Osman Nuri Koçtürk

Osman Nuri Koçtürk

Yazar
9.2/10
13 Kişi
·
31
Okunma
·
17
Beğeni
·
1112
Gösterim
Adı:
Osman Nuri Koçtürk
Tam adı:
Doç.Dr.Osman Nuri Koçtürk
Doğum:
1918, İzmir
Ölüm:
4 Nisan 1994
En güç şartlar altında bile “Ne mutlu Türk’üm diyene!” deyip bunu inançla savunabilecek kadar güçlü ve inançla dolu olmalıyız.
İşçilerini iyi besleyemeyen, makinelerini harekete geçirecek petrolü kendi ülkesinde üretemeyen ve yüksek fiyatlarla dışarıdan ithal durumunda bulunan bir toplumun dokuma sanayisinde bir artış sağlaması ve parçaları dışarıdan gelen traktörleri monte ederek daha çok sayıda traktörü işe sevk etmesi gerçek bir başarı ve sevinilecek bir olay olarak kabul edilemez.
Kalkınma, ileri bir ülkenin uzmanları yardımı ile gerçekleştirilmek isteniyorsa bu uzmanların geri kalmış ülkeden çok kendi toplumlarının çıkarlarını ön plana alacakları da unutulmamalıdır.
Geri kalmış ülkelerde ekonomik operasyonlar ile hegemonya kurmanın, o ülkeleri fıilen işgal edip orada asker bulundurmaktan çok daha ucuz ve şeklen insancıl bir davranış olduğunu denemelerle anlamış bulunan ileri ülkeler ise bu toplumlara bağımsızlıklarını şeklen bağışlayıp oralarda bilinçli bir sömürgecilik tesis etmeyi çıkarlarına daha uygun buluyorlar.
Maddi varlıkları düşük olmasına rağmen manevi değerler bakımından zengin olan geri kalmış toplumlar, çoğunlukla uygarlıklarına düşkün fakat bunu nasıl koruyacaklarını iyi bilemeyen insan kalabalıklarından ibarettir.
Osman Nuri Koçtürk’ün ikinci isyanı, ABD’nin dayattığı soyaya oldu. Çünkü...
ABD, süt tozunda olduğu gibi yine “yardım” adı altında Türkiye’ye çok ucuza soya yağı satınca yerli tereyağı-zeytinyağı pazarı zarara uğradı. Ayrıca...
Tüketilen sert yağın miktarı, sıvı yağa göre yükseldikçe kalp ve damar hastalıklarına neden oluyordu. Hidrojenlenmiş yağların kullanılmasıyla ortaya çıkan bu sağlık sorunları sonucunda ABD’de, tüketimde büyük azalmalar olmuştu. Amerikalılar, İtalya, Fransa gibi likid yağ kullanmaya başladı.
Osman Nuri Koçtürk, soya yağına karşı özellikle radyo yayınlarıyla halkı uyandırdı. Bu arada sürekli halka tarhana yemeyi öğütlediği için adı, “Tarhana Osman”a çıktı!
Fakat... Margarinlere karşı zeytinyağını savunmasının ardından önce radyo yavınlarına son verildi. Ve Konya’ya yaptığı bir gezi sırasında saldırıya uğradı; öldürülmek istendi; saldırıdan şans eseri kurtuldu.
Soya yağı konusunda yaptığı araştırmalar sonucunda gösterdiği haklı tepkiler üzerine 1962’de Amerikan Soya Birliği davetlisi olarak katıldığı bir ABD gezisinde Osman Nuri Koçtürk’ün fikirleri değiştirilmeye çalışıldı. Kendisine yapılan baskılara kayıtsız kalınca da, ölüm tehditlerine kadar varan tepkilerle karşılaştı.
Aç karnına işe giden bir insan,deposunda benzin olmadan sefere hazırlanan bir otomobile çok benzer.Kaldı ki insanın gereği gibi doyurulması ve bunun geri kalmış bir ülkede bütün toplumu kapsayacak biçimlerde uygulanması,otomobilin deposuna benzin doldurmaktan çok daha karışık ve üretim,tüketim,ithal ve ihraç konularında hassas ve bilinçli davranmamızı gerektiren bir iştir.
Bu hizmetler bu biçimlere göre yönetilmeyecek olursa imkanlar içinde yüzen geniş topraklar üzerinde başkalarının yardımına muhtaç aç insanlar topluluğu halinde mutsuz bir ömür sürmeye mecbur kalacağız...
S. Ali
S. Ali Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi'yi inceledi.
120 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kısa bir inceleme yazısı yazmadan önce şunu ifade etmek istedim. Kesinlikle alın, okuyun ve anlatın.

Osman Nuri Koçtürk kim diye sorduğumuzda, Soner Yalçın'ın 2014 yılında Sözcü gazetesinde yazdığı yazı ile kitap başlıyor. Ben de o tarihte o yazıyı okuyunca bu kişiden haberim olmuştu. Bu giriş yazısı daha sonra Soner Yalçın'ın Saklı Seçilmişler Saklı Seçilmişler adlı kitabında da yer almaktadır. Bu kitabın da mutlaka okunmasında yarar var.

Soner Yalçın'ın tanıtması üzerine daha sonra Osman Nuri Koçtürk'ün 'Gıda Emperyalizmi' ve 'Açlık Korkusu' kitaplarını da okudum ama bu kitap daha 'taze'. Kitabevi dolaşmalarım sırasında 'Yeni Çıkanlar' rafında görünce büyük bir sevinçle aldım. Okuması kısmet bugüneymiş ve mutlaka alın ve okuyun.

Daha önce TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası tarafından basılmış kitabı okumuştum. Bu ikinci okumam. Tarihin tozlu sayfalarından bu kitabı çıkarıp yeniden yayımlayan 'Alaca Yayınları'na teşekkür ederim. Ayrıca kapak tasarımını da çok iyi yapmışlar, herkesin eline sağlık. Diğer kitaplarının da tekrar yayımlanmasını umuyorum.

Emperyalizmin, silahlı çatışma yerine daha kolay bir yol olan gıda üzerinden yaptığı sömürgecilik anlatılıyor. Gıdaların nasıl silah olarak kullanıldığı da gösteriyor. Anlattığı dönem 1966 yılı ve öncesi. Ama kitabı okuduğumuzda ve oradaki tarihleri kapattığımızda 2019 Türkiye'sinde yine değişen hiçbir şeyin olmadığını görmek için kahin olmaya gerek yok. İsimler, şirketler değişse de 'Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi' değişmiyor. Hatta daha da artarak gıda üzerinden oynanan oyunlar devam ediyor.

Osman Nuri Koçtürk de artık bizim için geçmiş olan bir tarih içinden çıkıp, tekrar -anlayanlara- çağrıda bulunuyor.

1966 ve öncesine dair yazılarından Türkiye'nin o dönem ki durumunu da görüyoruz. Nüfusun 32 milyon ve et ihraç eden bir ülkenin yanlış, hatalı ve kasıtlı bir şekilde tarımının işlemez hale getirilmesine değiniyor. Dahili ve harici işbirlikçilerle tarım ve hayvancıkta (genelde tarım ) yaşanan sıkıntılar ve halkın beslenmesi üzerinden yapılan olumsuz etkilerden bahseder.

O zamandan bu zamana, atılan müspet tohumlar müspet, menfi tohumlar da menfi sonuçlar ortaya çıkartmış. Ülke eğer 1966 yılında değil de 2019 yılında kuru soğana muhtaç hale getirilmişse bunun sebeplerinin araştırılmasına yarar var. Bir anlık ya da bir yıllık yanlış tarım siyaseti mi bu hale getirdi yoksa yılların birikiminin sonucu mu bu hale gelindi bunun da düşünülmesi gerekiyor.

Dün, bugün ve bu gidişle yarın da değişen bir şey olmayacak gibi gözüküyor. Aktörler farklı olsa da oynanan oyunların aynı olduğunu görmemek mümkün değil. Maalesef planlama (2000'den sonra bilinmeyen bir kelime oldu) olmadan yapılan işlerin, ülkemize ne kadar zarar verdiğini örneklerle anlatıyor.

Var olan durum ve çeşitli ülkelerden örneklerle tarım ve hayvancılık siyasetine yer veriyor. Örneğin, Japonya dar bir coğrafi alanda olduğu için hayvancılık imkanları kısıtlı olduğundan et yerine balıkçılığa önem vererek bu ihtiyaçlarını karşılar. Türkiye'nin de kendi doğruları ve imkanları doğrultusunda planlama yaparak hareket etmesini ifade ediyor.

Karnını doyuramayan bir ülkenin (kitapta Hindistan) nasıl kendisini kalkındıracak bir sanayi kurması beklenir diye bir soru soruyor. Hem ülkemizde hem de çevre ülkelere bakıldığında bunun da yanlış olmadığı görülebilir.

Her satırı her cümlesi balyoz gibi vuruyor. Sarsıyor. Ortadan konuşuyor. Oradan, buradan medet ummadan açık, net, anlaşılır bir dille, sözünü esirgemeden konuşuyor. Bir sistemin yerleşmesinden bahsederek partiler üstü bir durumu ifade ediyor. Ve hala 2019 Türkiye'sinde bunları anlamayan, bilmeyen, göremeyen binler, on binler, milyonlarca insan var. Osman Nuri Koçtürk taaaaa 1960'lı yıllarda bunları yazarak toplumların nasıl gıda üzerinden sömürüldüğünü ortaya seriyor. Her cümlesi, anlayan zihinler için sert ve etkili. Daha ne desin ki!

Gelişmiş ülkelerin diğer ülkeleri sömürmek için kullandıkları yolların görünen ama ne hikmetse bilinmeyen yönüne parmak değil, kolunu basıyor. Emperyalizmin daha fazla sömürmek için yerli işbirlikçilerle olan işbirliklerinden bahsediyor.

Ve bir toplum yeterince et yiyemiyor ve birileri (doktor, siyasetçi ya da adı sanı cinsi cibilliyeti ne / kim olursa olsun) de kalkıp etin verdiği kaloriye eş değer diye bakliyat (fasulye, nohut, mercimek ) yiyin diyorsa o da o düzenin işbirlikçisidir. Bu konu da daha ayrıntılı bilgi için "Ölüm Tohumları" Ölüm Tohumları kitabına bakılabilir. Bu toplum niye yeterince ve daha yüksek oranda et tüketmiyor. Bunun da cevabı bu kitabın içinde yer almaktadır. Buradan hareketle et tüketen toplumlarla tahıl tüketen toplumların kalkınmışlık değerleri hakkında bilgiler de veriliyor.

Türkiye'nin kalkınmasının nasıl engellendiğini daha açık nasıl anlatılabilir ki! Halkın et, süt, yumurta, balık yerine tahıl gibi boş bir gıdayla beslenmesini kalkınmamanın en büyük sebepleri arasında görüp hayvancılığa önem verilmesinden bahsediyor. Bugün ülkemizde hayvancılığın aşama aşama bitirilip, etin bile ithal duruma düşürülmesi (bazı ülkelerden kesilmiş, lop etler gelir de bunların ne kadarının islami olduğu da şüpheli ve ayrıca bu konuda İslamcı camiadan ses çıkmaması da düşündürücü.) hiç mi önemli bir konu değil.


Akademisyen olmasına rağmen akademik dil kullanmadan halkın anlayacağı şekilde derdini anlatıyor. Türkiye'de Gıda Emperyalizmi'ni net bir şekilde anlatmış. Keşke 2019 Türkiye'sinde biraz daha bilinçlensekte ona göre tedbirler alabilsek. Ama toplum bir yerlerden birbirine düşürüldüğü için (siyasi, dini) esas sorunlar devam ediyor. Bu arada emperyalizm de gıda üzerinden bizleri sömürmeye devam ediyor.

Son olarak şunu söyleyeyim: "Afyonla başlayıp pirince ve pirinçten şekere, tahıl ve yağ ile margarine atlayan gıda emperyalizmi bu kitapta ana hatları ile ve anlaşılabilir tarzda açıklanmaya çalışıldığı için okuyucuların konu etrafında yeterli bir şekilde aydınlanmış olacaklarını ve Türkiye’de olup bitenleri bu kitabı okuduktan sonra daha iyi değerlendireceklerini tahmin ediyoruz. (s.113)". Mutlaka alın, okuyun ve okutun.
Anıl Balıkcı
Anıl Balıkcı Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi'yi inceledi.
120 syf.
·3 günde·10/10
Soğuk savaş döneminin en önemli olayını gıda emperyalizmi olarak bizlere sunmuş. Her Türk vatandaşının alıp başucu kitabı yapması gerektiğini düşünüyorum.
Süt üretimimizi bitirip süt tozuna, zeytin üretimimizi bitirip zeytinyağı yerine soya yağına muhtaç etmişler. Et üretimimizi bitirip yeterince protein alamayıp sadece tahıl tüketen toplum haline getirmişler bizleri.
Bunlar olurken hükümetlerin bu ülkeye olan ihanetlerini de belgeleniyor aslında.
Ama herşey bizim elimizde Büyük Atatürk' ümüzün de söylediği gibi "Bütün ümidim gençliktedir." ve " Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir... Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz." diyerek tüm Türk gençliğine belli bir sorumluluğu yüklemiştir.
120 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Kendi halkını beslenemeyen toplumlar, başkalarını beslemeye mahkumdur...

1966 yılında basılmasına rağmen ülkemizin tarım sektörü üzerinde küresel güçlerin oynadığı oyunların değişmediğinin metinleşmiş abidesi. Kendine kendine yeter bir ülke ilken nasıl samanı dahi ithal eder hale geldiğimizin tarihi...

Koronavirüs karantinası nedeniyle dünyanın kan dolaşımının durduğu şu günlerde umarım kendi kendine yetebilen bir ülke olmanın ne kadar kıymetli olduğunu anlar, bu zamana kadar hor kullandığımız verimli toprakların, ihmal ettiğimiz tarım ve hayvancılık politikalarının ülkemizin kalkınamamasındaki birinci neden olduğun farkına varır ve hatalarımızdan ders çıkartırız.

Meslektaşımın kalemine sağlık, keyifli okumalar dilerim.
117 syf.
·3 günde·10/10
Osman Nuri KOÇTÜRK... Nam-ı diğer "Tarhana Osman". Bir ülkenin beslenme ve tarım politikaları ile kısa sürede nasıl etkisizleştirilebileceğini, sağlıksız beslenen toplumda hastalıkların ne kadar çoğalabileceğini ve ekonomik bağımsızlığın bu konularla bağlantısının hatta daha da ileriye götürecek olursak "muasır medeniyetler" seviyesine çıkmanın beslenme, tarım ve gıda politikaları ile ilişkisini 117 sayfaya sığdırmış yazar. Okurken hayrete düşüyorsunuz çünkü yazarın çalışmasını 1960'lı yıllarda kaleme almış olsa da gerçekliği günümüzde de devam ediyor, hem de fazlasıyla. Bizim kuşağımızın arşiv görüntülerinden&haberlerinden gördüğü meşhur süt tozu ve margarin yardımlarının masum olmadığını üzülerek öğreniyorsunuz. Tavsiyem odur ki okuyunuz ve daha çok insanın okumasına vesile olunuz.
Osman İnan
Osman İnan Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi'yi inceledi.
120 syf.
·Puan vermedi
Osman Nuri Üçok beyfendi, gıda politikaları konusunda yurtiçi ve yurtdışı çok önemli çalısmalar yapmış ve bulgularını tereddüt etmeden yazmış çok kıymetli bir aydındır. Kendisini benim gibi gıda politikaları konusunda doktora yapan birisi olarak, gençlere ilham verdiği için bir hocam olarak kabul eder, yazdıklarının geniş kitlelere ulaşmasını dilerim.

Bu kitap, maalesef çok yıllardır bilinçli bir gıda politikası oluşturamadığımızı, gelişmiş ülkelerin ne kadar gerisinde olduğumuzu, vb. örneklerle, rakamlarla, ispatlarla açıklayan okuyucuyu çok bilgilendiren, alanında temel bir kitaptır.
ÖMER CAN KOÇ
ÖMER CAN KOÇ Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi'yi inceledi.
120 syf.
·Puan vermedi
Geri kalmış toplumlar, içinde bulundukları kültürel şartlara göre davrandıklarından çoğu zaman kendi gerçeklerini göremiyorlar. (s-63)
Kitap beni etkiledi. Emperyalist ülkelerin gıda yoluyla dünyayı nasıl sömürdüğünü çok güzel anlatmış. 1947 de Marshall Yardımı ile adım adım zeytinyağından soya yağı ve türevi olan margarani , sütten okullarda dağılarak süt tozuna nasıl geçtiğimizi güzel anlatmış. Bir anda dünya mutfağına soktuğumuz türk kahvemizden vazgeçip nescafeye , kebabımızdan , tarhanamızdan vazgeçip hamburgere ve tosta geçiyoruz. Peki bu dönüşüm sadece mutfağımızda mı etkili oluyor. Tuik verilerine göre 1950 yılında bir aileye ortalama 8 çocuk düşerken , yardım alınıp bahsi geçen gıdalarla beslenen nesil ebeveyn oldukları 1980 yılına baktığımızda ortalama çocuk sayısı 3. O yıllarda nüfus planlamasına dikkat edecek kadar bilinçli bir ülke olduğumuzu hiç zannetmemekle beraber kitaptan bir alıntı ile bitiriyorum. ''Modern kültür avantajlarına sahip olmayan toplumlarda doğum kontrol çalışmalarını daha etkili bir hale getirebilmek için kullanılan kısırlaştırıcı maddeler yiyecek maddelere ve şehir sularına karıştırılmalı ve bu suretle büyük bir kitlenin kısırlaştırılması sağlanmalıdır.'' (s-110)
120 syf.
·7/10
Hoca güzel bir konuya değinmesine rağmen. Kitabında kendiyle çelişmiş. En fakir toplumların tarım toplumları olduğunu söyleyip, tarım toplumu olarak devam etmeliyiz diyor. Sanayileşeceksek tarım sanayisi ile başlayalım diyor. Ve kitapta sürekli tekrar cümleler var ve insana sıkıcı gelebiliyor. Yine de konu güzel.

Yazarın biyografisi

Adı:
Osman Nuri Koçtürk
Tam adı:
Doç.Dr.Osman Nuri Koçtürk
Doğum:
1918, İzmir
Ölüm:
4 Nisan 1994

Yazar istatistikleri

  • 17 okur beğendi.
  • 31 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 115 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.