1000Kitap Logosu
Resim
Sabri Esat Siyavuşgil

Sabri Esat Siyavuşgil

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
10.0
1 Kişi
2
Okunma
20
Beğeni
1.555
Gösterim
Unvan
Türk Şair, Yazar ve Çevirmen
Doğum
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu, 1907
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 6 Ekim 1968
Yaşamı
Yedi Meşaleciler Topluluğu'nun kurucularındandır. Psikoloji alanında akademik kariyer yaptı ve 1942'de profesör olarak ömrünün sonuna kadar öğretim üyeliğini sürdürdü. Fransız şairlerin şiirlerini Türkçeye, Sait Faik hikâyelerini Fransızca'ya çevirdi; Edmond Rostand'ın ünlü oyunu Cyrano de Bergerac'ın Türkçe çevirisiyle büyük ün yaptı.
213 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
İstanbul'da Karagöz ve Karagöz'de İstanbul..
... Sabri Esat Siyavuşgil'i anarken Karagöz'ün cidden büyük bir mazhariyeti olduğunu da anmamak kabil değil; eskiden şeyhler bile Karagöz oynatırlardı. Çünkü bu oyunun tasavvufi ve remzi kıymeti herkesçe kabul edilmiş bir hakikatti. Memnuniyetle ilave edeyim ki Sabri Esat Siyavuşgil bu küçük eserle iktifa etmiyerek "Karagöz" adlı psiko-sosyolojik bir deneme de neşretti. Hem de bunu doçentlik imtihanı için bir tez gibi kullandı. Bugün de bunu tabii bulmamak kabil mi? İşte Karagöz'ün mazhariyetinin yeni bir ifadesi ve ebediliğinin yeni bir delili. İptida tam 199 sahife tutan ve içinde 7 sahifelik bir indeks bulunan böyle ciddi bir eserin müellifini, Sabri Siyavuşgil'i hararetle tebrik, derhal ödenmesi lazımgelen bir borçtur. Eserin "Önsöz"ünün başlangıcı onun nasıl hazırlandığını güzelce anlatmaktadır. Bir kaç satır alıyorum: "... Mevzuu zannedildiğinden pek fazla çetin ve çapraşık olması mesaimizi yalnız mukayese ve tahlil çerçevesi içinde bırakmıyarak, bizi malzeme olarak kullanacağımız unsurları da derleyip toplamağa sevketmiştir. Bu suretle ruhiyatçı sıfatiyle işe başlamadan önce folklor usulleriyle, Karagöz adını verdiğimiz bu halk an'anesinin tarihi tekamülünü, içtimai hadiselerle olan münasebetini belirtmek mecburiyeti hasıl olmuştur." Eserin "Giriş"ini "Folklor ve Psikoloji" adlı bir bahis teşkil ediyor. Kütlenin psiko-sosyal davranışlarına dayanmıyan hiçbir ilim ve san'at şubesi olmadığına göre Karagöz'ü bu bakımdan tahlil etmek, folklordaki yerini tayin eylemek, psikolojisini meydana koymak çok faydalıdır. Çünkü bugüne kadar Karagöz hakkında yapılan bütün neşriyat onun tarihini ve zahirini alakadar eder. Onun "muhteva ve eda itibariyle içtimai bir hiciv mahiyetinde bulunduğu ve ondan halk ruhunun bazı vasıflarının meydana çıkarılabileceği" şimdiye kadar layık olduğu ehemmiyetle ortaya konmamıştır. Bu sebepten bu bahsi pek istifadeli buldum. Eserin birinci faslı "Karagözün Tarihçesi"ne hasredilmiş. Bir iki noktasına zihnim takıldı. İran tiyatrosu hakkında bir kitap yazmış olan Chodzko'nun verdiği malumata istinat eden Sabri Esat "Keçel Pehlivan" adlı İran tipini Karagöz gibi kel olması, Karagöz gibi muhtelif tiplerin şivesini taklit etmesi, hatta Hacivad'ı da şahsında temessül eylemesi suretiyle: "Keçel Pehlivanı Karagöz-Hacivat tiplerinin asli şekli addetmek faraziyemizin tabii bir neticesi olur." diyor. Halbuki biraz evvel "Keçe! Pehlivan"ın hüviyeti tahlil edilirken onun diğer tiplerden "derin riyası" ile ayırt edilebileceği kaydedildiği halde; yalnız "hayalin Şarktan Garba geldiğini" göstermek olduğuna, mevcut diğer malumat da hayalin bu seyri takip ettiğini gösterdiğine göre "Keçel Pehlivan"ı Karagöz- Hacivad'ın aslı olarak almaktaki kasdi kavrıyamıyorum. Sabri Esat'ın söylediği gibi bunun aksini değil asıl muhal olan bu faraziyeyi ispat edecek vesikalann zuhurunu beklemek bize daha yaraşır. Şimdi biraz da "Türk Temaşası"nda "Küşteri" ol­mayıp "Tusteri" olduğunu tespit ettiğim şeyhe gelelim. Sabri Esat'ın "Evliya Çelebi" de şeyhin adının yalnız "Mizmar" dolayısiyle geçmesinden çıkardığı hükme de iştirak edemiyeceğim. Evliya Çelebi Karagöz ve Hacivat'­tan bahsettiği halde - bu kadar yanlış malumat vereceğine keşke bahsetmeseydi - şeyh Türterinin ismini başka yerde zikretmemesinin sebebini tahmin kolaydır. Evliya Çelebi Karagöz ve Hacivad'ın, mevcut farziyle, şahıslarından bahsetmektedir. Şeyh Tüsteri ise onları perdede oynatmış olması melhuz bir şahsiyettir. Evliya Çelebi'yi işte bu sebepten alakadar etmez. Eserin "Karagöz oyunları ve Cemiyet" adlı ikinci faslında hayal perdesinde halk ruhunun vakalar ve hadiseler karşısındaki davranışı tahlil edilmektedir. Bu fasıl­da Karagöz oyunlarının alelade bir farce'tan ibaret olmayıp örf, adet ve karakter komedisine kaçan bir mahiyet arzettiği kaydedilmekte ve bunu göstermek için misaller verilmektedir. Sabri Esat'ın bu tahlillerden çıkardığı neticeler şudur: 1. - "Bizde hayal oyunları tasavvufi ve epik bir mebdeden hareketle zümreli ve çeşitli bir cemiyet strüktürünün teessüsünü müteakip satirik bir hüviyet almağa başlar." Bu hükmü çıkarmak için Sabri Esat ilk oyunlar hakkında "seziş" yoliyle bugünküler için de "görme veya okuma" yoliyle elde ettiği kanaatlere müracaat ediyor. Böyle bir mukayesenin doğru olması ihtimali kadar doğru olmaması ihtimali vardır. Verilen hüküm kat'i olduğu nispette de umumi olduğuna göre kanaatimce bu bahsi lehte ve aleyhte daha bir çok kurcalamak icap eder. 2. - "Karagöz fasılları mevzularını daima yaşanmış cemiyet hadiselerinden almış ve aktüel kalmıştır." diyen Sabri Esat, yalnız oyunun bir "hadise"nin muhtelif şahsiyetlerde uyandırdığı intibalardan ibaret olduğuna, ve "mevzu" diye ayrı bir şey mevcut olmayıp mevzuun "hadise"nin cereyanından ibaret bulunduğuna daha sarih olarak işaret etmeliydi. Verdiği izahat Zihinde uyanan tereddütleri gideremiyor. 3. - "Karagöz perdesi İstanbul halk ruhunun makesi olmuştur. Küşteri meydanı İstanbulun her lıanği bir Türk mahallesi, muhavere ve fasıllar ise adeta mahallenin vukuat veya noktai nazarıdır." düşüncesi yalnız İstanbulda oyun oynatan Karagözciilerden malumat aldığımız için doğru olabilir. Fakat Karagözü İstanbula inhisar ettirmek doğru mudur? Hariçtekilerin nasıl olduğunu bilmeden verilen hüküm umumi olabilir mi? Beni düşündüren bu noktalar haricinde kalan tahliller gayet esaslı yapılmıştır. Kitabın bu kısmı cidden istifadelidir. Kitabın üçüncü faslı "Karagöz Perdesindeki Tiple"e hasrolunmuş. Daha evvelki faslın tafsilatı mahiyetinde olan bu kısımda bir iki nokta gözüme çarptı. Perdeyi bir Türk mahallesi olarak telakki ilk bakışta cazip görünüyor. Yalnız hayal oyununda iptida mevzuun mevcudiyetini kabul eden Sabri Esat, burada iptida eşhası bir varlık gibi kabul etmiş oluyor. Bu bir tezattır. Ve bu cazibeli telakkinin aynı zamanda tehlikeli olduğunu gösterir. Bir de Karagözün çingeneliği rivayetine gelelim. "Karagözün çehresi gibi kisvesinin de Türk olması" hakikatini teslim eden Sabri Esat bunun bilhassa Karagözcülerin cehlinden ileri geldiğini, çünkü ibda ederek oynanması lazım gelen oyunları bile yazarak okumağa teşebbüs eden oyuncuların, kör değneğini bellemiş gibi, yanlış bir bilgiyi, yanlış olduğunu bile farketmeden tekrar ettiklerini daha kuvvetle tebarüz ettirmeliydi. Bu mülahazalara şunu da ilave etmek isterim. Sabri Esat'ın kitabının daha bazı hükümleri hakkında mütalaa yürütülebilirse de eşhas tahlilindeki muvaffakiyet, kitabın yazılışındaki samimiyet önünde insan teferruat mahiyetinde olan bu gibi şeyler üzerinde ısrar etmemek lüzumunu hissediyor. Yalnız bir nokta daha var. Kendimde onu meskut geçmek imkanını göremiyorum. Sabri Esat diyor ki "Atmosferi tamamlanan Türk mahallesinin yalnız bir şeyi noksan kalmıştır: ruhu. Yukarıda saydığımız mahalle erkanının hiçbiri başlı başına bir Türk mahallesini temsil edecek, onun duyuşu, görüşü ve düşüncelerine hakkiyle tercüman olacak mahiyette ve kudrette değildir. Zaten bütün bu kalabalık Karagöz ve Hacivat kontrastından çıkarak mahalle veya halk ruhunun ve dolayısiyle bir cemiyet hicvinin tezahür vesilesi olur." Daha evvelki bahiste "Karagöz perdesi İstanbul halk ruhunun makesi olmuştur." diyen Sabri Esat'ın buradaki ruhsuzluk ithamı nereden çıkıyor? Bunun yabancı tesirler altında sonradan hasıl edilen bir kanaat olmasından korkuyorum. Yabancı müdekkikler ruhunu anlamadıkları şeylere tabiatiyle, insanı alelacayip gösteren aynalar gibi, bir adese ile bakar ve ondan hatır ve hayale gelmez hükümler çıkarırlar. Biz onlara uymamalıyız. Hakikati ivicaçlı şekiller arzeden adeselerden görmemeliyiz. Milli bir varlığımızı milli düşüncelerimize uygun olarak, tahlil etmek daha doğru olmaz mı? "Ruh» yok ne demek? Ruhu olmıyan bir san'at taklit mahiyetinden öteye gidemez. En iyi bir şeyin bile taklidinin kötü olduğuna göre, taklit her hangi bir şey hakkında hakiki gibi hükümler vermek doğru olur mu? "Ruh" Türk mahallesinde olduğu gibi onu dolduran şahıslarda, onu temsil eden Tüşteri meydanında da vardır. Oyunu yaşatan o ruhtur. Sabri Esat Siyavuşgil'e bu eseri yazdıran da o ruhtur. Bugün oynanmasa bile yarın onun klasik çerçevesine uygun yeni fıkralar, hatta yeni şahıslarla o tekrar oynanmağa başlanacaktır. Gördük ki başlanmıştır bile... Türk Temaşası / Selim Nüzhet Gerçek (Karagöz Sf. 104-109) Keyifli okumalar dilerim.
Karagöz
10.0/10 · 2 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.