Orhan Şaik Gökyay

Orhan Şaik Gökyay

YazarDerleyenÇevirmen
8.9/10
54 Kişi
·
53
Okunma
·
34
Beğeni
·
2243
Gösterim
Adı:
Orhan Şaik Gökyay
Unvan:
Türk Şair ve Akademisyen
Doğum:
İnebolu, Kastamonu, Türkiye, 16 Temmuz 1902
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 2 Aralık 1994
Edebiyat tarihi ve dil araştırmacısı, şair, öğretmen.

“Bu Vatan Kimin” şiiri ile hafızalarda yer etmiş vatansever bir şairdir. Edebiyat alanında şairliğinden çok eleştirmenliği ve araştırmacılığı ile öne çıktı. Dil konusunda yaptığı en önemli çalışma Dede Korkut hikâyeleri’ni sadeleştirmesidir. Yetmiş yıl boyunca öğretmenlik yaptı, binlerce öğrenci yetiştirdi.

Bestesi Arif Sami Toker’e ait olan ve Türk Müziği’nin klasikleri arasında sayılan “Çıksam Şu Dağların Yücelerine” şarkısının güftesinin yazarıdır.


16 Temmuz 1902 tarihinde babasının edebiyat öğretmeni olarak görev yaptığı İnebolu'da dünyaya geldi. 93 Harbi’nden sonra Filibe’den Anadolu’ya göç eden bir ailenin yedi çocuğundan birisidir. Babası Mehmet Cevdet Efendi, annesi Şefika Hanım’dır. Asıl adı Hüseyin Vehbi’dir. Rıza Nur’un Milli Eğitim Bakanlığı sırasında ‘her öğrencinin bir Türk adı alması’yla ilgili genelgesi uyarınca adını "Orhan" olarak değiştirmişti.

İlk öğretimine Kastamonu'da başladı. İdadi’nin dokuzuncu sınıfında okurken, ailesinin maddi sıkıntıya düşmesi sebebiyle öğrenimine ara verdi. Katip olarak özel idarede çalışmaya başladıktan sonra edebiyatla ilgilendi. İlk şiiri Kastamonu'daki Açıksöz gazetesinde 1922 yılında yayımlandı. “Annemin Mezarında” adını taşıyan bu şiiri, kardeşi Kenan’a atfetmişti. İzmir’in işgaline duyduğu üzüntü ile yazdığı “İzmir Rüyası” adlı ikinci şiirini edebiyat öğretmeni Vasfi Bey’e ithaf etti . Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul’dan Ankara’ya geçen pek çok kişinin yol üzerinde uğradığı bir yer olan Kastamonu’dan geçtiği sırada ünlü şair Mehmet Akif ile de görüşme fırsatı bulmuş, ilk şiirlerini göstermiş ve beğenisini kazanmıştı.

Aynı yıl öğrenimini tamamlamak üzere Ankara'ya gitti. Ankara Darülmuallimi’nin (öğretmen okulu) son sınıfına kaydoldu.

Öğretmenlik ve edebiyat yaşamı:
Ankara Darülmuallimin’i çok iyi derece ile bitirdikten sonra 1923 yılından itibaren Piraziz, Samsun ve Balıkesir'de öğretmenlik yaptı. Balıkesir'de görev yaptığı sırada şair Edremitli Ruhi Naci’nin (Sağdıç) desteğiyle Çağlayan isminde bir edebiyat dergisi çıkardı ve takma isimle yazı ve şiirlerini yayımladı. 1924-1926 yılları arasında çıkan 15 günlük bu dergide Mehmet Akif, Tokadizade Şekip ve Hasan Basri (Çantay) gibi devrin önemli şair ve yazarlarının da eserlerini yayınladı.

1927 tarihinde önce Kastamonu İdadisi’nin son sınıfına kaydolarak bu okuldan kaydoldu, ardından hem İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi’ne hem Yüksek Öğretmen Okulu’na kaydoldu; öğrenimini her iki okulda birden sürdürdü Edebiyat Fakültesi’nde hocası Fuat Köprülü'den etkilendi. Almancasını ilerletti.

Yüksek öğrenimini 1930’da tamamladıktan sonra tekrar öğretmenliğe başladı. Kastamonu, Malatya, Edirne, Ankara, Eskişehir ve Bursa'da edebiyat öğretmenliği yaptı. "Bu Vatan Kimin" şiirini Bursa'da iken yazdı. Edirne'de görev yaptığı sırada kendisi gibi öğremenlik yapan Ferhunde Sarıoğlu ile evlendi. Çiftin çocukları olmadı.

1938 yılında Dede Korkut hikâyelerini yayınladı. Bu eser ile “Dede Korkut’un torunu” unvanını aldı. Öğretmenlik yaşamına 1939’dan itibaren Ankara’da, yeni kurulan Musiki Muallim Mektebi’nde (Ankara Devlet Konservatuvarı) öğretmen ve müdür olarak devam etti. Bestesini Necil Kazım Akses ile Ulvi Cemal Erkin'in müştereken yaptıkları Konservatuvar Marşı’nın güftesini yazdı[6]. En önemli araştırmalarından birisi olan “Kabusname” ilk defa 1944’te yayımlandı. Bu kitap, Emir Unsurü'I-Meali Keykavus'un 1082 yılında, oğlu Giylanşah için "Nasihat-name" türünde yazılmış bir eserdir.

1944 yılında konservatuvar müdürü iken okul arkadaşı Nihal Atsız’ı evinde misafir etmesi üzerine “Irkçılık-Turancılık davası" nedeniyle görevine son verildi, tutuklanarak İstanbul’a gönderildi, işkence gördü. Onbir ay süren tutukluluk ve yargınlanma sürecinin ardından beraat etti ve öğretmenlik mesleğine geri iade edildi; Galatasaray Lisesi’nde öğretmenlik (1947-1951), Londra kültür ateşeliği ve öğrenci müfettişliği (1951-1954), İstanbul (Çapa) Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik (1954-1959) görevlerinde bulundu.

1957’de “Katip Çelebi Hayatı, Şahsiyeti, Eserleri” adlı kitabını yayımlayan Gökyay, büyük önem verdiği Katip Çelebi’nin eserleri üzerinde çalışmalarını onun "Tuhfetü'l-Kibar fi Esfari'l-Bihar" ile "Mizanü'l-Hakk fi ihtiyari'l-Ahakk" adlı eserlerini bugünün Türkçe’si ile yayınlayarak sürdürdü.

1959-1962 yılları arasında Londra’da bir okulda Türk Dili ve Edebiyatı okutmanı olarak çalıştı. 1962'de Türkiye'ye döndükten sonra Çapa Eğitim Enstitüsündeki görevine tekrar başladı. 1967 yılında yaş haddinden emekli oldu.

Emekliliği:
Gökyay, emekli olduktan sonra da eğitimcilikten kopmadı. 81 yaşında tekrar mesleğine döndü; eski görev yeri olan Çapa Eğitim Enstitüsü’nde, Marmara ve Mimar Sinan Üniversitelerinde ders verdi.

Hayatı boyunca Türk Dili, Nesil, Türk Folklor Araştırmaları, Çağrı, Oluş, Ülkü, Türk Folkloru, Musiki Mecmuası, Türk Dili, Tarih ve Toplum, gibi dergilerde eleştiriler yayınladı, eleştirilerini 1982’de “Destursuz Bağa Girenler” adlı bir kitapta topladı.

ABD’deki Princeton Üniversitesi, 1984’te iki ciltlik bir eser hazırlayarak ona ilk bilim armağanını sundu. 1988’de Türklük Bilgisi Araştırmaları Dergisi’nin 6. ve 7. sayıları ‘Gökyay' a Armağan’ olarak çıktı. 1989’da İstanbul Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktorluk diploması verdi. 1991’de Devlet Sanatçısı unvanı ile ödüllendirildi. Değerli kitaplardan oluşan kütüphanesini 1984’te kurulan Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Kütüphanesi’ne bağışladı.

Prof. Dr. Günay Kut, onun eserlerini “şiirleri, makaleleri, telif kitapları ve çevrileri” olarak dört bölümde inceledi. Bu çalışma, 1989’da yayımlandı.

Yetmiş yılık öğretmenlik hayatında binlerce öğrenci yetiştiren Orhan Şaik Gökyay, 2 Aralık 1994 tarihinde vefat etti ve cenazesi ertesi gün Üsküdar'daki Nakkaştepe Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Ölümünden Sonra:
Yaşamı boyunca yalnızca beş şiirini Türkçe ve İngilizce olarak 1976’da yayımlamış olan şairin şiirleri ölümünden sonra “Bu Vatan Kimin” adı altında kitaplaştırıldı (1994).

2001 yılından bu yana eşi Ferhunde Gökyay ve öğrencisi Kudret Ünal tarafından “Orhan Şaik Gökyay Şiir Ödülü” verilmektedir.

2002 yılında Rıdvan Çongur ile Nail Tan’ın hazırladığı "‘Bu Vatan Kimin?’ şairi, yazar Orhan Şaik Gökyay” adlı kitap yayımlandı.

Doğum yeri olan İnebolu’da ismi bir sokağa verilmiş ve büstü yerleştirilmiştir.

Bazı Eserleri:
- Dede Korkut (İstanbul, 1000)
- Dedem Korkut'un Kitabı(İstanbul, 1973)
- Katip Çelebi'den Seçmeler (İstanbul, 1968)
- Destursuz Bağa Girenler (Dergâh yayınları, İstanbul 1982)
- Bu Vatan Kimin? ŞİİRLER ( ÖZEL TÜRKMEN LİSESİ O. Ş. GÖKYAY KÜT. Y,1994)
"Göz açıp gördüğüm,
Gönül ile sevdiğim,
Bir yasdıkta baş koduğum,
Yolunda öldüğüm, kurban olduğum!
Vay Kazan Bey'in ınağı!
Vay saylu Oğuzun imrencesi Beyrek!"
deyip zan zan ağladı.
1392 syf.
·138 günde·Puan vermedi
Tarihi bir baş yapıt. Uzun yıllar yapılan çeşitli araştırmalar sonucunda ince ince işlenmiş bir kitap.

Dede Korkut Hikayeleri ile hikayelerin tarihi, coğrafi konumları, kültüre etkisi, hikayelerin barındırdığı motiflerin detay detay anlatıldığı bölümler var. Sağlam bir kaynakça ile dayanaklandırılan kitapta el yazmalarından yararlanılarak açıklanan motiflerle islamiyet öncesi Türk geleneklerini, töreleri, pagan ve şaman kültür etkisini ve tasavvufi tasvirleri de derinlemesine bulmak mümkün.
Uzun zamana yayarak okuduğum, okudukça beni doldurduğunu hissettiğim bir kaynak oldu.

Okumak isteyenlere, öncelikle "Motifler ve Töreler" bölümünü okumalarını tavsiye ederim. Bu bölümden sonra hikayelerin okunması ayrı bir tat bırakıyor.

Keyifli okumalar.
232 syf.
·Beğendi·10/10
Dedem Korkut dsöylemiş
Bakalım Hanım ne söylemiş
Allahım onlar nasıl da güzel hikayeler öyle 16. yy daki hikayeler yazıya geçince günümüze kadar ulaşım Okumayan yoktur herhalde Ben en çok Deli dumrulu sevdim Benden tavsiye manzum şekline daha çok yer veren yayın seçin Kitap ne kadar orjinaline yakın olursa o kadar güzel oluyor
144 syf.
·Beğendi·9/10
Orhan Şaik Gökyay diyince herkesin aklına “Bu vatan kimin” diye başlayan meşhur dizeler gelir.Kendisi öğretmenlik ve edebiyat tarihi alanındaki çalışmalarıyla tanınır.Şiirlerinde vatan,bayrak,millet,tabiat,kahramanlık konularını ele almıştır.
136 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
"Vatan sevgisi duygusunu içimde ilk uyandıran rahmetli babam olmuştur. Bir gün, ben daha beş yaşında bir çocuk iken, babam elimden tutmuş, çarşıdan eve geliyorduk. O tarihte, Kastamonu'da, memlekette olanı biteni yazan ve Havadis adı ile satılan el kadar bir gazete çıkardı. Babam o günkü Havadis'i aldı, şöyle bir göz attı ve: "Yazık, Selanik de elden gitti." dedi. O zaman bu kaybın ne kadar büyük olduğunu babamın üzüntüsünün derecesinden anlamıştım. Vatan sevgisinin bendeki ilk tohumu babamın bu sözüdür. İstiklal Savaşı sürerken yazmaya başladığım şiirlerde bu tohumun alabildiğine filizlendiği görülür. Bu şiirlerden birkaçı İzmir'in işgali üzerinedir. Ankara Erkek Muallim Mektebi son sınıfında talebe iken, daha Kastamonu İdadisi'nde iken yazdığım bu şiirlerden bir tanesini tarih hocamız rahmetli Vasıf Çınar Bey'e gösterdim. İzmir mebuslarından olan Vasıf Bey
bu şiiri, o tarihte, İzmir'in işgali hatırasına, özel olarak, tek sayı yayınlanan gazetede neşretti. Benim şiirlerimde bu devirde esmeye başlayan vatan sevgisi ile dolu hamasi hava git gide artmış, eksilmemiştir. Okuyucu bu havayı benim gibi hissederse sevinirim." (Önsöz'den)
1392 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Dede Korkut Hikayeleri Türklerin kültür tarihinin yaşayış biçimi inanış vesairesinin bize en keskin kanıtlar ile aktaran bir anlatımdır…

Bunun üzerine yapılan araştırmalar ve bu hikayelerin yazılı edebiyata geçmişlerini incelemeler sonucu Gökyay bu kitabı oluşturmuştur.

Gerçekten harika bir anlatım ve yine harika bir kavrama ile hikayede ki çoğu sembolü iyi anlamış özeti niteliğinde ki bu kitabı da iyi neşr etmiştir.
1392 syf.
·10/10
9. ve 11. yüzyıllar arasında oluştuğu ve 15. yüzyılda yazıya geçirildiği bilinen Orhan Şaik Gökyay'ın ilk kez 1938 yılında yayımladığı(Türkiye'de ilk defa 1916 tarihinde Kilisli Rıfat'ın yayımladığı) Dede Korkut Kitabı Oğuz Türklerinin yaşantısına yer veren ve Alp tipi kahramanlarıyla karşımıza çıkar. Prof. Dr. Fuat Köprülü'nün "Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne Dede Korkut Kitabı'nı da diğer gözüne koysanız Dede Korkut ağır basar" sözleriyle önemini anlamamız gereken bir kültür mirasımızdır.
216 syf.
·8 günde·10/10
Dede Korkut hikayeleri bütün Türk gençliğinin okuması gereken bir eser. Eski zamanlarda Türk milletinin düşünüşünü, hayat tarzını anlamak için son derece önemli bir kaynak. Günümüz adetlerinin pek çoğunun bu kaynakta görülmesi, Türk kültürünün oluşumunda Dede Korkut hikayelerinin önemini göstermekte. Orhan Şaik Gökyay bu hikayeleri oldukça akıcı olarak okuyucuya sunmuş. Bazı eski kelimelerin anlamlarını kitabın sonunda küçük bir sözlük olarak vermiş. Tarih ve edebiyat öğrencileri kendi öğrendikleri metodoloji üzerinden bu eseri okuduklarında çok faydali bilgilere erişecekleri muhakkaktır.
355 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Orhan Şaik hoca gözümde çok büyük işler yapmış olan Muharrem Ergin hocayı ve diğer birçok kişiyi bitiren adamdır. Kendisi eskiden kullandığımız Arap harfli metinlerle yazılmış olan eserleri günümüz alfabesine, günümüz dil yapısına çevirme işine girişenleri aşırı bir şekilde ve haklı olarak eleştiriyor. Muharrem Ergin hoca başta olmak üzere birçok kişi eser çeviriyorum diye o eseri katlediyor. Muharrem hoca kendisinden Dede Korkut üzerine notlarını istiyor ve Orhan Şaik hoca da notları veriyor ancak Muharrem hoca Dede Korkut kitabını çıkardıktan sonra notları iade etmiyor ve yararlandığını da belirtmiyor. Orhan Şaik hoca bunu da belirterek onun eserini eleştirmeye başlıyor ve yaptığı okuma hatalarını, çeviri hatalarını bir bir sıralıyor. Destursuz Bağa Girenler'in genelinde ele alınan eserlerde yanlış okunan, yanlış tercüme edilen eserlerden kelime örnekleri veriliyor. Ve Orhan Şaik hoca "bunlar kendileri bile okuduklarını anlamaktan acizken halka bir şeyler anlatmaya nasıl kalkışıyorlar.." gibi cümleler kuruyor. Bu işle uğraşıp bolca yanlış yapanların eylemlerini "bir milletin varlığını kazmalarla yok etmek" olarak tanımlıyor. Kamûs-ı Türkî'yi sadeleştirip günümüze uyarlayan kişinin de ipliğini pazara sererek "daha medli elif ile medsiz elifi okuyamazken çeviriye kalkışmış" diye eleştiriyor ki verdikleri örnekleri okuyunca söylediklerini az bile buldum.
Kendisi ayrıca benim yıllardır beslediğim duygulara da tercüman olarak böyle düşünenin bir tek ben olmadığımı göstermiştir. Özellikle son birkaç yıldır çevremdeki insanlar, doktora öğrencileri ve akademisyenler sürekli ünlü bir yazar bulup vampir gibi kanını emmekteler. Yazarın yazdığı bir kitap üzerine onlarca konuyu çarpıtan, yazarın adı üzerinden geçinen kişiler var ve ben bunun kolaya kaçma olduğunu, primcilik olduğunu düşünüyorum. Atsız üzerine birsürü kitap var ve sürekli yenileri çıkıyor, geçenlerde tanıdığım biri Cengiz Dağcı üzerine sözde onu anlatan bir kitap yazmış. Birkaç yıl önce de başka biri öyle bir kitap yazmıştı ve efenim imza günleri, söyleşiler falan aldı başını gitti. Başka bir örnek de Atsız veya Ziya Gökalp eserlerinin eski kitap tasarımlarını kullanarak okuyucuları etkilemek isteyen vampir sözde yazarlar. Çok vasatlar ancak eski yayınlardaki, tabiri caizse toplumda patlamış gitmiş olan kitap tasarımlarını kullanıp prim yapıyorlar. Ve her gün sosyal medyada kitap yazmak üzerine caka satarak kitap yazmak isteyen kişinin en az 8-10 bin kitap okuması gerektiğinden dem vuruyorlar. Bu tarz insanlar hep belli bir yerlerde pinekleyip o sosyal çevreyi sömürüyorlar, örnek Türk Ocakları diyelim. Adam ve eserleri vasat ancak çevre yapmış herkes onu yüceltiyor. Başka bir örnek ise lise yıllarımdan beri sürekli birilerinin gelip mitoloji alanında yazılmış roman önermesi. Sürekli birileri ya Ülgen'in ya Umay'ın kahraman olduğu bir eser yazıp para ile bastırıyor ve insanlar bunu çok yüceltiyorlar. Benim ise midem kaldırmıyor. Bu sadece bende mi var diye düşünüyordum ancak Adorno'yu tanıyınca da bunun doğal bir şey olduğunu öğrendim. Birileri kültürel değerleri sürekli sömürerek değersizleştirmekte, soysuzlaştırmakta ve buna tanık olan birileri de eziyet çekmekte. Sürekli çıkan Ülgen kitapları, şaman kitapları, sözde Türk kültürünü işleyen diziler de bana eziyet çünkü prim için yapılan vasat girişimler!
362 syf.
Merhum Fuat Köprülü hocanın dediği gibi Türk Edebiyatı terazisi de Dede Korkut Kitabı bir göze tüm Türk Edebiyatı diğer göze konsa Kitabı Dede Korkut ağır basar.
Milletleri millet yapan temel olgu dil ve mitolojidir. Kitabı Dede Korkut da Türk mitolojisinin en değerli kodları Türk Dilinin en güzel söylemlerini ve Türk düşünce yapısının temel taşlarını görebilirsiniz.
Eskişehir Kultür Başkenti 2013 faaliyetleri çerçevesinde Dresten basınının tıpkı basım ve trankrip çevirisi çok güzel bir ciltle yayımlandı. Her edebiyatçı tarihçi ve Türk kültüru çalışanlarının kitaphanesinde olması gereken başucu kitabı.
144 syf.
·Puan vermedi
Her şiirinde farklı bir duygu atmosferi içine girilen halk edebiyatı geleneğini devam ettirmiş olan ve billur bir dili olan sağlam bir şairimizdir. Katip çelebi hakkında da çok ciddi araştırmalar yapmış olan şairimiz ise "Bu Vatan Kimin?" şiiri ile bilinmektedir. Bu yüzden kitabının adı da bu şiirden gelmektedir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Orhan Şaik Gökyay
Unvan:
Türk Şair ve Akademisyen
Doğum:
İnebolu, Kastamonu, Türkiye, 16 Temmuz 1902
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 2 Aralık 1994
Edebiyat tarihi ve dil araştırmacısı, şair, öğretmen.

“Bu Vatan Kimin” şiiri ile hafızalarda yer etmiş vatansever bir şairdir. Edebiyat alanında şairliğinden çok eleştirmenliği ve araştırmacılığı ile öne çıktı. Dil konusunda yaptığı en önemli çalışma Dede Korkut hikâyeleri’ni sadeleştirmesidir. Yetmiş yıl boyunca öğretmenlik yaptı, binlerce öğrenci yetiştirdi.

Bestesi Arif Sami Toker’e ait olan ve Türk Müziği’nin klasikleri arasında sayılan “Çıksam Şu Dağların Yücelerine” şarkısının güftesinin yazarıdır.


16 Temmuz 1902 tarihinde babasının edebiyat öğretmeni olarak görev yaptığı İnebolu'da dünyaya geldi. 93 Harbi’nden sonra Filibe’den Anadolu’ya göç eden bir ailenin yedi çocuğundan birisidir. Babası Mehmet Cevdet Efendi, annesi Şefika Hanım’dır. Asıl adı Hüseyin Vehbi’dir. Rıza Nur’un Milli Eğitim Bakanlığı sırasında ‘her öğrencinin bir Türk adı alması’yla ilgili genelgesi uyarınca adını "Orhan" olarak değiştirmişti.

İlk öğretimine Kastamonu'da başladı. İdadi’nin dokuzuncu sınıfında okurken, ailesinin maddi sıkıntıya düşmesi sebebiyle öğrenimine ara verdi. Katip olarak özel idarede çalışmaya başladıktan sonra edebiyatla ilgilendi. İlk şiiri Kastamonu'daki Açıksöz gazetesinde 1922 yılında yayımlandı. “Annemin Mezarında” adını taşıyan bu şiiri, kardeşi Kenan’a atfetmişti. İzmir’in işgaline duyduğu üzüntü ile yazdığı “İzmir Rüyası” adlı ikinci şiirini edebiyat öğretmeni Vasfi Bey’e ithaf etti . Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul’dan Ankara’ya geçen pek çok kişinin yol üzerinde uğradığı bir yer olan Kastamonu’dan geçtiği sırada ünlü şair Mehmet Akif ile de görüşme fırsatı bulmuş, ilk şiirlerini göstermiş ve beğenisini kazanmıştı.

Aynı yıl öğrenimini tamamlamak üzere Ankara'ya gitti. Ankara Darülmuallimi’nin (öğretmen okulu) son sınıfına kaydoldu.

Öğretmenlik ve edebiyat yaşamı:
Ankara Darülmuallimin’i çok iyi derece ile bitirdikten sonra 1923 yılından itibaren Piraziz, Samsun ve Balıkesir'de öğretmenlik yaptı. Balıkesir'de görev yaptığı sırada şair Edremitli Ruhi Naci’nin (Sağdıç) desteğiyle Çağlayan isminde bir edebiyat dergisi çıkardı ve takma isimle yazı ve şiirlerini yayımladı. 1924-1926 yılları arasında çıkan 15 günlük bu dergide Mehmet Akif, Tokadizade Şekip ve Hasan Basri (Çantay) gibi devrin önemli şair ve yazarlarının da eserlerini yayınladı.

1927 tarihinde önce Kastamonu İdadisi’nin son sınıfına kaydolarak bu okuldan kaydoldu, ardından hem İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi’ne hem Yüksek Öğretmen Okulu’na kaydoldu; öğrenimini her iki okulda birden sürdürdü Edebiyat Fakültesi’nde hocası Fuat Köprülü'den etkilendi. Almancasını ilerletti.

Yüksek öğrenimini 1930’da tamamladıktan sonra tekrar öğretmenliğe başladı. Kastamonu, Malatya, Edirne, Ankara, Eskişehir ve Bursa'da edebiyat öğretmenliği yaptı. "Bu Vatan Kimin" şiirini Bursa'da iken yazdı. Edirne'de görev yaptığı sırada kendisi gibi öğremenlik yapan Ferhunde Sarıoğlu ile evlendi. Çiftin çocukları olmadı.

1938 yılında Dede Korkut hikâyelerini yayınladı. Bu eser ile “Dede Korkut’un torunu” unvanını aldı. Öğretmenlik yaşamına 1939’dan itibaren Ankara’da, yeni kurulan Musiki Muallim Mektebi’nde (Ankara Devlet Konservatuvarı) öğretmen ve müdür olarak devam etti. Bestesini Necil Kazım Akses ile Ulvi Cemal Erkin'in müştereken yaptıkları Konservatuvar Marşı’nın güftesini yazdı[6]. En önemli araştırmalarından birisi olan “Kabusname” ilk defa 1944’te yayımlandı. Bu kitap, Emir Unsurü'I-Meali Keykavus'un 1082 yılında, oğlu Giylanşah için "Nasihat-name" türünde yazılmış bir eserdir.

1944 yılında konservatuvar müdürü iken okul arkadaşı Nihal Atsız’ı evinde misafir etmesi üzerine “Irkçılık-Turancılık davası" nedeniyle görevine son verildi, tutuklanarak İstanbul’a gönderildi, işkence gördü. Onbir ay süren tutukluluk ve yargınlanma sürecinin ardından beraat etti ve öğretmenlik mesleğine geri iade edildi; Galatasaray Lisesi’nde öğretmenlik (1947-1951), Londra kültür ateşeliği ve öğrenci müfettişliği (1951-1954), İstanbul (Çapa) Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik (1954-1959) görevlerinde bulundu.

1957’de “Katip Çelebi Hayatı, Şahsiyeti, Eserleri” adlı kitabını yayımlayan Gökyay, büyük önem verdiği Katip Çelebi’nin eserleri üzerinde çalışmalarını onun "Tuhfetü'l-Kibar fi Esfari'l-Bihar" ile "Mizanü'l-Hakk fi ihtiyari'l-Ahakk" adlı eserlerini bugünün Türkçe’si ile yayınlayarak sürdürdü.

1959-1962 yılları arasında Londra’da bir okulda Türk Dili ve Edebiyatı okutmanı olarak çalıştı. 1962'de Türkiye'ye döndükten sonra Çapa Eğitim Enstitüsündeki görevine tekrar başladı. 1967 yılında yaş haddinden emekli oldu.

Emekliliği:
Gökyay, emekli olduktan sonra da eğitimcilikten kopmadı. 81 yaşında tekrar mesleğine döndü; eski görev yeri olan Çapa Eğitim Enstitüsü’nde, Marmara ve Mimar Sinan Üniversitelerinde ders verdi.

Hayatı boyunca Türk Dili, Nesil, Türk Folklor Araştırmaları, Çağrı, Oluş, Ülkü, Türk Folkloru, Musiki Mecmuası, Türk Dili, Tarih ve Toplum, gibi dergilerde eleştiriler yayınladı, eleştirilerini 1982’de “Destursuz Bağa Girenler” adlı bir kitapta topladı.

ABD’deki Princeton Üniversitesi, 1984’te iki ciltlik bir eser hazırlayarak ona ilk bilim armağanını sundu. 1988’de Türklük Bilgisi Araştırmaları Dergisi’nin 6. ve 7. sayıları ‘Gökyay' a Armağan’ olarak çıktı. 1989’da İstanbul Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktorluk diploması verdi. 1991’de Devlet Sanatçısı unvanı ile ödüllendirildi. Değerli kitaplardan oluşan kütüphanesini 1984’te kurulan Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Kütüphanesi’ne bağışladı.

Prof. Dr. Günay Kut, onun eserlerini “şiirleri, makaleleri, telif kitapları ve çevrileri” olarak dört bölümde inceledi. Bu çalışma, 1989’da yayımlandı.

Yetmiş yılık öğretmenlik hayatında binlerce öğrenci yetiştiren Orhan Şaik Gökyay, 2 Aralık 1994 tarihinde vefat etti ve cenazesi ertesi gün Üsküdar'daki Nakkaştepe Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Ölümünden Sonra:
Yaşamı boyunca yalnızca beş şiirini Türkçe ve İngilizce olarak 1976’da yayımlamış olan şairin şiirleri ölümünden sonra “Bu Vatan Kimin” adı altında kitaplaştırıldı (1994).

2001 yılından bu yana eşi Ferhunde Gökyay ve öğrencisi Kudret Ünal tarafından “Orhan Şaik Gökyay Şiir Ödülü” verilmektedir.

2002 yılında Rıdvan Çongur ile Nail Tan’ın hazırladığı "‘Bu Vatan Kimin?’ şairi, yazar Orhan Şaik Gökyay” adlı kitap yayımlandı.

Doğum yeri olan İnebolu’da ismi bir sokağa verilmiş ve büstü yerleştirilmiştir.

Bazı Eserleri:
- Dede Korkut (İstanbul, 1000)
- Dedem Korkut'un Kitabı(İstanbul, 1973)
- Katip Çelebi'den Seçmeler (İstanbul, 1968)
- Destursuz Bağa Girenler (Dergâh yayınları, İstanbul 1982)
- Bu Vatan Kimin? ŞİİRLER ( ÖZEL TÜRKMEN LİSESİ O. Ş. GÖKYAY KÜT. Y,1994)

Yazar istatistikleri

  • 34 okur beğendi.
  • 53 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 77 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.