Rainer Maria Rilke

Rainer Maria Rilke

Yazar
8.2/10
457 Kişi
·
1.637
Okunma
·
484
Beğeni
·
27526
Gösterim
Adı:
Rainer Maria Rilke
Unvan:
Şair, Yazar
Doğum:
Prag, 4 Aralık 1875
Ölüm:
Montrö, İsviçre, 29 Aralık 1926
 Rainer Maria Rilke,Alman lirik şiirinin en önemli temsilcilerinden biridir. Babası Josef Rilke Alman kökenli bir demiryolu memuru, annesi ise Praglı zengin bir aileye mensuptu. Çok hırslı ve kaprisli bir kadın olan annesi oğlunu kendi özlemleri doğrultusunda yetiştirmek istedi. Altı yaşına gelinceye kadar kız çocuğu gibi giydirilen Rilke, zayıf ve ince ruhu nedeniyle annesinin bu tutumundan etkilenerek başta kadınlar olmak üzere insanlarla iletişim kuramaz hale geldi. Şiirlerinde çocukluk yıllarını bir yandan içtenlikle bir yandan da korku çağrışımlarıyla anlatmasının en büyük nedeni de budur.

  Dokuz yaşına geldiğinde annesi ile babası boşandı ve Rilke annesinin yanında Viyana'ya gitmek zorunda kaldı. Babasının toplumda elde edemediği saygın yeri edinmek amacıyla 1886'dan sonra St. Pölten'e ve Bohemya'daki Maehrisch-Weisskirchen'de askeri okullara devam etti. Beş yıl sonra Linz Ticaret Akademisi'ne kaydını yaptırdı. Rilke'nin eğitimi bununla da bitmedi. Özel derslerin yanı sıra Prag'da edebiyat ve sanat tarihi de okudu. İlk şiirleri Yaşam ve Şiirler'in yayınlanması bu yıllarda oldu.

 1896-99 yılları arasında öğrenimini Münih ve Berlin'de sürdüren Rilke, Münih'te yaşayan kadın şair Lou Andreas Salome ile tanıştı. Daha önceki yıllarda Nietzsche'nin aşık olduğu bu kadının Rilke'nin sanatçı kişiliğinin gelişmesinde büyük rol oynadığı belirtilir. Salome ile birlikte 1897'de Berlin'e, 1898'de Floransa'ya bir yıl sonra da Rusya'ya giden yazar, Rusya'da Tolstoy tarafından karşılanıp dönemin ünlü ressamı Pasternak ile tanışınca büyük mutluluk duydu. Kremlin'de tanık olduğu Ortodoks Paskalya Yortusu ve Rus halkının dindarlığı yazar üzerinde önemli etkiler bıraktı. İki yıl sonra yine Lou Andreas'la birlikte ikinci kez Rusya'ya giden Rilke, ülkenin güney bölümünü de dolaşarak yeniden Tolstoy'la buluştu. Bu geziden sonra ruh sağlığı bozulan yazarı terk edenler arasında Salome'de bulunuyordu.

  Ressam Heinrich Vogeler'in çağrısına uyan Rilke, Worpswede'ye yerleşti ve 1901 yılında evlendi. Ancak bu evlilik sadece bir yıl devam etti. Boşanmasından bir süre sonra Rodin'in yaşamını yazmak amacıyla Paris'e gitti. Bir süre sonra da Rodin'in özel sekreterliğini yapmaya başladı. Hem Paris'teki yaşamı hem de Rodin'in kişiliği Rilke'nin yaşamında adeta dönüm noktasını oluşturdu. Rodin üzerinde araştırma yapmaktan çok onun sanatı ışığında Paris'teki yaşamını dile getirdiği Auguste Rodin, yazarın düzyazı türündeki ilk önemli yapıtıdır. Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı romanını tamamladıktan sonra bir yıl boyunca Kuzey Afrika'yı dolaşan yazar, 1912'de Kontes Marie von Thurn und Taxis adlı bir soylunun Trieste yakınlarındaki Duino Şatosu'na yerleşti. 1909'da Paris'te tanıştığı Kontes, Lou'dan sonra Rilke'nin sanatını belirleyen ikinci güçlü kadın oldu ve yazar bu tarihten sonra yeni bir yaratıcılık sürecine girdi. Duino Ağıtlarını da burada yazdı.

  Birinci Dünya Savaşı yıllarını genellikle Münih'te geçirdi. Bir ara Viyana'daki savaş arşivinde çalışan yazar 1919'da İsviçre'ye, üç yıl sonra da Wallis Kontu'na ait olan ortaçağdan kalma Muzot Şatosu'na yerleşti. Orpheus'a Soneler'i burada yazdı. 1923 yılında Lösemiye yakalandı ve sağlığı giderek bozuldu. 51'inci doğum gününü kutladıktan birkaç hafta sonra 29 Aralık 1926'da Montreux yakınlarındaki Valmont'ta hayata gözlerini kapattı.

 Sanatçı kişiliği: Şiirlerinin yanı sıra çağdaş Alman romanının öncüsü sayılan Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı eseriyle de ün kazanan Rilke, ekonomik bunalımların ve kapitalist gelişmelerin belirlediği sanattan uzak bir çağın içinde yetişmiş, gerek yaşamı gerek yapıtlarıyla hayatı mekanik, cansız bir hale getiren duygulardan yoksun modern çağa, insanların birbirine ve kendi kendisine yabancılaştıran, yalnızlığa iten yaşama biçimine karşı gelmeye çalışır. Yazarın yaşamını belirleyen olaylar, onun sanatında da büyük değişimlere yol açmıştır. İlk dönem şiirlerinde görülen gelişmede sevgilisi Lou'nun ve birlikte yaptıkları Rusya gezisinin payı büyüktür. Dilin duygulara seslenen ses özelliklerine büyük bir duyarlılıkla yaklaştığı Saatler Kitabı, Rilke'nin Rusya yaşantısını ve Paris yıllarının etkilerini yansıtır. Kitap üç bölümden oluşsa bile sanki uzayıp giden bir şiir havasını taşımaktadır. Rilke'nin nesnelere ve dış dünyaya bakış acısından kaynaklanan yeni bir Tanrı imgesi, özellikle ilk bölümün temelini oluşturur. Tanrı'yı bu dünyanın dışında değil, evrenin her zerresinde bulur; art arda sıraladığı imgelerde, Tanrı'nın varlığını yaşar. İlk baskısı Saatler Kitabı'ndan önceye rastlayan çağı ve konusu bakımından olduğu kadar yazarın sanatındaki gelişmeyi yansıtması açısından da geçiş niteliği taşır. Rilke'nin ikinci baskıya eklediği 37 şiirde Paris yaşantısının etkisi büyüktür. Güz Günü ve Akşam gibi tanınmış şiirler, bu baskıya eklenenler arasında olup yeni bir döneme geçişin izlerini yansıtır.

Sanatsal yaşamının ikinci döneminin başlıca iki yapıtından biri olan, Rodin ve Paris kentinin etkilerini taşıyan Yeni Şiirler adlı kitaptır. Burada artık Tanrı, aşk, ölüm gibi konulardan dış dünyaya nesnelerin dünyasına geçiş sözkonusudur. Panter ve Roma Çeşmesi adlı şiirlerinde nesnelerin kendisinden yola çıkan Rilke, kişisel duygularına ve izlenimlerine yer vermeksizin salt nesneyi tanımlar. Dış dünyaya bakışının değişmesindeki en büyük etkiyi ise yıllarca yanında yaşadığı Rodin sayesinde elde etmiştir. Yeni Şiirler ile Alman edebiyatında 'nesne şiiri' adı verilen yeni bir tür oluşturan Rilke'nin yaratımları, Rodin'in yapıtlarında olduğu gibi plastik nesneler olmayıp 'yazılı nesnelerdir'. Bu şiirlerinin temelinde yatan ve Rilke'nin 'görmeyi öğrenmek' olarak nitelendirdiği dış dünyaya bakış ilkesi, Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı romanı için de geçerlidir. Kişinin kendisine ve çevresine yabancılaşması, büyük kent insanının yalnızlığı, insanın varlığını oluşturan ölüm korkusu gibi konuları geleneksel roman kalıplarının dışına çıkarak işleyen bu yapıt, genç bir Danimarkalı şairin Paris yaşantısını anlatan bir günce biçimindedir. Romanda Rilke'nin Prag'la ilgili çocukluk anıları, Rusya ve İskandinavya yolculukları, özellikle de onu derinden etkileyen Paris yaşantısının etkileri görünmektedir.
Yok bir sevgilim,bir dört duvar
ne de bir iklim,gönlümce
Bütün kendimi adadıklarım,ömrümce
ansızın zenginleşip beni harcamaktalar
Severdi iç dünyasını
içindeki yabanıllığı.

Sessiz sedasız devrilmişliğini.
Severdi.

Terk eder, giderdi
kendinin ötesine, kaynağına.

Ve her dehşet
bilirdi onu.
196 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Dünya edebiyatına yön verip seyir değiştiren yazarlar vardır. Nasıl ki Gogol’un yarattığı Akakiyeviç karakteri birçok yazar için ilham kaynağı olduysa, Rilke’nin, Malte karakteri de birçok ‘içe dönük’ diye tanımlayacağımız Peter Kien, Raskolnikov, Meursault gibi karakterlerin beşiği olmuştur.

Kitabın önyüzündeki portre ne kadar ilginç değil mi? Mezar suratlı zayıf bir adam… Şişmiş göz altı torbaları ve hafif yana eğilmiş baş… Tam olarak biçare profilli bir portre. Malte’nin içindeki tüm hezeyanların resme yansıması. Dış dünyaya güvenini yitiren, içe dönük, toplumun arasında kaybolmuş; değişen dünyaya ayak uyduramayan, baskı ve şiddetten dolayı içine kapanan bir adamın ‘içi’nin portresi…

Rilke, Malte için altı yıl Paris'te yaşar. İlk yazdığı mektuplardaki melankoli, onun ilk andan itibaren Paris yaşamının hoşnutsuzluğunu gösterir. Zor sever, zor olanı sever, ekmeği zorluktur sanki. Nefret ettği Paris’te altı yıl yaşayıp dönüp dolaşıp yine bu şehre gelmesi, ilhamı hüzünden aldığından başka bir şey değildir. Polyanna gibi bir hayatta Malte Laurids Brigge’nin Notları eseri ortaya çıkmazdı sanırım. Schopenhauer’ın eserlerini okuyan onun intihar etmiş olabileceğini düşünür oysa ki ailesi ve dostlarıyla mutlu bir hayat yaşamıştır. Rilke realisttir. Eserin geneline hakim olan çocukluk, korku, kaygı, ölüm, melankoli, cinsellik gibi konular onun gerçek dünyadaki yaşantısının ve dolayısıyla kitaba otobiyografik bir yansımadır. J. London nasıl Martin Eden ise, Rilke de Malte Laurids'in ta kendisidir. İdrak edilemeyen dünyayla geçinme uğraşı ilhamla birleşince Malte çıkmıştır ortaya…

“Beni öbür insanlardan şimdi eskisinden daha çok ayıran bazı farklar var. Değişmiş bir dünya. Yeni anlamlarla dolu yeni bir hayat. Her şey çok yeni olduğu için şu anda biraz zorluk çekiyorum. Kendi ilişkilerimde acemiyim henüz.” (Sf. 61)

"Toplumsal değişiklikler karşısında paniğe kapılır Malte. Deli gibi bakar etrafına, akıl yürütemez, hudutsuz bir korku duyar. Korku ve paniğin kendince mantığı yoktur belki ama sebepleri vardır. Ne var ki bu sebepleri korkunun sahibinden öğrenemeyiz. Korku içinde bir lokantayı terk ettiğinde bile korkunun nedenini anlatmaz. Belki de küçücük bir şey vardır açıklayacak, ama kapalı bırakır…
Korku vardır her yerde. Yollar korku kokar. “Görmeyi öğreniyorum” der. Eşyaya, insana, sese bir farklı bakmayı öğrenmektir amacı, ama görür ki her şey göründüğünden başka türlü. Onlardan abes yansımaktadır. Absürdden çıkan dehşeti, havanın her zerresinde duyar. Korkusu büyük dayanma gücü azdır." C. Zarifoğlu.

Baskı, korku ve şiddet onun içine kapanmasına, dış dünyayla soyutlanmasına sebep olur. İçine dönük olan biri toplumla nasıl iyi ilişki içinde olabilir?

Büyük bir şehirdedir ama, ne bir dosttan, ne bir buluşmadan, ne bir ziyaretten söz eder. Hani bir söz vardır ya, “Kalabalıkların arasında yalnız hissediyor insan.” İşte Malte'ni hayatı bundan ibarettir. Haklılık sorgulanıyor. Yığınların seslerinden kurtulmak için çeviriyoruz her kitabın sayfasını. Yüzlerce ses, gizli maskeler, bayağılık, her şeyin bir çıkara ve vaatlere dayandığı bir zamanın cümbüşünde ezilirken Malte'nin haykırışını duymamak ne mümkün?

Ama o böyle istedi, kendi tercihiydi. Zor ve imkansız şartlar içinde anlamını aradı. Her şeyin hatta ölümlerin bile yerli yerinde durduğu büyük aile ilişkilerinin özlemini duydu. Ailesinin çevresi kırsal alan veya küçük yerleşme yeriydi. Büyük şehir anaforunda, insanlardan kaçılan değerlere doğru koştu, koştu, koştu...
128 syf.
·10/10
Şiirler ilkin bana biraz fazla ağır geldi. Çeviri şiir olduğundan mı yoksa şairin tarzı böyle olduğundan mı anlayamadım.

Mısraların hangi ucundan tutacağımı çoğu kez bilemedim. Şair burada ne demek istemiş diye sordum. Bazı şiirleri iki üç kez okuyunca anca anlayabildim. Bir kısmını anlayamadım zorlandım sordum ama Rainer Maria Rilke sert sert baktı kapaktan cevap vermedi.

Güzel, anlamlı bir şeyler var ama o anlamı yakalayabilmek için çok derinlere inmek gerekiyor. Etraf sessiz, beyin durgun ve düşüncesiz olmalı ki mana anlaşılsın. Çünkü şiirlere adapte olmak zor oluyor. Düşündürmeye zorluyor.

Gittikçe alıştım. Bu tarzı az da olsa benimsedim. Resimler kitabı bölümüne bayıldım. Tekrar okumak üzere kaldırıyorum. Epeyce şiir ve felsefe kitabı okumuş olanlara tavsiye ediyorum. Geri kalanlar biraz zorlanabilir.
103 syf.
·6 günde
İçsel zenginliği ile büyüleyen yazar, şair Rilke.. Neden Almanca bilmiyorum hüznüne gark oldum.

Sitede Sergen Özen ’in Rilke’ye sevgisi, incelemeleri, alıntıları ve başka bir arkadaşımın ona verdiği değer ile tanıma isteği doğdu kalbimde.. Kendilerine teşekkür ederim ^_^

Kitabın son 20 sayfasında Rilke'yi tanımaya yönelik yazılardan ve netten araştırdığım ( https://www.fikriyat.com/...m-rainer-maria-rilke) ve anladığım kadarı ile :

Eski ve köklü aileden gelmiş. Annesi,
kaprisli ve özlem duyduklarını çocuğuna yansıtan aile bireylerinden biri olarak; Rilke'yi 6 yaşına kadar kız çocuğu gibi giydirmiş , o ise ince ruhundan dolayı başta kadınlar olmak üzere insanlarla iletişim kurmakta zorlanmış. Yine anne ve babasının isteği üzerine subay okuluna gönderilen lakin orasının cehennem gibi gelmesinden dolayı dayanamamış ticaret okuluna yazdırılmış oradan da üniversiteye geçmiş; babası hiç olmadı avukat olsun dileğine rağmen Rilke kendisini sanata vermiş iyi ki de öyle yapmııış..

Genç yaşında sezgiselliği güçlü, içine kapalı, alçak gönüllü birisi. ‘’Bütün isteği, insanlığa iç zenginliğini vermek, herkesi mutlu kılmak olmuş; yazdığı şiirleriyle, kendi dediği gibi: Halkını sevindirmek kaygısını gütmüş. Halk kavramı altında da kendi gibi yoksulları anlamış. Halk onun için toplumsal değil , her şeyden önce ruh kavramıydı’’ (82) Sevgiyle bakan, şair ruhunu damıta damıta sunan bir dünya..
‘’O, her şey de, kendine en yakın olanda olduğu gibi, en uzak olanda da gene, kendi içini, Tanrıyı bulur’’ (83). Her gördüğü şeyde kendine yakınlık bulan, sadece güzeli değil karanlık, fırtınalı tarafların, sarhoşun, delinin çığlıklarını da duyuran bir kişilik. ‘’Rilke’nin karşısına çıkan, duyularını, aklını uğraştıran her şey, bir şiir olmuş, teknik de en yabancı olanı bile sanat biçimine bürümüştür.’’ (87)
Mistisizme bağlı, sessizliğin abidesi diyebiliriz. Nietzsche’nin aşık olduğu Salome vesilesiyle sanatçı kimliği oluşmuş. Hesse gibi o da lösemiye yakalanıp ölen yazarlardan..

Eser; henüz 20 yaşında olmayan Franz Koppus’un, şiirlerini Rilke’ye mektupla göndermesi şeklinde ve Rilke’nin şiirlere dair düşüncelerini alçak gönüllülükle, ruhunu ortaya koyarak cevaplaması şeklinde ilerliyor. Okuduğum kitap Remzi Kitabevi Kültür serisi 2.basım Çeviren Melahat özgü. İçerik ; 10 mektup , Genç Şair üzerine, Şair üzerine, Yaşantı ve Rilke hayat, eserleri ve sanat anlayışı, Dilimizde Rilke şeklinde oluşturulmuş.

Okurken cümlelerin bütünlüğünü kavramakta epey zorlandım. Özellikle erken kalkıp okumaya çalıştım beynimden daha çok şüphe etmemek adına :))) arkadaşıma bir kesit attım çevirisini beğenmediğini söyledi içime biraz su serpildi desem yalan olmaz. O zorlanmaya rağmen çok sevdim. Altını epeyce çizdim. (Çeviri konusunda Melahat Özgü ; Berlin Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun olmuş, Almanca öğretmenliği yapmış. DTCF Alman dili ve edebiyatı bölümü profesörü. Tiyatro araştırmacısı. ) Çevirinin dili bana pek hitap etmedi, belki de başkalarına çok iyi gelebilir bilemiyorum.:))Yaren’in #28484261 incelemesinde yorum olarak Meltem Hanım’ın da yardımıyla çeviri karşılaştırması yapmış Yaren, çok yararlı oldu, sağ olsunlar ^_^ Semih Uçar’ın dili daha akıcı geldi bana göre. Yorum da 4 çevirmenin çevirileri mevcut, kitabı alırken faydalı olacağını düşünüyorum.

Mektuplarda Rilke’nin hitap şekli, geç yazmasındaki sebepleri içtenlikle açıklaması, yalnızlığa dair yorumları, gençlerin aşka dair aceleleciğine dem vurması ‘’ Onlar, aşkı, bütün varlıklarıyla, bütün güçleriyle, yalnızlık duyan, korkan, yüceyi arayan yürekleriyle öğreneceklerdir. Ama öğrenme uzun ve bitmesi gereken bir zamandır.’’(42) der. Aşkı da ‘’ Aşk son konaktır ; belki de bunun için bir insan hayatı bile yetmez’’ deyip zirvede bırakır. Sözlerinde dostluğu hissetmek, kendini bulma yolunda gözlem gücünün derinliği, ruha dokunuşuyla, ‘’Siz dışa bakıyorsunuz ve işte asıl bunu yapmamalısınz. Yalnız tek bir yol vardır: İçinize dönün. Size yaz diyen nedeni araştırın. Kökleri ; yüreğinizin en derinliklerinde dal budak salıyor mu, buna bakın. ‘’(14) ve özellikle bu sözüyle gönlüme taht kurdunuz Rilke amca.

Karput’a dair tavsiyeleri, üzüntüye karşı yaklaşımı ‘’İnsanın üzüntülü iken, yalnız olması ve uyanık bulunması gerekir ‘’( 50) gibi nice anlamlı sözleriyle yüzmek.. Şair üzerine dair yazısı da ayrı bir anlam yüklü idi. Rilke’yi tanımak adına başlangıç eseri midir bilmiyorum ama çokça tavsiye ederim bu kitabı.

Keyifli ve huzurlu okumalar dilerim. ^_^
Richard Strauss - Four Last Songs https://www.youtube.com/watch?v=I9nc87XR43A
128 syf.
·Beğendi·7/10
Şiir'e #spoiler# olurmu ?
Ben bilmem

Thomas Berndhard "sarsıntı " okurken aklıma takılan bir soru vardı ...

"Kusursuz tutarlılığımın bozulmasından, dehşet verici bir tedirginlik mi duyuyorum?"

Bu aralar anladım ki "evet"düzenimin bozulmaya başladığı, taşlarımın yerlerinden oynandığı "günler "yaşarken
"Dehşetli ve tedirgin " oluyorum. .

Ve bu duygudan kaçmak için şiire sığınıyorum .. en derin denizlerde boğsam kendimi desem ..ne okusamda bana en yabancı kelimeler dehlizinde kaybolsam derken ..camekandan kayıp bir çift gözle bana baktığını görüyorum ..
Rainer Maria RILKE ..
1899 _1900 yılında Rusya ya gitti diyor arka kapak ...Tolstoyla da tanışır RILKE arayışına yeni duraklar eklemek için ..

Prag doğumlu RILKE .... doğulması/dogru olan en favori sehirlerimin icinde .. (bunu bir tek
Nur/Duvar/
bilir ..

"Şiir de şiir aramak " niyetindeyim ..benim söylemediğim ..bana söylen_memiş kelimelerin peşindeyim ..

" Soluğu üstümden geçen
engin ciddiyetlere yayılmış gülüşler " cümlesini kurabilen "zeka" ya sahip "güzel adamlar" okumak niyetindeyim .


Baharla kalın ..
Herşey geçecek.. biraz sakin olun
ve
Dip not:
"Lütfen ..bana Siir yazdirmayın"
128 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
“Ellerine bir şairin kitabını alanlara oturup o şairin şiirlerini uzun uzun anlatmayı, güzel bir konserden önceki uzun konuşmalar kadar sıkıcı bulurum.” der Ahmet Cemal ve ekler:
“Üstelik bu şair eğer Rilke gibi hep evrenin doruklarında kanat çırpanlardan ise sözü uzatmak daha da abes kaçar.”

Yirminci yüzyıl Batı şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir Rilke. Orta Avrupa kozmopolit kültürünün doruk noktasına varılan bir tarihte, çöküş atmosferini en derin hissedip yansıtan büyük isimlerle paylaşır dönemini. Zweig, Musil, Kraus, Kafka, Freud, Adler ve Salome. Yıkılışın izlerini yansıtırlar. Ucu görünmeyen karanlık, ruhlarının ilham kaynağı olmuştur her birinin. İlhamın getirdiği o kuvvet, duyguları ve hisleri depreştirip doruk noktasına çıkarır -ki bunu eserlerden anlayabiliyoruz. Bazen, ‘gerçek’ten kopuk yazanlar-Schopenhauer gibi- yanıltır bizi ama Rilke’nin sırf Malte Laudris Brigge adlı eseri için beş yıl boyunca şehri ve insanları sevmemesine karşın Paris’te yaşaması, kaleminin gücünü acılardan, karanlıktan ve sıkıntıdan aldığının kanıtıdır.

Orhan Veli, Didem Madak, Nilgün Marmara geldi aklıma ilk olarak. Kimi huzursuz, kimi beş parasız, kimi yasak aşkların peşinde binbir türlü heba olarak kötü bir sonla yaşamışlar yazgılarını. Böyle bir yaşamın içinde nasıl bulmuşlar kendilerini bilinmez ama bir gerçek var ki, yazınsal realistliği hayatlarının ta kendisinden almışlardır. Damarlarında kaynayan kanı yazarak durdurmayı tercih ettiler belki. Evrendeki acıları, hüzünleri, umutları, ayrılıkları, sevinçleri bütün şiddetiyle döktüler kağıda. Çocukluğun bütün saflığı anılarını süsleyip hatırlarına gelince büyük öfke duydular geleceğe. Kendini kurtarmak için yazdılar. Goethe de yazdı kendini kurtarmak için. Werther onun sancısını söktü aldı ipin ucundayken. Ama çok kişi kaldı o ipte. Kötü sondan arınmış olarak kendisiyle barışamayan, dünyayı affedemeyen milyarlarca insan topluluğu içinden sadece birileri. Yazarak aydınlattılar bir şeyleri, güdümlülüğe baş eğmediler ve kendi yoksunluğuna ‘evet’ diyebildiler. Kendilerini kurtarmak için kalkan kalemler, bizleri aydınlattı, kimilerini ise karanlığa gömdü, geride hiçbir şey bırakmadan.

“Duyguların deryası gerçek evren, işte bütün acılar, işte çocukluğun saf dünyası, işte bütün ayrılıklar, işte gerçek yaşam...”

Bazı güzel şarkıları dinlerken şiir gibi derim kendi kendime. Şarkı gibi dedim bu sefer okudukça. Ölüm ve korku ancak yaşanılırsa böylesine derin anlamı olabilirdi diye düşündüm.

Evet... Kendini toplumdan soyutlamış bir şair. Gelişen dünyaya ayak uyduramayan, yalnızlaşan, yalnızlaştıkça kendini özgür hisseden, içindeki hezeyanların meyvesini buradan alan bir şair.
Zweig şöyle der Rilke için:

“Rilke, şiirindeki ödünsü tutumunu büyük ölçüde kendi özgürlüğüne ilişkin ödün tanımazlığı sayesinde gerçekleştirebilmiştir.”

Gittiği şehirlerde duramaması, kendini hiçbir yere ait hissedemeyişinden ileri gelir. Döneminin büyük yazarları gibi o da vatansızdır. “Muhammed’in Yakarışı” adlı şiiriyle, Hz. Peygamber’den övgüyle bahseden birkaç batılı şairden biridir de Rilke. Bilge Kral Aliya’nın hapis günlerinde Rilke’nin şiirlerini istemesi, içinde anlatılamayanların telaffuzunu Rilke’de görmesidir belki de. Kendi ruhu içinde tutuklu olan şairi yakın hissetmesi, kendini anlayan birinden teselli umması gibidir kim bilir...
128 syf.
Kitabı incelemeden önce Rilkenin yaşadığı dönemden bahsetmek istiyorum
Hitler dönemi ve 2.Dünya savaşlarının Avrupayı çöküşe götürdüğü bir dönemde yaşamıştır ve bu dönemde yaşayan Zweig,Musil,Kafka,Wittgenstein,Freud gibi
dönüm noktası yaratmış şahsiyetlerden ister istemez etkilenmiştir.Wittgenstein'in
"Salt felsefe" anlayışından etkilenip bunu "Salt şiir" adı altında şiire uygulamıştır.
Felsefeyi şiirde kullanıpta başarılı olan nadir şairlerdendir.Bütün yaşamını "şiirde
şiiri aramak" ile geçirmiştir.Bu kitaptada Rilkenin duino ağıtları saatler kitabı ve resimler kitabı gibi bir çok şiir kitabından seçme şiirler yer alıyor.Rilkenin şiirlerini
okumak genel anlamda hiçte kolay olmadı benim için.Çünkü şiirleri oldukça derin ve felsefikti(özelliklede ağıtları),onun için yavaş yavaş sindirerek okumanızı tavsiye ediyorum.
208 syf.
·14 günde·Puan vermedi
İnsan varlığının eksiklik ve yapaylığıyla dolu olmasından duyulan derin bir umutsuzluk dile gelir Rilke’de. Duino Ağıtları da bu umutsuzluğun doğurduğu melekten söz eder. -İslam’ı bütünüyle içine alan bir melek. -Vardığım kanı, Rilke’nin Doğu mistisizminden ve İslâmi kaynaklardan etkilenerek bunu dizelerine boca etmesidir. Goethe’nin de Doğu-Batı Divanı’ndan yola çıkarak Hafız’a olan hayranlığını söylersek Doğu'yu çokça fark etmek gerekir bu noktada. Nesîmi, Fuzûli veyahut Nedim’deki dizeleri gözlemleyerek sadece kendi kültürünün getirisiyle yetinmeyenlerin büyük ruhu taşıdığını düşünüyor insan.

Hz. Muhammed’in detaylı tasviri, Meleğin ona olan hayranlığı ve inen ilk ayet anlatılır takdirle... İslâmi motiflere (Melek, gül, Kur’ân) bolca yer veren Rilke, melekleri semâvi, muhteşem, görkemli bir varlık olarak yansıtır. Hz. Peygamberin melekten de öte bir varlık olduğunu ifade eder Yakarış dizelerinde. Son mısrada ise Turan Oflazoğlu’nun belirttiği gibi, Hz. Peygamber’in bütün hayatını ve davasını özetlemeye çalışır:

“Yapabilendi o, kulak veren ve yapandı.”
(…)
“Okudu o da: öyle ki, melek hayrandı.
Çoktan okumuş denirdi ona artık ona,
Mûtîydi o, bilendi ve erdirilendi."

Ahmet Cemâl’in çevirisinden Seçme Şiirleri de okumuş olmakla birlikte yine farklı bir seçkiye farklı çevirmenden bakmak da güzel oldu doğrusu. #25749057 TİBKY’dan farklı olarak daha kapalı, anlaşılmak için çaba isteyen cümlelerle karşılaştım, tabii, yazıldığı dönemi baz almıyorum bunu söylerken. Ahmet Cemâl’in Seçkisi –Belki de çevirisi- daha yalın ve anlaşılabilirdi, en azından bunu söyleyebilirim.
Rilke’nin şiir yapısı ve hayatının mercek altına alınması, dönemi ve kişisel yaşamını anlayabilmek adına bir başka kaynağa gerek duyulmaksızın oldukça doyurucu bir inceleme yazısı ortaya çıkarılmış. T. Oflazoğlu’nun sadece üç-dört cümlesinde bile bunu anlamak mümkün.


“Üç kuşak vardır daima: Birinci, Tanrı’yı bulur; ikinci, Tanrı’nın üstüne daracık tapınaklar kurar ve onu zincire vurur; yoksul düşen üçüncüyse, kendi zavallı kulübeciklerini kurmak için taşlar taşır. Tanrı’nın evinden derken, Tanrı’yı yeniden araması gerekir” diyen Rilke, kuşkusuz, birinci kuşaktan saymakta kendini.”


‘Melek’ motifi ile ulaşır yaratıcıya. Özü budur. Yazgıya boyun eğmek ve ölüme duyulan ilgi yaşama düsturunu bilmek içindir. Ölüme olan derin yaklaşım, yaşama bilincini unutmamaktan öte gelir. Ne de olsa ölüm hayatın gerçeği olduğu kadar meyvesidir de ona göre. ‘Gerçek’ karşısında boyun eğişi vardır ama sadece kalp ile hissedilebilen ve görülebilen bir Varlığın karşısında. Varlık’ı yalnızca bu dünyada değil, evrenin her zerresine bakarak bulur, görülüp de gözlemlenilmekten kaçınıldığı, duyulduğu ama hissedilmekten beri durulduğu evrenin muntazam ağırlığı karşısında kendi benliğiyle hesaplaşır Rilke, ama hiç barışamaz. Belki de onu diğerlerinden farklı kılan şey budur...

“Günümüzün fizikçileri, evrenin yapısı konusunda mistik ozanların yüzyıllar önce görüntülerin canlı diliyle sunduklarını, kavramların, formüllerin ölü diliyle doğrulamaktan öteye gidemiyorlar.”

Evet, sayfalar dolusu bilginin veremediği gerçeği, bazen bir şiir bile verebilir. Sayfalarca yazılarak anlatılamayanların bir karikatürde bütün resmi ortaya dökmesi gibi, ehlin dışında ama o alana yönelik olanlardan daha sade, malumatsız ve doğrudan dökülen ‘gerçeklik’ ile…

"Ben senin en önemsiz kullarından biriyim,
küçücük bir hücreden hayata bakan
ve insanlara nesnelerden daha uzak olan
çekinen olup bitenleri tartmaya…"

“Vatanı bulmak için vatanı terk gerek. O hâlde vazife aşikârdır, Yolculuğun seni vatanından alıp vatanına ulaştıracaktır.” Yolculuk ve Hicret. Rilke de tam bu tezahüre ses verenlerden biri. Hem kişisel yaşamında, hem eserlerinde. Yaşamıyla eserleri öylesine bütünlük içinde ki, ruhuna hüzün veren Paris'i terk etmek istemez; sıkıntılı ruh halinin yazılarını doğrudan etkilemesi, tersi durumda ise üstündeki o coşkuyu kaybedeceğini önceden görebilmesidir nedeni. Kendini hiçbir yere ait hissedemeyen ruh yapısı içerisindedir Rilke. Malte Laudris Brigge’de yansıttığı karakteri gibi, kargaşa toplumuyla arasına çektiği çizgi, bakış açısındaki karakterize tutumu belli eder tamamıyla. “Not edilen her şey, ne denli umutsuzluktan kaynaklanmış olursa olsun hala ufacık bir umut tanesi içerir.” Sözüne isnat etmiştir ne de olsa. Psikoterapiye gitmesini söyleyenlere ‘Şeytanlarımı kovalayayım derken, meleklerimi ürkütmekten korktum’ diyen, yazgıya boyun eğmiş bir ruh hali hakimdir onun kaleminde.

Ve beklersin, bekler durursun
Hayatını sonsuzca büyültecek olanı;
Güçlüyü, olağanüstüyü,
Taşların uyanmasını,
Sana dönük derinlikleri.

Belli belirsiz görünmektedir
Yaldızlı, koyu renk ciltler kitaplıktan;
Gezilmiş ülkelerdir düşündüğü bir bir
resimlerdir tekrar kaybolan
kadınların giysileridir.
103 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Mesleğinin kendisiyle örtüşmediğini, boş bir çaba içerisinde olduğunu fark eden genç bir şair Kappus ve çözümü Rilke'ye şiir denemelerini göndermekte buluyor. Kendisini en iyi o anlar çünkü, aynı yollardan geçmişti ruhsal sorunlar yaşayıp okuldan ayrılmamış mıydı o da? Nitekim öyle oluyor da, kitapta genç şaire Rilke tarafından yazılmış on samimi mektup karşılıyor bizi, içindeki buhranları o kadar iyi anlıyor ki bir dost olarak yaklaşıyor genç şaire. Öyle ince bir ruha sahip ki Rilke, kırmadan incitmeden eleştiriyor genç adamın şiirlerini... "Kendimi de bir yabancı olarak, bir yabancıdan biraz daha değerli kılmaya çalıştım."

80 sayfalık incecik bir kitap olduğuna bakmayın, sonsuz kelime var içerisinde. Nelerden bahsetmiyor ki, çaresizliği anlatıyor, yalnızlığını anlatıyor bize. En çok da şiirin ne olduğunu ve bir şair için ne anlama geldiğini görüyoruz. Seni asla anlamayacak insanlara kendini anlatmaya çalışmak... İnsan daha güç durumda olabilir mi? Yapmayın, diyor kendinize yazık edeceksiniz. Biliyor Rilke, yürüyen bir mezarlık değil miydi şair?
"Söylediğim gibi, insanın yazmadan yaşayabileceğini hissetmesi yeterlidir: bu durumda insan yazmaya teşebbüs bile etmemelidir."

Eseri Palto Yayınlarından okudum ve berbat bir çevirisi vardı. Bazı cümleleri anlamak için defalarca okumak zorunda kaldım. Neyseki kötü çeviri bile kitaba gölge düşüremedi, Rilke yazmış sonuçta. :) Seninle tanıştığıma mutluyum güzel adam, daha çok kişinin seni tanıması dileğiyle...
103 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kötü bir haber aldığınızda kime sığınırsınız? Elbette dostlarımızla konuşmak isteriz. Fakat bazı zamanlarda, her dostun her derdinizi anlayamayacağını hisseder, sizi en iyi anlayabilecek olana gidersiniz. Bu, doğal bir içgüdüdür sadece, diğerlerine verdiğiniz/vermediğiniz değer ile bir ilgisi yoktur. Okul ile ilgili sorunları sınıf arkadaşınızla, aileniz ile ilgili sorunları kuzeniniz ile paylaşmak gibi aslında. Ben de bu sabaha, içten içe korktuğum ama olacağını da bildiğim bir haberi alarak başladım. Hâlihazırda elimde bulunan iki kitaba sığınmak yerine (onlar bu kötü ruh halimi görmesinler, onlara yansıtmayayım istedim) tamamen içgüdüsel olarak Rilke’ye sığındım. Nedendir bilinmez, henüz çok iyi tanımadığım sevgili Rilke’nin ruhuma işlemek gibi bir güzel huyu var.

Sizlerden iyi olmasın, çok iyidir Rilke. Hayata bakış açısı çok iyi geliyor bana. Neredeyse 100 yıl olmasına rağmen aramızda. Aslında dünyanın sonu olmayan, çözüme kavuşacağını çok iyi bildiğim bir mesele için gözpınarlarımı kurutacak kadar kendimi üzdüğümü görünce biraz kızdı sanırım bana. Biraz sinirli fakat kaygılı bir ses tonuyla konuştu: “Fakat lütfen bir düşünün, bu büyük üzüntüler daha ziyade orta yerinizden geçip gitmediler mi? İçinizde birçok şey dönüşüme uğramadı mı, üzgün olduğunuz zamanlarda bir yerde, varlığınızın bir yerinde değişim geçirmediniz mi?” (sf. 52-Nora Kitap) Geçirdim elbet Rilkeciğim. Geçirdim tabii. Senin de elin değdi mutlaka bu değişime. Uzayda hiçbir ses kaybolmaz ya hani, senin sesin yüzyıl sonrasında buluyor beni. Küçücük tepeleri kocaman dağlar olarak gördüğüm ve onları aşıp ardını hiç göremeyeceğim sandığım noktalarda şu sözlerin tutacak elimden; “Belki de yaşamımızın bütün ejderhaları, yalnızca bizi bir kez güzel ve cesur görmeyi bekleyen prenseslerdir. Belki de korkunç olan her şey en temelde, bizden çare bekleyen çaresizlerdir.” (sf. 59) Böylece günün sonuna geldik sevgili Rilke ile. En sade cümleleri ile ruhumda bir ev kurup yerleşti kendileri. Ben de ‘bıraktım yaşam, başıma gelsin. İnanıyorum sana: yaşam haklıdır, ne olursa olsun.’ diyerek.

İşte böyle bir kitap Genç Şaire Mektuplar. Zor zamanlarınızda elinizden tutup size engelleri aşmanıza yardım edecek. Hatta belki engel sandıklarımızın da aslında yalnızca bir yanılsama olduğunu gösterecek. Mektuplar, en saf şekilde yansıtır kişinin duygularını. Rilke’nin bakışını seviyorum hayata. Birçok konuda çok güzel fikirleri var. Hayat, din, kadın-erkek konularında özellikle dikkate alınacak bakış açılarını gayet doyurucu açıklıyor bu 10 tane samimi mektupta. Dilerim bir gün yollarınız kesişir ve tanışırsınız Rilke ile. Hem “insan bu kitapları her okuyuşunda daha çok zevk alıyor, her seferinde daha müteşekkir oluyor ve bir şekilde daha iyi ve daha basit görüyor, yaşama olan inancı derinleşiyor ve yaşamda daha mesut oluyor ve daha büyüyor.” (sf. 20)
1340 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Her ne kadar içinden seçtiğimiz üç beş satırla, şiirlerle kendimizi ifadeyi sevsek de, bu kalıbın dışında, şiir kitapları çok da talep görmüyor. Yani iş raftan indirip kasaya gitme aşamasında. Genellikle sağdan soldan kopyala yapıştır yapıp, gecenin bi vakti sevgiliye yollamayı seviyoruz:) Benim de şiir kültürüm okuduğum diğer türde kitaplara kıyasla “fakir”. Nasıl olsa okurum, e sayfalar yarım, puntolar büyük, ben o denli de duygusal değilim gibi bir mantıkla senelerce öteledim. Son üç dört yıldır, epeyce şiir kitabı okudum, bu alanda aşama bile kaydettim. Lakin düsturum hiç değişmedi “biçem, kafiye, uyak, imge, simge, bu şu o” hiçbiri umrumda değil, esas aldığım yegane şey, şiirin içime ne denli nüfuz ettiği, bana ne hissettirdiği.
Daha önce de Rilke kitapları okudum, aşağı yukarı beni neyin beklediğini biliyordum. Burada başka kriterleri esas aldığım durum şudur ki; toplu basılmış böyle prestij bir eseri, daha sonra fikrim değişse de bulamayabilirdim. Arz talepten mütevellit baskı yinelenir yinelenmez muamma. Yoksa, bilhassa çeviri Şiirler her daim zor. Çünkü işin içine, çevirmenin de dünyaya bakışı, ideolojileri, kelimeleri kullanma tercihleri giriyor. Bu eser için benim açımdan çeviri problemi yoktu, ben genel olarak yazarın bilhassa şiirleriyle yakınlık kuramıyorum. Geri çekilip dışardan baktığımda “epik, satirik, pastoral, hatta ağıtlarla dramatik” diye değerlendirebileceğim genel yapının esas omurgasını oluşturan “teolojik şiirler”. Toplu bir eseri okurken de bunun hissettirdiği şey, çok başka yerlere gidebilir. Birbirinin peşi sıra, Tanrı, Meryem Ana, Melekler diye ilerleyince, neredeyse bir misyoner tavrıyla, din propagandası gibi bile algılanabilir. Her zaman olduğu gibi tercih sizin, ama ben edinmeden önce bir kitapçıda kitabı karıştırıp, ruhunuza dokunup dokunmadığına bakmanızı öneririm.
Saygılarımla..

Yazarın biyografisi

Adı:
Rainer Maria Rilke
Unvan:
Şair, Yazar
Doğum:
Prag, 4 Aralık 1875
Ölüm:
Montrö, İsviçre, 29 Aralık 1926
 Rainer Maria Rilke,Alman lirik şiirinin en önemli temsilcilerinden biridir. Babası Josef Rilke Alman kökenli bir demiryolu memuru, annesi ise Praglı zengin bir aileye mensuptu. Çok hırslı ve kaprisli bir kadın olan annesi oğlunu kendi özlemleri doğrultusunda yetiştirmek istedi. Altı yaşına gelinceye kadar kız çocuğu gibi giydirilen Rilke, zayıf ve ince ruhu nedeniyle annesinin bu tutumundan etkilenerek başta kadınlar olmak üzere insanlarla iletişim kuramaz hale geldi. Şiirlerinde çocukluk yıllarını bir yandan içtenlikle bir yandan da korku çağrışımlarıyla anlatmasının en büyük nedeni de budur.

  Dokuz yaşına geldiğinde annesi ile babası boşandı ve Rilke annesinin yanında Viyana'ya gitmek zorunda kaldı. Babasının toplumda elde edemediği saygın yeri edinmek amacıyla 1886'dan sonra St. Pölten'e ve Bohemya'daki Maehrisch-Weisskirchen'de askeri okullara devam etti. Beş yıl sonra Linz Ticaret Akademisi'ne kaydını yaptırdı. Rilke'nin eğitimi bununla da bitmedi. Özel derslerin yanı sıra Prag'da edebiyat ve sanat tarihi de okudu. İlk şiirleri Yaşam ve Şiirler'in yayınlanması bu yıllarda oldu.

 1896-99 yılları arasında öğrenimini Münih ve Berlin'de sürdüren Rilke, Münih'te yaşayan kadın şair Lou Andreas Salome ile tanıştı. Daha önceki yıllarda Nietzsche'nin aşık olduğu bu kadının Rilke'nin sanatçı kişiliğinin gelişmesinde büyük rol oynadığı belirtilir. Salome ile birlikte 1897'de Berlin'e, 1898'de Floransa'ya bir yıl sonra da Rusya'ya giden yazar, Rusya'da Tolstoy tarafından karşılanıp dönemin ünlü ressamı Pasternak ile tanışınca büyük mutluluk duydu. Kremlin'de tanık olduğu Ortodoks Paskalya Yortusu ve Rus halkının dindarlığı yazar üzerinde önemli etkiler bıraktı. İki yıl sonra yine Lou Andreas'la birlikte ikinci kez Rusya'ya giden Rilke, ülkenin güney bölümünü de dolaşarak yeniden Tolstoy'la buluştu. Bu geziden sonra ruh sağlığı bozulan yazarı terk edenler arasında Salome'de bulunuyordu.

  Ressam Heinrich Vogeler'in çağrısına uyan Rilke, Worpswede'ye yerleşti ve 1901 yılında evlendi. Ancak bu evlilik sadece bir yıl devam etti. Boşanmasından bir süre sonra Rodin'in yaşamını yazmak amacıyla Paris'e gitti. Bir süre sonra da Rodin'in özel sekreterliğini yapmaya başladı. Hem Paris'teki yaşamı hem de Rodin'in kişiliği Rilke'nin yaşamında adeta dönüm noktasını oluşturdu. Rodin üzerinde araştırma yapmaktan çok onun sanatı ışığında Paris'teki yaşamını dile getirdiği Auguste Rodin, yazarın düzyazı türündeki ilk önemli yapıtıdır. Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı romanını tamamladıktan sonra bir yıl boyunca Kuzey Afrika'yı dolaşan yazar, 1912'de Kontes Marie von Thurn und Taxis adlı bir soylunun Trieste yakınlarındaki Duino Şatosu'na yerleşti. 1909'da Paris'te tanıştığı Kontes, Lou'dan sonra Rilke'nin sanatını belirleyen ikinci güçlü kadın oldu ve yazar bu tarihten sonra yeni bir yaratıcılık sürecine girdi. Duino Ağıtlarını da burada yazdı.

  Birinci Dünya Savaşı yıllarını genellikle Münih'te geçirdi. Bir ara Viyana'daki savaş arşivinde çalışan yazar 1919'da İsviçre'ye, üç yıl sonra da Wallis Kontu'na ait olan ortaçağdan kalma Muzot Şatosu'na yerleşti. Orpheus'a Soneler'i burada yazdı. 1923 yılında Lösemiye yakalandı ve sağlığı giderek bozuldu. 51'inci doğum gününü kutladıktan birkaç hafta sonra 29 Aralık 1926'da Montreux yakınlarındaki Valmont'ta hayata gözlerini kapattı.

 Sanatçı kişiliği: Şiirlerinin yanı sıra çağdaş Alman romanının öncüsü sayılan Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı eseriyle de ün kazanan Rilke, ekonomik bunalımların ve kapitalist gelişmelerin belirlediği sanattan uzak bir çağın içinde yetişmiş, gerek yaşamı gerek yapıtlarıyla hayatı mekanik, cansız bir hale getiren duygulardan yoksun modern çağa, insanların birbirine ve kendi kendisine yabancılaştıran, yalnızlığa iten yaşama biçimine karşı gelmeye çalışır. Yazarın yaşamını belirleyen olaylar, onun sanatında da büyük değişimlere yol açmıştır. İlk dönem şiirlerinde görülen gelişmede sevgilisi Lou'nun ve birlikte yaptıkları Rusya gezisinin payı büyüktür. Dilin duygulara seslenen ses özelliklerine büyük bir duyarlılıkla yaklaştığı Saatler Kitabı, Rilke'nin Rusya yaşantısını ve Paris yıllarının etkilerini yansıtır. Kitap üç bölümden oluşsa bile sanki uzayıp giden bir şiir havasını taşımaktadır. Rilke'nin nesnelere ve dış dünyaya bakış acısından kaynaklanan yeni bir Tanrı imgesi, özellikle ilk bölümün temelini oluşturur. Tanrı'yı bu dünyanın dışında değil, evrenin her zerresinde bulur; art arda sıraladığı imgelerde, Tanrı'nın varlığını yaşar. İlk baskısı Saatler Kitabı'ndan önceye rastlayan çağı ve konusu bakımından olduğu kadar yazarın sanatındaki gelişmeyi yansıtması açısından da geçiş niteliği taşır. Rilke'nin ikinci baskıya eklediği 37 şiirde Paris yaşantısının etkisi büyüktür. Güz Günü ve Akşam gibi tanınmış şiirler, bu baskıya eklenenler arasında olup yeni bir döneme geçişin izlerini yansıtır.

Sanatsal yaşamının ikinci döneminin başlıca iki yapıtından biri olan, Rodin ve Paris kentinin etkilerini taşıyan Yeni Şiirler adlı kitaptır. Burada artık Tanrı, aşk, ölüm gibi konulardan dış dünyaya nesnelerin dünyasına geçiş sözkonusudur. Panter ve Roma Çeşmesi adlı şiirlerinde nesnelerin kendisinden yola çıkan Rilke, kişisel duygularına ve izlenimlerine yer vermeksizin salt nesneyi tanımlar. Dış dünyaya bakışının değişmesindeki en büyük etkiyi ise yıllarca yanında yaşadığı Rodin sayesinde elde etmiştir. Yeni Şiirler ile Alman edebiyatında 'nesne şiiri' adı verilen yeni bir tür oluşturan Rilke'nin yaratımları, Rodin'in yapıtlarında olduğu gibi plastik nesneler olmayıp 'yazılı nesnelerdir'. Bu şiirlerinin temelinde yatan ve Rilke'nin 'görmeyi öğrenmek' olarak nitelendirdiği dış dünyaya bakış ilkesi, Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı romanı için de geçerlidir. Kişinin kendisine ve çevresine yabancılaşması, büyük kent insanının yalnızlığı, insanın varlığını oluşturan ölüm korkusu gibi konuları geleneksel roman kalıplarının dışına çıkarak işleyen bu yapıt, genç bir Danimarkalı şairin Paris yaşantısını anlatan bir günce biçimindedir. Romanda Rilke'nin Prag'la ilgili çocukluk anıları, Rusya ve İskandinavya yolculukları, özellikle de onu derinden etkileyen Paris yaşantısının etkileri görünmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 484 okur beğendi.
  • 1.637 okur okudu.
  • 44 okur okuyor.
  • 1.407 okur okuyacak.
  • 22 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları