Özgür Umut Hoşafçı

Özgür Umut Hoşafçı

ÇevirmenEditör
7.6/10
259 Kişi
·
326
Okunma
·
1
Beğeni
·
345
Gösterim
Adı:
Özgür Umut Hoşafçı
Tam adı:
Umut Hoşafçı
Unvan:
Türk müzisyen ve çevirmen
Doğum:
Eskişehir, Türkiye, 1976
6:45 YAYIN'da serbest çevirmen olarak çalışıyor. Meret'te Şarkıcı (Vocalist), Söz Yazarı ve Besteci. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Gazi Universitesi İletişim Fakültesi'nde okudu. 60. Yil Anadolu Lisesi'nden mezundur.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
168 syf.
·3 günde·Puan vermedi
“Seçkin bir okur kitlesinin” edebiyat anlayışına göre “popüler kültür” olarak fişlenip burun kıvrılan, karanlık alana dahil “fantastik, gotik, polisiye, bilim kurgu” türündeki eserleri, diğer edebi eserlerden daha az değerli gibi kestirmeci bir tavırla dışlamak, çağının toplumsal duruş ve ruhunu da bir nevi, yok saymaktır. (Elbette, türün kendi içinde, incelemeye değer olanları olduğu gibi, sadece taklit olarak kalanları da var.) Yoğun olarak yüzyılın başından bugüne (az olsa da, önceki tarihlerde örnekleri mevcut) değişen toplumsal yapıyla paralel, kült eserler arasında yerini almış, günümüze kıyasla ham üsluplarıyla bile unutulmaz eserler arasındaki “fantastik, ütopik, anti-ütopik, gotik” eserler, kendi içlerinde barındırdıkları “sanat, bilim, felsefe, sosyoloji” gibi pek çok farklı alandan motifler taşır.
Örneklenebilir, o örnekler çoğaltılabilir. Metaforların, Marksist terminolojinin, katmanlı anlamlar sağladığı “1984, Cesur Yeni Dünya, Hayvan Çiftliği” vs yakın zamanda tekrar okuduğum, fikrimi de paylaştığım, ilk aklıma gelenler. Bu kısacık liste dahi, türün entelektüel ve akademik olarak yok sayılamayacağı gerçeğinin, ispatı niteliğindedir.
Türün çağımız için genel işlevi, toplumu beklenmedik ve farklı olana alıştırmak, bir şekilde ilk şoku yumuşatmaktır. Önümüzdeki günlerde, aynı yazardan en bilinen eseri “Dracula” yı yeni baskı olarak tekrar okuyacağım, şu an için en azından öncesinde böyle bir girişe ihtiyacım vardı, çünkü; muhtemelen ona daha uzun bir değerlendirme yazacağım:)
Orta işçi sınıfın yükselme çabaları (hırsı), bireyin önce ebeveynler, sonra toplumsallaştırma ve sisteme uydurma gayretiyle disipline edilmesi için ilk çocukluk çağında okula gönderilmesi, rasyonelleşen insan ilişkileri, fantastik edebiyatta farklı bir ütopya olarak vücut bulur. “Özgürlük”.


Sözün bir yerinde, geçmişteki örneklerin günümüze göre daha ham bir üsluba sahip olduğunu söylemiştim, belki bazı klasiklerde de okurun, umduğunu bulamamak, hayal kırıklığına uğramak şeklinde tarif edebileceği birçok gedik, eseri dönemiyle değerlendirememekten kaynaklı (istisnalar mevcut). Bu eseri tavsiye listeme almayışımın en önemli sebebi, türünün hakkını verememekten ziyade, yayınevi menşeili. İçeriğe değinmiyor, kendimi bir sonraki eserine saklıyorum. Zira ziyan edilmiş gibi hissediyorum. Konu akışına aksattıracak kadar çok yazım hatası mevcut, bir noktadan sonra karakter isimleri bile olay örgüsünden kopuk. Kitabın sayfa sayısı bile muamma, çünkü hiçbir sayfada yok. Bunu farklı değerlendirebilir, tavır kabul edebilirdim, fakat diğer hatalar, bu aşırı yorum halini gereksiz kıldı. Acilen redakte edilip tekrar basılmalı. Zaman kaybıydı diyemem ama, size tavsiye edeceğim bir kitap olmaması açısından üzgünüm.
Saygılarımla..
473 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10 puan
#spoiler#

Dracula :) çocukluğumdan beri kalbimde.yer etmiş en kötü kahraman :) tabii bu aşkta pek te gecinemedigim annanemin katkısı büyük (nur çinde yatsın) ..aslinda gündüzleri pek birbirimize tahammülümüz yoktu sanırım... malum o yorgun ,ben ergen :) birazda dik kafalı olunca elinde kepçe ile kovaladıgını bilirim valla :) annanem ile maceralarımı yazsam pek bi eylenirsiniz yeminle :)
Neyse hava kararır evin bitmek bilmez işleri durulur, annanem başlar bize masal anlatmaya ağzından bal damlar ..tirnova cadısımı istersin ,kerevette bütün gece oturan cinler perilermi istersin, ağzım açık dinlerim ..ağaç kovuğunda kıstırılan ,sazdan örülmüş halıyla sarılıp 4 öküzün inleye inleye zor taşıdığı vampirleri anlatırdı. .derdiki "mezarı bi açmışlar tırnakları uzun ,dişleri köpek gibi uzamış bir adam" :))) ölmüş -dirilmisleri
"cadı kalktı " diye anlatırdı. ..gece gezen gündüz uyuyan bir çocuk olduğum içinde anneme şikayet ederken .."buna bişey olsa "cadı kalkar.,gezer evin içinde "derdi .
O zaman bu zaman bende oluşan bu gece yürüyenler.aşkının da.meyvesi vlad dracul dur :) bu kitapta vlad tepes in Stoker tarafından yaratılan vampirlik mitosu değil tamamen insanı yaşamı anlatılıyor ..babası isyan etmesin diye devşirme olarak alınışı ,fatih sultan mehmet han ile arasındaki çocukluktan kalma husumet..kardeşi Radu ve Mircea nın akibetleri...korkmamak için korkutmayı,işkence.görmemek için işkence etmeyi,ölmemek için öldürmeyi nasıl zaman içerisinde kazıklı lakabını aldığı. .tarihi roman olarak bize sunuluyor ..sevdiği kadın ,can dostunun ihaneti ,savaşlar ,savaşlar,savaşlar....

Ben onun hakkında ne bulursam okurum ..
Tarihteki bazı karakterlere inanılmaz takıntım vardır ki sanki onlarla birlikte o dönemde yasamisim gibi hissederim ..o konuya pek girmeyeyim, aklımdan şüphe falan edersiniz neme lazım :))

Vlad drakul efendim nam-ı diğer kazıklı voyvoda ilginiz ,merakınız,sempatiniz varsa okuyun ..
yok ,derseniz adına yazılmış tüm kitaplar bana kalır :))

sevgiyle kalın :))
560 syf.
·9 günde·5/10 puan
Yalan Bahçesinde Bir Gül Tess okuduğum ikinci Thomas Hardy romanı. Çılgın Kalabalıktan Uzak'ın ardından Tess'i de okuyarak Thomas Hardy okumalarını bitirmiş bulunuyorum. İlk olarak iki kitap açısından söyleyebileceğim şey, her iki kitabın da beklentilerimin çok altında kaldığı. İki kitapta da genel tema aşk, ancak belki de kitaplar 1800'lü yıllarda yayınlandığı içindir, kadın ve erkeklerin birbirlerine karşı davranışları, kullandıkları cümleler hoşuma gitmedi. Dönemin aşka bakış açısını ya da bunun yazar aracılığıyla karakterler tarafından dile getirilişini de sevmediğimi söyleyebilirim. Tess'i kendi içinde  değerlendirecek olursam son derece sıradan bir aşk hikayesiydi diyebilirim.

Kitabın isminde de yer aldığı gibi, ana karakterimiz Tess. Maddi durumları iyi olmayan Durbeyfield ailesinde baba John Durbeyfield ailesinin soyunun üst sınıfa mensup d'Urberville'lere dayandığını öğrenir. John ve eşi Joan bir şekilde bu soyun son temsilcilerinden olan Alec d'Urberville'e ulaşırlar. Tess'in ailesinin amacı, kızlarını Alec ve annesinin yanında çalışmak için ikna etmek ve ardından Tess'in bu genç adamla evlenmesini sağlamaktır. Çalışmak için bu ailenin yanına giden Tess'in başına gelen bir olay hem o gününü hem de geleceğini fazlasıyla etkileyecek ve peşini asla bırakmayacaktır.

İlk olarak şunu söylemem gerekir ki, Türk sinemasında çokça gördüğümüz zengin erkek fakir kadın veya tam tersi durum bu kitapta kendini hissettiriyor. Zaten kitabın kısaca konusundan bahsetmek yerine sadece özet geçsem ne kadar klişe bir olaylar dizisi diyebilirsiniz. Yazarımız da bu klişelikten kurtulmak için pek fazla bir şey yapmamış gibi. Kitapta ana karakterler olarak nitelendirebileceğim karakterler Tess ve Angel. Bu iki karakterden de hiş hoşlanmadım. Angel'in, tabii dönemin de etkisiyle, olaylara bakış açısı, Tess'in sevdiği adam karşısında ezilip büzülen tavırları çok sinir bozucuydu. Kitaptan bir bölümle ne demek istediğimi daha iyi anlatabileceğimi düşünüyorum: "... belki o zaman yapayalnız, biçare karına biraz olsun merhamet gösterebilirdin... Karın olmasam bile, hizmetkarın olarak yanında olmaktan mutlu olurum, yeter ki yanında olayım... Dön bana yalvarırım..." ve bunlar gibi daha birçok cümle. Şahsen ben bir kadın olarak Tess'in kurduğu bu cümlelerden rahatsız oldum. Birinden merhamet dilenmenin veya ona hizmetkarı olmayı teklif etmenin aşkla bağdaştırabileceğim bir yönü yok. Bu olsa olsa hastalıklı bir saplantıdır. Bin Muhteşem Güneş'ten de hatırlayabileceğimiz alıntı gibi gerçekten bir erkeğin suçlayan parmağı mutlaka bir kadını gösteriyor. Bu durum kitabın birçok bölümünde de kendini hissettiriyordu.

Tess için söyleyebileceğim sınırlı sayıdaki olumlu şeylerden biri yine güçlü ama zaman zaman aşırıya kaçan betimlemeler ve Tess'in diğer Hardy kitabına oranla biraz daha iyi olmasıydı. Onun dışında Tess ile ilgili genel düşüncem olumsuz. Okura bir türlü geçirilemeyen sevme duygusu, karakterlerin genelinin sinir bozucu yapısı, olaylar zincirinin tekdüze bir şekilde sürmesi gibi nedenlerle okurken sıkıldığım, hemen bitse ne iyi olur hissini yaşadığım bir kitap oldu Tess. Thomas Hardy denildiğinde aklıma gelecek başlıca şeyler kır hayatı, aşk ama büyük ölçüde kitaplarını okurken ne kadar sıkıldığım ve karakterlere ne kadar sinirlendiğim olacak. Keyifli okumalar.
356 syf.
·21 günde·Beğendi·8/10 puan
Yeni bir hayat için yola çıkan Henchard ailesi.. Bir kadın, bir erkek ve küçük kızları, büyük umutlar taşıyorlar.
Ta ki Henchard'ın sarhoş olup eşi ve kızını satmasına dek.. Evet, bana da oldukça garip gelen bir ifade bu, bir malmışçasına bir canlıya bedel biçmek.
'Ücreti budur, alabilirsiniz' demek.. Ve bunu kabullenebilmek..
Tabii olaylar burada kalmıyor. Biraz daha çetrefilli hale bürünüyor.
Eşi ve kızını satan Michael Henchard, Casterbridge Başkanı oluyor.
Kadın ve çocuğun kaderi ise başka topraklarda devam ediyor.
Elbette her yarım kalan- devam etmesi gereken ilişkiler gibi yolları yeniden kesişiyor bu ailenin.
Ve asıl hikaye o zaman başlıyor -
.
Çılgın Kalabalıktan Uzak eserini edinip bir türlü okumadığım Thomas Hardy ile tanışmam Casterbridge Başkanı (Karakterli Bir Adamın Yaşamı ve Ölümü) ile oldu. Dilimize önce Bir Hayatın Sırrı olarak çevrilen bu eser, yazarın en sevilen eserlerinden biri.
Kabul etmeliyim ki tarzı benden oldukça uzak bir kitap. Buna rağmen fazlasıyla akıcı, karakter analizleri sağlam, insanlığın hırslarını-çekişmelerini-pişmanlıklarını doğrudan anlatıyor. Ana karakterimiz Henchard kimi yerlerde bana Balzac karakterlerinin tadını duyumsattı.
.
Özgür Umut Hoşafçı'nın çok beğendiğim çevirisi, Naz Yıldız'ın kitabın ruhuna uygun kapak tasarımı ile-
356 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10 puan
Herkese merhaba! Bugün Thomas Hardy'nin kimilerince en büyük eseri olarak adlandırılan Casterbridge Başkanı isimli kitabı ile geldim. Bu kitap Hardy ile ilk tanışma kitabım. Eser temelde, insan ilişkilerini, bir olay karşısında farklı karakterdeki insanların nasıl tepkiler verdiğini, bu tepkilere veya almış oldukları ve hayata geçirdikleri kararlara göre şekillenen hayatlarını/olay örgüsünü konu alıyor. Pişmanlıklar, kıskançlık, tutku, gurur, ego ve birçok duygu durumunu kaleme alan Hardy, kişinin karakterinin ne kadar istese de değişemeyeceğini ve de insanın içerisindeki o törpülenemeyen duyguların kıskacına eninde sonunda düşeceğini gözler önüne seriyor. Olay zincirinin bir şekilde sürekli başa dönüyor olması, insanın yapısının karakterinin değişmezliği vb. gibi analizleri kitabı oldukça gerçekçi kılıyor. Kitapta benim ilgimi en fazla çeken konu, yazarın farklı mitolojik öğeleri veya tarihte yer almış karakterleri, gerek kitabın geçtiği coğrafya gerekse de karakterlerin duygu durumlarını veya hareketlerini tanımlamada kullanması oldu. Bu gibi benzetmelerden yararlanılması genelde ilgimi çektiği için kitabı merakla okudum. Aynı zamanda, yazarın çevresel öğeleri betimlemedeki becerisi, özellikle de yorucu ve uzun kalıplaşmış cümlelerden uzak olması nedeniyle, sahip olduğu yalınlığına rağmen okurun Casterbridge'de bu olaylar yaşanırken oradaymış gibi hissetmesine yol açıyor. Kitabı her açış kapatışımda acaba ne olacak diye bekledim. Klasik türde okumayı da sevdiğim için hızlıca okuyup bitirdim kitabı.

Bu aralar kitap okuma konusunda zorluk veya yavaşlama yaşayanlar varsa bu kitap ile bir ara verebilirler. Herkese iyi okumalar!
140 syf.
Yaşam bir film şeridi gibi geçip giderken durduğumuz durakların ne kadar farkındayız? Yaşamamız bir başkasının hayatına dokunuyor mu sorusunu sormayalı ne kadar oldu?

Bu kitapla sinema dersinde tanıştım finalde çıkacak bir soru için okumaya başladım ama farkında olmadan hayatımın cevaplarını almaya başladım. Kısacık bir kitap size hayatınızın sadece bir film şeridinden ibaret olmadığını gösteriyor. Film yapmak hayata anlam katmaktır, görünmeyeni göstermek gizli olanı açığa çıkarmaktır, film yapmak bilinmeyene yolculuk yapmaktır bu yolculukta kaybolmak, keşfetmek, yeni hayatlar tanımak ve kendi hayatına yeni heyecanlar katmaktır.

Hayat basit bir serüven değildir. Hayatınız bir film serüvenidir, bir başkasının filminde oynamayın kendi filminizi kendiniz yazın ve yönetin. Ve filminiz tek bir tür olmasın ara sıra aksiyonu, gerilimi, dramı eksik etmeyin.
184 syf.
·284 günde·9/10 puan
1. Dünya savaşı sonrası Amerika'da oluşan borsanın yükselişi, zenginlerin daha yükselişi ve aşırı debdebeli hayatlar.

Fakir olan Gatsby sevdiği Daisy ile gelecek hayalleri kurarken askere alınır ve Daisy düşünde canlandırdığı şatafatlı hayatı bir başkasında bulur. Belli bir zaman sonrasında ortaya çıkan Gatsby artık tüm , New York'ta adı duyulmuş ultra zenginliğe kavuşmuş birisi olarak hayata dönmüştür. Sevdiği uğruna herşeyi göze alan Gatsby'in bu uğurda harcadığı zamanı görüyoruz.

Kitap sonrasında filmini izledim. Genelde birçoğumuzun da düşündüğü gibi kitabın harika olmasını beklerken filmin yanında çok sönük kalmış. Kitap sonrasında mutlaka filmi de tavsiye ederim. Bol kitaplı günler dilerim.
Thomas Hardy Naturalism etkisinde kalan ve bu etkiyi romanlarında açık bir şekilde yansıtan yazarlardan biridir. Romanın ana karakteri olan Tess fakir bir ailenin genç, güzel ve alımlı bir kızıdır. Ailenin geçim kaynağını at arabası sağlamaktadır. Fakat bir gün Tess at arabası ile kaza yapar ve atları ölür bunun ardından kendisini ailesine karşı suçlu hisseden Tess' in hayat macerası başlar. Bu aralarda soylu bir aileden geldiklerini öğrenirler ve ailesi Tess' i akrabaları olduklarını düşündükleri bir aileye yardım istemek için gönderilir . Tess her ne kadar gitmek istemese de kendisini suçlu hissettiği ve ailesini zor durumda bıraktığı için gitmek zorunda kalır ve hayatı o noktadan sonra şekillenmeye başlar.. Bu kitapta özellikle toplumun , çevrenin ve özellikle kaderin insanın hayatı üzerindeki etkilerini gözlemlemek mümkün. Acaba Tess'in hayatını şekillendiren onun kaderi mi yoksa kendi tercihleri mi ? Bu konuda sizleri düşünmeye iten bir roman olması ile ön plana çıkmaktadır...Acaba Tess' in hayatını şekillendiren neydi ? Tess mecbur muydu ? Yorumu sizlere bırakıyorum ... :):):)
228 syf.
·7 günde·4/10 puan
Önceklikle söylemem lazım ki kitabı çok büyük bir beklentiyle okumaya başlamıştım. Fakat beklediğim gibi olmadı. Adetim üzere bir kitabı okuduktan sonra diğer insanların kitap hakkındaki yorumlarını ve fikirlerini okur,acaba benim görmediğim bir şeyi görmüşlermi diye merak ederim. Açıkcası çoğu kitabın alt mesajını okuduğum diğer yorumlardan anlamışlığım vardır. Fakat Muhteşem Gatsby'de hiç öyle olmadı. Beklentimin çok altında kaldı. Çok fazla konudan sapıldığı kısımlar olduğunu düşünüyorum ve son 20-25sayfa dışında kitapta ilgimi çeken kısım olmadı(ki , orda da çok uzatıldığı kısımlar var bence). Sırf yarım kalmaması için bitirdim diye bilirim. Kitaptaki hiç bir karaktere ısınamadım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Özgür Umut Hoşafçı
Tam adı:
Umut Hoşafçı
Unvan:
Türk müzisyen ve çevirmen
Doğum:
Eskişehir, Türkiye, 1976
6:45 YAYIN'da serbest çevirmen olarak çalışıyor. Meret'te Şarkıcı (Vocalist), Söz Yazarı ve Besteci. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Gazi Universitesi İletişim Fakültesi'nde okudu. 60. Yil Anadolu Lisesi'nden mezundur.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 326 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 468 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.