1000Kitap Logosu
Rainer Maria Rilke

Rainer Maria Rilke

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.9
1.428 Kişi
5,3bin
Okunma
1.011
Beğeni
42,5bin
Gösterim
Unvan
Şair, Yazar
Doğum
Prag, 4 Aralık 1875
Ölüm
Montrö, İsviçre, 29 Aralık 1926
Yaşamı
 Rainer Maria Rilke,Alman lirik şiirinin en önemli temsilcilerinden biridir. Babası Josef Rilke Alman kökenli bir demiryolu memuru, annesi ise Praglı zengin bir aileye mensuptu. Çok hırslı ve kaprisli bir kadın olan annesi oğlunu kendi özlemleri doğrultusunda yetiştirmek istedi. Altı yaşına gelinceye kadar kız çocuğu gibi giydirilen Rilke, zayıf ve ince ruhu nedeniyle annesinin bu tutumundan etkilenerek başta kadınlar olmak üzere insanlarla iletişim kuramaz hale geldi. Şiirlerinde çocukluk yıllarını bir yandan içtenlikle bir yandan da korku çağrışımlarıyla anlatmasının en büyük nedeni de budur.   Dokuz yaşına geldiğinde annesi ile babası boşandı ve Rilke annesinin yanında Viyana'ya gitmek zorunda kaldı. Babasının toplumda elde edemediği saygın yeri edinmek amacıyla 1886'dan sonra St. Pölten'e ve Bohemya'daki Maehrisch-Weisskirchen'de askeri okullara devam etti. Beş yıl sonra Linz Ticaret Akademisi'ne kaydını yaptırdı. Rilke'nin eğitimi bununla da bitmedi. Özel derslerin yanı sıra Prag'da edebiyat ve sanat tarihi de okudu. İlk şiirleri Yaşam ve Şiirler'in yayınlanması bu yıllarda oldu.  1896-99 yılları arasında öğrenimini Münih ve Berlin'de sürdüren Rilke, Münih'te yaşayan kadın şair Lou Andreas Salome ile tanıştı. Daha önceki yıllarda Nietzsche'nin aşık olduğu bu kadının Rilke'nin sanatçı kişiliğinin gelişmesinde büyük rol oynadığı belirtilir. Salome ile birlikte 1897'de Berlin'e, 1898'de Floransa'ya bir yıl sonra da Rusya'ya giden yazar, Rusya'da Tolstoy tarafından karşılanıp dönemin ünlü ressamı Pasternak ile tanışınca büyük mutluluk duydu. Kremlin'de tanık olduğu Ortodoks Paskalya Yortusu ve Rus halkının dindarlığı yazar üzerinde önemli etkiler bıraktı. İki yıl sonra yine Lou Andreas'la birlikte ikinci kez Rusya'ya giden Rilke, ülkenin güney bölümünü de dolaşarak yeniden Tolstoy'la buluştu. Bu geziden sonra ruh sağlığı bozulan yazarı terk edenler arasında Salome'de bulunuyordu.   Ressam Heinrich Vogeler'in çağrısına uyan Rilke, Worpswede'ye yerleşti ve 1901 yılında evlendi. Ancak bu evlilik sadece bir yıl devam etti. Boşanmasından bir süre sonra Rodin'in yaşamını yazmak amacıyla Paris'e gitti. Bir süre sonra da Rodin'in özel sekreterliğini yapmaya başladı. Hem Paris'teki yaşamı hem de Rodin'in kişiliği Rilke'nin yaşamında adeta dönüm noktasını oluşturdu. Rodin üzerinde araştırma yapmaktan çok onun sanatı ışığında Paris'teki yaşamını dile getirdiği Auguste Rodin, yazarın düzyazı türündeki ilk önemli yapıtıdır. Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı romanını tamamladıktan sonra bir yıl boyunca Kuzey Afrika'yı dolaşan yazar, 1912'de Kontes Marie von Thurn und Taxis adlı bir soylunun Trieste yakınlarındaki Duino Şatosu'na yerleşti. 1909'da Paris'te tanıştığı Kontes, Lou'dan sonra Rilke'nin sanatını belirleyen ikinci güçlü kadın oldu ve yazar bu tarihten sonra yeni bir yaratıcılık sürecine girdi. Duino Ağıtlarını da burada yazdı.   Birinci Dünya Savaşı yıllarını genellikle Münih'te geçirdi. Bir ara Viyana'daki savaş arşivinde çalışan yazar 1919'da İsviçre'ye, üç yıl sonra da Wallis Kontu'na ait olan ortaçağdan kalma Muzot Şatosu'na yerleşti. Orpheus'a Soneler'i burada yazdı. 1923 yılında Lösemiye yakalandı ve sağlığı giderek bozuldu. 51'inci doğum gününü kutladıktan birkaç hafta sonra 29 Aralık 1926'da Montreux yakınlarındaki Valmont'ta hayata gözlerini kapattı.  Sanatçı kişiliği: Şiirlerinin yanı sıra çağdaş Alman romanının öncüsü sayılan Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı eseriyle de ün kazanan Rilke, ekonomik bunalımların ve kapitalist gelişmelerin belirlediği sanattan uzak bir çağın içinde yetişmiş, gerek yaşamı gerek yapıtlarıyla hayatı mekanik, cansız bir hale getiren duygulardan yoksun modern çağa, insanların birbirine ve kendi kendisine yabancılaştıran, yalnızlığa iten yaşama biçimine karşı gelmeye çalışır. Yazarın yaşamını belirleyen olaylar, onun sanatında da büyük değişimlere yol açmıştır. İlk dönem şiirlerinde görülen gelişmede sevgilisi Lou'nun ve birlikte yaptıkları Rusya gezisinin payı büyüktür. Dilin duygulara seslenen ses özelliklerine büyük bir duyarlılıkla yaklaştığı Saatler Kitabı, Rilke'nin Rusya yaşantısını ve Paris yıllarının etkilerini yansıtır. Kitap üç bölümden oluşsa bile sanki uzayıp giden bir şiir havasını taşımaktadır. Rilke'nin nesnelere ve dış dünyaya bakış acısından kaynaklanan yeni bir Tanrı imgesi, özellikle ilk bölümün temelini oluşturur. Tanrı'yı bu dünyanın dışında değil, evrenin her zerresinde bulur; art arda sıraladığı imgelerde, Tanrı'nın varlığını yaşar. İlk baskısı Saatler Kitabı'ndan önceye rastlayan çağı ve konusu bakımından olduğu kadar yazarın sanatındaki gelişmeyi yansıtması açısından da geçiş niteliği taşır. Rilke'nin ikinci baskıya eklediği 37 şiirde Paris yaşantısının etkisi büyüktür. Güz Günü ve Akşam gibi tanınmış şiirler, bu baskıya eklenenler arasında olup yeni bir döneme geçişin izlerini yansıtır. Sanatsal yaşamının ikinci döneminin başlıca iki yapıtından biri olan, Rodin ve Paris kentinin etkilerini taşıyan Yeni Şiirler adlı kitaptır. Burada artık Tanrı, aşk, ölüm gibi konulardan dış dünyaya nesnelerin dünyasına geçiş sözkonusudur. Panter ve Roma Çeşmesi adlı şiirlerinde nesnelerin kendisinden yola çıkan Rilke, kişisel duygularına ve izlenimlerine yer vermeksizin salt nesneyi tanımlar. Dış dünyaya bakışının değişmesindeki en büyük etkiyi ise yıllarca yanında yaşadığı Rodin sayesinde elde etmiştir. Yeni Şiirler ile Alman edebiyatında 'nesne şiiri' adı verilen yeni bir tür oluşturan Rilke'nin yaratımları, Rodin'in yapıtlarında olduğu gibi plastik nesneler olmayıp 'yazılı nesnelerdir'. Bu şiirlerinin temelinde yatan ve Rilke'nin 'görmeyi öğrenmek' olarak nitelendirdiği dış dünyaya bakış ilkesi, Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı romanı için de geçerlidir. Kişinin kendisine ve çevresine yabancılaşması, büyük kent insanının yalnızlığı, insanın varlığını oluşturan ölüm korkusu gibi konuları geleneksel roman kalıplarının dışına çıkarak işleyen bu yapıt, genç bir Danimarkalı şairin Paris yaşantısını anlatan bir günce biçimindedir. Romanda Rilke'nin Prag'la ilgili çocukluk anıları, Rusya ve İskandinavya yolculukları, özellikle de onu derinden etkileyen Paris yaşantısının etkileri görünmektedir.
Duino Ağıtları
OKUYACAKLARIMA EKLE
Malte Laurids Brigge'nin Notları
OKUYACAKLARIMA EKLE
Genç Bir Şaire Mektuplar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Orpheus'a Soneler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Çünkü Zordur Sevgi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Dua Saatleri Kitabı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Sancaktar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Genç Bir Kadına Mektuplar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Beyaz Mutluluk
OKUYACAKLARIMA EKLE
Uzak Gece Rüzgârı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Tanrı'dan Öyküler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Bütün Öyküler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Auguste Rodin
OKUYACAKLARIMA EKLE
Rûhe
Duino Ağıtları'ı inceledi.
42 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
"Nereye, ey gülümseyiş?" Bu cümle bana ilk okuduğum andan itibaren Cahit Zarifoğlu'nun "içim, ey içim, bu yolculuk nereye?.." mısralarını hatırlattı. Genel anlamda baktığımızda her ikisi birer kayıba devredilmiş. Ama aslında her iki kayıbın da bir noktada yollarının buluştuğunu ve bunların aynı anlama geldiğini, mutluluk dışında bir hayatta hapsedilmekten bahsettiğini anlamak zor değil. Duino Ağıtları, Rainer Maria Rilke'nin on ağıtını kendinde barındırıyor. Peki şu "ağıt" kelimesiyle bağlantısını bir açıklayalım mı? Bunu internet üzerinden araştırdığımızda şöyle bir anlam ifâde ettiği belirtiliyor: "Ölen bir kimsenin değerini, iyiliklerini, ölümünden dolayı duyulan acıyı sayıp döken şiir, yazı ya da ezgili şiir." Kitapta da tamamen buna yer edinilmiş. Şöyle ki, lirik kitabın anlatıcısı yazar, ama hitap ettikleri hep değişiyor. Bu, anne, baba, melekler ya da direkt okuyucu olabiliyor. Belki de bu kadar çok kişiye hitap edilmesi ve her seferinde bu kişiyi bulmaya çalışmak, zaten anlaşılması kolay olmayan anlatımı kat kat zorlaştırıyordu. Hazır anlatımına değinmişken şunu da söyleyeyim, evet, olağanüstü zor bir dili var yazının, fakat aynı zamanda geri dönüp tekrar tekrar okuduğunuzda ve anlamı yakaladığınızda her seferinde "vaaay" dedirtmeyi de başaracak kadar aşırı hoş. #146994975 - mesela. Kitabın açıklama kısmı: "1912 kışında ruhsal durumu endişe verici bir hal alan Rilke, uzun bir psikanaliz sürecine girmeyi düşündüğü bir dönemde, Prenses Maria von Thurn ve Taxis'in davetlisi olarak, Triest Körfezi'nde, uçurumlar üzerine kurulmuş Duino Şatosu'na gider. Adriyatik'in derin mavi sularına bakan bu şatonun eteklerinde, kayalar üzerinde gezinirken, rüzgârın uğultuları arasında esrik bir ses işitir: "Haykırsam, kim duyardı sesimi melekler katından?" Aynı günün gecesinde, fırtınalı bir havada tavan arasındaki köhne bir odada ilk ağıdı yazıp çıkarır. Ardından da Gebsattel'e bir mektup yazarak tedaviye gerek kalmadığını bildirir. Birinci Dünya Savaşı'nda ağır hasar gören şatonun anısına eserine sonradan Duino Ağıtları adını verecek olan Rilke, eserini 1912 kışı ile 1922 Şubatı arasında, on yıllık sancılı bir dönemde tamamlar. Bu ilginç süreç pek çok eleştirmen tarafından Rilke'nin kişisel olgunlaşma süreciyle paralel görülmüştür. Duino Ağıtları ile şair, dünya yazısının büyük ustaları arasındaki yerini almıştır. Belirgin bir teolojik ve ideolojik yapıdan uzak bir dille yazılan ağıtlar, insanın varoluşsal kaygılarını ele alır." Bir kitabı daha gaza gelerek okudum.. :)) Değerli Kaan Ata Önder sen çok kitap oku olur mu, ve güzel kitaplar okumaya çalış, ki senden sonra başladığımda canım sıkılmasın :D Bu kitabı herkese önermiyorum. Anlayabilecek olanlara öneriyorum. Ve şunu da unutmayın; bazen çok normal bir cümlenin ötesinde tüm yaşamı özetleyebilecek kadar anormal bir anlam durabilir. Bulun o anlamı, ama asla melankoliye kapılmayın. :)
Duino Ağıtları
Okuyacaklarıma Ekle
1
40
DETACHMENT
Bütün Şiirlerinden Seçmeler'i inceledi.
128 syf.
·
6 günde
·
9/10 puan
Biraz Lirke ve Çokça Lirik
Yapılan incelemeler neden hep şiirlerin ağır, ağdalı, süslü olduğu yönünde? Şiir dediğimiz şey basitlikten ne kadar sıyrılırsa, ne kadar sarsarsa okuyucuyu o kadar şiir değil midir? Bir hikâyeden, bir denemeden farklı kılan şiiri biraz da bu değil midir? Yoksa alt alta sıralanan mısralar bütünü olmaktan başka ne olabilirdi şiir? Kitap, şiirlerden önce Lirke'den, yaşamından bahsederek başlıyor. Lirke'yi tanımakla başlıyoruz işe. Önce biraz Lirke ve sonra çokça lirik. DUINO AĞITLARI ve ORPHEUS'A SONE, ağır olarak bahsedilen başlıklar bunlarla sınırlı kalacaksa şayet kabulümdür. Çünkü her iki başlık altındaki her bir mısrada; üzerinde düşünülmesi, kafa yorulması gereken imgelerle dolu. Ancak bir imge çöplüğü olarak görmek Lirke'yi! Lir'in Evladı'nı! Ne kadar da yanlış! Geriye kalan her bir şiir de gayet anlaşılır ve kararında. Benim favori bölümüm ise; Resimler Kitabı oldu. Bir diğeri ise savaşta ölen kendi atasını anlattığı şiir başlığı. İmgelerle konuşuyor Rilke. İmge, canlı-kanlı karşımızda duruyor. Her şairin Rilke'den öğreneceği çok şey var. Hakeza her okuyucunun da.
Bütün Şiirlerinden Seçmeler
Okuyacaklarıma Ekle
53
Kaan Ata Önder
Duino Ağıtları'ı inceledi.
101 syf.
·
2 günde
~92° | Duino Ağıtları
Merhaba. Okuması kolay ama anlaması epey bir zor. Baştan sona bir kere okuduktan sonra daha detaylı bir şekilde analiz etmem gerektiğini fark ederek en baştan bir kere daha okumaya karar verdim. Almanca yazılmış ilahiler ya da ağıtlarda göze çarpan ilk özelliğin anlaşılması epey bir güç olan alt metin olduğunu düşünüyorum. Belki Rûhe de aynı fikirdedir. Daha önce Novalis'in Geceye Övgüler'inde de benzer bir durumla karşı karşıya kalmıştım. Rainer Maria Rilke'nın bu kitabında toplam 10 ağıt var. 1912 yılında, İtalya'nın kuzeydoğusundaki bir liman şehri olan Trieste'deki Duino Şatosu'na yerleşiyor ve buradayken ilk ağıdı yazıyor. Daha sonra da 10 yıl içerisinde geriye kalan 9 ağıdı tamamlıyor. Bu satırlarda insanın varoluş amacına yönelik derin sorgulamalar görüyoruz. Yazarımıza göre insanın bir bilinci vardır. İnsanın bilinci sadece kendi varoluşunu algılayabilir. İlkbaharda çiçek açmış bir ağacın ya da içtiği suyun varoluşunu algılamasında, sahip olduğu bilinci kontrollü bir şekilde onu engeller. Yani insan enginliğe ulaşamaz. Ancak ulaşmaya çalışabilir. Bunu nasıl yapar? Çevresindeki nesnelere insancıl anlamlar yükleyip onların varoluşlarını semboller şeklinde bilincine işleyerek. Bu, enginliğe ulaşmasını sağlamasa da enginliğe ulaşma yolunda bir çaba olarak görülecektir. Bu yüzden insan her zaman huzursuz bir yolda yürür ve varoluşsal kavramlar arasında (mesela hayat ve ölüm gibi) sıkışıp kalmıştır. Enginliğe ulaşma çabası da sadece bu karşıtlıkları anlamlandırmaya yarayacaktır. Ayrıca insan bu çabasını, öldükten sonraki hayatını düşünerek kendisini teselli etmektense, henüz dünya üzerindeyken göstermelidir. Çünkü insanların yürüdüğü bu huzursuz yolların her biri kaderin, hepsi sahte boyalı ve ucuz kışlık şapkalarını oluşturmaktan başka bir işleve sahip değildir. Yani kader insanın, içerisinde hareket edebildiği bir alandır ve insan enginliğe ulaşma çabası sonucunda kaderini değiştirebilir. #146889210 Ayrıca kitapta âşıklara bol bol değinilmiş. Yazarımıza göre âşıklar arasındaki aşk yukarıda açıkladığım bu sürecin gerçekleştirilmesinde yönlendirici bir etkidir. O da bunu açıklamaya çalışıyor. Bu şekilde anlayabildiklerimi açıklamak istedim. Yarın öbür gün bu kitabı okuyup pek bir anlam veremeyen biri bu satırları okuduktan sonra tekrar ama daha dikkatli bir okuma gerçekleştirerek biraz daha eksikleri tamamlayabilir diye düşünüyorum. Novalis'in Geceye Övgüler'i de güzeldir. Beni oldukça etkilemişti. Hatta ona yazdığım incelememde de belirttiğim üzere, ''...her yıl 25 Mart'ta, Novalis'in istediği üzere hayata gözlerini yumup Sophie von Kühn ile kavuşma günü olduğu için, bu şiir kitabını tekrar okuyacağım.'' #124250888 Keyifli okumalar!
Duino Ağıtları
Okuyacaklarıma Ekle
1
24