Psychologies Türkiye

Psychologies Türkiye

Dergi
8.8/10
93 Kişi
·
204
Okunma
·
57
Beğeni
·
836
Gösterim
Adı:
Psychologies Türkiye
Doğum:
Nisan 2017
Gülümsemek, evrensel bir mutluluk belirtisidir. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bulunduğunuz yerin dilini konuşamasanız bile, insanlar gülüşünüzün ne anlama geldiğini bilir ve size aynı şekilde karşılık verirler. #Gülümsemek bulaşıcıdır.
132 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yaşadığımız çağın en çok öne çıkan özelliklerinden
biri teknolojinin kullanımı. Günlük hayatta bilgiye
kolay erişim beraberinde yeni öğrenme, düşünme,
iletişim kurma biçimleri getiriyor. Bazılarımız
kendini hızla yeniliklere adapte ediyor. İş hayatını
ofis dışına taşıyıp, sevgilisiyle sanal uygulamalarda
tanışıyor ve arkadaşlarıyla sosyal medyada
buluşuyor. Bazıları da not almak için kâğıt kalem
kullanmaya, telefon defteri tutmaya devam
ediyor. İster teknolojinin içinde olun ister dışında,
gerçekte ve sanal olarak kurduğumuz ağlarda
günlük ilişki şekillerimiz, çalışma düzenimiz,
yaşam tarzımız değişti. Bu geldiğimiz yeni noktada
da ihtiyaçlarımızı, sınırlarımızı, arzularımızı,
olanaklarımızı yeniden değerlendirip yeni davranış
modelleri oluşturuyoruz. O yüzden başkalarını
ve kendimizi anlamaya çalışırken değişen yeni
alışkanlıklarımızı da anlamamız gerekiyor.
Bir diğer öne çıkan özellik ise çeşitlilik. Her alanda
seçenekler bolluğu yaşadığımız bir gerçek. Bu
seçenekler içinde her gün farkında bile olmadan
seçimler yapıyoruz. Psikolojinin bir alanı, biz bu
seçimleri yaparken bilinçdışımızı etkileyerek söz
konusu ürünü almamız için gerekli stratejileri
bulmak üzerine çalışıyor. Alışverişten eve gelip
hiç ihtiyacımız olmayan ama indirimde diye
aldığımız şeyleri dolaba yerleştirirken duyduğunuz
şaşkınlık bundan kaynaklanıyor. Bir diğer alan
ise tüm bu düzen içinde gerçek önceliklerimizi,
değerlerimizi belirleme ve bu doğrultuda
hareket etme gücü kazandırma üzerinde
yoğunlaşıyor. Bir an durup çevrenize bakın.
Sizi kuşatan eşyalar, zor kapanan çekmeceler,
dolaplar, bilgisayar ekranını kaplayan klasörler, cep
telefonunda binlercefotoğraf, hâlâ
cevaplamadığınız mail’ler… Duygularımızı da
bir odayı dolduran eşyalar gibi düşünebiliriz.
Aslında ihtiyacımız olmayan, kırılmış, yıpranmış
eşyalar gibi onlar da ayıklanmayı, gerekirse
onarılmayı, parlatılmayı bekliyor. Nasıl dolap
temizliği yapabiliyorsak, ruhumuzu da aynı
şekilde ferahlatıp nefes aldırabiliriz. Olumsuzca
yer kaplayan her şeyi, yaratıcılı ğımıza olanak
sağlayan, bizi mutlu eden alanlar yaratmak için
düzenleyebiliriz. Tabii bu tek seferlik bir çalışma
değil, ömrünüz boyunca devam etmeniz gereken bir
uğraş. Ne kadar erken başlarsak o kadar iyi.
Prof. Vamık Volkan çocukların zihinlerinin
tahmin ettiğimizden daha erken yaştan itibaren
etkilenmeye açık olduğunun altını çiziyor.
Çevrelerindeki kişilerle, onların psikolojik
fonksiyonları ve rolleriyle özdeşim kurdukları
için, küçük yaştan itibaren onlara nasıl örnek
olduğumuz, hangi değerleri öğretmeyi seçtiğimiz
tahmin ettiğimizden çok daha önemli oluyor. Bu
değerler, özgüvenli bir çocuk yetiştirirken, kendini
tehlikelerden koruyabilen bir çocuk da olmasını
destekleyebiliyor
132 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Geçtiğimiz gece, doğada duyduğumuz sesleri
taklit eden bir uygulamayla uyumayı denedim.
Yağmuru, rüzgârı, rüzgârda birbirine çarpan
bambuları, kuş cıvıltılarını, cırcırböceklerini,
dere kenarındaki su şıpırtılarını, açık havada
yakılan ateşin çıtırtılarını dinledim. Doğanın
seslerini düşününce bile zihnimde bir gevşeme,
bedenimde bir rahatlama hissediyorum. Yeşillik
arıyor gözlerim. Tek bir rengin binlerce tonu olduğu,
çeşitliliğin uyum içinde var olabildiği o manzaraya
bakmak istiyorum zaman zaman. Hayatımızın
yüksek ritminde duyusal deneyimlerimizin
kalitesine önem veremeyebiliyoruz. Denizi
görüyoruz ama dalgaların sesini duyamıyoruz,
yağmurdan kaçıyoruz ıslak toprağın kokusunu
alamadığımız için, ağaç gövdelerine dokunmuyoruz
kaldırımda yürürken. Duyularımız özümüze iyi
gelen şeylerle temas ettiğinde kendimizi daha
iyi hissediyoruz. Medeniyete ne kadar tutunsak
da doğa bizim ilk yuvamız. Günlük hayatımıza
kattığımız bu minik deneyimler eve dönme hissi
veriyor. Bugünkü davranışlarımızın çoğunu oradan
öğrendik. Bazılarını unuttuk, bazılarını geliştirdik…
NNN
“Görsen bile inanma” demişti babam, ben
çok küçükken. İlk duyduğumda bu fikir bana
imkânsız geldi ama nüvesi aklıma yerleşti.
Başlarda gözlerimden daha çok güvenebileceğim
ne olabilir ki diye düşünürken, kafamın bir yerinde
bu sözle büyüdükçe ne demek istediğini daha iyi
anlamaya başladım.
Çoğunlukla varsayıyoruz. Merkezine kendi
bilgilerimizi, değerlerimizi koyduğumuz bir
bakış açısıyla gördüğümüz her şeyi değerlendirip
sonuçlara varıyoruz. Yollarımızın kesiştiği
her insan bizimle karşılaştığı noktaya gelene
kadar milyonlarca temastan geçiyor. Her biriyle
şekilleniyor. Bir depo dolusu duyumlar ve bilgiler
belleğiyle karşımıza gelmesine rağmen tüm
bağlarından, izlerinden sıyrılmış gibi duruyor.
Çünkü tek bir açıdan baktığımızda, gözümüz
onu sadece durduğu yerde görebiliyor. Geçmiş
bağlamından, yaşantılarından soyutlayıp
kendi zihnimizin atıflarını yüklüyor. Yanlış
anlamalarımız, yargılamalarımız, suçlamalarımız,
alınganlıklarımız da böyle zamanlarda, yani
bakışımıza yüreğimizi katmadığımızda ortaya
çıkıyor. Empati bize tüm o görünmez bağları
hissetme gücünü veriyor. İlk bilgilerimize geri
dönmüşüz gibi. Merakımızı ve yüreğimizi koyarak,
tüm duyularımızla dünyaya bakınca, gördüğümüzü
sandığımız şeylerin algıladığımızdan daha farklı
olabileceğini deneyimleyebiliriz.
Doğru kararları verebilmeye çalışırken de
tüm bu alışkanlıklarımızla beraber hareket
ediyoruz. Kararlarımızın ve seçeneklerimizin
farklı renklerini ve farklı tonlarını görebildikçe,
hayatımıza verdiğimiz yön de değişiyor. Her
birimiz hayattan haz almak, sevmek, paylaşmak
ve mutlu olmak istiyoruz; o yüzden ne sadece siyah
ve beyazlar, ne saf şeytanlar ne de saf melekler var
burada. Sadece biz insanlar.
132 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öylesine değişken ki hayat, saniyeler içinde
yaşantımızı baştan aşağı yeniden gözden
geçirmemize, yeniden tasarlamamıza neden olan
olaylar yaşayabiliyoruz. Her şey kontrolümüzde
sanırken kabından sızan bir su gibi nereye
gittiğimizi bilmediğimiz bir akışla yol alıyoruz.
Zamanı zihnimizde evirip çevirebiliyoruz ama
değişmiyor yaşadıklarımız. Ne geriye ne de ileriye
gidiyor bedenimiz.
Oysa kendimizi havayla çevrildiğimiz gibi zamanla
da çevrilmiş sanırken, zamanın ne kadar kıymetli
olduğunu anlamamız kolay olmuyor. Oradan
oraya koştururken saatleri çil çil harcayabiliyoruz
kolayca.
Başlangıçlar, artan işler, yaz boyu ertelenen projeler,
atılması gereken adımlar, yeni beklentiler… Eğitim
hayatımız ne kadar geride kalmış olursa olsun,
Eylül ayı hep aynı çağrışımları uyandırmaya devam
ediyor. Yaz aylarının hülyalı günleri geride kaldı,
ajandamız doluyor, tempomuz yükseliyor.
Zaman ne kadar kontrol edilemez görünse de
onun üzerinde bir gücümüz var. Onu yapmayı
sevdiğimiz şeylerle doldurabiliriz, sevdiğimiz
kişilerle paylaşabiliriz ve mutlu oldukça
çoğaltabiliriz.
Psychologies’de, yapılması gereken yüzlerce işi
kısıtlı bir zaman diliminde bitirmenizi sağlayacak
sihirli formüller vermiyoruz. Çünkü bize iyi gelecek
olanın bu olduğuna inanmıyoruz. Her birimiz
doğumumuzdan itibaren şekillenen bir biyoritme
sahibiz. Yani her birimizin kendine özgü bir ritmi
var. Bu ritmi tanımak, onunla barışmak ve uyumlu
yaşamak ajandalarımızın içeriğini değiştirebilir.
Biyoritminizin özelliklerini öğrenmek, yeni
planlar yaptığınız bu dönemde kendi temponuzu
yaratmanızı sağlayacak.
Kendi ritminizi dinleyip ona ayak uydurmayı
öğrendikçe yakınlarınızla “geçirdiğiniz” zamanla,
onlarla “paylaştığınız” zaman arasındaki farkı da
hissedeceksiniz.
Hayatta en çok ne istersin diye sorulduğunda,
yüksek beklentilerle havalandırdığımız isteklerimiz
geçiyor aklımızdan. En iyi şeyleri istiyoruz her
zaman. Bu “yüksek beklentili iyilerle” sahip
olduğumuzda bizi tatmin edenler aynı değil. Gözden
kaçırılmaması gereken şey, isteklerimizin temel
değerlerimizle buluşup buluşmadığı. Bizimle
örtüşmeyen hiçbir şey aslında üzerimize
oturmuyor; “en iyisi” olsa bile. O yüzden oradan
oraya koşturmanız gerektiğini, yeni hedefler, yeni
projeler, yeni amaçlar belirlemeniz gereken bir
zamanda olduğunuzu düşünseniz bile yavaşlayın.
Zihninizi ve bedeninizi yavaşlatın. Size gerçekten iyi
gelen, gerçek ihtiyaçlarınızı besleyen şeyleri doğal
ritminize ayak uydurarak yapın. O zaman eskiden
yetmediğini sandığınız zamanın çoğaldığını, sizi de
tüketmek yerine çoğalttığını göreceksiniz.
132 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Psychologies bu sayısında da duygularınızı yarak iç ve dış dünyanızda bütünlüğu, dengeyi bulmanızı sağlayacak ve hayatı dolu dolu yaşamanıza imkân verecek bilgiler sunuyor.
132 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
İster koşun, ister durun, ister bebek adımları
atın, Psychologies her sayısında olduğu gibi bu
sayısında da hayat ritminize ayak uydurarak
yaşamla ilgili sorularınıza cevap olmaya
devam ediyor.
156 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu aylarda aynalarla olan ilişkimiz değişmeye
başlıyor. Daha birkaç hafta önce giydiğimiz kat kat
kıyafetler sıyrıldıkça kendimizle ilgili kaygılarımız
da belirginleşmeye başlıyor. Olduğumuzdan daha
iyi görünmeyi hayal ediyoruz. Daha fit, daha güçlü,
daha bronz. Genellikle aslında hiç var olmamış
ya da bir daha var olmayacak bir görüntüyle
kıyaslıyoruz yansımalarımızı. Dergilerde,
ekranlarda, sosyal medyada gördüğümüz
insanlarla ya da beş-on sene önceki halimizle.
Çağımızın mottosu “sağlıklı görünmek”. O yüzden
sağlıklı görünmek için bedenimize yaptığımız
her türlü baskının, zorlamanın karşılığını bu
kalıba uymuş olduğumuzu düşünerek aldığımızı
sanıyoruz. Hiçbir zaman yeterli olmasa da...
Genellikle bize söylemeyi unuttukları bizim de göz
ardı ettiğimiz şey sağlıklı görünmek için yaptığımız
sporlardan, diyetlerden, giydiğimiz kıyafetlerden
daha fazlasına ihtiyacımız olduğu. Bedenimizle
ne kadar uğraşırsak uğraşalım, samimi bir
gülümsemenin, sevgiyle bakan gözlerin, tutkulu
bir işle uğraşan ellerin, yaratan bir zihnin ve ferah
bir kalbin sağlığımıza kattıkları olmadan sağlıklı
görünemeyiz.
İşte bu yüzden Psychologies ruhumuzun
ve zihnimizin de bedenimiz kadar ilgimize
ihtiyaç duyduğunu hatırlatmaya devam ediyor.
Bu ay yüzünüzü okşayan güneşi hissederken
ruhunuzda yeni keşiflere çıkın ve zamanı
sevdiğiniz şeyleri daha fazla yapmak için kullanın.
Hazırladığımız özel dosyayla bu keşfin ne kadar
eğlenceli olabileceğine şaşıracaksınız. Çocukluk
hislerinize, güçlü yönlerinize, değerlerinize,
kalıtımsal özelliklerinize dair birçok yeni
farkındalık kazanarak yaşam motivasyonunuzu
artırabileceksiniz.
Hayatı başkalarının referanslarına göre değil
de kendi motivasyonunuza göre yaşamaya
başladığınızda, önceden engel gibi görünen
birçok şeyin artık sizi engellemeye yetmediğini
göreceksiniz. Sosyal ve özel ilişkilerinizde size iyi
gelen kararlar almanız kolaylaşacak.
İlişkilerde bize iyi gelen kararları alabilmenin,
zarar gördüğümüz noktalarda uzaklaşabilmeyi,
bütünlüğümüzü koruyabilmeyi öğrenmenin hayati
bir önemi var.
Bu sayı hassasiyetle üzerinde durduğumuz, insan
eliyle gerçekleşen travma türlerinden “flört
şiddeti” üzerine çalışırken, sayfalarımızda yer
veremeyeceğimiz kadar fazla öyküyle karşılaştık.
Aşk, sevgililik ilişkilerinin de toplumsal normlarla
şekillenmesi, bazen içinde bulunduğumuz
durumun “normal” olarak kabul edilmesine, bazen
de yaşadıklarımızı kimseyle paylaşamamamıza
neden oluyor. Bazen kendimiz bile taleplerimizle
karşımızdakini istismar etmekte olduğumuzu fark
edemeyebiliyoruz. O yüzden kendi duygularımızı
tanımak, başkalarına da bakışımızı değiştirebiliyor.
Zarar gördüğümüzü, zarar verdiğimizi, başkalarının
da benzer durumlar yaşadığını anlayabiliyoruz.
Tabii ki bunların hiçbiri bir anda olmuyor. Ama
Psychologies’nin sayfalarını çevirdikçe ilk
adımı atmanız için ihtiyacınız olan ilhamı
bulabilirsiniz.
84 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Derginin bu sayisini da ilgi ile okudum. Hayatınızda neyi değiştirmelisiniz?
ve içsel yolculuga iliskin sorularla yapilan egzersiz calışması güzel olmus.
İÇİNDEKİLER
TEMMUZ
Divan
10 Léa Seydoux
“Anksiyetemle barıştım”
3 EDİTO
8 TERAPÖTİK POSTA
Uzman klinik psikolog Büşra Tarçalır Erol
sorularınızı yanıtlıyor
17 GÜNCEL
Sanat, kültür, sağlık ve
gündelik hayata dair yenilikler

Odak noktası
4 İLİŞKİ
“Yeni normalde”
romans ve libido
30 TEST
Hayatınızda neyi
değiştirmelisiniz?
34 DAVRANIŞ
Utangaç doğulmaz, olunur!

Serbest köşe

29 MEHMET Z. SUNGUR
Kaygı ve endişeyi yönetin
54 ASLI KARATAŞ
Seven erkek kıskanır mı?
82 EBRU ŞALCIOĞLU
8 dakika 46 saniye

Sezgilerinizi dinlerken
tuzağa düşmeyin
43 Mercek
Jung’un şiirsel bakış açısı
44 Test
Sezgilerinizi dinlemeyi
biliyor musunuz?
48 Uzman görüşü
Uzman dans hareket psikoterapisti
Sevin Seda Güney: “Her bireyin
yaratıcı sezgiye erişimi vardır”
50 Uygulama
Sezgilerinizi geliştirmek için
5 egzersiz
53 Konuyla ilgili daha fazlası için
Dosya

Güzellik, seyahat, lezzet: Duyularınıza hitap eden zevkler
40
AKIL DEFTERİ
Sağlık, kişisel
gelişim ve
terapi alanındaki
yenilikler
56 DUYUSAL MUTLULUK
Evinizde ferah kokularla
rahatlayın
61 YÜKSEK KORUMA
Güneşle sağlıklı buluşma
62 IŞILTI
Doğal yaz makyajıyla
tazelenin
65 EGZERSİZ
Çigongla selülitlere veda
68 MARKA İMAJI
Ayrımcılığa karşı sesinizi
duyurun

DENEYİM
Kendine gülmek: Harika bir
terapi yolu!
74 SAĞLIK
Bilinçli farkındalıkla yemek
yeme sanatı
78 İÇSEL YOLCULUK
Gürültü diyeti: Sessizliğe
kulak verin
81 AJANDA
Bu ayın öne çıkan etkinlikleri
190 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sabah sohbetlerimizin çoğunda ne kadar yorgun
olduğumuzu anlatıyoruz birbirimize. Çoğunlukla
suçu hava durumuna, iş yoğunluğuna, uykusuzluğa
atıyoruz. Hatta bazen de Satürn’e... Oysa kendimiz
dışındaki sebeplerin hiçbiri uyanır uyanmaz
hissettiğimiz karamsarlığı açıklamaya yetmiyor. Her
zaman yaptığımız şeylere karşı duyduğumuz isteksizlik, zorlanma hali uyuyarak geçmeyecek bir ruhsal yorgunluğa işaret ediyor.
Ruhsal yorgunluklarımız, fiziksel yorgunluklarımızdan
daha çok yıpratır bizi. Tebessümümüzü çalar,
umudumuzu söndürür, omuzlarımıza binlerce kilo
ağırlık yükler.
Ruhumuza iyi bakabilmemiz için önce onun
farkında olmalıyız. Yani koşuşturup geçen günler
içerisinde gerçekten durup kendimize bakmalıyız.
Durduğumuz yerden kendimizle, çevremizdekilerle,
geleceğimizle kurduğumuz ilişkileri gözden geçirsek ilk
olarak neler dikkatimizi çekerdi?
Zaman zaman kendinize sormaktan çekinmeyin, en
son ne zaman kendime bir hediye aldım, ne zaman
yakın olduğum kişilere “Seni seviyorum” dedim, ne
zaman hayal kurdum? Size iyi gelecek şeyleri yapmak
için kendinize zaman ayırın.
Psychologies, kendinize döndüğünüz bu anlarda
kılavuzunuz oluyor. Ruhen, bedenen ve zihnen...
Yaptığımız hatalara hoşgörüyle yaklaşmaya
çalışmak, kendimize şekat göstermek omuzlarımıza
yüklediğimiz ağırlıkları hafifletebilir. Aynı hoşgörüyü
dış görünüşümüze de gösterebiliriz. Kendimize ait,
bizi biz yapan farklılıkları kusur olarak görmek yerine
tarzımızın bir parçası haline getirmek sabahları
ayna karşısında daha mutlu olmamızı sağlayabilir.
Başkalarının sahip olduklarına, yaşamlarına bakarak
değil, ancak kendi içsesimize göre belirleyebiliriz
yönümüzü. Ama “Hayatta ne istediğimden emin
değilim” diyorsanız, çevrenize daha dikkatli bakın
çünkü aslında farkında olmadan, satın aldığınız
kitaplar, önemsiz gibi gördüğünüz seçimler bile size
bir şey söylemeye çalışıyor. (İpuçlarını nasıl takip
edeceğinizi bilmek istiyorsanız, 72. sayfada detaylı bir
kılavuz bulacaksınız.)
Arzularımızı bulmak, duygularımıza karşı da farkındalık
kazanmamızı sağlar. Hem iyilere hem de kötülere... Her
ikisine de açığız.
Duygularımızdan bahsedebilirsek eğer kendimizi
de daha iyi hissedebiliriz. Bu ister en acılı zamanlarda
üzüntümüzü konuşmak olsun, ister birine kızdığımızı
söylemek olsun, kendimizi ifade edebildiğimiz sürece
iyiye gidiş gösterebiliriz. Birbirini etkileyen dalgalar
gibi, duyguları paylaşmak da birbirimizle daha samimi
ilişkiler kurmamızı sağlar. Kendimize sakladığımız
duygular içimizde ağırlık yaparken, bunları paylaşmadan
ilişkilerimizin kendiliğinden gelişmeyeceğini,
iyileşmeyeceğini unutabiliyoruz. Kendimizle ve
çevremizle olan tüm ilişkilerimiz, o ilişkiye özen,
bakım ve ilgi göstermemizi gerektiriyor.
Romantik filmler iki kişinin birbirine kavuşmasıyla son
bulduğu için, sevdiğimiz birini bulmanın mutlu olmak
için yeterli olduğunu düşünebiliyoruz. Oysa uzun yıllar
beraber mutlu olabilen çiftler belki de birbirlerine en âşık
çiftler değillerdir. İkili ilişkilerin uzun ömürlü olmasını
sağlayan dinamiklerin “İlk görüşte aşktı onlarınki” diye
anlattığımız hikâyeden daha farklı olduğunu görüyoruz.
Psychologies’de tüm duygulara ve duyulara yer
açıyoruz. Bu ay gündelik hayatın koşturması arasında
yeni keşifler yapabilmek için kendinize zaman ayırın. Ve
sadece tebessüm etmekle yetinmeyin, içinizden geldiği
gibi kahkaha da atın.
132 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Psychologies bu sayısında, kanıksadığınız
ilişkileri/bakış açılarını yeniden
sorgulamanıza ve bu ağlar içinde kendi
yerinizi ya da olmak istediğiniz yeri
yeniden konumlandırmanıza yardımcı
oluyor. Aile ilişkilerinizden iş hayatına
birçok farklı noktada değişimin mümkün
olabileceğini gösteriyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Psychologies Türkiye
Doğum:
Nisan 2017

Yazar istatistikleri

  • 57 okur beğendi.
  • 204 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 50 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.