Poyzan Nur Taneli

Poyzan Nur Taneli

Çevirmen
8.4/10
659 Kişi
·
1.583
Okunma
·
1
Beğeni
·
43
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
456 syf.
·67 günde·Beğendi·9/10
Son zamanlarda Sapiens sebebiyle adından çok bahsettiren Yuval Noah Harari'nin, Sapiens kadar müthiş bir diğer eseri.

Sapiens biterken yazar bize "Neyi istemek istiyoruz?" diye sorar. Homo Deus'a geldiğimizde isteyebileceğimiz muhtemel arzu ve yaşantıların Sapiens toplumu ve bireylerini ne şekilde etkileyebileceğinden bahseder. Kitap başlarken yazarın anlattıkları bize biraz Sapiens'i anımsatır. İnsanların önemsiz bir hayvan olarak tarih sahnesine çıkmasından,hayali gerçekler ve işbirliği yeteneğiyle gezegenin hakim türüne dönüşmesine hızlı bir hatırlatma yaparak,bundan sonra işlerin nasıl bir hal almaya başladığına geçer. Düşüncelerimiz,iç güdülerimiz,davranışlarımız gerçekten bizim kendi elimizde mi yoksa kendimizi mi kandırıyoruz sorusunu uzun uzun irdeler.(Büyük oyuna değil,biyolojiye odaklı irdelemeler.)

Harari'nin web sitesine girdiğinizde sizi “History began when humans invented gods, and will end when humans become gods” (Tarih insanlar tanrıları icat ettiğinde başladı,ve insanlar tanrılara dönüştüğünde son bulacak.) cümlesi karşılar. Başlı başına bu cümle bile pek çok tepkiyi üzerine çekecekken,kitabın içeriğinin doğuracağı rahatsızlıklar hakkında tahmin yürütmek pek de zor değil.

Kitapta o kadar çok bilgi var ki nasıl toparlasam da bahsetsem,mümkün olsa da tamamına yakınını alıntılayabilsem.

"Biyomühendislik doğal seçilimin bütün hünerini sergilemesini sabırla beklemeyecektir. Biyomühendisler eski Sapiens bedeninin genetik kodunu baştan yazacak, beynindeki devreleri yeniden bağlayacak, dengesini değiştirecek, hatta yeni uzuvlar geliştirecektir." Tüm o sayborg uzuvlar,üstün kan kavramları size fantastik-distopik romanlardan fırlamış gibi geliyorsa işitme cihazından,protez organlara ufaktan bir başlangıç yaptık bile diyor Harari. Daha ileri gidilmesinin önündeki tek engel yine biz ve hayali gerçekliklerimiz(yasalar,hükümetler,devletler gibi. ) olduğu gibi gelecek yine bu hayali gerçekliklerin isteğine göre şekillenmeye başlayacak şeklinde öngörüyor. Kitapta verdiği örnek verilerle de pekiştiriyor bu savını.Eskiden tıp sadece hastalıkları tedavi etmeye uğraşıyordu şimdi ise daha iyi özellikler için çabalıyor dediğinde,aklınıza ilk başta estetik geliyor ve neden olmasın mümkün olabilir diyorsunuz.

"İnsanlar sağlık, mutluluk ve gücün peşinde bir bir özelliklerini değiştirecekler, ta ki artık insan olamadıkları güne dek." cümlesi kadar tüyler ürpertici kaç kehanet var?Sapiens incelememde bu özellikler için herkesin alım gücü aynı olmayacağı için eşitsizlik artacak şeklinde bir cümle kurmuşum,yazar da aynı öngörüye sahip. Bu durumda geçmişte nasıl ki Sapiens dışında farklı insan türleri de mevcutsa gelecekte de aynısı olacak diyor. Sapiens nasıl ki Neandarthel kuzenlerini tarihe gömdüyse,belki de Homo Deus da Homo Sapiens'i ortadan kaldıracak diyor. Belki de gelecekte işkence gören kedi,köpek durumuna düşeceğiz üst insanların hakimi olduğu dünyada.

"21. yüzyılda ilerleme trenine yetişenler, yaratmanın ve yok etmenin ilahi kudretini elde ederken, geride kalanlar yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalacaklar."

İnsanların Tanrı mertebesine yükselmesinin yanında izin verdiğimiz taktirde yapay zekanın yapabileceklerinin sınırının olmadığı,işlerimizi elimizden alacağı hatta bizim de bu verileri gönüllü olarak sunacağımızı anlatıyor.Üzerine şimdilik hükümetlerin,gizli güvenlik teşkilatlarının elinde pek çok verinin mevcut olduğunu fakat bunlarla ne yapabileceklerini bilemediklerini ifade ediyor.

Hümanizm ve dinlere,kapitalizm,komünizm gibi tüm görüşlere vermiş veriştirmiş en kaba tabirle. Özellikle hümanizm ve dinler konusunda bu kitabında çok daha cesur ve agresif buldum kendisini. Belki de ilk kitabıyla rüştünü ispatlamaktan gelen bir öz güven söz konusudur. Din,devlet,görüş aklınıza ne gelirse hepsine savaş açmış adeta,açın gözünüzü uyanın bunları biz uydurduk ve şimdi uydurduklarımıza tapar olduk diyor. Pek çok zümreyi aşırı derecede rahatsız edeceği kesin.

Kendi adıma mest olarak okudum, değindiği konuları çok yalın ve açıklıkla anlattığı için sıkılmadan okuyabilirsiniz. Kitap bittiğinde elimizdeki farkındalıkla kalıp, kitabın bitiş sorusu üzerinde uzun uzun düşünüp çıldırabiliriz. :)

"Bilinci olmayan ama yüksek zekalı algoritmalar bizi bizden daha iyi bilecek duruma geldiğinde toplum, siyaset ve gündelik hayat ne olacak, neye benzeyecek?"
456 syf.
·23 günde·9/10
Sizce 21. yüzyılda insanlığa yönelik başlıca tehdit nedir: kamusal/kişisel finansal erimeler, ülkeler arası nükleer savaşlar veya altından kalkılamayacak kadar etkileyici olan ekolojik felaketler? Yazar Yuval Noah Harari'ye göre cevap, yukarıdaki seçeneklerden hiçbirisi değil. Tüm bunların yerine, en büyük varoluşsal mücadelemize yönelik tehdit bugünkü adıyla “Dataizm” olarak bilinen (tekno-din) den gelecektir. Hala ikna olmadınız mı? O zaman hep birlikte incelemeyi okumaya devam edelim.

Yola “önemsiz bir hayvan” olarak çıkan Homo sapiens, tanrılar katına ulaşmak uğruna kendi sonunu mu hazırlıyor?

İsrailli bir profesör olan Harari, dünyada en çok satan Homo Sapiens kitabıyla, biz insanların dünyayı fethetmek için 6 bin yıllık hikâyeler ile bilinçli bir şekilde, kolektif mitleri (tanrılar ve para gibi) kullandığımız konusunda dünyanın dikkatini çekmeyi başarmıştır. Şimdi, Homo Deus kitabında, bu eski mitler, yapay zekâ ve genetik mühendisliği gibi yeni “tanrısal” teknolojiler ile birleştirildiğinde neler olabileceğini ihtimallini araştırıyor. Unutmayın; olasılıklar, onu hafifletmekten daha da ürkütücüdür.

O zaman önce iyi haber ile başlamaya ne dersiniz? Biz insanlar binlerce yıldır esas olarak kıtlık, veba ve savaş hakkında endişelere sahiptik. Bu yazdıklarımın üçü günümüzde hala var, ama o zaman ile bu zaman arasında olan değişim (evrim) süreci sayesinde, bu az önce yazdıklarım biz insanlar için artık “yönetilebilir/çözülebilir” birer problem oldular. Benim için kitabı mükemmel bir şekilde ifade eden, etkileyici pasajlardan birisi: “Tarihte ilk defa çok yemekten ölen insan sayısı, gıdasızlıktan ölen insan sayısından daha fazla. Enfeksiyona bağlı ölümler azalırken yaşlılığa bağlı ölümler giderek artıyor; askerler, teröristler ve suçlular tarafından katledilenlerin toplamından fazlası kendi canına kıyıyor”. Eğer gerçekten hayatımızda böylesi endişelerimiz olmasaydı, bu temel konulara olan dikkatimizi, becerilerimizi ve sağduyumuzu nasıl keşfedecektik? Ve bunlardan daha da önemlisi, biyoteknoloji ve bilgi teknolojisinin bize vermiş olduğu bu muazzam güçleri nasıl ele acaktık?

Harari, binlerce yıldır biz insanlar için otoritenin tanrılardan geldiğini düşündüğünü; daha sonra, modern çağda, bu otoritenin, insanlık olarak bilinen felsefeyle (insan deneyiminin tüm anlayışların anahtarı olduğuna dair inanç) giderek tanrılardan insanlara kaydığını ifade etmektedir. Şimdi, günümüzde yüksek teknolojili yeni değişimler yaşanmakta ve Silikon Vadisi peygamberleri olarak bilinen tüm bu uzmanlar, algoritmaların ve büyük verilerin otoritesini meşrulaştıran yeni bir evrensel anlatı yaratmayı amaçlıyorlar. İşte bu yeni akımın adı: Dataizm’dir.

“Bilgi en önemli iktisadi kaynak haline geldikçe savaşların karlılığı da azaldı; ve savaşlar, hala eski usul hammadde ekonomileriyle yürüyen Ortadoğu ve Orta Afrika gibi belirli bölgelerle sınırlanmaya başladı” (s.27)

Ya da Harari'nin ifade ettiği gibi: “21. yüzyılın başında ilerleme treni bir kez daha perondan ayrılmak üzere. Bu belki de Homo Sapiens isimli perondan yapılacak son sefer olacak ve treni kaçıranların ikinci bir şansı olmayacak. Trende bir yeriniz olsun istiyorsanız bu yüzyılın teknolojisini, özellikle de biyoteknolojiyi ve bilgisayar algoritmalarının gücünü kavrayabilmeniz gerekiyor.” (s.286). Eğer bunu başarabilirseniz, “yaratılışın ve yıkımın ilahi yeteneklerinden” daha az bir şey elde edemezsiniz (dolayısıyla kitabın başlığı), geride kalanlar “yok olmaya gerçeği ile yüzleşecek”. İşte tam bu noktada aklıma Elysium filmi gelmedi değil. Hollywood aslında burada biz insanlara geleceğe dair bilgileri ve olacakları önden paylaşan bir messenger (haberci) gibi görünüyor. Çoğumuz belki bunu kabullenmek istemesek de, yıllar öncesinde izlediğimiz tüm bilim-kurgu ve buna yakın tarz filmlerde gördüğümüz o teknolojiler ya da senaryolar bir bir gerçek olmadı mı???

“Tarih boyunca tanrıların her şeye muktedir olmaktan çok, canlı varlıklar tasarlamak ve yaratmak, kendi bedenlerini değiştirmek, çevreyi ve havayı kontrol etmek, uzaktan iletişime geçebilmek ve zihin okumak, yüksek hızlarda seyahat etmek ve tabii ki ölümden kaçarak sonsuza kadar yaşamak gibi belirli süpergüçlere sahip olduğuna inanılırdı. İnsanlar da tüm bu kabiliyetlere, hatta daha fazlasına sahip olmanın peşindeler” (s.59).

Tüm bunlar biz insanlara biraz hayalperest bir düşünce gibi geliyorsa da, Harari ürpertici senaryolarını zor gerçekler ve en son bilim örnekleri ile destekliyor ve biz okurlarına sunuyor. Beynimizin ve bedenlerimizin çalışması ilgili yapılan bilimsel araştırmalar, duygularımızın manevi bir niteliğinin olmadığını, aksine, binlerce yıllık evrimin programladığı biyokimyasal algoritmaların sonucu olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, biyolojik anlamda hayatımızın akışını değiştiren önemli kararları vermek için “özgür irade”’mizin olmadığını ifade ederler. Bu nedenle, bilimsel araştırmacılar ve veri sahipleri, gelecekte her şeyi kapsayan bir veri işleme sistemi oluşturmamız gerektiğine, “her türlü bilgi ve kaynağa internet üzerinden erişerek” ve insanlığı bu şekilde birleştireceğine inanırlar. Türkiye’de yaşıyor olsak da, son zamanlarda sıklıkla neyi duyuyoruz: “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet İçin Evet”. Böylesi bir sloganın ileride düşünülen ve istenilen yeni bir dünya düzeni için biz insanların önüne tercih olarak gelmeyeceği ne mümkün?!

Bakın, zaman zaman farkında olmadan neler yapıyoruz. Çevrimiçi olarak olağanüstü miktarlarda önemli kişisel verilerimizi, resimlerimizi isteyerek ve kendi rızamız ile ikinci, üçüncü şahıslara ve hatta genel kitlenin kullanımına açıyoruz. Hayatımız ile ilgili aldığımız en önemli tıbbi kararları, giderek artan hastalıklara ait bilgileri doktorlarımızın bilinçli tahminlerine bırakmıyor, ama hiç bilmediğimiz bir bilgisayar yazılımına danışarak, sonuca varmaya çalışıyoruz ve o sanal yazılıma daha çok güveniyoruz. Neler yediğimize kadar paylaşıyor, yer bildirimlerinde bulunuyoruz. Amazon ve benzeri siteler hangi kitapları sevdiğimizi bazit bir kodlama ile daha iyi biliyor. Sosyal davranış, düşüncelerimiz ve cinsel ilgilerimizden dolayı Google ve Facebook ne tür aktivitelerden hoşlandığımızı, hangi partiye oy vereceğimizi ve hatta evlilik partnerimizin nasıl birisi olabileceğini bile tahmin edebiliyor, bizlere buna göre tekliflerde bile bulunuyor. Tüm bu yaptıklarımızın farkında olmadan, sosyal olarak bir nevi sanal profil oluşturuyor ve gelecekte bize karşı olumlu ya da olumsuz yönde etkileyecek kişisel veri tabanı izleri bırakıyoruz !!! Bu resimlerin, görüşlerin, düşüncelerin, davranışların ileride bir iş başvurusu esnasında ya da emin adımlar ile tırmandığımız kariyer basamaklarında önümüze olumsuz bir şekilde servis edildiğini düşünsenize… Korkunç değil mi?! Gerçekten korkunç! Homo Sapiens üzerinde total kontrol…

“Bu beklenmedik teknolojik bolluk içinde hiç çaba göstermeseler bile işe yaramayan kitleleri beslemek ve desteklemek mümkün olacaktır. Peki hepsini nasıl meşgul edip memnun edeceğiz? İnsanlar bir şey yapmazlarsa delirirler. Tüm gün ne yapacaklar? Sunulan çözümlerden biri uyuşturucu ve bilgisayar oyunları olabilir” (s.340).

Bir tarihçi olan Harari aslında, insanlığın nereye gittiği konusunda parlak, özgün, düşündürücü ve önemli bir çalışma yapmak için birçok disiplini -felsefe, teoloji, bilgisayar bilimi ve biyoloji dâhil- teorileri ve verileri bir araya getiren entelektüel bir yazardır. Geleceği tahmin edemeyeceğimiz konusunda biraz olsun ısrarcı davranıyor ve senaryoları tahminlerden ziyade, olasılıklar olarak bizlere aktarıyor. Ayrıca, kısa ve orta vadede mülteci krizi ve küresel ısınma gibi konulara odaklanmamız gerektiğini biz okurlara işaret ediyor. Bu sebeptendir ki, yakın coğrafyamızda olanlara da ufak dokunuşlar yapmaktan kaçınmıyor.

“Allah’tan korkan Suriye, seküler Hollanda’dan çok daha şiddet dolu” (s.233)

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ Adem YEŞİL ~
456 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Kitabı bitirdim sonunda!
Evet, kitabı bitirdim ama burada hislerim birazcık gurur ve çokça üzüntüdür. Nedenini kısaca anlatayım. Kitap okuduğum en güzel kitaplardan birisidir(Diğeri de aynı yazarın Sapiens kitabı :D)
Kitabın her sayfasında değil her cümlesinde ayrı bir bilgi birikimi ediniyorsunuz ve bu sözümün gerçekten arkasında durabilirim. Gururlu olmamın nedeni kitabı bitirmem, kelime ve bilgi haznemi geliştirmemdir.
Üzüntü duymamın nedeni ise her cümlenin ayrı bilgi barındırmasına rağmen bazılarını telefonuma kaydetmem, youtube videosu şeklinde izlememizi söylediği yerleri izledim. Sizlerin de izlemenizi tavsiye ederim. Çokça bilgiyi telefonuma kaydettim notlar aldım okumam gereken kitaplar ve makaleler var. Yine de keşke yanımda not defteri bulundurup kitapta hoşuma giden ve ilginç bilgileri ilerde düşünmek ve birileri ile tartışmak için keşke yazsaydım.
Son söz olarak bu kitabı kesinlikle OKUMALISINIZ!
Yanınızda not defterini,bilgisayarı ve telefonu eksik etmeden okumaya başlayınız hemen :D
İyi okumalar dilerim.
456 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Yuval Noah Hararı' den muhteşem bilgilerle dolu harika bir kitap daha.

Yazar, ilk kitabında Homo Sapiens adı verilen, günümüz insanının ilk atalarının, yüz binlerce yıl süren gelişimini ve dünyaya yayılmasını anlattıktan sonra, bu kitabında da, Homo Sapiens'in, gelecekte nasıl Homo Deus'a dönüşebileceği konusu hakkındaki tezini ayrıntılarıyla açıklıyor. Tabii ki bütün bunları da bugüne kadar olan bilimsel çalışmalardan örnekler vererek bize aktarıyor.

Bilim insanlarının boş durmadığını, 21.yüzyıl dünyasının çok daha farklı bir dünya olacağını o kadar çok örneklerle bize anlatıyor ki insan düşündükçe adeta ürperiyor. Daha şimdiden başarılan o kadar çok şey var ki örnek vermek doğru olur mu bilemiyorum ama bir kaç tanesini sıralamadan da geçemeyeceğim. Örneğin: İnsansız arabalar, Watson yapay zeka sistemi, bebeğin hastalığını teşhis eden bezler, beyine istenen uyarı gönderen miğferler....vs. Daha yüzlerce, yapılan çalışmalarda başarı sağlanmış sistemler anlatılıyor. Bir o kadar da henüz hazırlık safhasında olan gelecekte başarılması olası yeni bilimsel buluşlar ve sistemlerden bahsediliyor. Bütün bunlar Homo Deus 'a dönüşmenin aşamaları olarak aktarılıyor.

Yazar, başlangıçta kısa bir geriye dönük açılış yaptıktan sonra, Homo Deus' a dönüşmenin sosyal,ekonomik,siyasal,psikolojik,ekolojik ..vs, olarak geniş bir değerlendirmesini yapıyor ve esas konuya gelip bu konudaki gelişmeleri anlatıyor. Kitabı okuduğunuzda, yazarın, ''Homo sapiens'in emeklilik günleri de muhtemelen yaklaşıyor '' sözü , gerçekten öyle mi acaba ? sorusuyla birlikte zihninizde yer ediyor.
456 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar yazarın okuduğum ilk kitabı gibi iki gün içinde rahatlıkla bitirebileceğiniz bir kitap.Kitap akıcı düşündürücü ve didaktik bir eser.Geleceğe yönelik pek çok soru işareti yaratıyor insanın kafasında okurken olur olmaz sorguluyorsunuz.Homo Sapiens'in 70.000 yıllık evrimini tarihi bilgiler ve belgeler ışığında anlatan ilk kitabın ardından, yarının dünyasında insanın adeta sürümünü yükseltecek olan genetik bilimi, yapay zeka ve algoritmalar ile nasıl bir canlıya evrileceğini, bu evrimin güç ve varlık sahibi elitler ile bu güce sahip olmayanalar arasında son derece adaletsiz koşullar doğuracağını, belki de Homo Sapiens'in sonunun kendisinden geleceğini anlatan bir kurguya yer verilmiştir Okunması gereken bir eser.
456 syf.
·239 günde·Puan vermedi
“Sapiens: bəşəriyyətin qısa tarixi” kitabının həmən ardından onun davamı olan "Homo deus. Sabahın qısa tarixi" kitabını oxumamaq, mənə görə natamamlıq hissi yaradardı. Çünki insan maraqda qalır, görəsən, keçmişimizi fərqli fikirləri ilə qələmə alan bu tarixçi gələcəyimizə necə baxır, necə proqnozlaşdırır, bugünümüzlə gələcəyi necə bağlayır, hansı nəticələri çıxarır və s. Kitabın ilk nəşri 2015-ci ildə İsraildə ivrit dilində yazılıb. Mən oxuduğum versiya 2016-cı ilin dekabr ayında türk dilinə çevrilmiş tərcümədir.
Hararinin "Homo Deusu" da "Sapiens" qədər maraqlıdır, hətta bəzi oxuculara hadisələrə yanaşma tərzinə görə daha maraqlı gələ bilər.
Kitabın mərkəzi tezisləri bunlardır:
- Orqanizm bir alqoritmdir, insan bölünməz fərd deyil, bir çox fərqli alqoritmin cəmidir. Alqoritmlər azad olmayıb genlər və ətraf aləmin təzyiqlərilə formalaşır.
- Verbal /dil inqilabları 70 000 il boyunca insanları müşayiət edir.
- İnsanlar "intersubyektiv reallıq" daxilində (ölkələr, sərhədlər, dinlər, pul) yaşayırlar.
- Ölümsüzlüyün hədəf seçilməsi, super insan qüdrətinə malik olmaq, Homo Deusa yönəlmək.
- Humanizm hakim din forması olacaq, XXI əsrdə humanizm insanları xoşbəxtlik, güc və əbədilik axtarmağa sövq edəcək.
- İnsanmərkəzçi dünyagörüş yerini məlumatmərkəzçi dünyagörüşə (dataizmə) verəcək.
Beləliklə, professor Harari tarixin gedişatını təftiş edərək, bəşəriyyətin (homo sapiens) əldə etdiyi təcrübələri təsvir edir, nailiyyətləri göstərir və gələcək insanın obrazını çəkir. Bir çox fəlsəfi aspektlər, insan təcrübəsi, individualizm, emosiyalar, şüur yoxlanmışdır. Sonda tarixçi yenə qarşımıza sual qoyur: zəka, yoxsa şüur daha qiymətlidir? Şüursuz, amma ali zəkalı alqoritmlərlə gündəlik həyat necə olacaq?
-------------------------️
Kitabdan altını cızdığım fikirlər:
- "Tarixdə ilk dəfə çox yeməkdən ölən insan sayı, qidasızlıqdan ölən insan sayından daha çoxdur".
- "Öləcəyini bilərək yaşamaq başdan-başa çətin olduğu kimi, ölümsüzlüyə inanıb ölümlə başa çıxmaq daha çətin olacaq".
- "Tarixi öyrənmək üçün ən yaxşı motivasiya gələcəyi təxmin etmək deyil, özünüzü keçmişdən qurtararaq başqa talelər təsəvvür edə bilməkdir".
- "Elm dünyanın necə işləməsinə fokuslanır, amma insanların necə davranması lazım olduğuna dair elmi metod yoxdur. Elm insanların oksigen olmadan həyatda yaşamayacağını söyləyər. Bəs cinayətkarları nəfəssiz buraxaraq edam etmək qəbul edilə bilərmi? Elm bu tipli suallara cavab verə bilməz. Sadəcə dinlər lazım olduğunda bizə rəhbərlik edir".
"Tarixdə ədalət yoxdur. Bir fəlakət yaşandıqda yoxsullar hər zaman zənginlərdən daha çox acı çəkər; fəlakətin səbəbi zənginlər olsa da, nəticələrinə yenə də yoxsullar qatlanacaqlar".
- "Müharibəni anlamaq istəyirsinizsə, təpədəki komandirlərə, ya da göydəki mələklərə deyil, adi əsgərlərin gözlərinin içinə baxın".
- "Bərabərlik keçmişdə qaldı, bugünün dəbi ölümsüzlükdür".
456 syf.
·8/10
Deus Latincede Tanrı, İlah gibi anlamlara geliyor. Yazar insan türünün bilimsel adı Homo sapiens ile bir kelime oyunu yaparak Homo deus (tanrı insan) terimini türetiyor (sayfa 32-çevirmenin notu).
Önce insanlığın geldiği noktayı belirtmekle başlıyor kitaba. 21. yüzyılda insanlığın binlerce yıldır uğraştığı sorunların (kıtlık, salgın, savaş vs.) azaldığını, tarihin boşluk kabul etmediğini, gelecekte gündemimizde yeni meseleler olacağını söylüyor. Sonrada başlıyor ihtimalleri saymaya.
Hümanist inanç, özgürlük, birey, eşitlik gibi değerlerin bilim ve teklonojideki ortaya çıkan ve çıkacak olan gelişmeler tarafından tehdit edildiği ihtimaller bunlardan en korkunç olanları. Öyleki insan bunları okurken sinirlenmeden duramıyor ve keşkeler havada uçuşuyor; keşke başka bir zamanda yaşasaydım, keşke daha farklı bir iş alanında olsaydım, keşke zengin olsaydım, keşke cumhurbaşkanı olsaydım gibi. Kendimden örnek vereyim hukuk fakültesi 3. sınıf ögrencisiyim. Diyelim ki seneye mezun olunca avukat olmayı planlıyorum. Bu kitapta kalkmış diyor ki avukat robotlar geliyor, bunlar senin 16 senelik öğrencilik hayatında gıdım gıdım öğrenerek geldiğin noktaya sahip olduğu algoritmalarla tak diye gelicek, sen kitaplarda bilgi, kanun, içtihat vs. ararken bu yapay zekalı robot hepsini bildiği için hemen söyleyecek ve seninde, eğitimininde, mesleğininde bir değeri kalmayacak. Gelde moralini bozmadan, keşke demeden dur şimdi. (ama ben umutluyum ve ne olursa olsun yaşanacakları merak ediyorum. İnşallah yaşarım da o günleri görürüm. Yaşamak ölmekten çok daha güzel.)
Tabi illa kötü şeyler olacak değil, homo deus kitabın temel konusu olduğundan ölümsüzlük, sonsuz mutluluk, daha uzun ve kaliteli yaşam gibi ihtimallerden de bahsediliyor.
Bu arada kitaptaki konulara çok yakın konuların konuşulduğu ve ara ara Homo Deus kitabınında bahsinin geçtiği dün akşamki (05.02.2017) Teke Tek Özel programını herkese tavsiye ediyorum.
456 syf.
·393 günde
Kendimi ve sabrımı zorlayarak nihayet kitabı bitirdim. Hızlı ve sürükleyici bir başlangıç kendini ütopik değerlendirmelere bıraktı ve sıkıcı olmaya başladı. Yazar hayata kendi bakış açısından bir yön çizmeye çalışmış. Elbette katılanlar ve katılmayanlar olacaktır. Okurken kafamı kurcalayan pek çok konu oldu lakin not tutarak onları buraya taşımayı düşünsemde zamanla sayısı arttı ve vazgeçtim.
Yazar bir tarihçi ve tarihin ne demek olduğunu okurken bana hissettirdi açıkçası bizim eğitim sistemimizde olduğu gibi sadece insanın ve milletimizin tarihi değil eşyanın bile bir tarihinin olduğunu acı bir şekilde öğrenmiş oldum.
Bunun yanısıra evrim teorisini materyalist bir bakış açısı ile sentezleyerek tek gerçekmiş gibi defalarca vurgulamış yazar. Her şeyi güya sorguladığı bu kitapta (Tanrı ruh gibi kavramları bile) evrim teorisini gerçekçi bir şekilde sorgulamadan bilimsel bir doğru gibi dayatıp durmuş ne yazık ki.
Bir kitap neden okunur sorusunu ilk bu kitabı okurken düşünmüştüm. Yada son dönemde nasıl oldu da bu kitap ve yazar birden ön plana çıktı ve pek çok kişi bu kitabı okuma ihtiyacı duydu. Burada okuyucuların duygu ve düşünceleri bir çok bilgiyi ilk defa duyma şaşkınlığı ve kitabın gelecek öngörüsü mantıklı geldiğini düşündüm. Ama gerçek dünya masa başında araştırmalar ile kurgulanandan çok daha farklı.
Proje kitaplar vardır belirli amaç için yazılan ve gün geçtikçe kaybolan gündemden düşen bu kitap tam olarak bana bunu anımsattı. Süslü kurgu ve bilimsel olayların içine soslanmış bir takım öngörüler yerleştirilmiş gibi geldi. Tabiki bütün bunlar benim düşüncem. Herkes katılmak zorunda değil.
Olunmalı mı tarihe ilgisi olanlar için okunabilir tabiki.
456 syf.
·6 günde·Beğendi
Avcı-toplayıcı olan insanevladını bir anda iDataizm dünyasında bulabileceğiniz, kendi içinde birçok bilgi barından aynı zamanda kafa karıştıran sorularıyla bir nevi okuyucuyu her sayfada merak ettiren bir kitap. Milyon yıl öncesinden günümüzün mevcut düzenine ordan da gelecek ama yakın bir tarihe götürüyor adeta. Evlerin önündeki çimlere kadar tarih aşılaması da cabası. Evet, geleceğe dair kurduğu yeni düzen biraz sarsıcı gelse de öyle bir anlatım yolunu seçmiş ki yazar bir anda kendinizi geleceğin kollarında kabullenmiş buluyorsunuz. Velhasıl, okuyun ve koskoca bilgi okyanusunda yüzün zira elinizde kalem, köşelerinde notlar ve kafanızda sorularla meşgul olucaksanız; hem okuyun, hem okutturun.
456 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
İnsanlık tarihine sınıfsal yaklaşımın dışında oldukça çarpıcı bir biçimde değinen ve aynı zamanda tarihsel, bilimsel, kültürel oldukça değerli bilgiler barındıran kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Poyzan Nur Taneli

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 1.583 okur okudu.
  • 235 okur okuyor.
  • 2.138 okur okuyacak.
  • 74 okur yarım bıraktı.