Özlem Gültekin

Özlem Gültekin

Çevirmen
7.9/10
1.688 Kişi
·
5.714
Okunma
·
0
Beğeni
·
31
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
"En sevdiğin yazarlar kim?" sorusuna cevap verirken ismini ilk sıralarda söylediğim birkaç yazardan biri de Tess Gerritsen. Polisiye ve gerilimin ustaca bir araya getirildiği, kitaplarını hemen okuyup bitirme dürtüsü yaratan, akıcılığın tavan yaptığı birbirinden mükemmel kitaplara sahip Gerritsen'in Bıçak Sırtı'na kadar sekiz kitabını okumuştum. Bu sekiz kitabın tamamı yazarın en popüler kitaplarını içinde barındıran Rizzoli&Isles Serisi'ne aitti. Bıçak Sırtı ile hem Rizzoli&Isles Serisi dışındaki Tess  Gerritsen kitaplarına bir giriş yaptım hem de yazarın yine aksiyon dolu, heyecanlı bir kitabını daha okumuş oldum. Bıçak Sırtı'na başlarken acaba serideki tadı bulabilir miyim, ya seriden dolayı beklentilerimin yükselmesi nedeniyle bu kitap yavan gelirse gibi düşüncelerim vardı ancak kitabı okumaya başladıktan kısa bir süre sonra bu tür düşünceler zihnimden uzaklaştı.  Zaman zaman gözlerimin Jane ve Maura'yı aradığını inkar edemeyeceğim. Jane olsa olayı ne şekilde ele alırdı, Maura olsa otopsiyi daha iyi yapardı diye düşünmedim değil. :)

Yazarımız Gerritsen tıp diploması ve antropoloji lisansını bir araya getirip ardından bu alanları yazma yeteneğine katarak ortaya harika polisiye-gerilim romanlarının çıkmasını sağlamıştır. Belki de polisiyenin içine tıbbi öğeleri en çok katan yazardır kendisi. Bence bu durum cinayetlerin ardındaki sır perdesi aralanırken soruşturmanın daha sağlam temellere dayandırılmasını sağlıyor. Neden mi?  Çünkü insan yalan söyler, ancak maktül yalan söylemez. Gerritsen kitaplarında otopsi sonuçlarının anlatıldığı sayfalar benim açımdan her zaman çok heyecanlı ve şaşırtıcı olmuştur.

 Gelelim Bıçak Sırtı'nın konusuna. Ana karakterimiz Kate Chesne tıp kariyerinin henüz başında olmasına rağmen parlak bir geleceğe sahip olacağının sinyallerini temiz ve başarılı özgeçmişiyle göstermektedir. Mid Pac Hastanesi'nde anestezi uzmanı olarak çalışan Kate, hastane personeli ve arkadaşı olan hemşire Ellen'ın geçireceği küçük bir operasyonda yer alacak hastane görevlilerinden biridir. Kolay geçmesi beklenen ameliyatta gerçekleşen komplikasyon sonucu Ellen hayatını kaybeder. Ellen'ın ailesi ve hastane yönetimine göre ölümün sorumlusu Kate Chesne'den başkası değildir. Arkadaşını kaybetmesinin ardından bu kez kariyerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan Kate, bir taraftan da hastane çalışanlarını teker teker öldüren bir katilin listesindeki isimlerden sadece biridir.

Tess Gerritsen kitabın başında yaptığı girişle yine merak duygusunu zihnimize bırakıp gidiyor. İlk sayfalarda başlayan tempo neredeyse kitap boyunca hiç düşmüyor. Kitabın sonlarına doğru "Ben zaten bu kişide bir terslik olduğunu anlamıştım" dememin üstünden birkaç sayfa geçmeden yanıldığımı anladım ve yazara bir kez daha saygı duydum. Olaylar tamamen beklemediğim bir şekilde sonuçlandı.  Bıçak Sırtı'nda romantizm yazarın diğer kitaplarına göre daha fazla olsa da bu durum beni rahatsız etmedi.

Gerritsen'in okuyacağım bir sonraki seri dışı kitabı Kan Gölü olacak gibi görünüyor. Hepinize keyifli okumalar.
Bıçak Sırtı’nın incelemesine nasıl bir giriş yapsam diye düşünürken eskilerin söylediği ‘Fazla merak kediyi öldürür’ diye bir sözü aklıma geldi. Bu söz dokuz canlı olduğu söylenen kedinin, merakından bu dokuz candan da olabileceğine vurgu yapar. Kitapla ilişkilendirecek olursam: Kitabı okumaya başlıyorum daha ilk sayfada işlenen cinayet yavaşça merak duygumu kamçılamaya başlıyor, üstüne üstüne gidiyorum. Maktulün boğazını kesen bıçak benim de boğazımı kesiyor. Bu bana bir cana mâl oluyor ama merak duygumdan ödün vermeyip devam ediyorum okumaya. Araştırmalar, açılan davalar, akıl yürütmeler olayların seyrini hızlandırıyor aynı hızda ben de can kaybediyorum; iki, üç, dört…sekiz. Merak sınırlarını son kertesine kadar zorlarken kalan son canımı düşünüyorum ama bir anda her şey normale dönüyor; kitabının sonunu öğreniyorum. Hayattayım. İşte Tess Gerritsen tarzı bu. İster Bıçak Sırtı isterse başka bir kitabı olsun, Tess Gerritsen kurgu dünyası ve oluşturduğu olaylar ile tabiri caizse beni, sizi, okurunu kedi gibi merakta bırakıyor.

Bıçak Sırtı, Tess Gerritsen’in Rizzoli&İsles serisinden bağımsız yazdığı bir kitap konumunda. Kitabın giriş kısmı Dr. Henry Tanaka’nın, ofisinde boğazının kesilmesiyle başlıyor. Olaylara asıl giriş Anestezi Uzmanı Kate Chesne’nin çalıştığı hastanede yapılıyor. Ellen O’Brien, Kate Chesne’nin çalıştığı hastanede hemşiredir. Safra kesesi ameliyatı olacak Ellen, Kate’in gözetiminde Pentothal verilerek uyutulmuştur. Ameliyat başarılı giderken Ellen’in kalbi bir anda durmuş ve yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetmiştir. EKG kayıtlarında Ellen’in ameliyat öncesinde kalp krizi geçirdiği görülmüştür. Bakışlar ameliyata onay veren Kate’e dönmüş birkaç gün geçmeden hakkında dava bile açılmıştır. Her şeyi eksiksiz yaptığına emin olan Kate bu işin arkasında başka bir şey olduğunu düşünerek bu olayın peşine düşmüştür. Yine, Henry Tanaka ile yakın olan kişiler gizemli şekilde öldürülmüştür. Ellen hata sonucu mu yoksa kasıtlı mı öldürüldü? Dr. Henry Tanaka ve kendine yakın olan diğer kişiler neden öldürüldü? Kate bunların hepsine cevap buluyor.

Bazı insanlar vardır işinden başka bir şeyi düşünmez, hayatını işiyle özdeşleştirir, dış dünyaya kendini kapatır. Hataya tahammül edemezler, her şeyin mükemmel olmasını isterler. Tess Gerritsen romanında bu özellikte iki insana yer vermiş. Olaylar bu iki kişi üzerinden ilerken, yazar hayatın sadece işten ya da herhangi bir uğraştan ibaret olmadığını, hayatta diğer şeylere de vakit ayırmanın gerekliliğini cinayetlerin altına işlemiştir. Bıçak Sırtı Gerritsen’in okuduğum diğer kitapları gibi olmasa da güzel bir kitaptı. Tess Gerritsen’in kitaplarını polisiye seven sevmeyen herkese gönül rahatlığıyla önerebilirim. İyi okumalar.
Her şey onyedi yaşında bir genç kızın üç ay önce kaybolmasıyla başlar. Neredeyse kitabın yarısına kadar birbiri ile alakasız görünen kişiler karmaşaya neden oluyor gibi görünse de, bir noktadan sonra her şey bir yapbozun parçaları gibi yerine oturuyor. Finalini tahmin edemediğim ender kitaplardan biri.
Harlan Coben Büyük Vuruş ile tenis ve cinayetin buluşmasını bizlere aktarıyor. İşlenen cinayetleri aydınlatmaya çalışırken, tenisin bireyselliğini ve bu bireyselliğin getirdiği bencilliği kabalaşmadan, ince bir yaklaşımla eleştiriyor. Bana göre bir eleştiri de güçlü ve nüfuzlu kişilerin sadece kendi menfaatlerini düşünmelerine yapılmış. Harlan Coben bu tür kişilere karşı koymaları için Myron ve Win karakterlerine hayat vermiş. Kendi adaletini dağıtan bu adamlar, bu ifade sizi yanıltmasın, her zaman doğrunun yanındalar. Bu iki karaktere kanım çok ısındı. İçlerinden birisinin abim olmasını isterdim desem abes kaçmaz benim için. Bu iki karakterle ilgili son söyleyeceğim şey çok iyi birer dost olmaları ve her zaman birbirlerinin arkalarını kollamaları.

Myron ve Win, Amerika Açık Tenis Turnuvası’nda müşterisi Duane Richwood’un maçını izlemektedirler. Duane Richwood genç yaşına rağmen teniste adını yıldızlar arasına yazdırmayı başarmıştır. Oynadığı maçı kazanıp tam başarılarına bir yenisi ekleyecekken kortun dışından silah sesleri işitilir. Maçı izleyen seyirciler ard arda ateşlenen silah seslerine anlam veremezler. Myron ve Win olayın mahiyetini anlayarak hemen korttan çıkmışlar yerde yüzüstü yatan kişinin etrafında toplanan kalabalığı aşarak cesedin yanında soluğu almışlardır. Myron sırtından vurulan cesedi çevirdiğinde Valerie Simpson’un solgun ve soğuk bedeniyle karşılamıştır. Valerie Simpson Myron’ın yeni müşterisi olmaya aday, geleceği parlak bir teniscidir. Maçtan önce Myron’ı üç kez aramış ama ulaşamamıştır. Myron, her zamanki iyiliksever adam, bu cinayet için kendini sorumlu hissetmiş ve işin peşine düşmüştür.

“Polisiye romanlarda dağınık ve şekilsiz durumdaki olguların belirli bir düzen ve uyum içerisinde bir araya getirilmesi bu teknikle gelişen bakışın ürünüdür. Polisiyelerde amaç “bilgiye ulaşma”dır. Kahraman zekâsını bilimin imkânlarıyla bir araya getirerek katilin peşine düşer. Bu sürecin edebi aktarımındaki üslup ise klasik romanlarda rastlanmayacak kadar gerçek ve tekniktir.” Harlan Coben de Myron ve Win karakterlerine bu doğrultuda hayat vermiştir. İnsan aklının alamayacağı aşırılıklara kaçmamış, basit ama etkili üslubuyla okurun beğenisine sunmuştur. Bunu yaparken sık sık komedi ve kendi kültüründen öğelere yer vermiştir. Komedi ve polisiye sanki birbirine çok zıt iki kavram gibi duruyor. Bir tarafta gülünç bir eylem, bir tarafta da üzücü ya da korkutucu olaylar; gerçekten de çok zıtlar birbirlerine. Ama Coben’in asıl başarısı bence bu iki kavramı bir arada kullanabilmesidir. Charlie Chaplin’in: “Hayat, uzak çekimde komedi, yakın planda trajedidir,” dediği gibi yazarımız da romanlarında trajik tarafın arka bahçesinde komediyi fazlasıyla yetiştiriyor.

Harlan Coben dostluğun sıcak ateşinde harmanlanan, hayatın her yönünü yansıtan, okuru sürükleyen olayların şaşırtıcı bir sonla bittiği romanlar yazıyor. Büyük Vuruş’ta da bunları sonuna kadar tattım ve keyifli vakit geçerdim. Sadece Myron Bolitar serisini değil Harlan Coben’in tüm kitaplarını okumuş ve çok beğenmiş; benim de başlamamı sağlayan ve bana bu kitabı hediye eden Damla Köseoğlu ‘na çok çok teşekkür ediyorum. Ben de size de en az bir tane Harlan Coben kitabı okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar
Tess Gerritsen'in kendi dalında yazarlığına diyecek bişey yok ancak bu kitapta kendini biraz tekrar etmiş gibi geldi. Ayrıca diğer kitaplarına göre aşk konusu çok baskın . Rizolli & Isles serilerini daha başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Ama yine de akıcı ve heyecanlı bir kitap. Okuyun derim.
Tess Gerritsen sevdiğim bir yazar. Ama bu kitap yazarın kitaplarına hiç benzemiyor. Okurken farklı bir yazarın kitabını okuyormuşum hissine kapıldım. Konusuna gelince; Roman kahramanının babası yirmi yıl önceki Vietnam savaşı kayıplarının arasında yer almaktadır. Genç kadın pilot olan babasının hayatta olduğuna dair bir takım ipuçları ele geçirince, adamı bulmak için Vietnam'a uçmak kaçınılmaz olur ve macera başlar. Güzel bir kitap.
Bazı kitapları okuduğumda tek tesellim "Neyse, kötü bir kitabın nasıl olduğunu görmüş oldun, dert etme." oluyor.
Kitabı yarım bırakmamak için epey çaba harcadım. Birkaç kez direkten döndüm.
Ama hakkını da yemeyeyim. Misal, sadece aşk hikayeleri okuyan bir okura, farklı türlere geçiş için bir seçenek olabilir.
Veya 12-18 yaş grubuna okuma alışkanlığı kazanması için hitap edebilir.

Kitabın 50'li sayfalarında, ki sabrımı test etmeye başladığım yerlerdi, yahu bu ilk romanı falan mı yazarın, diye düşünerek araştırdım, dördüncüsüymüş.
İyi olarak niteleyebileceğim tek özelliği vardı; gerilimin yükseldiği son bölümlerdeki bazı sayfalarda(sayıca az) yazarın dilinin ortanın üstüne çıkabilmiş olması.

Her şeyden önce; yazar bir tıp doktoru imiş, kitabın iddialı isminden de umutlanarak teknik bilgilerin güzelce hikayeye yedirildiği bir kurgu olabileceğini düşünmüştüm.
Kitaptaki en teknik ifade 'RNA virüsü' idi. Pardon bir kere de kahraman laboratuvarda 'santrifüj' dedi.
Eğer yazar bu kadar ortalama bir kurguya, merak uyandıramayan hikayeye, duygu geçiremeyen aşk pasajlarına, çevre betimlemelerindeki başarısız dil kullanımına, vasat karakter yaratımlarına kendi teknik bilgisini karmaşık olmayan bir dille ekleyebilmiş olsa kitabın hakkı en kötü 7 veya 8/10 olurdu.

Bir şeyi kabul etmek gerekir. Bu ve benzeri kitaplar çok açık bir şekilde göstermektedir ki bu dünyanın tek bir gerçeği vardır: Pazarlama.
En kötü işleri veya ürünleri bile bir pazarlama gücü ve becerisiyle uluslararası satılan haline getirebilirsiniz. Bu her alanda böyledir.
Ahabajsirmdjdndjdksksmsjmsjsmjssksmjsnsjdnsjndjdnndjdndjsmsmksmsksmsksmsmndnjdndndnndnjdndmdmkdmdkskskdkdmkdmsmlekrjurorkdnnfnfkdmddm
dm


:D şaka şaka. Tabii ki de incelemem siteyi kullanmayı bilmeyen acemi tarzı olmayacak:) Eveet ne diyordum? İnceleme... Yeni bir incelemeye hazırsanız başlayalım...


Kitap, siteye geldiğim günden beridir radarımdaydı. Ama maalesef kaç kitapçı gezmeme rağmen bir türlü bulamamıştım. Beni mutlu etmek için bana bu kitabı hediye eden bir tanecik arkadaşım (kendisi sitede pek aktif değildir) https://1000kitap.com/Hayalperestcik e teşekkür ediyor ve incelememi ona ithaf etmekten gurur duyuyorum. Artık kitapla ilgili konuşabiliriz...


Sadece zekilerin girebildiği, özel bir deliler hastanesinde (evet efenim, yanlış okumadınız:)) bir deli olduğunuzu düşünün. Hemen çekimser yaklaşmayın canım, deli dediğimiz bu kişi öyle toplum içinde, pantolonunu indiren, cenaze vb. topluluklarda yüksek sesle gülen bir deli değil tabii ki. Bu delimiz (!!!) sadece değişik fobileri olan biri. Ha gayet aklı başında tabii. Aksi halde ileri zekalı deliler hastanesine giremezdi zaten:) Evet efenim ne diyorduk? Deli olmayan bir delisiniz ve FBI ın size ihtiyacı (evet yanlış duymadınız koskocaman FBI) var. Emin olun buna siz bile inanamazdınız. Peki neden bu polis teşkilatı size ihtiyaç duyar ki? Tabii ki de cinayeti çözmek için:)

Spoiler

Gelin Koleksiyoncusu... Güzel kadınları (6 tane) ayaklarından matkapla delip tüm vücudundaki kanı boşaltan, onları duvara yapıştırıp makyaj yapan ve gelin duvağı takıp cesedi polislerin bulmasını bekleyen bir seri katil. Aslında deli olan bu seri katil, bir deli doktoru:) Nasıl olur bu derseniz cevaplayayım; bu dünyada her şey mümkün hacı:)

Spoiler sonu

İnsan neden "Katil" olur sorusuna verilebilecek birçok cevap var. Birincisi; düzenli olarak gördüğü şiddet bunda en büyük etmen. Anneler babalar, lütfen bu konuda biraz duyarlı olalım. Onlara öfkemizi değil, sevgimizi verelim. İkinci olarak Tanrı korkusuzluğu, yahut yanlış Tanrı sevgisi. Kendini Tanrının elçisi olarak tanıtıp cinayet işleme düşüncesine giren kişi sayısı azımsanamaz. Ben Allahla konuşup görüşüyorum tarzı biriyle tanışırsanız, mutlaka doktora götürmenizi tavsiye ederim:) Son olarak üçüncüsü ise; ahlak, verilen eğitim. Adam doktor ama her haltı yiyen biriyse kusura bakmayın aldığı eğitim onu kötü biri yapmaya yeter de artar bile. Keşke her anlamda mükemmel olabilseydik:\ ama galiba bu mümkün değil?


Kitap hakkında düşüncelerim ise tam belirgin değil. İlk başlarda heyecanlı başlayıp ortalarda aksiyonun azalması pek de iyi olmadı. Ha son 100 sayfası muhteşemdi ama bu da pek yeterli değil benim için. Bir puanı durağanlıktan, bir puanı ilk 4. cinayetten başladığı için (keşke ilk cinayetten başlasaydı daha iyiydi. Bir puanı da katilin dilinden de yazdığı için (katilin belli olması bence aksiyonu düşürür) kırdım. Onun dışında iyiydi. Ama ben yine de Agatha Christie yi öneririm size. Ted beni bu kitabınla kendine hayran bırakamadın, üzgünüm:)

Herkese Keyifli Cinayetler Okumalaar:)
Tess Gerritsen hayranı olarak bu kitap beklentimin çok altında çıktı. Belki bu eserde Tıbbi Gerilim olmaması da olabilir. Kitaplarında hep yer edinen hayattan farklı sebeplerle darbe almış bir kadın ve karşısında bir ağır abi diyeceğimiz bir adam. Konu olarak pilot olan babasının kaybolmasının ardından 20 yıl sonra kızının babasını bulmak uğruna Amerika'dan Vietnam' a gidişi ve babasını araştırmalar yaparak bulmaya çalışmasını anlatmakta. Konu olarak beni tam içine çekemese de kolay okunup bitebilecek bir kitap. Beklentinizi yüksek tutmayın. İyi okumalar.
Önceliklie laptopumun klavyesi bozulduğu için telefonumdan yazmak mecburiyetim yüzünden yapma olasılığı olan hatalarim için affola...

Kitaba gelince Tess'in kaleminden ciktigini dusunmeden okuyunca gayet akici, yer yer ütobik gelse de (onca insani kolayca öldüren dev adamin,karakterlerimizi bir türlü oldurememesi gibi) okunabilir bir kitap. Tabi Tess kitabi eline alınca Rizzoli ve Isles' i aramamak elde degil, özellikle de benim gibi tibbi gerilim kitabi okumak için yazarin kitaplarini aliyorsaniz.

Özetle okusaniz da olur okumasaniz da, okumaya karar verirseniz beklentilerinizi büyük tutmayın yeter;)

Yazarın biyografisi

Adı:
Özlem Gültekin

Yazar istatistikleri

  • 5.714 okur okudu.
  • 74 okur okuyor.
  • 2.431 okur okuyacak.
  • 99 okur yarım bıraktı.