S. Göksel Türközü

S. Göksel Türközü

YazarÇevirmen
7.0/10
302 Kişi
·
692
Okunma
·
1
Beğeni
·
34
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
160 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Şiddet nerede başlar, şiddete tepki nerede başlar... Hangisi daha çok şiddet içerir; fiziksel şiddet mi, duygusal şiddet mi yoksa tüm bunları görmezden gelerek kişinin kendine uyguladığı şiddet mi?
Vejetaryen sert, Moğol Lekesi estetik, Alev Ağacı ise naif bir özeleştiri hikayesi... Rüyalarla başlayan şiddetin dışa vurumunu doğaya dönerek iyileştirmeye çalışan genç bir kadın!
Usul usul hissedilen yoğun bir şiddet var hikayelerde. Şiddetin insanda yaratabileceği travmayı, şiddeti görenin en yakın şahidinin bile idrak edemeyeceği şekilde bir hayatı reddediş var, sessiz sessiz kaçış yolları arayan genç bir kadın var hikaye(ler)de.
Moğol Lekesi bölümündeki estetiği çok beğendim. Tam bir sanat filmi tadında...
Sade ve göz alıcıydı tüm hikayeler
160 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Kitap üç bölümden oluşuyor.Adından ve kitabın arka kapağından da anlaşılacağı gibi birdenbire vejetaryen olmaya karar veren bir kadının-Yonghe- ekseninde dönen olaylar anlatılıyor.Birinci bölümde kadının kocası,ikinci bölümde ablasının kocası ve üçüncü bölümde ablası ile yaşadıkları ve onların gözünden yaşananlar.. Yonghe hayatı boyunca edilgen olmuş bir kadın.Babasından gördüğü fiziksel ve eşinden gördüğü ruhsal şiddete hep sessizce boyun eğmiş.Hayatındaki kişiler onun değişimiyle birlikte kendilerini de sorguluyorlar.Dışa vurulamayan şiddet,bastırılmış cinsellik,sorgulamadan yaşanan hayat.. Yonghe nin yaşadığı kırılma, fay hattı gibi yanındakilerde de -duyarlı olan,kapanmamış yarası bulunan kişilerde diyelim- kırılmalara yol açıyor.Han Kang aslında üç uzun öykü tadında bir roman yazmış.Hızlı okunan hem sürükleyici hem rahatsız edici bir kitap.Birşeyleri sorgulamanıza da yol açabilir, öfkelenmenize de.. Güney Kore'li bir kadın yazarın kaleminden çıkan bu kitabı bitirdiğinizde kadınların her ülkede aynı tarz şiddete,
umursamazlığa maruz kaldığını görüyorsunuz.Han Kang'ın dilimize çevrilen ilk romanı diye biliyorum.Ancak başka kitabı da çıkarsa okumayı düşünüyorum.Hem konu hem yazım şekli olarak iyi bir anlatımı var.
208 syf.
·1 günde
Gümüş somon'un büyük yolculuğu çocuk kitabı deyip önyargıyla başladığım ve bayılarak bitirdiğim oldukça sevimli bir öykü küçük kara balık'ı okuyup sevenler bunu daha çok sevecekler.
160 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Kitap genel olarak, bir rüya sonucu ansızın Vejetaryen olmaya karar veren Yonğhe adında bir kadının hayatının korkutucu bir şekilde değişmesini konu alıyor. Ve okuyucu bu değişimi, ilk olarak kadının kocasının gözünden, tıpkı kadının kocasının yaşadıkları çerçevesinde anlamaya çalışıyor. Sanırım bu da, kitabın merakla sayfaların çevrilmesine neden olan taraf, çünkü insan ilerleyen zamanlarda neler olduğunu öğrenmek istiyor. Yonğhe’nin değişimi kesinlikle tüyler ürpertici. Kitap üç bölümden oluşuyor. Vejetaryen, Moğol Lekesi ve Alev Ağacı. Han Kang, aslında bu üç bölümü yazarken ilk önce birbirinden bağımsız şekilde yazılmış hikaye olarak algılamış, ama sonrasında üçünü de birleştirip bir kitap heline çevirmiş. İlk bölümde, az önce bahsettiğim Yonğhe’nin rüyalar sonucu evdeki tüm etleri atmasının ve vejetaryen olması anlatılıyor, bu durum, zaman içerisinde beraberinde rahatsız edici sorunlar doğurmaya başlıyor. Kocasının gözünden aktarılan bu bölüm, kitaba dair merakın arttığı bölüm. Güzel yazıldığını düşünüyorum. Yonğhe’nin ailesi ve kocasıyla yaşadığı hayatı üzücü bir şekilde değişime uğruyor.

Spoilersız ayrıntılı incelemesi için; http://merilands.com/...en-kitap-incelemesi/
160 syf.
·2 günde·9/10
Öncelikle çok sade ve akıcı bir dili var, bir solukta okudum. Kitapta Yonghe' nin yaşadıklarını kocası, eniştesi ve ablasının anlatımıyla okuyoruz. Kitap boyunca asıl karakterin duygu ve düşüncelerini kendi bakış açısıyla göremiyoruz. Yan karakterler aracılığıyla onu anlamaya çalışıyoruz. Yer yer rahatsız edici ve etkileyici bulduğum bir kitap oldu.

!!! Devamı tamamen spoiler !!!



Sıradan, yemek pişirip ev işleriyle ilgilenen bir kadın bir rüya görüyor ve et yemeyi bırakıyor, yavaş yavaş çevresine yabancılaşmaya başlıyor. Zamanla yemek yemeyi tamamen bırakıyor. Açılıktan ölecek durumda geldiği halde su ve güneş dışında hiç bir şey istemiyor bir bitki gibi. Sonunda da bir ağaç olmak istiyor.

Kitapta en çok dikkat ettiğim şeylerden biri tüm kitap boyunca kimse rüyayı merak etmedi. Bir ara eniştesi laf arasında sordu bile denemez. Kimse kadının duygu ve düşüncelerini önemsedi sadece yaptıkları ve ya yapmadıklarıyla ilgilendiler. Kadına kimse "neden ağaç olmak istiyorsun?" diye sormadı. Bunun nedeninin yazarın kadının iç dünyasını yorumlamayı okura bırakması olduğunu düşünüyorum.
Vejetaryen olması tüm ailesi ve kocası tarafından kötü karşılandı. Seçimlerine asla saygı duyulmadı. Kadının et yemeyi bırakmasını baş kaldırı olarak yorumladım başlarda. Kendi tercihleri, sorgulamaları olmadan yaşayıp gidiyordu ve birden böyle bir karar verdi. Ama aslında yaşadıklarından sonra bir vazgeçiş olarak düşünülebilir. Yemek yemeyi bırakması ise daha önce denediği intiharın farklı bir yöntemi gibiydi. Diğerleri tarafından anlaşılmayan bir yöntem. Ağaç olmak istemesi doğaya dönüş ya da ölümün metaforu olduğunu düşündüm. Belki de zaten bir bitki gibi yaşadığı hayatını bu şekilde somutlaştırıyordu.
Kendini her bakımdan yetersiz hisseden, hatta sırf bu sebeble tamamen sıradan olduğunu düşündüğü bir kadınla evlenmiş bir koca. Erişte evin geçimini karısı sağladığı için aşağılık kompleksine sahip oluduğunu düşündüğüm, sanatçı olarak kendini gerçekleştirmeye çalışan baldızına takıntılı hatta ondan faydalanan bir adam. Bu iki karakterin anlatımları beni çok rahatsız etti cinsiyetçi söylemler, bencillik diğer bir sürü şey.

Abla ise sonda da olsa karakteri anlama başlayan tek kişi. Sonlarında ablasına ölümün kötü bir şey olmağını söylüyordu karakter. Ablası geçmişini sorguluyor kardeşini babasının şiddetinden koruyabilir miydi? Geçmişte olanları değiştirse bunlar yine yaşanır mıydı?  Ablasının ona hak vermesinde benzer bir hayat yaşıyor olması ve aynı geçmişi paylaşmaları da etkiliydi bence.

Ablanın anlattığı kısımlarda ve yer yer aralarda bahsedilen kadının baba şiddetine maruz kalması nedeni ile bu hale geldiği sonucuna varıyoruz. Ablasının düşüncesi bu. Ama karakter sadece geçmişte degil tüm kitap boyunca psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalıyor.
Kitaba 9 puan verdim. Olanları kadının kendi bakış açısından da görmek isterdim.
160 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kısa bir macera oldu Vejetaryen. Amacı da o zaten. Daha ilk sayfalardan, hiç beklemediğim bir kurguyla karşılaştım. Anlatımın akıcılığı da beni konuya ayrı bir yakınlaştırdı.
Farklı bakış açıları söz konusu Vejeteryan'da. Üç farklı gözün perspektifinden tek bir hikaye anlatılıyor. Kocasının, eniştesinin ve kız kardeşinin gözünden Yonğhe'nin sessiz çığlığını duymaya çalışıyoruz.

Kitap boyunca sanki üzerimde kara bulutla gezdim. Okuduğum tüm kitapları kafamda film olarak izlerim ve her filmde olduğu gibi kitapların da birer rengi vardır benim için. Çünkü renk görsel anlatımda en önemli unsurlardan biridir. Vejetaryen gri renkle boyanmış bir film benim için. Karamsarlık, baskı ve şiddet çerçevesi dahilinde vermek istediği mesajları aktarıyor.

Günlük hayattan herkes bunalır. Her ne kadar uğraştığınız iş sevdiğiniz iş de olsa nefes almak için gerekli alanı bulamazsanız rutin, ip gibi dolanıe boynunuza. Toplum baskısı, duygusal şiddet, fiziksel şiddet, nesneleşme; ve bunların hepsinin hedefi olan insan. Ve bu insan, kaçış yolu arıyor. Aklının en ücra köşelerinde kendi ile başbaşa kalmaya, kendini anlamaya çalışıyor. Bu sadece bu kitapta görebileceğiniz bir durum değil. Toplumu detaylı bir şekilde incelerseniz zaten bu durumun bize yabancı olmadığını da görürsünüz.

Yılın gerçekten en başarılı eserlerinden biri, Vejetaryen. Tabii ki buna bu sene çıkan ve büyük ses getiren eserlerin en azından büyük bir çoğunluğunu okumadan karar vermemek lazım fakat, en iyisi olmasa bile en iyiler arasında kendini gösterecektir Vejetaryen.
160 syf.
·24 günde·Beğendi
Kitapta ana karakter Yonghe; kocası, eniştesi ve ablası tarafından anlatilmis ama psikolojik tarzida olan bu kitapta ana karakter kendi agzindan anlatilmamis. Disaridan uc farkli gözle izliyorsunuz ama kendini ifade edis eksik bu yuzden okurda etkiyi azaltıyor, ister istemez boşluk oluyor. Yonghenin ne hissettiğini kendinden-
öğrenmek isterdim açıkçası.
160 syf.
·9/10
Kitap, hayatı boyunca pasif olan bir Kadının bir gece gördüğü rüya sonrasında aniden vejetaryen olması ile başlıyor. daha sonra olaylar ilginçleşiyor. Kitap üç bölümden oluşuyor yaşanalar ilk olarak kadının eşi, ikinci bölümde ablasının eşi ve son bölümde ise ablasıyla yaşadıkları anlatılıyor. Kadının değişimini, psikolojik ve fiziksel şiddeti yavaş yavaş görüyorsunuz. Yazar olay kurgusunda mesajlarını çok güzel veriyor. Anlatımı da gayet güzel. Ben okurken karakterleri resmen hissettim. Mutlaka okunması gereken kitaplar arasında. Hemen bittiği için üzüleceksiniz.
160 syf.
·7/10
“ O benim en sıradan kadınımdı.” Toplumun genelinde kabul görülenin aksini yapmaya başlarsanız, yani artık sıradan olmazsanız ne olur? Oldukça enteresan olan bu kitap üç bölümden oluşuyor. Kitabın ilk bölümü Yonghe’nin kocasının bakış açısını yansıtırken ikinci ve üçüncü bölüm daha çok ablası ve eniştesi etrafında geçiyor. Ana karakterimiz Yonghe bir gün gördüğü bir rüyanın etkisiyle vejetaryen olmaya karar veriyor ve bunun üzerine olaylar gelişiyor. Her zaman sessiz kalmış, örselenmiş, pasif olan, babasından gördüğü fiziksel şiddete ve kocasından gördüğü duygusal şiddete sessiz kalan bu karakterin ani değişimi herkesi şaşırtmakla birlikte kendilerini, yaşananları, geçmişlerini sorgulamalarına neden oluyor. Kitaptaki şiddet, travma, şiddet sonrası yaşanan psikolojik problemler buram buram hissediliyor. Karakterimizin yaşadığı duygusal şiddet ve travma kendi içinde öyle bir boyuta geliyor uki fiziksel acılar, insanlar, insancıl dürtüler (yemek, içmek vb) günden güne önemsizleşiyor. Ana karakterimizin çocukluğuna dair bilgiler öğrendikçe bu sesisizce ölüme giden kadını daha bir farklı görmeye başladım. Ayrıca toplumda kadının görevine ve yerine dair oldukça güzel tespitler var. Durum öyle bir hal alıyor ki Yonghe’nin babası hasta kızlarının hastalığındansa kocasına yeterince kadınlık yapamadığı için mahçup oluyor. Kitaptaki betimlemeler çok güçlü. Şiddet ve estetik direkt gözünüzün önüne geliyor. Kitap gerçekten vurucu ve etkileyici olmakla birlikte, ben her ne kadar keyif almış olsam da, bence herkese göre değil.
160 syf.
"Ansızın bu dünyada hiç yaşamamış olduğu hissine kapılması onu şaşırtmıştı. Bu doğruydu. Hiç hayatını yaşamamıştı. "

İşte yazarına "2016 Uluslarası Man Booker Ödülü'nü " kazandıran bu kitapta, Yonğhe, memur kocası ile birlikte sıradan bir yaşam sürerken gördüğü rüyaların ardından vejeteryan olmaya karar veriyor ve evdeki et, balık ve hayvani ürünleri çöp poşetlerine dolduruyor.

Sonrasında gelişen hikayeler ise gerçekten oldukça vurucuydu bana göre...

Han Kang’ın bence sade, akıcı bir anlatımı var. Sıkılmadan kitabın sonuna geldim. Ben biraz yazarın kalemini
Haruki Murakami tarzına benzettim.

Üç bölümden oluşan bu kitabın sadece ikinci bölümü beni biraz rahatsız etti.
Kitabı çok beğendiğimi söyleyemesem de kitaptaki hikayeden etkilendiğimi söyleyebilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
S. Göksel Türközü

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 692 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 283 okur okuyacak.
  • 20 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları