım, hadi!
Bu gece sen, ben ve diğer herkes bağımlı olacağız.**

**Evet , herhangi bir yerde, her yerde ol
Tek yapman çağırmak
Ateşle oynanan bir oyun gibi,**

**Yıldızlara diliyor, senin ne olduğunu merak ediyorum
Ben bilmiyorum, O çok güzel
Belki benden biraz daha fazla parlıyordur**
392 syf.
·1 günde·6/10
An itibariyle Kızıl Kraliçe’yi de okumuş bulunmaktayım. Kitabın en büyük problemi hikayenin temeli olan Kızıllar ve Gümüşlerin sınıf farklılığına dayalı olması. Kızıl Yükseliş'te Altınlar ve Kızıllar arasında olduğu gibi... Ve bence kitabın Kızıl Yükseliş’ten sonra çıkmış olması onun için büyük bir dezavantaj… Ancak Kızıl Yükseliş’i okuyanlar bilir onun tarzını; o yüzden onun kadar karmaşık, satranç stratejisine sahip bir kitap beklemeyin bence… Bu kitap daha çok Beni Seç ve Kızıl Yükseliş'in harmanlanmış hali gibi olmuş.

Kızıl Yükseliş’te olduğu gibi burda da insanlar iki farklı sınıfta… Kanlarının rengine göre ayrılmış bir toplum var. Gümüşler… Kanı gümüş rengi akanlar… Soylular… Güçlü olanlar… Tanrı'nın bahşettiği yeteneklerle doğmuş olanlar… Alevi, suyu, metalleri kontrol edebilme gibi… Şanslı sınıfta olanlar… Hükmedenler…
Ve Kızıllar… Kanı kırmızı renk akanlar… Sıradanlar… Zayıflar… Şanssızlar… Bırakın Tanrı'nın bahşettiği özel yetenekleri Terzi, Balıkçı, Fırıncı gibi mesleklere sahip olmak için yeteneğe sahip olamayanların cepheye savaşa gönderildiği sınıfta olanlar… Köleler… Sadece Gümüşlerin emrini, isteğini, savaş stratejilerini yerine getirmek için doğmuş piyonlar onlar… Peki ya bu keskin çizgiyi bozacak birisi varsa? Ya bu düzeni bozacak biri ortaya çıkarsa? İşte o zaman bakalım Gümüşlerin mutlu mesut hükmedişten ibaret dünyası ne hale gelir kitabımız onu anlatıyor ;)

Mare 17 yaşında… Kızıllar içinde bile oldukça sıradan… Hiçbir yeteneği yok. Bu yüzden de cepheye çağırılacağı günü beklerken bir anda şans yüzüne gülüyor ve Sarayda hizmetçi olarak göreve çağrılıyor. Bir anda kendini iki Prens’in ve saray dünyasının ortasına düşmüş bir halde buluyor. Ve bu ne demek? Yine nur topu gibi bir aşk üçgenimiz var demek ;) Bu arada kızımızla ilgili bazı sırlar da ortaya çıkıyor. Ben Cal ile biraz daha iletişim kurarlar daha da yakınlaşırlar sonra bir şeyler ortaya çıkar diye bekliyordum ama hiç beklediğim gibi ilerlemedi hikaye… Mare’i de pek sevemedim açıkçası… Bana çok da ayakları yere basan güçlü bir karakter gibi gelmedi. Bir de her şeye rağmen Cal’i kullanmış olması beni inanılmaz rahatsız etti. Ben en başından her şeyi anlamama rağmen nasıl çözemedi bu kız anlamadım. Valla en son düştükleri durumda çok sinirim bozuldu, resmen gerizekalılık yaptı yani… Prensi de ne durumlara düşürmüş oldu. Ne bilim işte hem sevdim hem de tam olarak sevemedim sanki kitabı, hep kafam bir yerlere takılı kaldı. Kızıl Yükseliş kadar vurmadı benii… Malum o seri benim efsanem haline gelmişken sonrasında bunu okumuş olmam kitaba ısınmamı engelledi. Bazı yerleri yüzeysel geldi bana, hikayenin içine girmekte zorluk çektim. Mare’i sevemedim, Kızıllara o kadar da üzülemedim. Elimde değil işte Kızıl Yükseliş’le karşılaştırmadan edemiyorum. Tür aynı, hikaye benzer derken ondaki kadar içine almadı beni kitap… Öngörülebiilir, ortalama bir distopyaydı diyebilirim. Sadece kitabın son kısımları heyecanlıydı. Bu yüzden 2.kitabı yine de okumayı planlıyorum. Umarım devamı daha da güzelleşir. Herkese iyi okumalar ;)

Yazarın biyografisi

Adı:
Onur Kınacı Birler
Unvan:
Çevirmen, Editör

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 2.591 okur okudu.
  • 116 okur okuyor.
  • 1.527 okur okuyacak.
  • 62 okur yarım bıraktı.