Osmonakun İbraimov

Osmonakun İbraimov

Yazar
10.0/10
1 Kişi
·
2
Okunma
·
0
Beğeni
·
19
Gösterim
Adı:
Osmonakun İbraimov
Kitap okumak onun için çok değerli bir işti. Cambıl'da ( veterinerlik ) öğrenim görürken şehir kütüphanesinde kütüphane kapanana kadar saatlerce kitap okurdu.
"Cengiz Aytmatov, temkinli ölçülü biriydi, toplum içinde kolay kolay duygularını belli etmezdi.Sadece üç halde bu prensibi çiğnemiştir: Çok sevdiği annesi Nagima vefat ettiğinde, uzun bir hastalık döneminden sonra Bübüsara Beyşenaliyeva vefat ettiğinde ve iki çocuğunun annesi ilk eşi Keres Şamşibeyeva vefat ettiğinde ağlamıştır...Gerçi Aytmatov'un ağladığını başka bir olayda da kendi gözlerimizle görmüştük sessizce Atabeyit'te (Ata beyit ismi bizzat Cengiz Aytmatov tarafından teklif edilmiştir)babasının mezarına çiçek koyduğu zaman."
"Aytmatov'un en büyük özelliği ise; sıradan, en basit bir insanda bile büyük ve güçlü bir kişilik görebilmesi, onun içindeki tarihi derinlikleri, dramatik olayları, zaman kavramını, yapısını çok iyi algilayabilmesidir. Onun kahramanlarının çoğu antik titanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Onlar ateşli bir ruha ve hassas bir kalbe sahiptirler, onların çektiği acılar, insanlığın yüzyıllardır çektiği sorunlarla ilişkilidir. Tolganay, Duyşen, Tanabay, Yedigey, Cemile, Avdiy, Kallistratov..."
" En korkuncu bu kara kağıtları aile yakınlarına dağıtmaktı. Kara kâğıt, kara haber celbi, tarafımdan teslim edilmek zorundaydı...Sessizce okuduğum kelimeleri Kırgızca'ya çeviriyordum... Ben kağıdı verirdim, 'sakla' derdim ve sonra annelerin ezik bir ağlama sesi, derin bir çığlık olarak aniden çıkıverirdi. Çırpınan, hıçkıran ve sonra uzun, bitmez, sonu gelmez kederli bir ağlama ile patlardı. Dünyaya getirilip büyütülen ve sonra da o hayata veda eden bir oğula karşılık olarak verilen bu kağıt parçası mıydı?!"
Aytmatov'un romanlarındaki mankurt tipinin metafor olarak kullanılmasının sebebi, yazarın konuşma özgürlüğünün kısıtlanmasına, ideolojik baskılara, sansürler ve siyasi yasaklara bir tepkisi olarak düşünülmelidir.
Cengiz Aytmatov, babasını ondan koparan sistemden nefret ediyordu. İnsanlığa, insan sevgisine olan inancını kaybetmişti. Hatta bu sistem ona pek çok ödül verdiğinde de ondan nefret etmekteydi. Öte yandan mevcut sistemin Kırgız halkı için birçok iyilik yaptığını da göz ardı edemiyor, halkın önüne büyük hedefler koyduğunu anlıyordu. İşte bu korkunç ikilem onun eserlerine de yansımıştır.
Genç Cengiz'in hayatı; en çetin hayat şartları, iki dilli ( Kırgızca-Rusça) bir ortamda büyümesi, trajik savaş günleri, kitap dünyasına girmesi, enstitü eğitimi, Moskova'da katıldığı yüksek edebiyat kursu, tüm bunlar gelecekte onun büyük bir yazar olmasına katkı sağlamıştır.
Eleştirmenler ne derlerse desinler, Aytmatov'u bir yazar ve bir kişilik olarak yetiştiren tüm çelişkilerine rağmen Sovyetler'dir.
...
Aytmatov, her iki dili de ustalıkla kullanabilen, yani Kırgızca ve Rusçayı çok iyi derecede bilen bir yazardı. Dünyayı çok iyi algılayan Aytmatov, Uzak Doğu'dan Avrupa'ya kadar tüm insanlığa hitap edebiliyordu. Kaleminin evrenselliği en önemli özelliklerinden biriydi. Rus dili, bir yazar olarak bu dili okuyan ve bilen insanlara hitap ederken Türk dilli bir yazar olarak da Türk soylu halkları temsil ediyordu.
"Cengiz Aytmatov için yazarlık, ilk adımdan itibaren başlayan bir hikayecilik yeteneği, duygulara dokunan ve insanoğlunun sorunlarına değinen bir çalışma alanıydı. 'Ben tüm hislerimi insanlara duyurmak, daha doğrusu onlarla düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Başka türlüsünü yapamam yoksa bu sorumluluğu yalnız başıma kaldıramam.' diyordu. "İlk Ögretmen" 'adlı öyküsünde. Aslında bu onun bir nevi kendi edebi manifestosuydu."
Mehmet Y.
Mehmet Y. Devrinin Büyük Yazarı Cengiz Aytmatov Hayatı ve Edebi Kişiliği'yi inceledi.
294 syf.
Kırgız edebiyatçı Osmonakun İbraimov’un 2018 yılında ülkesinde yayımlanan kitabı, aynı yıl Türkiye’de de çevirisi yapılarak piyasaya sürülmüş. Doğrusu, iyi de olmuş. İbraimov, Cengiz Aytmatov ile şahsi dostluğu olan bir edebiyatçı olarak iyi bir biyografiye imza atmış.

Tartışmasız bir Aytmatov hayranı olarak sadece onun eserlerini değil, onunla ilgili eserleri de okumayı çok seviyorum. Türkiye Türkçesinde yer alan hemen hemen bütün kitapları okuduğumu sanıyorum. Her kitapta yeni şeyler öğreniyorum.

Bunda da öyle oldu.

Birkaçını paylaşayım.

Mesela Cemile hikayesindeki Cemile gerçekmiş! Gerçekten küçük Cengiz Aytmatov’un, bir akrabasının eşi imiş ve kocası askerde iken köyden kaçmış. Hadise doğru yani. Ancak birkaç yıl sonra mutsuz ve yorgun bir şekilde köye geri dönmüş. Tabii Aytmatov’un Cemile’si bir edebi şaheser olduğu için gerçeğinden farklı duruyor. Bu arada Cengiz’in küçük yaşlardaki plataonik aşkı olduğunu da ifade etmeliyim.
Aytmatov’un yasak aşkı Bübüsara Beyşenaliyeva’dan da epeyce bahsediliyor. İşin magazin kısmında değiliz tabii; şöyle ki, Bübüsara, Aytmatov’un eserlerindeki aşk sahnelerinin, hatta kadın kahramanların ilham kaynağı gibi duruyor. Bübüsara, Kırgızların ünlü bir balerini imiş. Aytmatov, aşk ıstıraplı bir şeydir derken boşuna dememiş tabii, hissetmiş bunu. 1973 yılında kanserden dolayı vefat etmiş Kırgız güzeli Bübüsara. Cengiz Aytmatov, çok ağlamış, acı çekmiş.

Aytmatov, özel hayatını hiç konuşmayan bir adammış. Bu aşktan sadece Muhtar Şahanov ile sohbetinde bahsetmiş. O sohbet sonradan kitaplaştırıldı.

Bübsara ona “Açikov" dermiş. Yani Aytmatov’un A’sı ile çingis’in Çi’sini birleştirmiş. İkisi de ünlü oldukları için Bübüsara, evli olan Aytmatov’a zarar gelmesin diye bu aşkı yıllarca gizli tutmuş ve evlenme isteğini reddetmiş. Bu arada Aytmatov’un ilk eşi olan Kenez Hanım bir doktormuş. Kütüphanede tanışmışlar. Ona aşık olduğu sahne de var kitapta. Aytmatov, çocuklarının annesi olan Kenez’e çok büyük saygı duymuş. Yaptığı kaçamak nedeniyle ayaklarına kapanıp af dilemiş. Onu üzdüğünün farkındaymış.

Nitekim, Cemile’den Asel’e, Zarife’den, Aydana’ya kadar… Hepsinin gerçek hayatta karşılığı var. Ama bence en fazla Kızıl Elma hikayesinin var.

Kitap, Aytmatov’un görüşleri, inançları, edebi ve siyasi hayatı hakkında çok açıklayıcı bilgilerle dolu. Neden Kırgızca yazarak başladığı yazarlık serüveninde sonradan Rusçaya döndüğü yahut bağımsızlığa nasıl baktığı gibi pek çok sorunun cevabını bulabiliyoruz. Dine bakışı nasıldı, Müslüman mıydı, Türk dünyası için neler düşünürdü gibi soruların da öyle. Mesela Türkiye’ye bakışını çok sevdim.

“Türkiye'nin onun kalbinde ayrı bir yeri vardı. O, Doğu ile Batı arasında oluşmuş olan bu kültürel ve politik manzarayı hayranlıkla seyrederdi. Atatürk'ün ülkesinde, Orta Asya'nın post-Sovyet ülkelerinin takip edebileceği yolun izlerini gördü...

Ankara ve İstanbul'a yaptığı her ziyaret onun için bir manevi bayram ve milyonlarca hayranıyla buluşması demekti. Türkiye onun için beğendiği Avrupa ile mensubu olduğu Müslüman Doğu'nun buluşma noktasıydı.”

Ya da insanlık meselesini: “"Çatışmalardan ve bazı insanların zulmünden kaçıp yerleşebileceğimiz ikinci bir dünyamız yok. Bize böyle bir imkan verilmemiş. Bu, pek de büyük sayılmayan gezegende yaşamayı öğrenmek, işte insanoğlunun bugünü ve bütün geleceği için tek seçeneği."

Özetle, Aytmatovperverler için önemli ve kıymetli bir eser olduğu kanısındayım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Osmonakun İbraimov

Yazar istatistikleri

  • 2 okur okudu.
  • 11 okur okuyacak.