Rukiye Düzçay

Rukiye Düzçay

Editör
8.9/10
5,4bin Kişi
·
16,8bin
Okunma
·
0
Beğeni
·
80
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
208 syf.
·1 günde·10/10 puan
Filistin meselesinden girip yahudi soykırımlarına araştırma yaparken toplama kamplarına bakıyordum. Ve karşıma Nazi Almanyasının en büyüğü olan 3 milyon
Polonyalı Yahudi'nin öldüğü Auschwitz geldi. (kitapta Out-With diye geçer Führer de Fury diye ) Derken okuduğum makalede tavsiye kitap olarak Çizgili Pijamalı Çocuk çıktı. Uzun zamandır okumalıyım derken bugün bir yerden bir kitap indirimi geldi hemen kullanayım dedim ve aldım. Şuan bu satırları yazarken gözlerim doldu desem inanmazsınız. Auschwitz toplama kampı insanoğlunun en ağır koşullara bile direnilebileceğini gösteren en büyük örnektir.

Oldum olası çocukların gözünden hikayeler etkilemiştir beni. Bu kitapta da toplama kampında Hitler'in askeri olan rütbeli bir komutanın küçük çocuğunun gözünden Yahudi soykırımının tahlileri var. Kamp ile evlerinin ayıran tel örgülerden karşıda oynayan çocukları gören Bruno (askerin oğlu) oraya gider ve Yahudi çocuk Schmuel ile tanışır. Bu ikili diyaloglarla kitap sürükleyici bir şekilde son bulur.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
208 syf.
·Puan vermedi
Okurken ırkçılığı derin anlamda hissettiğim bir eserdi. Dikenli tellerin yokuşlu yolların bile engel olamadığı iki masum çocuğun dostluğuna şahit olacaksınız. İnsanların insanlara yaptığı baskı, tavır ve zulümler iki masum çocuğun gözünden okuyucuya aktarılmış etkileyici bir kitap . Günümüzde de hala devam etmekte olan bu ırkçı tutum bu kitapta da olduğu gibi gerçekleri önümüze seriyor .Akıcı anlatımı ve kurgusuyla her yaştan insana hitap eden bu kitabı tavsiye ederim .
208 syf.
Yıl 1943. Cani Hitler ve Nazi canavarları Polonya' nın, Auschwitz toplama kampında. 15 Nisan 1934 doğumlu, 9 yaşındaki Schmuel' de bu kamptaki esirlerden sadece biri. Ne tesadüf ki yine 15 Nisan 1934 doğumlu, 9 yaşındaki Bruno' nun, Nazi güçlerinde asker olan babası da görevlendirmeyle bu kampa gönderileceklerden.


Babasının bu görevlendirilmesiyle Bruno evinden, arkadaşlarından apar topar koparılıp neden taşıdıklarını bilmiyordu ve bu durumdan hiç hoşnut değildi. Yeni taşındıkları bu yeri hiç sevmemiş, kendine bir arkadaş bulamamıştı. Sevimsiz, umutsuz vaka ablası Gretel ise hemen uyum sağlamış ve onun açısından burada yaşamakta bir sıkıntı yoktu. Macera kitapları, hikayeleri en büyük tutkusu olan kaşif ruhlu Bruno bu yalnızlığa ve can sıkıntısına daha fazla tahammül göstermeyip, çıkıp etrafı dolaşmaya başlamıştı. Bu keşif gezisi sonunda kendine yeni bir de arkadaş bulmuştu. Ama bu arkadaşlık oyunlar oynamadan, aralarında çitlerle, tel örgülerle sürdürülmek zorunda. Devam eden bu dostluk sonunda Bruno yardıma ihtiyacı olan arkadaşına bu iyiliği yapmak isterken asla olmaması gereken, çizgili pijamalarla tel örgünün diğer tarafında...


Büyükler bir şeylere karar verir ve bunun kimlere nasıl bir etkisi olup olmayacağını, nasıl sonuçlar doğuracağını düşünme lüzumu dahi görmezler. Bundan sonrası için herkes ektiğini biçer ya da ilahi adalet sözü dışında ne denir bilemiyorum.


Hikayedeki duygular o kadar gerçekçi anlatılmışki okurken ani duygu geçişleri yaşadım. Yeri geldi vurdumduymaz, bencil Gretel' in üzerine atlamak istedim. Sırf ırkından dolayı dışlanan, hor görülen, insan muamelesi yapılmayan o zavallılara içim acıyarak baktım. Bambaşka dünyalara sahip, tel örgüleri umursamayan Schmuel ve Bruno ' nun dostluğuna imrendim. Savaşın kirli yüzünün insanlara yaşattığı zavallığa üzüldüm, ağladım. Savaşa rağmen, kendilerine aşılanan ırkçı söylemlere rağmen, kaybedilmemiş insanlık ve çocuk masumiyetleriyle içim huzur doldu...


Sırf kendinden olmadığı için, milyonlarca insanı yok etmek, dünyadan silmek tek kelimeyle vahşet, canilik. Renginden, ırkından, inançlarından dolayı başlatılıp yıllarca süren ego ve güç savaşlarıyla, kıyımlarla bir coğrafyayı bundan etkilemek, çocukların çocukluklarını ellerinden çalmak insanlık suçu, trajedisi. Bunu yapan her canavar layık olduğunu bulmalı. Schmuel ve Bruno, Hitler tarafından çocukluğu savaşlarla heba edilen binlerce çocuğun yansıması. Bu çocuklara bunları yaşatan Hitler ' in intihar ederek gebermiş olması sanırım onun cezası, yakasını bırakmayan katlettiği insanların, çocukların elleri...


Kitabı bitirdikten sonra hemen açıp filmini izledim. Dün tüm günümü neredeyse Çizgili Pijamalı Çocuk ' a ayırdım diyebilirim. Hâlâ etkisinden çıkabilmiş değilim ve bunca sayıp sövmeme rağmen hâlâ o kadar doluyum ki... Çocuk kitabı diye kategorilendirilmiş ama ben asla bir çocuğa bu Nazi vahşetinin okutulmasını tavsiye etmiyorum. Evet dili akıcı ve yalın, toplama kampında yapılan işkenceler açıkça anlatılmıyor. Ama kitabın konusu, verdiği mesaj bir çocuğun anlayacağı anlasa da kaldırabileceği türden değil. Bunun gibi onlarca kitap okuyup, film izlememe rağmen beni bile böyle altüst eden bir kitabı asla çocuğuma okutmam...
208 syf.
·Puan vermedi
Güç savaşının, insanı insanlıktan nasıl çıkardığına şahit olduğumuz bu hikayede, mülteci kampında yaşayan Yahudilere neler yapılıyor? Çizgili Pijamalı Çocuk; ırkçılığı konu alan, çocuklar için tehlikeli, yetişkinler için ise oldukça etkileyici bir roman.

John Boyne, II.Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası'nın yapmış olduğu Yahudi Soykırımı'nı Nazillerin gözünden ele almıştır. Nazi Almanyası'nın iç yüzü; Alman generalin dokuz yaşındaki oğlu Bruno ve dokuz yaşındaki Yahudi Shmuel'un dostluğu ile açığa çıkar. Shmuel mülteci kampında, Bruno ise mülteci kampından tel örgü ile ayrılan tarafta yaşamaktadır. Aralarındaki tel örgüye rağmen dostlukları sürer ve bir gün Bruno dostu Shmuel için bir iyilik yapmak ister. Ancak bunun için tel örgünün öbür tarafına yani mülteci kampına geçmesi gerekir. Çizgili pijamalarını giyerek Yahudilerin arasına giren Alman generalin oğlu Bruno'yu bekleyen nedir ?

"Doğru kostümü giyersen; kendini, rolünü yaptığın kişi gibi hissedersin."

Ayrıca !
-Genetik açıdan hiçbir değeri olmayan, tarihe geçmiş olaylarla şartlandırılmış algılarımızın ürünü ve sosyal bir kurgu saydığım ırk kavramı.. Biyolojik olarak, aynı lokuslar da bulunan ve fenotipik özelliklerimizi belirleyen alleller, farklı kodlardan meydana gelir. Bizi birbirimizden farklı kılan kodlarımızın farklı dizilimidir. Bu farklılığın da bariz nedeni evrim (evrim bir değişimdir, dönüşüm değildir). Homo Sapiens'i (insan türü) diğer canlılardan ayıran genotipik ve fenotipik farklılıklar, nasıl olurda kendi aramızda ırksal ayrıma neden olabiliyor? Din, dil ve kültürel farklılıklar ırksal olarak kategorilere ayrılmamızın nedenleri sayılamazlar. Çünkü ırk diye bir şey yoktur, millet vardır!
208 syf.
·3 günde·Puan vermedi
"Tam olarak fark neydi? Hangi insanların çizgili pijama, hangilerinin üniforma giyeceğine kim karar vermişti?"

Savaş, hırs, nefret, ırkçılık gibi birçok kavram çocukların sözlüğüne ait değildi, olmamalıydı da. İnsanlar arasında ayrım yapamazlardı onlar. Daha öğretilmemişti ki onlara. Eğer tanışmaması gereken iki çocuk karşılaşırsa birbirlerine gülümserler ve  merhaba derlerdi. Tıpkı Bruno ve Shmuel gibi..

Bruno yaşından küçük gösteren dokuz yaşında bir çocuktu. Çoğu zaman dürüsttü-buna önem verirdi- ve zor olsa da kurallara uymaya çalışırdı.
Sıkı kuralların olduğu bir evde yaşıyordu.
Genelde çocukların ihlal edemediği ama yetişkinlerin ihlal edebildiği kuralların var olduğu bir evdi. Sürekli bu kuralları hatırlatan bir anneye, önemli bir işi olan babaya ve kendisinden üç yaş büyük, başa bela bir ablaya sahipti. Ailesi, en iyi arkadaşları, evi ve okulundan oluşan bir dünyası vardı. Gerçek dünyadan soyutlanmış çocuksu bir dünya..
Bruno farkında değildi ama çok yakında evlerini değiştirmeleriyle o çocuksu dünyasında sarsıntılar olacaktı. Bildiklerini sorgulayacak, bilmediklerini öğrenecekti.. Yetişkinlerin söylediklerine şüpheyle bakacak ve birileri tarafından belirlenmiş, geçilmemesi gerektiği söylenen birtakım sınırların var olduğunu öğrenecekti.
Bruno babasının ne iş yaptığını tam bilemiyordu ama önemli olmalıydı. Çünkü evlerine hep babasına saygı gösteren, önemli kişiler geliyordu. Biraz da korkutucu bir insandı babası. Bruno ona karşı korkuyla karışık hayranlık besliyordu. Diğer herkes gibi. Bu yüzden babasına çok önemli bir görev verildiğinde ve bu nedenle de evlerinden taşınmak zorunda olmalarına kimse sesini çıkaramamıştı.
Yeni evlerine gittiğinde Bruno şaşkındı. İlk izlenimi eski eviyle alakası olmayan, izole bir yerde yalnız duran bir ev olduğuydu sadece. Etrafta ne başka bir eve ne de insana dair bir iz vardı sanki. Bruno bu soğuk evi hiçbir zaman ev olarak kabul edemeyeceğine emindi.
Daha sonra ise çevrelerinin çok da ıssız olmadığını, onlara çok yakın yerde bir sürü insanın kaldığını fark etti.
Evlerinin ilerisinde çok yüksek bir tel örgü ve dikenli direkler vardı. Telin arkasında ise barakalar, binalar vardı ve tek tip giyinen insanlar bu tellerin arkasında yaşıyordu. Çocuk, genç, yetişkin ve yaşlı. Hepsinde de aynı tuhaf kıyafetler. Çizgili pijama ve gri çizgili takke... Bruno anlam verememişti ve babasına bu insanları sormuştu. Biliyordu onlar her zaman alışık olduğu askerler değildi. Ancak babasının cevabı soru işaretini gidermek yerine yeni sorular doğurmuştu.
" O insanlar... Şey onlar insan değil Bruno." Bruno ne düşüneceğini bilememişti. Ne düşünülürdü ki? Et ve kemikten oluşan, düşünebilen varlıkların hepsine insan denilmez miydi?
Bruno'nun eski evine özlemi hiç dinmiyordu. Bu ev çok kötüydü, arkadaşı yoktu ve her şey aynıydı. Evin monotonluğundan çok sıkıldığı bir gün eski alışkanlığını canlandırmanın vakti geldiğini düşündü Bruno. Şimdi keşif zamanıydı.
Ev sıkıcıydı ama dışarıdaki yüksek teller ilgi çekici görünüyordu..
Keşife çıkılmıştı ama işler pek yolunda değildi sanki. Pes etmek üzereyken tellerin arkasında bir nokta gördü ve tele yaklaştıkça bu nokta bir çocuğa dönüştü. Evet, Bruno sonunda bir keşif gerçekleştirmişti.
Bir çocuğu, Polonyalı Shmuel'i bulmuştu..

Kitabın sonlarına doğru üzüldüğümü hissederken, sonunda tam anlamıyla kalbim kırıldı ve içim acıdı. Öyle bir sonu kabul etmek istemedim, farklı bir son istedim. Ancak olmuş ve hala olmakta olan şeyleri inkar etmenin kime, ne faydası var? Çizgili Pijamalı Çocuk bir kurguydu ama kurgu olmayan daha nice örnekleri var.
Savaşın yarattığı yıkımı çocuk gözüyle görmek daha bir acı. Onların masum dünyalarına hiç yakışmıyor. Kitapta karşı 'taraflarda' yer alan çocukların farklılıkları da yürek burkuyor. Aynı gün, aynı tarihte doğan iki çocuğun bu kadar farklı hayatı olmasının haksızlığını sindiremiyorsunuz. Kimin çocukları sınırlarla, sözlerle ve sembollerle ayrıştırmaya hakkı var?
İki çocuktan biri olması gerektiği gibi çocuksu düşüncelere sahipken biri erkenden olgun olmaya itilmişti. Biri evindeki günlük sorunlardan, ablasının baş belası olduğundan bahsediyordu. Diğeri evlerinden nasıl çıkarıldıklarını, birilerinin emri altında yaşamanın zorluklarını anlatıyordu.
Neden çocukların konuşmalarının içerikleri o kadar farklıydı? Çocuktu onlar. Aynı çocuk dilini konuşmaları gerekmez miydi?
Hangi kalbin, hangi adaletin eseri olabilirdi bu farklılık?
Çocukların hepsi gülmeli, oynamalı. Bütün çocukların ailesi onların yanında olabilmeli. Her şeyden önce çocukların yaşama hakkı olmalı. Hiçbiri savaş, açlık, şiddet gibi şeyleri bilmemeli, deneyimlememeli.
Umarım bir gün bu ifade edilenlerin ütopik bir düşünce olmaktan çıktığını ve gerçekleştiğini görebiliriz..
208 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Spoiler içerebilir!

Livaneli'nin Serenad kitabında yer alan Nadia Yahudiydi. Yine Livaneli'nin Huzursuzluk kitabındaki Meleknaz bir Ezidi kızıydı. Bülbülü öldürmek kitabında yer alan Tom Robinson siyahi bir insandı ve son olarak Çizgili Pijamalı Çocuk kitabında yer alan Shmuel yine bir Yahudi çocuktu. Farklı kitaplarda yer alıp her biri yüreğimize dokunmayı başarabilen bu karakterlerin hepsinin ortak bir özellikleri vardı: ya sevdiklerinden ayrı düştüler, ya da öldüler... Peki bu insanların suçları neydi? Sadece ve sadece onlara zulmedenlerden farklı bir ırka mensup olmalarıydı...

Henüz çok uzak değil şunun şurasında 70-80 yıl önce medeni! olarak nitelendirilen Avrupa'nın göbeğinde yer alan Auschwitz toplama kampı bir diğer adıyla ölüm! kampında yaşanılanlarla birlikte yazar bize o döneme ait etkileyici ve hüzünlü bir hikaye sunmuş. Babası Hitler'in Almanya'sında komutan olan Bruno, babasının görevi nedeniyle ailesiyle birlikte Auschwitz'e yerleşiyor. Yalnız kalan ve hiç arkadaşı olmayan 9 yaşındaki Bruno, yeni şeyler keşfetmek ve yalnızlığına bir nebze çözüm bulma umuduyla evinden çıkıyor ve evinin karşısında yer alan tel örgüler doğrultusunda yürümeye başlıyor. Bu yürüyüşün bir noktasında tel örgülerin diğer tarafında kendisi gibi 9 yaşında olan
Shmuel ile karşılaşıyor ve arkadaş oluyorlar. İlerleyen günlerde Bruno hergün ailesinden gizli bir şekilde aynı yere arkadaşıyla buluşmaya gidiyor. Birbirlerini çok seven, sürekli sohbet eden ve tel örgülerin ayırdığı bu çocuklar birlikte oyun oynayabilmek ve daha çok birlikte vakit geçirmek istiyorlar. Birgün Bruno arkadaşının giyindiği çizgili pijamalardan giyinip, arkadaşının da yardımıyla asla girmemesi gereken tel örgülerin çevirdiği alana giriyor... bundan sonrasını kitaptan okumak daha iyi olacaktır.
Kitabın o kadar çocuksu nitelikte masum ve tatlı bir dili var ki her yaştan insan rahatlıkla okuyabilir. Tabiri caizse afilli ve edebi cümlelerden uzak gayet sade ve insanın duygularına hitap eden, yer yer gülümseten, yer yer hüzünlendiren ve sonuylada belki de bir çok okuru ağlatan nitelikte bir kitap.

Severek okuduğum bu kitabı herkese tavsiye ediyor ve incelememe Malcom X'in şu sözleriyle son veriyorum:
"Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır."

Sevgiyle kalın...
208 syf.
·1 günde·9/10 puan
Irkların, dikenli tellerin ayıramadığı güzel bir dostluk... İnsanların insanlara yaptığı zulmü, çocuklar üzerinden anlatan etkileyici bir kitap...
Çocuklar üzerinden anlatılan her kitapta olduğu gibi bu kitap da insanı duygulandırıyor. Her olayı çocuk açısından görmemizi sağlayan güzel ve sade bir dili var. Okurken ırkçılığa lanet edeceğiniz güzel mesajlar içeriyor. Kitap aynı zamanda filme de uyarlanmış. Sonunda ağlama garantisi veriyorlar, bi bakın derim.
O zaman tek cümleyle kitabı özetleyelim;
IRKÇILIĞIN HER TÜRLÜSÜNE HAYIR!
198 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yetişkinlerin çıkardığı kirli bir savaş,
Engelleyebilir mi oyunlarını temiz yürekli çocukların?
Çekilen çitler ayırabilir mi dostlarından onları?
Ya siz “büyükler”? Hiç savaş ortasında gülebilir misiniz?
Oysa çocuklar ne de güzel gülerler silahlara inat savaş alanlarında oynadıkları oyunlarda…
diye yazmış Hatice Yurtseven Yılmaz...
SAVAŞ; yazılması beş harf
Yaşanması aylar belki de yıllar
Etkisi ise ömür boyu...
198 syf.
·1 günde·Puan vermedi
1943-45-ci illərin hadisələrini adi insanların həyat tərzi ilə kiçik bir detallarla oxucuya çatdıran təsirli bir əsərdir. O hadisələr ki Hitler yəhudilərə qan uddururdu... Əsərin ilk baş qəhrəmanı Bruno varlı ailənin uşağıdır. İkinci obraz isə onunla eyni yaşda olan Shmueldir. Əsəri süjet baxımından 2 yerə bölmək olar. Birinci hissə Brunonun ailəsinin Berlindən yeni evlərinə köçməsinə qədər olan hissə, ikinci hissə isə onun Shmuel ilə tanışdığı epizoddan başlayır. Bruno da, Shmuel də iki ayrı dünyanın uşaqları olmasına baxmayaraq bir-birinə dost kimi bağlanan uşaqlardır. Bruno ailəsindən gizli şəkildə Shmuel ilə görüşürdü, çünki Shmuel yəhudi idi. Uşaq qəlbi böyüklərin kibrli əmməllərini mənimsəmədiyi müddətcə çox safdır. Brunonun ailəsi varlıdır, amma atanın işi çox olduğundan övladlarına vaxt ayırmır, evdə rəsmiyyət hökm sürür. Uşaqların istəyini, düşüncələrini nəzərə alan yoxdu. Hətta yazıçı arada olan soyuqluğu göstərmək üçün bir çox dialoqlarda "babası dedi" əvəzinə "baba dedi" və ya "babam gəldi" yerinə "baba gəldi" kimi ifadələr işlədib. Təbii ki əsərin əsas obrazı olan Bruno da ailədə uşaqların istəklərinə məhəl qoyulmamasına, atalar yalnış bir şey etsə də, ata olduğu üçün doğru kimi qəbul edilməsindən elə də məmnun deyil. Romanın çatışmazlıqları da var. Birinci çatışmazlıq yazıçının hadisələri canlandırmaqda uğurlu olmadığıdır. Bəzən yazıçı sanki əsəri danışıb keçir, bəzən də canlandırmağa səy göstərir. İkinci çatışmazlıq isə əsəri neyrolingvistik baxımından təhlil edəndə ortaya çıxır. Neyrolingvistika odur ki, bir əsərdə yazıçı uşaq obrazı canlandırıbsa, uşaq nitqinə şüuruna aid cümlələr istifadə etməlidir. Burada Bruno bəzən adi sözlərin mənasını bilmədiyi halda, bəzi yerlərdə böyüklərlə danışanda böyük insanların nitqinə aid olan cümlələr istifadə edir. Və bu da uyğunsuzluğa səbəb olur.
Xoş mütaliələr....
208 syf.
·Ne Okusam'dan
Merhaba

Kitap hakkında çok kısa konuşmak istiyorum . Kitap 2. Dünya Savaşı sırasında geçmektedir. Babası komutan olan Bruno babasının görev için atandığı yere ailesiyle birlikte gitmesi gerekir . Gittikleri yerde toplama kampındaki bir çocukla arkadaşlık kurmaya başlar neredeyse her gün ailesinden gizli kampa arkadaşının yanına gider . Yine bir gün gittiği zaman Yahudi arkadaşının babasını bulmak için Bruno da tıpkı diğerlerinin giydiği gibi çizgili pijama giyer ve kampa girer . Babasının emri üzerine kaptakiler gaz odalarına doldurulurlar ve ölüme terk edilirler daha sonrasında Bruno'nun kaybolduğu anlaşılır ve bir hizmetçi onu kampta gördüğünü söyler koşarak kampa bakılır ve gaz odasında öldürülenlerin arasında olduğu anlaşılır.

Kitap kısaca böyle bir hikayeye sahip . Kitabın aynı isimde film versiyonu da mevcuttur izlemek isteyen izleyebilir. Kitapta anlatılan vahşet 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan binlerce acımazsız olaylara verilebilecek en iyi örneklerden bir tanesi

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 16,8bin okur okudu.
  • 285 okur okuyor.
  • 6,3bin okur okuyacak.
  • 120 okur yarım bıraktı.