Giriş Yap

Reha Avkıran

Yazar
9.3
19 Kişi
Unvan
Yazar
Doğum
1962
Yaşamı
Reha Avkıran 1962 doğumludur. GIRGIR dergisinde mizah öyküleri yazdı. Yine aynı dergide karikatürleri yayınlandı. Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olan yazar, bir kamu kuruluşunda 25 yıl çalıştıktan sonra kendi deyimiyle özgürlüğüne kavuştu.

İncelemeler

Tümünü Gör
298 syf.
·
6 günde
·
Puan vermedi
Bir kaç yıl önce çıkan Kanlakarışık'tan sonra bu kitap da bir antoloji olarak bir çok polisiye öyküyü bir araya getiriyor. Güzel de yapıyor. İlk kitaba kıyasla Kanlakarışık daha nitelikli, iyi öykülerden oluşuyor. Türk polisiyeleri ya da Türkiye polisiyesinin yazarlarının giderek kalemine daha çok güvenmesi, anlatım biçimlerinde nitelik çıtasının yukarı çıktığını görmek de iyi. Çünkü çok kötü örnekler okudum, okumaya çalıştım. Daha doğru dürüst cümle kuramayan, ya da anlatamayan insanların yazar olarak kitap çıkardığını görebiliyoruz. Yazar olmak kolay bir şeye dönüştü elbette, her şeyin bayağılaştığı yerde kalem de basitleşti, bundan geçinen, bunun keyfini süren insanlar da var...Polisiyemiz de bu anlamda payına düşeni bol kepçe almış... Ancak Karmakarışık, ilk kitaba kıyasla daha iyi, daha nitelikli anlatımların ve kurguların bulunduğu bir kitap. Bu toplama kitaptaki öyküler beni okuyun diyor. Kitap Reha Avkıran'ın kısa ve etkileyici öyküsüyle başlıyor. Suat Duman zaten diyecek bir şey yok, öyküsü çok çok iyiydi. Ekin Açıkgöz'ün Genç Merter'in Acıları öyküsü de Goethe göndermeleriyle göze batan iyi anlatılmış bir öykü. Bunun gibi bir çok öykü sayabiliriz: Armağan Tunaboylu'nun öyküsü "Bir Kadın Kaçırıldı" mesela dikkat çekici, iyi yazılmış bir öykü. Ayrıca Jake W. Stephenson'ın "Hiç Bir Şey Göründüğü Gibi Değildir" adlı öyküsü de çok iyi. Arada bu kaliteli çizgiyi sürdüren veya onun bir kademe altından devam eden ama kötü olmayan öyküler de var. Kitabın kapanışını ise Doruk Ateş yapıyor. Doruk Ateş'in öyküsünü çok merak ediyordum, çünkü ilk kitaptaki öyküsünü pek sevememiştim. Evde iki romanı da okunmayı bekliyor, ciddiye alıyorum bir şekilde bu yazarı. Bu sebeple Kanlakarışık nasıl bitiyor, Doruk Ateş nasıl yazdı acaba diye düşünüyordum. Yazarın öyküsü iyiydi, anlatımı çok iyiydi, hikâyenin sarktığı, zorlama hissi veya olmamış hissi veren hiç bir şey yoktu. Ancak başka bir durum var ve bu durum yazarın lehine mi aleyhine mi bilmiyorum. Öyküdeki "ibne" meselesi çok ilginç. Burada eşcinsel bir adam öldürülüyor, yanında eşcinsel eşi var. Polis de cinayeti çözmeye çalışıyor. Anlatıcımız ve olay mahalline gelen polislerin eşcinsel adamlarla ilgili yaptığı espriler, ya da araya yüksek sesle ya da iç sesleriyle kattıkları "ibne" yorumları öyküde ilginç bir gerginlik yaratıyor. Öldürülmüş birisinin katilini bulma çalışmasında bu kadar ibne kelimesinin geçmesi, ve bir şekilde ince ince bu insanların aşağılanması ve küçük görülmeleri bence ilginç bir atmosfer yaratıyor. Çünkü normalde bu adamlar eşcinsel olduklarından dolayı öldürülseler katillerinin mantık yürütmesi de farklı olmamış olurdu büyük olasılıkla. Yani cinayeti çözmeye çalışan polis de bir cinayetin sebebi olabilecek o hissi, aşağılama, küçük görme ve tiksinme hissini taşıyor. Böyle yaparak belki de polisin karakteri üzerinden işlenmemiş cinayetlere işaret etmiş oluyor.Yazar bunu bilerek mi yapıyor bilmiyorum, ama sonuç iyi. Çok iyi bir kapanış öyküsü. Kitabı öneririm.
Reklam
244 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Son zamanlarda okuduğum polisiyeler arasında en iyisiydi. Dozunda mizah, dozunda argo, sade bir üslup ve gereksiz ayrıntılardan uzak bir anlatım, tıkır tıkır işleyen bir kurgu, sahici karakterler, sürpriz sonlar… Yazarın çok emek verdiği, polis soruşturması ve adli tıp konusunda derinlemesine araştırmalar yaptığı belli. Çok keyif aldım. Umarım en kısa zamanda yeni kitabını da okuruz.
İnsanlık Hali
9.8/10 · 15 okunma
244 syf.
·
3 günde
·
Puan vermedi
Reha Avkıran'ın kitabı dört dörtlük. 2022 senesi artık türk polisiyesi okuma senesine döndü benim için. Kötü örneklerin yanı sıra iyi ve çok iyi örnekler okuyarak sürdürüyorum bu senenin okumalarını. Bir yandan da Sevil Atasoy'un suçla ilgili çeşitli olay ve vaka notlarının bulunduğu kitaplarından birisini okumaya devam ediyorum. Ancak kitaba günlerdir ara verdim; çünkü orada okuduklarım beni hakikaten çok rahatsız etti. Bugüne dek okuyup da en çok etkilendiğim polisiye kitap 1997'de okuduğum Amerikan Sapığı kitabı olmuştu. 80'li yıllarda cumhuriyet gazetesinde bu kitabın gerçek edebiyat olup olmadığına dair tartışmaların yapıldığını söyleyen haberler okuduğumu hatırlıyorum. Amerikan Sapığı cinayet anlatımlarında öylesine uç noktalara gidiyordu ki o güne dek öyle bir şey okumamıştım, bir çok insan gibi. Bir kaç yıl önce de Joyce Carol Oates'un Zombi adlı kitabına sadece 20-30 sayfa kadar dayanabildim. Bu kitap da Amerikan Sapığı gibi cinayetleri, öldürme anlarını hem vahşet hem de aşırı ayrıntıyla doldurup okuması ve hayal etmesi insanın zihnine pislik görüntüleri, imajları bırakacak bir kitaptı. Çöpe attığım ilk kitap bu oldu. Sevil Atasoy'un kitabında da bu iki kitaptakine benzer uç ve vahşet, gaddarlık dolu cinayet örnekleri var. Günlerce çocuk bedenlerine tecavüz edip onları yiyen insanlardan söz edebilen bir kitap. Benzeri bir olayın Rize'de de 80'li yıllarda eğer yanlış hatırlamıyorsam 5 yaşında bir çocuğa bir hafta süren işkence ve tecavüzlerle yaşandığını bildiğimden, hatırladığımdan bende yarattığı şey hep çok negatif duygular oldu. Burası benim asla temas etmek istemediğim, uzanmak istemediğim bir nokta. bunları okumak ya da bilmek istemiyorum kesinlikle. Bu açıdan Reha Avkıran'ın İnsanlık Hâli adlı bu kitabı benim türk polisiyesini neden sevdiğimi gösteren çok iyi bir örnek aslında. Çünkü benim okuduğum türk polisiyesi örneklerinde katiller, suçlular bir "insanlık hâli"nden muzdaripler, ya da onlar bu hâlin çelmesiyle tepe takla düşmüş insanlar. Burada kader elinde kaygan bir urganla kement atıyor gibi, ve hem şanssızlık bedbahtlık yüzünden hem de insanlık hâlimizle düşüp yuvarlandığımız ya da yaya kaldığımız insan olma gayretimizin aldığı ya da bizim ona vurduğumuz darbeleri anlatır gibi türk polisiyesi örnekleri. Şu an için belki fazlasıyla iyimser ve rahat bir noktadan konuşuyorum. Okuduğum kitaplar arasında sadece Çağatay Yaşmut'un bir kaç öyküsünde daha ürkütücü bir yola sapan bir kalemin izlerini gördüm. Bunun dışında okuduğum bütün polisiye kitaplardaki ölüler, diriler, suçlular, maktuller hep işte bu "insanlık hâli"nin mağduru, hepsi aynı yerde toplaşıp gözünü göğe dikip de semavi bir çare bekler gibiler. Onlar öldürürken ve ölürken de bu "hâl"in içinde bir nevi kardeş gibiler. Çünkü onlar insanlar. Sevil Atasoy'un anlattığı vakalar ya da korkunç gaddarlıklarla suçlar işleyen, öldürüp katleden insanların öykülerinde bir şekilde bir yarış ve bir iddia görüyorum. İnsan olmayı bırakmış, veya insan olmalarına engel olunmuş bu canlıların öyküleri beni ürkütüyor ve onları anlamama, anlamaya gayret etmeme vesile olacak herhangi bir sebep göremiyorum. İşte Reha Avkıran'ın kitabı kitapla aynı adı taşıyan öyküsünde olmasa bile kitabın adında kendi okuduğum türk polisiyesi kitaplarında görebildiğimi düşündüğüm ve bende bir şekilde bir empati duygusu oluşturan bir yerden sürdürüyor öykülerini. Bu öyküler okunmayı, dikkate alınmayı hak ediyor. İşte bu sebeple mutlaka öneriyorum kitabı.
İnsanlık Hali
9.8/10 · 15 okunma
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42