Rumeysa Nur Ercan

Rumeysa Nur Ercan

ÇevirmenEditör
7.9/10
229 Kişi
·
919
Okunma
·
0
Beğeni
·
119
Gösterim
Adı:
Rumeysa Nur Ercan
Unvan:
Çevirmen, Editör
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
112 syf.
·Puan vermedi
"Gerçek zarar bir köprüyü yıkabilecek yahut ona benzer bir şeyi yapabilecek bir uygulama olmadıkça ortaya çıkmayacaktır."

Bilgisayar bilimcisi, kriptolog ve bilgisayar biliminin kurucusu sayılan Alan Turing, geliştirmiş olduğu Turing testi ile makinelerin ve bilgisayarların düşünme yetisine sahip olup olamayacakları konusunda tez ve kriterler öne sürerek modern bilgisayarın temellerini atan isim olmuştur.

Her iki dünya savaşında, özellikle Nazilere karşı verilen mücadelelerde kod kırma yöntemleriyle savaşın adeta gizli bir kahramanı olan Turing, Matematiksel biyoloji ve kaos gibi alanlarda oluşturduğu "Yalancı Paradoksu" ile öncülük eden çalışmalarını; onu laboratuvarın dışına çıkararak biyografisini kaleme alan David Boyle'un yalın anlatımıyla öğreniyoruz...


Yirmi Birinci Yüzyılın başlarında ortaya atılan insan doğası, yapay yaşam olasılıkları, insan gayretinin anlamı ve gelişimin ilerlediği yön gibi tartışmalarda ön plana çıkan Turing, Boyle'un da ifade ettiği üzere, şahsiyetini ve şahsi çıkarlarını geri plana atarak, tanınır olmaktan kaçınıp, Tesla gibi kendi reklamını önemsememiştir. Bir filmde söylenildiği gibidir: "Doğru ya da yanlış bir şey yok, çoğu zaman popüler fikirler var."

Bir meselede yeterince fikir ve malumat sahibi olmadan griyi mavi, karayı ak yapanları, görünür ve görünür olmayan desteklerin arka planlarını birçok alanda (Siyaset, spor, hukuk, medya vs) çok net olarak görüp tecrübe edebiliriz...

Nazilere karşı siperlerde hayatını ve beden gücünü feda edenler olduğu gibi, zihin gücünün sınırlarını zorlayan azınlık gruplar da mevcuttu. Bulduğu yöntemler ve kırdığı kodlarla Alan Turing, savaşın kaderini etkileyen bir isimdi kuşkusuz...

#32434368 Teknolojinin, insanoğlunu yerinden edeceğine inanan Turing, öğrenebilen, gelişen ve yol kat eden bir makinenin, bir gün insanlık için tehlike arz edeceğine şüphe duymazken, kendini makine ile özdeşleştirerek onlara "insani" bir kabiliyet verme düşüncesini yaşamı boyunca ideası haline getiren bir düşünce yapısına da sahipti. #34754335

1997'de Dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov'un bir bilgisayara yenilmiş olması, bir şeylerin değiştiğini ortaya koymakla birlikte, hayatın sayılara indirgendiğinin de apaçık göstergesiydi. Yalıtımıyla tüm hızıyla devam eden ve yaşamı kolaylaştıran sürecin aksine kendi algoritmalarımızı yavaş yavaş tembelleştireceğimizin sinyali (göz işaretiyle komuta edilecek akıllı cihazlar, insana yakın robotlar, yapay zekalar) çok uzak bir tarih olmasa gerek.

Turing'in hayatı, yaptıkları, gayesi ve teknik bilgilerin dahil edilmeyişiyle herkesin anlayabileceği etkileyici bir biyografi...

Keyifli okumalar herkese.
80 syf.
motivasyon kaynağı hüzün ve keder olan poe'nun, insanın büyük bir uğraşıyla oluşturduğu bilinç ve benliğinin karşısında düşman gibi organize olan histeri ve kabusların temsilcisi gibi oluşturduğu ilginç edebi akımın temel taşı olan kitabıdır.

edgar allan poe; doğumu, yaşamı ve ölümü de bir sır gibi bilinmezlik içerisinde başlayıp bitmiş, bu durum eserlerine de acı, yalnızlık, karanlık, hüzün gibi şiddetli bir gerçeklik şeklinde yansımıştır.

Pessoa gibi, okurken boğulduğunuzu hissedebileceğiniz ikinci isimdir poe.

Poe'nun alışılmadık tarzı ona edebi yönden bir özgürlük alanı yaratmış ve olağandışı nesneler üzerinden sürrealist bir dille, hayatın sorunlarıyla başa çıkma yollarını sunuyor bizlere. özellikle acıyı ve hayatın zorluklarını olmazsa olmaz kabul ederek. ancak bunlar sayesinde insanın kendini geliştirebildiğini düşünmektedir. bu bir vahşet senaryosudur. gerçekte, insanlar yoksulluktan intihar ederken birileri cebini doldurmaya devam ediyor oluşu, gerçeküstücülükte insanın bunu itirazsız yaşayıp sonunda uyanışı demek oluyor. realist açıdan poe edebiyatı, oldukça vahşet içerikliyken; sürrealist açıdan gerçekliğin ta kendisi olmuş oluyor.

öyle ki sürealizm, dali başta olmak üzere aslında gerçekçiliğin ileri görüşlülüğü olarak boşuna tanımlanmıyor. tıpkı mayakovskinin 1900'lü yılalrın başında 1929 buhranını anlatması gibi.

poe edebiyatı oldukça sürrealist bir modda. çünkü realizmde ilkel nihilizm ile insanın boşluk olgusu içerisinde karanlıkta olduğu şeklinde bir görüş varken, sürrealist yorumda insanın aydınlığa ve ışığa olan sevdası onun karanlıkta olduğunu kanıtlıyor. poe'nun aforizmalarıyla dolu bu kitabı da bize bunu okutuyor aslında.
64 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
"Her birimizin karanlıkta yol alan yalnız gemiler olduğunu biliyorum ama yine da yakınlardaki diğer gemilerin ışıklarını görmek büyük rahatlık sağlıyor."

*Kitabı bir oturuşta bitirmeyi düşünmüyordum ama yine bitirdim. Yalom'un 2000 yılında Oscar Pfister Ödülü alırken yaptığı konuşmayı içeriyor, sayfalar zaten yarım gibi, incecik bir kitap bu yüzden bir oturuşta bitirdim. Kısa ama derin derin düşündürüyor. Yalom'dan okuduğum ilk kitap olur kendileri. İnsanın kafasında gerçekten müthiş soru işaretleri uyandırıyor, beynim alev aldı diyebilirim. Psikoterapinin temel yaklaşımları ve din arasında hem büyük bir bağlantı hem de derin uçurumlar olduğunu gözler önüne seriyor. İnsanın anlam arayışını, ölümün korkutuculuğunu, ölüm ve din arasındaki ilişkiyi, insanın hangi zamanlarda bir dine inanma isteğine daha çok yöneldiğini sorgulatıcı şekilde dile getirmiş gerçekten. En dikkatimi çeken yer ise, Yalom'un ateist olmasına rağmen "Bazen inanma ihtiyacımızın ısrarı ve gücü karşısında büyük bir hayret duyuyorum, bu ihtiyaç hiç kaybolmuyor." demesiydi. Bu cümle aklıma direkt şu hadisi getirdi: "Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar." Biz bir dine inanma ihtiyacı duyarak geliyoruz bu dünyaya zaten. Ne kadar "inanmıyorum, kabul etmiyorum" diyenlerimiz olsa da bu isteğin kaybolmadığını Yalom dile getirmiş. :)
*Çevremizde her zaman bizim görüşümüzde, dinimizde insanlar barınması olanaksız. Olaylara farklı gözlerle bakabilmek için okunabilirliği yüksek bir kitap. Psikoloji hakkında bilgim arttıkça ben tekrar dönüp okuyacağım, Yalom bazı danışanlarının dinle ilgili duygu durumlarını da dile getirdiği için ben bir kere okuyup kenara atamam bu kitabı. :) Bu konulara ilgi duyanlara tavsiye ederim.
*Ayrıca Freud, Nikos Kazancakis'e atıflarda bulunmuştu kitapta. Zaten okuma listemde oldukları için en kısa zamanda onlarla ilgili de kitap okuyacağım.
64 syf.
·1 günde·8/10
Kitap, Yalom'un din ve psikiyatriye katkılarından dolayı 2000 yılında aldığı bir ödül için yaptığı konuşmanın metninden oluşuyor.

Yalom konuşmasının içeriğini dini yapıda olduğu düşünülen bazı varoluşsal terapötik temalar üzerine olduğunu belirtiyor.

Dinlerin de ilgilendiği varoluşsal dört nihai kaygı olan anlamsızlık, soyutlanma, ölüm ve özgürlük ile ilgili bu kaygıların yatıştırılmasına yönelik terapötik çabalardan bahsedeceğini söylüyor ancak özgürlük konusuna çok az değinmiş.

Metin Din ve Psikiyatri ile ilgili çok kısa bir metin olmasına rağmen Varoluşçu ekolün en önemli temsilcilerinden biri olan Yalom'un dine bakış açısını içeriyor. Ancak sürekli bir din ve terapi kıyaslaması yapmak yerine ağırlıklı olarak varoluşçu terapi ve yer yer kendisinin din hakkındaki düşüncelerini ifade etmiş.

Benim için yeterli bir metindi diyemiyorum çünkü yazarın görüşlerini kendime yakın bulduğum için okumaya doyamadım. Keşke konuşmasını daha da detaylandırarak kitaplaştırsaydı diyorum.

Keyifli okumalar dilerim.
64 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Irvin Yalom, Nietzsche Ağladığında romanı ile tanıştığım ve okumaktan çok keyif aldığım bir profesör.
Din ve psikiyatri konusunda kendinden bir konuşma yapmasını isteyenlere; benim bir ateist olduğumu biliyorsunuz değil mi? diye söylediğinde, Biz kendinizi dini meselelere adadığınıza inanıyoruz yanıtını almış.
Nitekim de öyle. Kendisinin varoluş üzerine derin araştırmaları ve psikoterapik öykülerini yazdığı kitaplardan gözlemlediğim kadarıyla müthiş empati yeteneği olan birisi. Keza hastalarıyla kurduğu iletişimde, onları detaylı analiz edebilmek için dini inanışlarını öğrenmenin ön koşul olduğunu belirtiyor.

Dini inancınız ne olursa olsun, sorgulamak her zaman önemlidir. Bu kitap keşke daha uzun olsaydı, bazı noktalarda soru işareti bırakıp düşünmeye sevk ediyor.

Önemli olan da bu değil mi?

Yalom okuyunuz. Çevrenizdeki insanların davranışlarını daha net analiz etmenize yardımcı olacaktır.
64 syf.
·1 günde
Yalom'ın Pfister ödülünü alırken yaptığı konuşmasından oluşan 60 sayfalık kitap Din ve Psikiyatri.Birbirinden bağımsız bu iki kavramın aslında ne kadar iç içe olduğunu da gözler önüne seren bir kitap aynı zamanda. Dogmalardan yola çıkan dinin bilimsel temelli psikiyatriyle olan ilişkisi doğum, yaşam, ölüm arasındaki insan döngüsünü muazzam bir şekilde işlemiş Yalom. Bunu yaparken de Nietzsche'den, Schopenhauer'dan Kazancakis'ten örnekler sunuyor. Psikoloji ve varoluşçuluk sevenler için güzel bir kitap, Yalom okumaya başlamak için de öyle.
''Ölürken başkalarının yanımızda olmasını isteyebiliriz, birisi için ya da bir dava uğruna ölebiliriz ama kimse, birisinin yalnız ölmesine engel olamaz.Ölürken birilerinin bize eşlik etmesini istesek de (antik zamanlarda hükümdarların yaptığı gibi )ölmek, insan deneyimlerinin en yalnızı olarak kalmaya mahkumdur.''
64 syf.
·2 günde·8/10
Dinin her alandaki etkisini , ilişkisini okumak, araştırmak gerektiğini düşünen biri olarak dini bir de ünlü psikiyatrist , psikoterapist Yalom'dan dinlemek istedim.
Kitap Yalom'un ödül alırken yaptığı konuşmayı içeriyor.

'' ... ama bilgi sahibi olmak bilge olmak demek değildir.'' ( syf. 10) - Engin Geçtan

Dini dünya görüşüyle bilimsel bakış açısının hiçbir şekilde bağdaşmayacak şeyler olduğunu söylüyor. Genel olarak dine bakış açısını şekillendiren etkenlerden biri çocukluk yılları ve Schopenhauer'in sözleriyle şöyle açıklıyor :
'' İman kapasitesinin en güçlü olduğu dönem , çocukluk yıllarıdır ; dinlerin, o hassas yılları egemenlikleri altına almak amacıyla diğer her şeyden çabuk davranmak için çaba göstermelerinin nedeni de budur. ''

Bir diğer etken Schopenhauer'in , Voltaire 'nin , Nietzsche'nin , Freud'un görüşlerini kendine yakın buluşu ve bu yazarların metinleriyle beraber kişisel inanşını inşa edişi.

'' İçimde biraz ilahi kıvılcım olmasını çok istediğimi , kutsal olanın bir parçası olmak , sonsuza dek var olmak, kaybettiklerime tekrar kavuşmak için can attığımı söyleyebilirim- tüm bunları sahiden çok istiyorum, ama bunların gerçeği değiştirmeyeceğini ya da onu en baştan kurmayacağını da iyi biliyorum. '' (syf.21)

Varoluşçu Psikoterapi , diğer birçok psikoanalitik terapi gibi , bilinçli işleyişleri etkileyen bilinçdışı güçlerin varlığını kabul eden dinamik bir terapi yöntemidir.

Yaşamın gündelik sorunlarında başımızı kaldırıp dünyadaki yerimizi ciddi bir şekilde düşünmeye başlarsak , yolumuzun varoluşun derinliklerdeki yapılarına çıkmasının kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor. Bu nihai sorunlardan dördü :
- Ölüm
- Yalnızlık
- Hayatın anlamı
- Özgürlük

HAYATIN ANLAMI
'' Hayatın anlamı sorunu , düşünebilen canlıların tümünü zehirler niteliktedir. '' (syf. 33)

Dinin hayatın anlamı gibi insanın varoluşsal sorunlarını bastırma çabası , kendi bilinmezliğe , boşluğa karşı olan rahatsızlığının sonucu olarak görüyor.
Amaç aramak , amaca ihtiyaç duymak bunların zorunluluğuna inanıyorum , şahit oluyorum evet ama bu ihtiyaç mı dini doğurdu yoksa Allah'ın gerçekliği , dinin gerçekliği mi bu ihtiyacı doğurdu? işte orada bir cevaba ihtiyaç duyuyorum.

YALNIZLIK

En derin yaralara yol açan Varoluşsal Yalnızlık :
Din ile psikoterapinin yalnızlığın farklı şekillerinin neden olduğu rahatsızlıkları alt etmek için kendilerine özgü yöntemler geliştiriyor yani aynı amaca farklı yollardan gidiyorlar.
İnsanın ölüme bile giderken yanında birisinin, bir şeyin olmasını istemesi ==> ÖRN : Yedi yüzyıldan beri hala devam eden Everyman oyunu

'' Sırf hayatlarına tanık olacak birinin bulunmasını deli gibi istedikleri için , hiçbir biçimde tatminkar olmayan ilişkilerine devam eden bireylerle karşılaşmayanımız kalmış mıdır ?'' (syf.40)

Din insana sonsuza dek onu gözlemleyecek , kişinin varlığından haberdar olacak bir varlık , sevdikleriyle nihai bir yeniden kavuşma vaat eder.
'' Çok sayıda bireyin dini topluluklara katılması ise, herhangi bir dini doktrinin özüne bağlılıktan ziyade, toplumsal birleştiriciliğe dair nedenlerden ötürüdür.'' ( syf.41)

ÖLÜM

Dünyaya bakış açımızı değiştirecek ya da uyuşmuş halimizden bizi dünyayla, yaşamla alakalı gerçek farkındalığa ulaştıracak durumlardan en sarsıcı, en güçlüsü ölümle yüz yüze gelmektir.

Yalom'un kendi terapi deneyimlerinden çıkardığı sonuçlarla ölüm kaygısının '' yaşanmamış yaşam '' oranıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söylüyor.
İnsan ne kadar ölümlü olduğunu bilse de gündelik yaşamda uyuşmuş haliyle hayallerinden çok hayatın akışına, koşullara bırakıyor kendini ve ölümle yüz yüze geldiği an, gerçek bir uyanış oluyor... Yalom'un ifadesiyle umarım ölümün biçimselliğiyle karşılaşmadan önce ölüm fikri bizi kurtarabilir.(!)

ÖZGÜRLÜK

'' Bazen , akıldışı inanışların türümüz için oluşturduğu tehlikeler yüzünden gelecekten korkar hale gelirim. Katı inançların neden olduğu muazzam yıkımların izini bulmak için sadece geçmişe bakmak yeterlidir oysa. '' (syf.45)

İnsanın hayatını gereğinden fazla dini ibadet , meditasyon gibi olgularla ,zihninin boyunduruğu altında harcamasıyla, insanın özgürlüğünün, yaratıcılığının, olgunlaşma sürecinin parçasının gittiğine inanıyor.

Dünyada din adına olan olaylardan sırf dinin teoriğini suçlayabilir miyiz emin değilim.

SONUÇ
Genel olarak bahsettiği tespitlere katılsamda '' peki bu duyguların , bu hislerin sebebi nedir ? '' sorusu kafamda dönüp durdu. Kitapta genel olarak insanın varoluşsal ihtiyaçlarının sonuçları var ama o ihtiyaçlarının sebeplerini düşünmek benim kafamı fazlaca meşgul etti.
Aslında genel olarak bu sorunun cevabı fazla kişisel ve cevaba ulaşmak ya da daha doğrusu ulaştığını düşündüğün cevaba kesin bir şekilde inanmak bi hayli zor.

Her insanın kendi cevaplarına kavuştuğu , hayatını inandığı , istediği şekilde yaşadığı bir dünya dileğiyle...
80 syf.
·Beğendi·10/10
Karanlıktır İnsanın Ruhu kitabı Edgar Allan Poe tarafından yazılan bir kitap değil.İçinde yazan her şey ona ait ama farklı eserlerinden derlenmiş aforizmaların kitap halidir eser.Okurken kendinizi hapsolmuş gibi hissedebilirsiniz.Sonuçta bu cümlelerin sahibi kendi melankolisinde mahvolmuş bir deha.
80 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Allan Poe,nun değerli eserlerinden özenle derlenen "en çok kendisine yabancıdır insan" sözüyle içerisinde bir çok duygu ve düşünceye dokunan kendine özgün alıntıları aforizmalaridir.
64 syf.
·1 günde·8/10
Kısacık ama dopdolu bir kitap. Boş bir gününüzü değerlendirmek istiyorsanız zihninizin açık olduğu bir saatte alın elinize kitabınızı ve kahvenizi, “sessiz” bir ortamda okuyun, düşünün. Kitap aslında Amerikan Psikiyatri Birliği’nin 2000 yılında Yalom’a ödül verdiğinde yazarın ödül alırken yaptığı konuşmadan oluşuyor. Bir konuşmasının kitap olacağı büyük bir insanın kitabını okuyoruz yani. Psikiyatri ve din komitesi ateist olan bir psikiyatriste ödül verdiği için yazar şaşırmıştır fakat yaptığı çalışmalarda din çok araştırılan bir konu olduğu için ödül alması normaldir. Varoluşsal psikoterapi ve dini teselli arasında kıyaslamalar yaparak başlayan kitap bir bakıyorsunuz bitmiş. Dinin, hayattaki anlam arayışının sorgulandığı kitaptaki alıntılar da çok güzel. Kısalığına göre dopdolu olan kitabın hacminden çok fazlasını beklemeyin, doluluğunu sayfa sayısına göre kıyaslamanızı öneririm. Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Rumeysa Nur Ercan
Unvan:
Çevirmen, Editör

Yazar istatistikleri

  • 919 okur okudu.
  • 15 okur okuyor.
  • 745 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.