1000Kitap Logosu
Resim
Ray Bradbury

Ray Bradbury

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.1
22,6bin Kişi
73,7bin
Okunma
1.905
Beğeni
43,4bin
Gösterim
Tam adı
Raymond Douglas Bradbury
Unvan
Yazar, roman ve oyun yazarı
Doğum
Waukegan, Illinois, ABD, 22 Ağustos 1920
Ölüm
Los Angeles, Kaliforniya, ABD, 5 Haziran 2012
Yaşamı
Raymond Douglas Bradbury, 22 Ağustos 1920 tarihinde, Waukegan, Illinois, ABD.’de dünyaya geldi. İsveç göçmeni bir anne ve telefon hatları çekerek geçimini sağlayan bir babanın oğlu olan Bradbury, gençlik yıllarının çoğunu Waukegan’da bulunan Carnegie Kütüphanesi’nde geçirdi. Kütüphaneleri çok seven yazar, her gün saatlerini orada geçirirken, bir yandan da ileriki yıllarda yazacağı romanların temellerini atıyordu. 1934 yılında, henüz 13 yaşındayken, ailesinin Los Angeles’a taşınması nedeniyle Waukegan’dan kopan Bradbury, Los Angeles Lisesi’ne kayıt oldu ve 1938 yılında bu okulu başarıyla bitirdi. Çok iyi bir öğrenci olmasına rağmen üniversiteye kayıt olmayan Bradbury, bunun yerine gazete satmayı tercih etti. ..."Beni kütüphane yetiştirdi. Kolej ya da üniversite gibi kavramlara inanmıyorum. Kütüphaneleri seviyorum çünkü çoğu öğrenci üniversiteleri karşılayacak maddi olanaklara sahip değil. Liseden mezun olduğumda depresyonun kenarındaydım ve hiç param yoktu; ben de 10 yıl boyunca haftanın 3 günü kütüphaneye giderek kendimi geliştirdim."... Flash Gordon ve Buck Rogers gibi erken dönem bilimkurgu kahramanlarından büyük oranda etkilenen Bradbury, 1938 yılından itibaren yazdığı öyküleri fanzinlere satarak para kazanmaya başlamıştı. Los Angeles Bilimkurgu Cemiyeti’ne katılan yazar, Robert A. Heinlein, Fredric Brown ve Jack Williamson gibi ustalarda orada tanıştı. 1938 yılında Imagination! Adlı fan dergisinde Hollerbochen’s Dilemma adını taşıyan ilk öyküsünü yayınlamayı başaran Bradbury, 1939 yılında ise Futuria Fantasia adını taşına bir dergiyi yayınlamaya başladı. Sadece 4 sayı çıkan ve her biri 100’er kopya olarak hazırlanan Futuria Fantasia kısa ömürlü olduysa da, yazarın önünü açması açısından faydası tartışılmazdı. Bradbury 1941 yılında Pendulum adlı kısa hikayesini Super Science Stories dergisine 15 dolar karşılığında satmayı başardı; bu yazarın edebi yeteneği sayesinde kazandığı ilk paraydı. İki yıl içerisinde tam zamanlı bir yazarak olarak çalışmaya başlayıp bütün diğer işlerini bırakan Bradbury, 1947 yılında ise kısa hikayelerin toplamından oluşan ilk romanı olan Dark Carnival’ı piyacasa çıkarttı. 400’ün üzerinde kısa hikaye ve novella yazan, 50’nin üzerinde antoloji kitabında öyküleri yayınlanan, 20’den fazla tiyatro oyunu, onlarca çocuk edebiyatı, kurgu-dışı hikaye ve t.v. senaryosu kaleme almış olan Bradbury, çağımızın en üretken yazarlarından birisidir. Hayranları tarafından bir bilimkurgu yazarı olarak tanımlansa da bu tanımlamaya katılmayan Bradbury, bu konuda şu açıklamayı yapmıştır; ..."Öncelikle, ben bilimkurgu yazmıyorum. Yazdığım tek bilimkurgu kitabı var; o da Fahrenheit 451. Çünkü o kitap gerçeğe dayanılarak yazıldı. Bilimkurgu gerçeğin tasviridir, fantazi ise değildir. Fahrenheit 451 dışında bilimkurgu alanında verdiğim eser yoktur."... 1947 yılında Marguerite McClure ile evlenen Bradbury, bu evlilikten 4 kız çocuğu sahibi oldu. Los Angelas’da yaşayan yazar, hikayelerini kaleme almaya devam etti. Onlarca eseri çizgiroman, tv dizisi ve sinema filmi olarak uyarlanmış olan yazarın üzerine bir de belgesel çalışması yapılmıştır; Ray Bradbury; Story of a Writer. Ray Bradbury, 5 Haziran 2012 tarihinde 92 yaşında Los Angeles, Kaliforniya, ABD'de ölmüştür.
208 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Son zamanlara okuduğum en etkileyici kitap olduğunu söylersem, kesinlikle abartmış olmam. Kitabın türü korku değil; korkuyorsunuz. Kitabın türü dram değil; ağlıyorsunuz. Kitabı okuduğum an etkilendim ama bundan daha fazlası olacak. Hepsi birbirinden farklı olan her bir kitabı elime aldığımda aklıma bu hikâye tekrar tekrar gelecek ve yine ürpereceğim. Üstelik bu hissin bana özgü olduğunu hiç sanmıyorum. Her kim kitaplara değer veriyorsa, bu cümlelerimin altına imzasını atacaktır. Evvela kitabın adını açıklayayım. Fahrenheit 451 nedir? - “Kitap kâğıtlarının tutuştuğu ısı derecesidir." İşte şimdi ilginizi çekmeye başladı öyle değil mi? Yaptığım araştırmalara göre, kitabın yayınlandığı yıl: 1952. Hikâyeye konu olan yıl ise: ikibinçok! Günümüzden daha ileri bir tarih üzerinden yazılmış. O yıllarda bu kitap “Bilim-Kurgu” türünde basılmış. Bilirsiniz ki bu tabir özetle, geçmişin ya da geleceğin o günün olası olmayan teknoloji ve bilim şartları gereğince kurgulanması halidir. İtiraf etmeliyim ki, bu kitabı 1952 yılında okusaydım, saçma bulabilirdim. Fakat 2018 yılında okudum. İşte türü korku olmayan bir kitaptan bu kadar korkmama neden olan şey tam da budur. Ve eminim ki; 2019’da okuyan biri benden daha çok korkacak. 2020’de okuyan ondan da fazla... Ve belki de 2021’de kimse bu kitabı okuyamayacak. İşte bu en korkuncu olacak. Yanmayan evlerin, kapsüllerin, mekanik tazıların, adına böcek denilen son sürat araçların ve itfaiyecilerin hala görev yaptıkları bir zaman yolculuğuna çıkın. -Neyse ki 1952’ye oranla bizim yolumuz oldukça kısa. Günümüz teknolojisi ile hayal etmek daha kolay olacak.- Fakat aklınıza bir konu takıldı öyle değil mi? Mademki yanmayan evler var, o halde itfaiyeciler neden var? Hemen söyleyeyim. Bu hikâyede itfaiyeciler yangın söndürmek için değil, yangın çıkartmak için var. Devletin bir kolu olan itfaiyeciler, toplumun huzuru ve mutluluğu için gece-gündüz çalışıyorlar. Gece-gündüz demeden ülkede ellerine geçen tüm kitapları yakıyorlar! Evet, yanlış okumadınız. İtfaiyeciler, kitap yakmak için var. İtfaiyeciler asla kötü insanlar değiller. Sakın böyle bir önyargıda bulunmayınız. İnsanlık için, vatandaş için, halk için alevlerle dans eden vatansever nefer onlar. Kişiler şiir okuyup üzülerek intihara kalkışmasınlar diye… Roman okuyup hayal güçlerini kullanmasınlar diye… Deneme okuyup düşünmek zorunda kalmasınlar diye… Bilgi kitapları okuyup, gereksiz bilgilerle kendilerini yıpratmasınlar diye… Azıcık aş, ağrısız baş olsun diye… Kafalarına hiçbir şey takılmasın ve eğlenceye daha fazla vakit ayırabilsinler, böylece hep mutlu olsunlar diye... Ülkede savaş olsa dahi, üzülmesinler, yokmuş gibi davranabilsinler, huzurları asla kaçmasın diye… Tüm iyi niyetleriyle görevlerini yapan her biri vatansever, milliyetçi birer kahraman asker onlar. Distopik bir kurgu olduğunu düşünüyorsunuz öyle değil mi? Kesinlikle öyle. Ama detayları ayrımsamakta yarar var. İlk etapta yukardaki cümleleri okuduğunuzda aklınıza baskıcı, otoriter/ totaliter bir devlet sistemi geliyor. Ve ister-istemez insan korkmaya başlıyor. Kitabı okurken de aynı böyle oluyorsunuz. Fakat ben yazımın en başında sadece korkudan değil başka bir türden daha bahsetmiştim. Neydi o? Dram mı? Elbette dram! Kitabı okudukça, eğer korkuyu iliklerinize kadar hissedebilmişseniz, bu durumun “devlet baskısı” değil, “halk arzusu” olduğunu görmeye başlıyorsunuz. Ve o hissettiğiniz korku bu görüyle beraber yerini drama bırakıyor. Sonunda kendinizi çaresiz ve gözü-yaşlı yakalıyorsunuz. Teşbih etmek gerekirse; kundaktaki bebeğini bırakıp gitmek zorunda kalan bir anne/baba olmaktan korkarken, ölüm döşeğinde olan bebeği karşısındaki çaresiz anne/baba oluyorsunuz. Bu kitabı okuduktan sonra istemsizce kitaplığınıza uzun süre uzaktan bakarak duygusallaşıyorsunuz. Abartıyor muyum? Öyle mi? Gerçekten mi? İnsanlığın yüzde kaçı kitap okumak için vakit ayırıyor? Soruyu yanıtlamadan evvel doğru okuduğunuzdan emin olunuz. Boş vakitlerinde kitap okuyanları sormuyorum. Kitap okumak için vakit ayıranları soruyorum. “Kitap okumak” birçok insan için “boş vakitler” takısıyla kullanılan bir eylem değil mi? O zaman şuna bir bakalım: “Nihayetinde film izlemek, kitap okumaktan daha kısa sürüyor. Eğer güzel bir eserse, biraz beklerim. Nasıl olsa filmi çekilir, ben de izlerim. Böylece kitabı öğrenmiş olurum. Ya da okuyan biri onun özetini çıkarır. Ben de özeti okurum. Böylece kitap hakkında şurada burada sohbet ederken konuşarak entelektüelliğimi ortaya koyabilirim. Hem belki teknoloji biraz daha ilerler ve özetin de özeti çıkar. Sonunda kocaman bir ansiklopedi 20 kelimeye sığar. Ben de o 20 kelimeyle bilge bilge gezerim. Üstelik bir sürü vakit yanıma kâr kalır ve ben kalan vaktimde gönlümce eğlenirim.“ Nasıl plan? Yarın devlet kitap yasağı çıkarsa, kaçımız devleti baskıcı, otoriter/ totaliter olarak suçlayabilecek yüze sahibiz? Gücü de boş verelim. Ben yüzü soruyorum yüzü. Bu kitabı okuduğunuzda, itfaiyecilerin yaktığı kitaplar sizi korkutuyor. Halkın yaşam biçimi ise ağlatıyor. Ve korkuyla dramdan sonra işin içine son olarak üçüncü tür giriyor. Trajedi! Trajedi ne biliyor musunuz? Tüm bunlara rağmen halk sadece mutlu! İşte bu noktada trajedi başlıyor. Sonra ne mi oluyor? Okuyun ve görün. Herkesin vakit çok geç olmadan bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum. Bir gün evde yalnız başımayken 110’u aramam gerekirse, hangi mobilyaya sarılacağımı ve o mobilyanın içinde neler olduğunu artık sadece ben değil, siz de biliyorsunuz. Bu kitap: Hepimizin yemesi gereken bir tokat!
Fahrenheit 451
8.1/10 · 68,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
202 syf.
·
10 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
yan(may)an kitapları okuyalım!..
"Bir kitap bizi alıp diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o kitabın neresi iyidir."
Irvin D. Yalom
"Ne de olsa ben geleceklerin önleyicisiyim, öngörücüsü değilim."
Ray Bradbury
Önceleri bilim kurgu eserlerin kitap ya da film, dizi fark etmeksizin geleceği öngördüğü ve gerçekleşmeden sunduğunu düşünürdüm. Şu anda da bu düşüncem çok değişmedi ancak genişledi. Artık bilim kurgu eserlerin geleceği öngörmekle kalmayıp geleceği değiştirebilmek için uyarı niteliğinde eserler olduğunu anladım. Tam da Yazarımızın dediği gibi "öngörü değil önleyici..." Fahrenheit 451 kitabının isminin tam olarak nasıl oluştuğuna değineyim ilkin,
Son Yaya
kitabını yazdıktan sonra fahrenheit 451 'de bu yürüyen bireyi Clarisse olarak çıkarır karşımıza, kitap şekillendikçe "itfaiyeci" olarak devam eder hatta son minvalde "Gece Yarısından Çok Sonra" olarak isim vermiş. Ama içine sinmediği (iyi ki) için bir gün İtfaiye Teşkilatının şefini arayarak "kitap kağıdının kaç derecede tutuşup yandığını" sorar. "451 fahrenheit" cevabını alır ve kendisi bunu "
Fahrenheit 451
" olarak tersine çevirip kitabın ismine karar verir. Kitabın henüz girişindeyken bizi yangın alevleri sarmalıyor, kitaplar yakılıyor. Bu sahne gözümüze korkunç ya da abes gelebilir ancak Fahrenheit 451’in bahsettiği dünyada kitap okumak bir suç unsuru ve doğal olarak okuyucu olan suçlular suç materyallerinin yakılmasıyla cezalandırılıyor. Peki bu kitapları yakan kimler? Cevap veriyorum: Devlet; itfaiyecileri kullanarak kitapları yakıyor. Evet, itfaiyeciler söndürmek yerine yakıyor. Evler artık yangına dayanıklı hale gelmiştir ve insanların düşünme, sorgulama yetisi elinden alınıyor ve de kitaplar yakılıyor... Tamam, bu gerçek dünyada, günümüz Türkiye’sinde olan bir olgu değil. Fakat romanımızda geçen bazı cümleler toplumun kendisinin süreç içerisinde kitap okumayı bıraktığını, kitap okumayı tamamen bırakmadan önce benim deyimim ile içerisi hem duygusal hem de bilgisel açıdan boş, süslü püslü, cicili bicili birkaç şey okumakla yetinilmiş. Güçlü, bir şeyler anlatan, aktaran ve hissettiren eserleri okuyan insan sayısı gitgide yok düzeyine inmiş. Sonra ise okuma eylemi tamamen kesilmiş. Ardından bir de kitap okumak büyük bir suç unsuru haline gelince, çoğu zaten okumayan toplumun içerisinde çıkan tek tük aykırı ayrık otlarını da biçebilmek için itfaiyeciler tutulmuş. Geçmişimize baktığımızda Türk halkının genel olarak okumaya alışık olmadığı görülebilir. Matbaanın Türk kültürüne gelişinin bile uzun bir süreç aldığı gözlemlenebilir. Konuya dair ayrıntılı açıklama "Eşekli Kütüphaneci" incelememde belirtmiştim zaten, buraya bağlantısını ekleyemiyorum ne yazık ki... :// Günümüzde hem gazete hem de kurgu ve kurgu dışı alanlardaki kitap, dergi okuyucu oranı gittikçe azalıyor. Bunun en büyük sebebinin insanların yorulmadan sadece eğlenmek istedikleri olduğunu söylersek sanırsam ki yanılmam... En son ne zaman bir gazetenin tüm eklerine ilgi duydunuz?! En son ne zaman bulmaca çözdünüz?! En son ne zaman büyük bir zevkle bir kitap okudunuz?! Ve en son ne zaman bunun bir daha asla olmayacağını düşündünüz?! Kitapla beraber bunu çokca sorguluyorum aslında, bir daha kitap okuyamamak ve onların yakılmasını eğlence haline getiren insanlara şahit olmak... Eğlence!.. İnsanların eğlenceye düşkünlüğü konusu altında Fahrenheit 451'in dünyasına baktığımızda duvarlara monte edilmiş televizyonlardaki eğlence programlarını, saatlerce konuşup birbirini çekiştiren "oturma odası aileleri"ni görüyoruz. Günümüz Türkiye'sinde eğlence programlarının, uygulamalarının insanları avlayıp saatlerce kendileri ile ilgilenmesini sağlamaları bir yana; Fahrenheit 451'de oturma odası aileleri sayesinde varlığını anladığımız görüntülü konuşmanın, daha da genellersek, fiziksel olarak yanımızda olmayan insanlarla vakit geçirebileceğimiz sanal alanların günümüz Türkiye'sinde kapladığı alan o kadar çok ki yanımızda olan insandan daha çok yanımızda olmayan, ancak telefonda olan insana vakit ayırıyoruz. Fahrenheit 451'de üniversitelerin de hali yaman. Hepsi kapatılıyor, akademisyenler işsiz kalıyor. Hatta öyle ki bazı entelektüeller berduş olarak trenlerde, orada, burada yaşamaya çalışıp bir de önemli kitapları ezberleyerek, kitapların yeniden basılabileceği döneme kadar aktarıcılık görevi üstlenerek, bireysel ölçüde yapabileceklerini yapıp sorumluluklarını yerine getirerek bir parça kitapları okumaya çalışıyorlar. ¶¶Hepimizin fotoğrafik hafızası vardır, fakat bütün bir ömrü, gerçekten orada olan şeylerin nasıl önünü tıkayacağımızı öğrenmeye harcarız. Burada aramızda olan Simmons bu konu üstünde yirmi yıldır çalışıyor ve artık bir kere okuduğumuz bir şeyi yeniden hatırlayabilmek için bir yöntemimiz var. Montag bir gün Platon’un Devlet’ini okumak ister misin?” “Elbette!” “Ben Platon’un Devlet’iyim. Marcus Aurelius’u okumak ister misin? Bay Simmons, Marcus’tur.” “Nasılsınız?” dedi Bay Simmons. “Merhaba,” dedi Montag. “Şu günahkar politik kitap Gulliver’ın Gezileri’nin yazarı Jonathan Swift ile tanışmanı istiyorum! Şu diğer arkadaş da Charles Darwin ve şu da Schopenhauer ve şu Einstein ve burada, dirseğimin dibinde olan da Bay Albert Schweitzer, oldukça da iyi yürekli bir filozoftur. İşte hepimiz buradayız, Montag. Aristophanes, Mahatma Gandi, Gautama Buddha, Konfüçyüs, Thomas Love Peacock, Thomas Jefferson ve Bay Lincoln. İstediğini seç. Bizler ayrıca Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’yız.” Herkes sessizce güldü. “Olamaz,” dedi Montag. “Ama öyle,” diye Granger gülümseyerek yanıtladı. “Biz de kitap yaktık. Kitapları okuruz, sonra, bulunmalarından korkarak, yakarız. Mikro filme çekmek işe yaramıyor, çünkü durmadan seyahat ediyoruz; filmleri gömüp sonra dönmek istemiyoruz. Her zaman bulunmaları olasılığı var. En iyisi onları, kimsenin şüphelenip bulamayacağı yaşlı kafalarda saklamak. ¶¶ Günümüz Türkiye'sinde çok şükür bu yok; ancak akademilerden çıkan öğrenciler ne kadar nitelikli, verilen eğitimin kalitesi ne düzeyde; sorgulanabilir... Kaçımız sevdiğimiz bir kitabın sayfa sayısı söylendiğinde onu ezberden söyleyebilir ki, kaçımız bunun kitap aşkı ile bir mecburi görev olarak adledebilir ki kendisine... Ütopik değil mi?! Olası bir şey olarak düşünürsek bir daha o kitaplara dokunup puntolara göz atamadığınızı düşünün. Dehşete kapılıyorsunuz değil mi?! Ele aldığımız konular bağlamında baktığımızda; gelecek, bir korku ütopyası vadediyor... Kitapları okumalıyız, onların hepsininin hafızamızda yer tutmasına olanak sağlayamasak da ; anlattığımız daha doğrusu anlatabildiğimiz ölçüde karşı tarafa aktarabilmeliyiz... "Söz daha ağızdan çıkarken yokluğa karıştığı için, zihnin dışında başka bir yere geri dönülemez." (alıntı) Kitap okuma yasağı yazı yasağının yanısıra başka bir yasağa daha işaret eder: Konuşmak da yasaktır. Okumanın “bir tür konuşma yöntemi” olduğunu bildiğimiz için bu yasağa çok da şaşırmamak gerekir. Üstelik konuşmanın düşündürmesi an meselesidir. Bradbury’nin romanında insanların oturup konuşacakları bir yerin -verandanın- yokluğu bu yasak yüzündendir... Bazen yazarlar henüz var olmayan bir dünya üstüne yazar. Tam anlamıyla şu an o andayım, bunu yapmalarının pek çok sebebi vardır; geriye değil ileriye bakmak iyidir. İnsanlığın seçmesini umdukları veya seçmesinden korktukları bir yolu aydınlatma ihtiyacı duyarlar. Geleceğin dünyasının günümüz dünyasından daha büyüleyici veya ilginç olduğunu düşünürler. Bizi uyarmaya ihtiyaçları vardır. Cesaretlendirmeye. Hayal etmeye. Yarından sonraki gün ve ondan sonraki tüm yarınlar üstüne yazmanın sebepleri, yazan insanlar kadar çok ve çeşitlidir. Kitaplar bazen bize uyari nitelikleri taşıyarak gelir; sahip olduğumuz şeylerin değerli olduğunu ve değer verdiğimiz şeylerin bazen kıymetini bilmediğimizi hatırlatır.... Okur kalın...
Fahrenheit 451
8.1/10 · 68,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
208 syf.
·
3/10 puan
Ray Bradbury ile Kurgu Nasıl Yazılır ?
Evet arkadaşlar bu incelememde sizin ile Ray Bradbury'nin bana öğretmiş olduğu gizli bilgileri, onun ölümünün ardından, onun tarafından öldürülme tehlikesinin geçmesinin ardından paylaşacağım ve farklı türde örnekler vererek de bunu nasıl kullanabileceğinizi,aynı üstadımın bana öğretmiş olduğu gibi öğreteceğim. Arkadaşlar şimdi kuralımızı söylüyorum,aman ha aman zekice bir konu bulmaya çalışmıyorsunuz,kitabınızın içine hemen yüksek doz hükümet eleştirisi sokuyorsunuz ki konuşmaktan başka bir şey yapmayan koyun sürüsü sizin kitaplarınıza bayılsınlar. Meselaaa,meselaaaa İtfaiyeciler ne yapar arkadaşlar? Gerçi unutmuşum, siz buna bile cevap veremeyecek kadar dev beyinlere sahiptiniz. Ben söyleyeyim hemen sizin için,İtfaiyeciler yangın söndürme işiyle görevlidirler arkadaşlar. Şimdi siz buradan da ne söylemek istediğimi anlamadınız ama neyse devam edelim. İtfaiyeciler yangını söndürüyorsa arkadaşlar,biz öyle zekice bir fikirle karşılarına çıkalım ki millet şaşırıp kalsın bu konu nasıl aklınıza geldi diye. ARKADAŞLAR İTFAİYECİLER YANGIN ÇIKARSIN ! ! ! O M G , R A Y Y O U A R E A G E N İ U S. Ya arkadaş ben nasıl bu kadar zekiyim,her defasında kendimi şaşırtıyorum,bakın şimdi hemen size başka kitap konuları da bulacağım. Dünyada erkekler egemen ve kadınlar eziliyor,o halde ben öyle zekice bir dünya yaratayım ki kadınlar egemen ve erkekler eziliyor olsun adını da
Kadınlar Ülkesi
koyayım. Yetmedi mi bu kadar şov ? Şimdi daha zekice bir şey ortaya koyayım o halde; İnsanlar maymunlardan evrimleşmiştir, öyleyse maymunlar insanlardan evrimleşmiş olsun,adını da
Maymunlar Gezegeni
koyayım. O M G , P O L Y U A R E A F İ C T İ O N G O D. Şimdi size aynı yöntem ile birkaç tane de espri yapacağım; -Poly kitap okumayı sever misin? -Yok,SEVMEM ! AHJAKEJHAHAHAAHHAHHAAHHA. -Anlamadım Poly,nesi komik bunun? -Hani severim aslında PUHAHAHHAHAHAHA gülmeden duramıyorum kusura bakma,hani severim aslında ya işte PUHAAHHAHAAHAHAHA sevmem dedim ,yani anladın mı ? PUHAHAAAHAHAHHAAHAHA Ya da size bir espri daha yapayım : -Poly, Fahrenheit 451 kitabına inceleme mi yapıyorsun? -Hayır,YAPMIYORUM PUAJKEWGLKQEQWMÖNMHAHHAAAHAHAHGA. Arkadaşlar siz bu esprileri komik mi buluyorsunuz? Buluyor iseniz bu kitabı da güzel bulmanızı anlayışla karşılarım ancak bu esprileri komik bulmuyorsanız nasıl oluyor da bu kitabı güzel buluyorsunuz? Bu kitabı okurken yüzüme çay fırlatılıyormuş gibi hissettim,yazar zekam ile o kadar kolayca dalga geçiyor ve bunu yaparken dalga geçmediğinden o kadar emindi ki midem bulandı cidden. Bu kitaba bayılan herkesin,kitapta ''Kitapların Yakılması'' üzerinden müthiş bir hükümet eleştirisi yapıldığını düşündüklerinden eminim. Arkadaşlar yüzünüze çay fırlatılıyor diyorum,neyini anlamıyorsunuz acaba? Adım gibi eminim ki bu kitabı seven herkes Gaz Lambası partisinden fanatikçe nefret ediyor. Peki nasıl oluyor da,böylesi bir kafa yapısında olup,bu kitabı sevebiliyorsunuz ? Ciddi ciddi soruyorum,sizin ''Biz Burda Kürtaj Yapiyeah.'' diyen dayıdan farkınız ne? Hani diyorsunuz ya Türkiye'yi yaşlılar bitirdi. E sen de Ray Bradbury tarafından yüzüne çay atılmasına izin veriyorsun? Biliyorum bu incelememin ''Topluluk Kurallarına Aykırı'' olması gerekçesi ile kaldırılma olasılığı aşırı yüksek ancak insanların biraz olsun aynayı kendilerine çevirmesi ve sevdikleri şeyi neden sevdiklerini anlamaya çalışmasını istiyorum. Çünkü şu anda gençlik arasında görülmekte olan sahte aydınlanma,eski olanlara karşı düşmanlıktan ve melankolik olan her şeyi beğenmekten ibaret. Eminim ki o kürtaj yapan dayı,sizden daha az kitle kölesidir ve daha özgün düşüncelidir. Çünkü ben incelemelerinizi okuduğum zaman yalnızca daha doğamadan kürtaj ile öldürülmüş düşünceler görüyorum. :)
Fahrenheit 451
8.1/10 · 68,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
208 syf.
·
4 günde
·
4/10 puan
Öncelikli olarak şunu ifade etmem gerekir ki; kitap, sosyal mecralarda abartıldığı kadar alıp götürmedi beni.. Distopik bir eser olmasına rağmen bende hiçbir etki oluşturmadı...Çünkü ben bir kitabı okurken sayfalar arasında canlandırma yapıp kendimce bir sahne kuruyorum. Bu eserde böyle bir sahneyi göz önüne dahî getiremedim. Kurgu güzel ama yazarın sürekleyici bir üslûbu olmadığı kanısındayım. Bu kadar güzel kurgu, hitabet ve sürükleyici bir dilin olmamasının kurbanı olmuş diyebilirim. Eserin baş kahramanı Montag isimli bir itfaiyeci. Burada tuhaf olan durum şu ki bizim bildiğimiz itfaiyeciler yangın söndürmek ile görevlendirilmiş kişilerdir. Ama en başında belirttiğim gibi distopik bir eser olmasından ötürü burada ki itfaiyecilerin görevi, bilinenin tam aksine yangın çıkarmak...Özellikle de kitapları yakmak için... Kitaba isim verme serüveni ise oldukça manîdar... Yazar "itfaiyeci" olsun diye düşünüyor ama sonra beğenmiyor kendi kendisine "kitaplar kaç derecede tutuşup yanar?" diye soruyor. Birkaç yere telefon ediyor ama aradığı sorunun cevabını bulamıyor. En sonunda itfaiye teşkilatını arayarak "kitap kağıdının kaç derecede tutuşup yandığını" soruyor cevap ise "451 Fahrenheit" oluyor. Yazar ise tersine çevirip Fahrenheit 451 ismini veriyor... (niyedir bilmiyorum böyle değişik isim verme serüvenleri benim hoşuma gidiyor o sebeple incelemenin sonunda belirtmek istedim)
Fahrenheit 451
8.1/10 · 68,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
208 syf.
·
9 günde
·
Puan vermedi
İtfaiyecilerin yangını söndürmek yerine yangın çıkardığı, kitapları yaktığı, mekanik tazıların  tasarlanıp sözde güvenlik için kullanıldığı, böcek denilen iki tekerlekli ve oldukça hızlı arabaların zevk uğruna insanları öldürme aracı yapıldığı, ölenlere bir mezar taşı ve yazısının bile layık görülmediği bir dönem... Kitaplar faydasız ve kafa karıştırıcı nesneler olarak görülüyor ve ele geçirildiği anda yakılıyor. İnsanların beynini boş yere meşgul eden (!) kitapların, edebî eserlerin yalnızca birer cümlelik özetlerini okumak kafi, aksi takdirde insanların aklı boş yere çalışacak, yorulacak ve insanlar huzursuz olacak. Bundan birkaç yüzyıl önce yaşayan insanlara günümüz teknolojisinden bahsedilse eminim hepsini saçma birer hayal olarak göreceklerdi ama insanoğlu hayal ettiği ne varsa icat etti ve hayal etmeye de devam ediyor. Fahrenheit 451 romanını okurken içinize dolan huzursuzluğun ve korkunun sebebi de bu. Günümüzde de böyle değil mi? Okumuyoruz, okumaya vakit ayıramayacak kadar meşgulüz. Hatta kitap okumayı oldukça boş bir eylem olarak değerlendirenlerimiz var. Bir kitabın bize kattıklarını; hayal dünyamızı nasıl geliştirdiğini, kelime hazinemizi nasıl zenginleştirdiğini, kendimizi yazılı ve sözlü olarak ifade etmemizde ne denli faydalarının olduğunu unutup kitap özetlerine sarılıyoruz ya da kitaplardan uyarlanan filmleri izleyerek o kitap hakkında bilgi sahibi olduğumuzu düşünüyoruz. Bir önceki yüzyılda yazılan bu spekülatif kurgu romanı, aslında günümüzü işaret etmiyor mu? "Düşünmesini istemediğimiz hiçbir şeyi düşünmüyor." denilerek tasarlanan robotlar, (sayfa 47) "çocukların birbirini öldürmediği ve sorumluluğa inandıkları" (sayfa 50) dönemin artık geride kalması, hiçbir şeyden bahsetmeyen, sadece araba veya giysi markası sayan insanlar, (sf.51) resmî sansürcü, yargıç ve infazcılar, (sf. 80) televizyonların evimizin baş köşesinde olması ve tüm vaktimizi ona harcamamız; çocukların "giysi yıkamak ve çamaşırları tıkıştırıp kapağını kapatmak gibi" tv karşısına atılması, (sayfa 119) attığımız her adımın, hakkımızdaki tüm bilgilerin kaydedilmesi gibi günümüzden örnek gösterilebilecek onlarca cümle ve eylem... Ve tüm bunları; insanların içlerinin nasıl bu kadar ve kim tarafından boşaltıldığını merak eden, ateşin almasının yanında verebileceğini de hiç keşfetmeyen, onlar eğlenirken ve zenginken dünyanın açlıktan ve fakirlikten kırılmasını sorgulayan Montag'ın hikayesi... Montag'ın kitaplarla olan bağı ve kitaplara olan ilgisi, özellikle kitabın son bölümlerinde bana "Tanrı'nın Kitabı" filmini anımsattı. Filmi izleyenler aynı bağı kurmuşlardır belki. Kitabı okumayan arkadaşlara kitabın sonunu söylemiş olmayayım diye film hakkında yorum yazmak istemedim ama filmi de izlemenizi tavsiye ederim. Velhasıl; aslında kitabın ön ve son sözleri o kadar başarılı ki ne söylesek az gelecek ve yetersiz kalacak. Son bölümden ve aslında kitabı da özetleyen bir cümle ile bitirmek istiyorum incelememi: BRADBURY, EKRAN (SİNEMA, TV, BİLGİSAYAR) ÇAĞININ OKUMAYI SONA ERDİREBİLECEĞİNİ ELLİ YIL ÖNCEDEN GÖRECEK KADAR ÖNGÖRÜ SAHİBİYDİ...
Fahrenheit 451
8.1/10 · 68,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
356
3.557 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.