Özden Saatçi

Özden Saatçi

Çevirmen
8.6/10
134 Kişi
·
217
Okunma
·
0
Beğeni
·
70
Gösterim
Adı:
Özden Saatçi
Tam adı:
Özden Saatçi Karadana
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
1959
1959 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. Ara­la­rın­da Erich Fromm, Wilhelm Reich gibi yazarların da bulunduğu pek çok yapıtı Türkçeye kazandırdı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
287 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
Nietzsche-Tan Kızıllığı

1897 yılında Dr. Josef Breuer ile kısa bir sohbet için Viyana'ya gitmiştim. 1895 yılında yayınladığı "Histeri Üzerine Çalışmalar" adlı kitabında bahsettiği "Anna O" karakteri ile ilgili de konuşmak istiyordum açıkçası. Muayenesine gittiğimde sekreterinden öğrendiğim kadarıyla İtalya'da olduğunu öğrendim. Şanssızlık....
Buralara kadar gelmişken Viyana’yı gezmemek olmaz tabi ki... Hofburg Sarayı yakınlarındaki Demel Pastanesi'ne oturup "kleiner brauner" sipariş verdim.
Yan masada dikkatimi çeken, balta girmemiş bir ormanı andıran bıyıkları ile çirkin mi çirkin elinde bir bavulu ile oturan biri dikkatimi çekti.
Bu çok ilginç bir duygu... Gözlerimi ondan alamıyordum, ısrar ile beni çağırıyor gibiydi. Bunları düşünürken ellerindeki küçük taşları yoldan geçen insanlara fırlatıp kaçan küçük çocuklara el kol işareti ile birşeyler söyledi. Ama yerine otururken duymuştum sesini... "Hepsi ahlak yoksunu." diye söyleniyordu. İstemeden ona şu soruyu yönelttim: Nedir ki ahlak?
Çok zor geçen dakikalar başlamıştı, hiçbir şey söylemeden öylece yüzüme bakıyordu. Nedenini bilmiyorum ama ezildiğimi görüyordum.
Ve bir anda elinde o çirkin bavulu ile masama geldi oturdu.
"Yanlış soru sordun. 'Ahlak ne değildir?' Sen bunu merak ediyorsun." dedi. "Ama bunu bir sonraki görüşmemizde anlatacağım, şimdi değil. "Kusura bakmayın bayım ama bir sonraki görüşme olmayacak çünkü bu gece Viyana'dan ayrılıyorum."
Sanki beni dinlemiyor gibiydi.
"Dinleyeceksen anlatacağım."diyerek başladı konuşmaya...
Her bireysel eylem, her bireysel düşünce tarzı dehşet uyandırır; özellikle ender rastlanan, seçkin, bozulmamış ruhların tarihin akışı içerisinde hep kötü ve tehlikeli algılanmaları, hatta kendi kendilerini böyle duyumsamaları nedeniyle ne acılar çekmek zorunda kaldıklarını tahmin etmek olanaksızdır. Gelenek ahlakının egemenliğiyle her türlü özgünlük rahatsızlık verici olmaya başladı. Bu nedenle bu ana kadar en iyilerin bile yaşadığı gökyüzü olması gerektiğinden daha fazla karartılmıştır.
-Seni özgür bir insan olarak, özgür iradem ile dinliyor, anlamaya çalışıyorum. Açıkçası pek birşey anladığım söylenemez...
Ufacık bir gülüş ile ağzından şu kelimeler döküldü: "Özgür insan ahlaksızdır, çünkü o her bakımdan geleneğe değil, kendisine bağlı olmak ister." dedi ve kalktı. Bir sonraki görüşmemizde daha fazla şey anlatacağım fakat şu an vaktim yok diyerek gitti. Giderken de mırıldanıyordu unutma Putları kır, Alacakaranlığı bizi sadece üşütüyor dedi ve öylece arkasına dönüp gitti.
Son hareketine çok sinirlenmiştim, bütün sinirimi o çirkin bavulundan çıkarmak istiyordum. Ve biran düşündüm evet bu gece dönmüyorum, istemsizce kalmıştım Viyana'da...
Giderken masama bir kitap bırakmıştı. "Morgenröte. Gedanken über die moralischen Vorurtheile" (Tan Kızıllığı Ahlaksal Önyargılar Üzerine Düşünceler)
Hemen Polonya'lı garip Alman aksanı olan garsondan hesabı isteyip kalktım. Cafeden ayrılırken sol köşede Hofburg Sarayı tarafına bakan yerde oturan kadın saatlerdir masamızı izliyordu, bunu düşünecek vaktim yoktu. Çünkü Viyana'da kalmaya karar verdim. Geç olmadan rezervasyonu yapmalıyım.
(Nietzsche ile bu şekilde polemiklere girmek istiyorsanız mutlaka okuyun derim 2. buluşmamız Putların Alacakaranlığında ya da çekiçle felsefe yapmak adlı eseri hakkında olacak )
Şimdi sıradaki adresimiz Lars Fr H. Svendsen-Korkunun Felsefesi
287 syf.
Felsefi bilgiye ve -kendi dini inanışınız ile birlikte-Hristiyan öğretilerine (ayetler, ahlak öğretisi, ruhbanlık, dinsel sosyal yaşam) az da olsa hakim değilseniz; bu aforizmalarla dolu eserin derin anlamlarına ulaşamazsınız. Hatta bazı yerlerde anlamsızlığının ya da yanlış akıl yürütme veya tespitlerin de farkına varamazsınız!
“Nietzsche’yi okuyup da anlayan pek azdır” demelerinin nedeni sanırım bahsettiğim bilgi alanlarına hakim olmamakla alakalı diye düşünüyorum.
Sonuç itibari ile bu kitap bir birçoğumuz için bir rehber olarak da kullanılabilinir bir donanıma da sahip olmasıyla okunması gereken güzel bir eser.
Saygılar...
325 syf.
"Bu kitapta ahlaka güvenden vazgeçiliyor… peki neden? Ahlaklılık yüzünden!"


Nietzsche, ilk kitapta ahlakın yani geleneksel manada dinlerin ahlakını yine her zamanki sert üslubuyla eleştiriyor. Tanrinin iyiliği konusunda oldukça mantıklı savlarla bunun olabilitesinin mümkün olmadığını ortaya koymaktadir. Bunlara ek tabiki tarihsel felsefecilikle -her zamanki gibi- ve filolojik olarak dinin, dinlerin dayattigi ahlakin (gelenek de denebilir) ve tabiki Tanrının ölmesi sebebiyle onların da olduklarının mesajı veriliyor. Artık yeni bir döneme girildiğinin mesajı veriliyor.

Geleneksel ahlak anlayışının yanlış temeller -yanılgılar- üzerine kurulu olduğunu söyleyen filozof, bu yanılgılarin insanın kendisini tanımasınin önüne engeller koyduğu vurgulamaktadır. Ona göre insanlar tüm nesneleri tanımadan kendilerini tanımış olmazlar.

"Yani ahlaklılık yeni ve daha iyi geleneklerin ortaya çıkmasına karşı direnir: aptallaştırır."

Nietzsche ikinci kitapta ağırlıklı olarak insanın en temel duygularının kökeninde bencilliginin ne kadar etkili oldugunu ve özgür iradenin sanıldığı kadar özgür olup olmadığını irdelemektedir. Duyularimiz sandığımız kadar güvenli midir? Duyularimiz aracılığıyla algiladigimiz dünyayi ve bu dünyadaki işleyişin neticesinde oluşan duygularımızı ifade ettiğimiz kelimelerin yetersiz oluşu, bu yetersizlikten kaynaklı bizim ancak en sınırdaki duyguları tanimlayabildigimiz vurgulanir ve en sınırdaki bu duyguların arasındaki 'kayip' duyguların tanimlanamaz olusundan dolayi kurduğumuz ahlak sistemlerinin yetersiz oluşu ve aslında insanın doğasına uygun olmadığı anlatılmak istenmektedir. Neticede artık sinirli, yanılgılarin üzerine kurulan ahlakliligin çöktüğünü ve artık insanın kendisini kötü imgesinden kurtarıp gerçek doğasına dönüşünün müjdesi verilmektedir.

"İnsan artık kendisini kötü olarak kabul etmezse, kötü olması da sona erer!"

Üçüncü kitap devlet, işçiler, yeni dünya düzeni (tüccarlik) ve Alman halkının durumu üzerine Nietzsche'nin tespitleri ve görüşlerinden oluşuyor.

Tüccar zihniyetinin artık her mesleğe, toplumun her katmanına hakim olduğunu söyleyen filozof, bu durumun insanları ne istediklerini bilmeden sürekli yeni bir şeyler arzulayarak, başkaları için daha çok çalıştırmaya teşvik ettiğini vurgulamaktadır. Yeni düzende, her şey talebe bağlı durumda; yalnız talep edenler kendi özgür iradeleriyle mi talep ediyorlar yoksa tuccarlarin talep etmelerini söyledikleri şeyleri mi talep ediyorlar?

Özellikle buradan işçi sınıfına seslenen Nietzsche, değişik bir yorum yaparak, işçilere, sınıf olmayı kabul etmelerinden itibaren aslında tüccarlara karşı alcakta bulunduklarını ve tuccarlarin kendileri üzerindeki üstünlüklerini ve kendilerine bictikleri 'vida' olma görevini kabul ettiklerini söylemektedir.

"Artık insan olmanın değil, vida olmanın bir erdem olması, çok yazık!"

Bu yeni düzende 'tüccar' diye üst başlık haline getirdiği kişileri insanların yeni peygamberi olarak gören Nietzsche, bu peygamberlerin büyük umutlarına kanıp her geçen gün daha çok çalışan insanların (özellikle işçilerin) hüsrana ugrayacaklarini söylemektedir. Aynı zamanda aynı işçi sınıfının bu durumunu kullanan sosyalistlerin de iktidara geldiklerinde şu ankilerden farklı olmayacaklarini yani bugünün mazlumlarinin yarının zalimleri olacaklarını söylemektedir.

"Ve eskiden “tanrı için’ yapılan, şimdi para için yapılıyor.."

Alman halkına yönelik; zorunluluk halleri dışında yaratıcı özelliğini kaybedip, miskinlesen -buna yol açan içkiyi sarhoslugu-, kurduğu her düzende, ahlakta .. hep itaat etmeyi temele koyan ve memur zihniyetine sahip olan özelliklerinden dolayi eleştirilerini sıralayan Nietzsche, "Alman ahlakı buyurmayı unuttu!" diyerek halkının üzerindeki tozu silkmesini istemektedir. Nietzsche'nin eleştirilerinden anladigim kadariyla Almanlarla benzerliklerimiz hayli mevcut.

Dördüncü ve beşinci kitaplar aralarında ortak bir temanin olmadigi birbirinden farklı konular hakkında Nietzsche'nin düşüncelerinden oluşuyor. Filozof, bu farklı konularda söylediği sozlerle ve genel olarak felsefesiyle insanlığı Tanrının öldüğü ve artık olmadığı yeni dünyaya hazırlamak, en azından farkindalik yaratmak istemektedir. Yeni bir çağ doğuyor, bu Tan Kızıllığı onundur; uyanın der gibi Nietzsche...

"... sonsuzlukta başarısızlık bizim yazgımız mı?"

Keyifli okumalar
158 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Herkes sevdiği kİşi tarafından tabi ki sevilmek ister ama gerçekte sevmek ve sevilmek neydi?
Sanırım bu sorunun cevabını unuttuğumuz günleri yaşıyoruz şu sıralar. Özellikle kurduğumuz zoraki arkadaşlıklar gibi bir çok yerde... Aslında sevmek sadece o kişiye ya da nesneye bağlanmak değil aynı zamanda bir çok şeyi ifade ediyor. Kişi sevdiği şeylere emek harcar ve uğruna emek harcadıklarını sever. Kitapta sevginin dört temel özellİkten oluştuğu söylenİyor, bunlar: ilgi, bilgi, sorumluluk ve saygıdır. Örneğin bir insanı seversen onun hakkında bi şeyler öğrenmek istersin ve bilgi devreye girer. Ona karşı kendini sorumlu hissedersin yaptıklarından ve yaşadıklarından İşte o zaman sorumluluk devreye girer.Onunla ilgilenirsin ve en son da saygı.Sevgi mi yoksa saygı mı sorularına yıllarca maruz kaldık ve en son “Saygı şart, sevgi kafaya göre dedik” bu kitapta da sevginin temeli saygıdır diyor yani birine saygı duymazsanız zaten onu sevmekte güçlük çekersiniz ama farklı görüşleri savunanlarada saygımız sonsuz. Gerçek sevgiyi bulmanız dileğiyle..
158 syf.
·Beğendi
Hiçbir şey bilmeyen,hiçbir şeyi sevmez.
Hiçbir şeyden anlamayan insan değersizdir.
Oysa anlayan biri,
Hem sever hem fark eder hem de görür...
Bir şeyde ne kadar çok bilgi varsa,
O kadar büyük sevgi vardır...
Bütün meyvelerin çileklerle
Aynı zamanda olgunlaştığını zanneden biri,
Üzümleri hiç tanımıyor demektir.
PARACELSUS

Dizeleriyle başlıyor kitap , ne kadar anlamlı.... Erich Fromm ' Sevme Sanatı ' kitabında ilk başta 'Sevmek bir sanat mıdır ? ' sorusuna cevap veriyor . Daha sonra 'Sevgi Kuramı'n dan ,sevgi nesnelerinden (insan sevgisi,anne sevgisi,cinsel sevgi,kendini sevme,tanrı sevgisi) ,'sevgi ve çağdaş batı toplumunda sevginin çöküşünden' ve sevginin uygulanmasından bahsediyor. Sevmenin sanat olduğunu ve öğrenilecek bir kavram olduğunu ifade ediyor. Köklerinin sağlam olmasının anne ve baba da bittiğini açıklıyor. Sağlıklı bir sevginin tanımı yapıyor.Bana göre herkesin mutlaka okuması ve kütüphanesinde bulunması gereken kitaplardan.... Okuyunuz kitap dostları.
158 syf.
·2 günde
Hoş geldin başucumun 11'inci kitabı..
Kitap okurken satırların altını çizmeyi sevmem normalde, ilk defa bir çok satırın altını çizesim geldi. Her bir cümle, bildiğimizi sandığımız ''Sevgi'' hakkında farklı bir aydınlanma yaşattı :)
Anneyi, babayı, sevgiliyi, Yaradanı ve kendini sevmenin ve bunların yaşantımıza olan etkisinin ne olduğu kaleme alınmış.. İyi ki de alınmış :)
Okuyun.. Okutun..
158 syf.
·Beğendi·10/10
Sevgi neydi, sevgi emekti... diyen Jehan Barbur`un dizesiyle başlamak istiyorum incelemeye. Biz insanlık aslında sevmeyi değil de sevilmeyi seviyoruz. Sevmenin ne kadar aşamalı bir iş olduğunu görüyoruz kitapta. Aslında sevmek eylemini bizler hiçbir maddi çıkarı olmadan kurulan bir bağ sanıyoruz , fakat asıl sevmek sadece maddi değil manevi çıkarımızın da olmadığı bir eylemdir. Bir çoğumuz kitabı okuyunca sevdiğini sandığı insanları aslında gerçekten sevmediğini düşünecektir diye düşünüyorum. İyi okumalar.
158 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Hep duyduğum, paylaşımlarını gördüğüm ama bir türlü okuyamadığım bir kitap olarak kalmıştı. Sonunda okudum. :)

Evet "Sevme Sanatı" ismini duyunca toplum olarak algımız biraz farklı yönde çalışıyor. Kitap da bahsedilen sevgi, sadece aşk anlamında sunulan sevgi değildir. Anne, çocuk, kardeşlik vs. Sevginin tüm şekillerinden bahseder. Okuma alışkanlığı olmayanlar için biraz ağır gelecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Freud'dan sıkça bahsetmiş, öne sürdüğü düşüncelerine bazen katılmış bazen de eleştirmiş, neden katılmadığını dile getirmiş. Ama sevginin her boyutunu işlemiş.

Peki sevgi sanat mıdır? Sanatsa, bilgi ve çaba gerektirir. Yoksa sevgi rastlantılara kalmış, insanın talihi yardım ederse tutulacağı tatlı bir duygu mudur? Günümüzde çoğunluk bu ikinci tanıma inanır; oysa bu kitap birinci önerme üzerine kurulmuştur diyor Erich Fromm kitabın ilk sayfalarında...

Ilk adım, sevmenin bir sanat olduğunun farkına varmaktır, tıpkı yaşamın bir sanat olduğu gerçeği gibi.
Sevmeyi öğrenmek istiyorsak; müzik, resim, marangozluk ya da tıp ve mühendislik sanatı gibi diğer her sanatı öğrenmek için yaptığımız gibi harekete geçmeliyiz.

Sevgi, insanoğlunun gelişmesinin ilk dönemlerinden başlayarak günümüze dek yaşayabilen vazgeçilmez bir duygudur. Hiç kuşkusuz insanoğlu varoldukça yaşayacaktır. Sevgiyi yaşarken kendimizden geçer, yokluğundaysa hastalanırız. Onu bastırdıkça daha çok özlemini çeker, gizledikçe değişik görünümlerin içine gireriz.

Eleştirel teorinin, psikanalizin ve marksist düşüncenin bu tuhaf ve derin temsilcisinden vakti olan ve sevgiye, sevmeye dair anlamazlıklarını çözmek isteyenler için harika bir eser.

Sahibine senliktir; "Bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının, çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek onun çiçek sevgisine inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etken ilgidir. "Sevgi vermektir, almak değil." Birisini sevmek yanlız güçlü bir duyguya kapılmak değildir, bir karardır, bir yargıdır, bir söz vermedir.

Sevmeyi öğrenmek için mutlaka okunması gereken bir eser. Okuyacak olanlara keyifli okumalar....
158 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Bu zamana kadar sevme eylemini böylesine muazzam boyutta inceleyen bir yazarla karşılaşmadım. “Sevmeyi meğersem bilmiyormuşum” dedim kendi kendime. Kitapla ilgili yazılacaklar kitabın kendi sayfasından çok çok fazla. “Bir kitap okudum hayatım değişti” cümlesinin karşılığını şahsen kendimde buldum/bulacağım. Sanırım aynı yazarın diğer kitaplarını da alacağım. Elinizdeki kitabı bitirdikten sonraki durağınız burası olsun. Sevgiyle kalın.
287 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Bilim bütünüyle “kendini tanı”demektir. İnsan , ancak tüm nesneler konusunda bilgi sahibi olduktan sonra kendini tanımış olacaktır. Çünkü nesneler insanın sadece sınırlarıdır.

“Yollar”- Sözde “daha kısa yollar” insanlığı hep tehlikeye sokmuştur. İnsanlık daha kısa bir yolun bulunduğu müjdesiyle hep kendi yolundan ayrılır. ve yolunu kaybeder.

Ahlak felsefesi ve Nietzsche"nin ahlak felsefesi hakkında genel düşüncelerini dile getirdiği muhteşem bir kitap. Dili mahiyeti ile oldukça ağır olsa da okuyana büyük bir zevk verir.

geri kalan alıntılar için-
https://humayusubbayli.wordpress.com

Yazarın biyografisi

Adı:
Özden Saatçi
Tam adı:
Özden Saatçi Karadana
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
1959
1959 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. Ara­la­rın­da Erich Fromm, Wilhelm Reich gibi yazarların da bulunduğu pek çok yapıtı Türkçeye kazandırdı.

Yazar istatistikleri

  • 217 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 247 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.