1000Kitap Logosu
Ruşen Keleş

Ruşen Keleş

Yazar
Derleyen
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
8.9
29 Kişi
108
Okunma
13
Beğeni
1.054
Gösterim
Tam adı
Prof. Dr. Ruşen Keleş
Unvan
Türk Araştırmacı, Yazar
Doğum
Trabzon, 19 Ağustos 1932
Yaşamı
Prof. Dr. Ruşen Keleş 19 Ağustos 1932 yılında Trabzon’un Araklı ilçesinde dünyaya geldi. İlköğrenimini Trabzon’da, Cudi Bey İlkokulu’nda, ortaöğrenimini ise Kemerkaya Ortaokulu’nda tamamladı. Trabzon Lisesi’nden mezun olmasının ardından, Siyasal Bilgiler Fakültesi giriş sınavını kazanarak Mülkiye öğrencisi oldu. 1950–54 yıllarını kapsayan öğrencilik döneminde, SBF Öğrenci Derneği’nde genel kurul başkanlığı, yönetim kurulu üyeliği ve kültür kolu başkanlığı yaptı. Öte yandan Milli Türk Talebe Federasyonu altında, Cumhuriyetçi, Kemalist ve barışçıl öğrenci hareketleri içinde yer aldı. Merkezi İstanbul’da bulunan (alkollü içki karşıtı) Yeşilay Derneği’nin SBF ve Ankara’daki örgütlenme ve eğitim çalışmalarına, okul arkadaşı Cevat Geray ile birlikte öncülük etti. 1954 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin şimdiki Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nün karşılığı olan İdari Şube’den mezun olduktan sonra, kaymakamlık stajı yapmak üzere Edirne Valiliği İl Maiyet Memurluğu’na atandı. Zamanın İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ın (ki aynı zamanda Türkiye Yeşilay Derneği’nin başkanıydı) istemi ve yardımıyla, bu görevini İstanbul Valiliği’nde sürdürdü. Bu sırada, Kısıklı’da bucak müdürü, Fatih’te önce kaymakam refiki sonra kaymakam vekili, Bursa’nın Keleş ilçesinde kaymakam vekili olarak görev yaptı. 1956 yılı sonunda SBF’de açılan sınavı kazanarak Şehircilik Kürsüsü (bugünkü adıyla Kentleşme ve Çevre Sorunları Anabilim Dalı) asistanı oldu. Asistanlığı sırasında, o tarihte yürürlükte olan yasaya göre, fark dersleri sınavlarını vererek Hukuk Fakültesi Diploması ve ardından avukatlık stajını da tamamlayarak avukatlık ruhsatı aldı. Siyasal Bilgiler Fakültesi ile New York Üniversitesi arasındaki işbirliği ve değişim programı çerçevesinde, 1957 yılının sonunda ABD’ye gönderildi. Bu sırada Siyaset Bilimi alanındaki doktora çalışmalarında tez yazımı aşamasına gelmişti. New York Üniversitesi’nde, fakülte arkadaşları Arif Payaslıoğlu, Necat Erder, Orhan Türkay ve Cevat Geray ile birlikte, Kamu Yönetimi Fakültesi’nde (School of Public Administration&Public Services) çalışmalarını sürdürdü; kimi ders ve seminerlere katıldı. Türkiye Hükümeti’ne bölge planlaması konularında OECD uzmanı olarak danışmanlık yapmakta olan MIT profesörlerinden Prof. Dr. Lloyd Rodwin’in önerisi ve aracılığı ile ABD’deki ikinci yılını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde, (Massachusetts Institute of Techonology) doktora tezi üzerindeki çalışmalarla geçirdi. MIT’nin Kent ve Bölge Planlaması Fakültesi’nde hocaları Llyold Rodwin, Charles Abrams, Lewis Mumford, Kevin Lynch, Richard Meier ve MIT ve Harvard Üniversitesi’nin ortak bir araştırma merkezi olan Joint Center for Urban Studies’de, Harvard’ın ünlü öğretim üyelerinden Charles Haar, Daniel Moynihan ve William Alonso’nun tez çalışmalarına ilişkin yakın yardımlarından yararlandı. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından önce Milli Eğitim, sonra da İmar ve İskân Bakanı olan Hocası Prof. Dr. Fehmi Yavuz’un ve Prof. Llyold Rodwin’in, ABD’de daha uzun kalma önerilerine karşın yurda dönmeyi yeğledi. Tamamlamış olduğu doktora tezini, 1961 yılı başlarında savunarak “siyaset bilimi doktoru” sanını aldı. O sıralarda Üniversite Yasası’nda yapılan bir değişiklikle, doktor sanı alındıktan sonra doçentliğe başvurabilmek için geçirilmesi gereken süre iki yıldan dört yıla çıkarıldı. Bugünkünden farklı olarak, doçent olunmadan, bağımsız olarak kürsüye çıkılıp ders verilemiyordu. 1961 yılının Eylül ayında, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı’nda iktisatçı ve plancı olarak görev yapan, SBF 1961 mezunu ve halen İstanbul Milletvekili olan Birgen Keleş (Güven) ile evlendi. 1964 yılı Mart ayında dünyaya gelen oğulları Evren Keleş, beyin cerrahı olarak, California Üniversitesi’nin San Fransisco Kampusu’nda görev yapmaktadır. 1965 yılında, doçentlik sınavının türlü aşamalarını geçerek doçent oldu. Fakülte’de, daha çok müsteşar, genel müdür, vali, belediye başkanı gibi üst düzey bürokratlarla deneyimli yöneticileri öğrencilerin dinlemelerine, sorular sorup tartışmalarına olanak sağlayan Mahalli İdareler Tatbikatı dersinin sorumluluğu kendisine verildi. Beş yıl süreyle bu dersi ve doktora düzeyinde de Bölge Planlaması derslerini yürüttü. Prof. Fehmi Yavuz ile Kentleşme Politikası (Şehircilik) derslerinin yükünü paylaştı. 1968–70 yıllarını, Fulbright’ın desteği ile konuk öğretim üyesi olarak California Üniversitesi’nin UCLA ve Berkeley kampuslarında Institute of Public Affairs ve Department of City and Regional Planning’de (kent ve bölge planlaması fakültelerinde) geçirdi. Harvey Perloff, John Friedmann, John Dyckman, Richard Meier ve Melvin Webber ile yakın akademik işbirliği ilişkileri içinde oldu. 12 Mart 1971’de, Siyasal Bilgiler Fakültesi Yönetim Kurulu Üyesi iken, Türkiye’de bir askeri müdahale gerçekleşti. Fakülte Dekanı Mümtaz Soysal askeri yönetimce tutukevine kondu. Arkadaşı Soysal’ın askeri tutukevinden yaptığı rica üzerine Fakülte Dekanlığı’na vekâlet etme görevini üstlendi. Fakülte Profesörler Kurulu ve Ankara Üniversitesi Senatosu, Şubat 1971’de profesörlüğe yükseltilmesine karar vermişti. İşlemler sürüyordu. Atama kararnamesi henüz yayımlanmamışken, 18 Mart 1971 günü, Başbakan Nihat Erim’den, o gün, başbakanlık konutunda görüşme çağrısı aldı. Partilerüstü bir teknisyenler hükümeti oluşturmaya çalışan Prof. Dr. Nihat Erim, birkaç gündür, kimi olası adaylara, bakan olma çağrısı yapıyordu. Durumu tahmin ederek, o da, randevusuna gitmeden önce, hocası Prof. Fehmi Yavuz’a danışmak istedi. Aslında antidemokratik bir müdahalenin desteğiyle ayakta tutulacak bir hükümetle reform yapılabileceğine inancı yoktu. Vereceği yanıtı biliyordu. 27 Mayıs 1960’ta bir askeri cuntanın bakanlığını yapmış olan deneyimli Profesör Fehmi Yavuz’dan “38 yaşında bakan olmak güzel bir şeydir; ama askerlerle çalışmak kolay değildir. Yine de sen bilirsin” yanıtını alınca daha da rahatladı. Kendisine, İmar ve İskân Bakanı olması öneriliyordu. Sadi Kocaş, İhsan Topaloğlu, Zeyyat Baykara ve Memduh Aytür gibi isimlerin de bulunduğu toplantıda, Başbakan Nihat Erim’e teşekkür ederek görev kabul edemeyeceğini bildirdi. Benzer bir öneri, 1984’te de Sadi Irmak Hükümeti kurulurken de kendisine yapıldığı halde, ona da “evet” diyememişti. Daha sonraki yıllarda, Bülent Ecevit’in yaptığı, milletvekilliği, belediye başkanlığı da dâhil benzer önerilerin de uzağında kalmayı yeğlemişti. Bu tavrı, siyasal yaşamı ve siyaseti küçük gördüğünden ya da önemsemediğinden ileri gelmiyordu. Siyasette başarı ile görev yapabilmenin, özellikle Türkiye koşullarında, kendi yaradılışına her zaman uygun düşmeyebilen incelikleri olduğunu yakından gözlüyordu. Kaldı ki, üniversite öğretim üyelerinin güncel ve aktif siyasetin içinde yer almakla ya da siyasal partilerle dirsek teması halinde bulunmakla, akademik yansızlık ve dolayısıyla saygınlıklarından çok şey yitirmekte olduklarını yıllarca gözlemlemişti. Genç meslektaşlarıyla, öğrencilerine, her zaman iki tehlikenin uzağında kalmaları öğüdünü verdiğini yakınları çok iyi bilirler: Siyaset ve ticaret. 12 Mart dönemi içinde olaylara karışan üç gencin idamına karşı başlatılan kampanyada imza vermiş olması nedeniyle, Strasborg’da katılacağı bir bilimsel toplantıya gitmek üzereyken, Sıkıyönetim Komutanlığı yurt dışına çıkmasına engel oldu. 1971 yılı sonlarında dekan vekilliği görevi sona erince, Profesörler Kurulu kararıyla SBF Dekanlığı’na seçildi. Dekanlık görevi 1975 yılında sona erdi. 1976-1977 akademik yılını, aldığı bir çağrı üzerine, Harvard Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nde konuk öğretim üyesi olarak geçirdi. 1981 yılında, Japon Vakfı’nın çağrılısı olarak, Tokyo’da, International Christian University Institute of Social Sciences’te (Toplum Bilimleri Enstitüsü) (orijinal adı)dersler ve konferanslar verdi. 1987 yılında da Japonya’da bir yıl süreyle, Institute of Developing Economies’de konuk araştırmacı olarak görev yaptı. O sırada Hosei ve Meji Gakuin üniversitelerinde dersler verdi. 1976-1983 yılları arasında, 7 yıl süreyle Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. 1986 yılından itibaren, kurucularından ve mütevelli kurulu üyelerinden olduğu Uluslararası Biyopolitika Vakfı’nın Yunanistan, Türkiye ve başka ülkelerdeki çalışmalarına aktif olarak katıldı. O çerçevede yaptığı yayınlar ve etkinlikler nedeniyle, 1993 yılında Abdi İpekçi Özel Barış Ödülü’nü Dr. Agni Vlavainos Arvanitis ile paylaştı. Aynı yıl, Japon İmparatorluğu Altın Işıklar Nişanı ile ödüllendirildi. 1979-1989 yılları arasında, Birleşmiş Milletler Türk Derneği’nin başkanlığını yaptı. Belediyecilik, kooperatifçilik ve çevrecilik hareketlerinin, saygın meslek kuruluşlarının ve gönüllü örgütlerin danışma kurullarında görev yaptı. 25 yıla yakın süren Konutbirlik Danışma Kurulu Başkanlığı, Türkiye Belediyeler Birliği, Tarihi Kentler Birliği, Türkkent danışma kurulu üyelikleri bunlar arasında özellikle sözü edilmesi gerekenlerdir. Ankara Üniversitesi Çevre Araştırmaları Merkezi’nin ilk müdürü olarak bu görevini 1999 yılına değin sürdürdü. Prof. Fehmi Yavuz’un emekliliğinin ardından, Şehircilik Kürsüsü (Anabilim Dalı) Başkanlığı, Ernst Reuter Araştırma Merkezi Müdürlüğü gibi görevleri de emekliye ayrıldığı 1999 yılı sonuna değin sürdü. SBF’den öğrencileri olan çok değerli genç bilim insanları, bugün, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Antalya Akdeniz Üniversitesi, Antakya Mustafa Kemal Üniversitesi, Bolu İzzet Baysal Üniversitesi, Edirne Trakya Üniversitesi, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi, Mersin Üniversitesi, Niğde Üniversitesi, Konya Selçuk Üniversitesi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Malatya İnönü Üniversitesi, Denizli Pamukkale Üniversitesi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi ve daha başka birçok üniversitelerde, Kentleşme, Çevre ve Yerel Yönetimlerle ilgili birimlerin yöneticileri ve öğretim üyeleri durumundadırlar. Ders verdiği yüksek öğretim kurumları arasında, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne ve kimi Amerikan ve Japon üniversitelerine ek olarak, Boğaziçi, Bilkent, Gazi, Marmara gibi üniversitelerle Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (1971-2000) de yer almaktadır. 1998 yılından bu yana, KKTC’de Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde, İşletme ve Ekonomi, Hukuk ve Mimarlık fakültelerinde dersler vermektedir. Paris Üniversitesi öğretim üyelerinden, halen Fransız Senatosu Genel Sekreteri olan Prof. Alain Delcamp’ın çağrısı üzerine, Avrupa Konseyi bünyesinde oluşturulan ve Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın uygulanmasını izlemekle görevli Bağımsız Uzmanlar Kurulu’nda 1994’te görev aldı. Süresi birkaç kez uzatılan bu görevini bugün de sürdürmektedir. Bu Kurul’un üyesi olarak, Azerbaycan’da, bağımsızlıktan sonra yapılan ilk yerel seçimlere, Avrupa Konseyi adına gözlemci kimliği ile katıldı (1999). 70’i aşkın belediyede seçimlerin iptal edilmesi üzerine, 2000 yılı Mart ayında yenilenen seçimlerde de Konsey adına gözlemcilik yaptı. Seçimlerden sonra vermiş olduğu Azerbaycan’da Yerel Demokrasi Yazanağı, Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi üyeliğine kabul edilmesinde etkili oldu.
m
bir alıntı ekledi.
" PİSLİK İTHALATI "
2007-2015 yılları arasında, Basel Sözleşmesi Sekreterliğine ulaşan ulusal raporların analiziyle hazırlanan tehlikeli atık ve diğer atık türlerinin üretimi ve sınır ötesine taşınmasına ilişkin küresel eğilimlerle ilgili raporda, bu yasağın uygulanmasında başarılı olunamadığı gözlemi yapılmıştır. Rapora göre, Türkiye 9 yıl içinde toplam olarak 404.924 ton tehlikeli atık dışalımı yapmış bulunmaktadır. (G.Karalezli, 2019, s.47). Türkiye'nin tehlikeli atık dışalımıyla ilgili bir başka rapor da Nisan 2019'da Yeşil Barış (Greenpeace) Örgütü tarafından yayımlanmıştır. 2018 yılının başında Çin'in plastik atık dışa lımını yasaklaması sonucunda atık piyasasında büyük dalgalanmalar meydana gelmiştir. En çok atık dışsatımı yapan 21 ülkenin toplam dışsatımı 2016 yılında 12.502.343 ton iken, bu sayı 2018 yılında 5.828.257 tona düşmüştür. İlk etapta, Malez ya, Vietnam ve Tayland atık dışalımında ilk sıraya yükselmişlerdir. 2018 ortalarında, bu ülkeler de plastik atık dışalı mina kimi kısıtlamalar getirmişlerdir. Bu durumun piyasayı zorlamasının ardından, Hindistan, Tayvan, Güney Kore, Endonezya ve Türkiye'nin atık dışalımı oranlarında ciddi artışlar gözlenmiştir. Türkiye'nin plastik atık dışalımı 2016 yılında aylık ortalama 4.000 ton iken, 2018 yılının ortalannda 33.000 tona yükselmiştir. 2018 yılının ikinci yarısında düşüşe geçen dışalım dışalım oranı İngiltere'nin Türkiye'ye yaptığı plastik atık dışsatımının artmasıyla yeniden yükselişe geçmiştir. Türkiye, plastik atık dışsatımındaki bu artışa Malezya, Vietnam ve Tayland gibi tepki göstermemiş, henüz herhangi bir kısıtlama getirme girişiminde de bulunmamıştır. Bu rapora göre Türkiye, İngiltere , Belçika, Almanya, Amerika, Hol landa, Ispanya, İtalya, Slovenya, Fransa ve Japonya'dan plastik dışalımı yapmaktadır. (Karalezli, 2019,s.47).
2
m
bir alıntı ekledi.
Ülkemizde çok önemli bir çevre sorunu olduğu bilinen tıbbi atıkların giderilmemesi konusunda, düzenli depolama tesislerine sahip illerin sayısının giderek artmakta olduğu söylenebilir. Ankara, Bursa, Izmir, Gaziantep, Denizli, Malatya ve Erzincan belediyelerinin düzenli depolama tesisleri bulunduğu vurgulanmalıdır. Kocaeli, Sakarya ve İstanbul anakent belediyeleri ise, tibbi atıkları yakarak yok etme yöntemini kullanan belediyelerdir. Atık pil ve akümülatörler, inşaat yıkıntı ve hafriyat atıkları (ki bunlar, betonarme, beton, siva, tuğla, briket, tahta, cam, metal parçaları, alçı kartonpiyer, kiremit, plastik, elektrik malzemeleri, boru ve asfalt gibi maddelerdir), tarımsal atıklar, atık yağlar, evsel atık sular ve endüstriyel atık sular başlıca kirletici elemanlardır. Evsel atık su arıtma tesisleriyle pis su (kanalizasyon) ağlarının yapımından ve işletilmesinden belediyelerin sorumlu olduğu bilinmektedir. Çevre Bakanlığı'nın bu tesisler üzerin de belli bir denetim yetkisi olmakla birlikte, uygulama bekle nen gibi değildir. 3200 kadar belediyeden 2300 kadarında pis su ağı ile hizmet verilmekte olmasına karşın, arıtma tesisle rinde işleme konu olan suların büyük çoğunluğunun deniz lere ve akarsulara boşaltıldığı bilinmektedir.
5
m
bir alıntı ekledi.
Hiç kuşkusuz, atıksu tesisi ile hizmet verilen nüfusun toplam nüfus içindeki oranının %10'dan %46'ya yükselmiş olması elbette önemlidir. Ama ne var ki, denize ya da akarsulara dökülen kirli suların içerdikleri bileşiklere ilişkin bilgiler yoktur. Ülkemizde çöplerini ve kirlettikleri suyu denizlere, göllere, akarsulara boşaltan sanayi kuruluşlarının sayısına ilişkin bilgilerden yoksunuz. Sanayide kullanı lan suyun dörtte üçüne yakını denizlere boşaltılmaktadır. Gediz ve Ergene nehirlerine atılan kirli sanayi sularının miktarı, yayımlanan ve açıklanan rakamlar içinde yer almamaktadır Ülkede yaşanan çevre sorunlarının neler olduğu ve çözüm yollarına ilişkin olarak 2008 yılında yapılmış olan bir TBMM Meclis Araştırma Komisyonu çalışmasına göre, Türkiye'de kişi başına üretilen günlük evsel atık miktarı 1.06 kilodur. Toplanan katı atıkların yaklaşık %29'u düzenli depolama alanlarında, %45'i düzensiz depolama alanlarında (belediye çöplüklerinde), %15'i anakent belediyelerinin düzensiz depo lama alanlarında, %3'ü öteki belediyelerin düzensiz depola ma alanlarında, %1'i kompost tesislerinde ve %7'si de baş ka yöntemlerle giderilmektedir. Başka yöntemlerle kastedilen, gömme, akarsulara ve göllere dökme, açık alanlarda yakma gibi yöntemlerdir. Ne var ki, ülkede toplam atıklar içinde organik madde oranının yüksek olması, kışın kül yüzdesinin artması, çöpün kalori değerinin düşük olması, yatırım ve işletme giderlerinin yüksekliği gibi nedenlerle, katı atıkların yakılması uygun bir katı atık giderme yöntemi olarak kullanılmamaktadır.
5
m
bir alıntı ekledi.
TÜRKİYE ULUSAL ÇEVRE STRATEJİSİ VE EYLEM PLANI / HAVA KİRLİLİK RAPORU
¶ Yüksek kükürtlü kömürün evlerde kullanımı üzerindeki yasak genel olarak siyasal nedenler yüzünden etkili biçimde uygulanamamaktadır. Yoksul haneler kömürden doğal gaza dönüşüm masraflarını karşılayamamaktadırlar. ¶ Geçmişte sanayi (de) ve ısıtma amacıyla yakıt kullanımında alınan önlemler kentsel hava kalitesini iyileştir mişken, motorlu taşıt (lardan kaynaklanan) kaynaklı hava kirliliği, özellikle nüfus yoğunluğunun fazla olduğu kentlerde giderek büyüyen bir sorun olmaya devam etmektedir. ¶ Sanayi kuruluşlarının, ulaştırma sektörünün ve isinma amaçlı enerji kullanımında verimliliğin göreceli olarak düşük olmasından ötürü enerji kaynaklarının daha fazla tüketilmesine ve daha yüksek kirlilik düzeylerine (ulaşılmasına) yol açmaktadır. ¶ Hava kalitesine ve hizmet sunumuna ilişkin yönetmeliklerin yeterince uygulanamaması yüzünden, enerji santraları SO₂ emisyon sınırlarını sık sık aşmaktadırlar. Başta linyit olmak üzere kirlilik yaratan yakıtlara fazlasıyla bağımlı kalınması, özellikle söz konusu yakıtların yanlış biçimde yakılması durumunda daha büyük çevre sorunları ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, yakıt fiyatlarında kirlilik yaratan yakıt kullanımını denetleyecek bir düzenleme de getirilmemektedir. Örneğin, kurşunlu benzinin kurşunsuz benzinle aşağı yukan aynı fiyattan satılması yüzünden tüketicilerin kurşunsuz benzin kullanımı için herhangi bir teşvik unsuru oluşmamaktadır. ¶ Kentsel hava kirliliğinin izlenmesi güvenilir yöntemlerle yapılmamaktadır. Çünkü, büyük kentlerdeki veri toplama istasyonlarının sayısı sınırlıdır. Ayrıca bu istasyonların yerlerinin yıldan yıla değişmesi zaman içinde karşılaştırma yapılmasına olanak bırakmamak tadır. Kurşun kirliliği ile bina içi hava kirliliği, bunların sağlık alanındaki sonuçları ve ekonomik maliyeti konusunda ciddi ölçüde bilgi boşlukları bulunmaktadır.
5