Şahika Tokel

Şahika Tokel

Çevirmen
7.6/10
41 Kişi
·
130
Okunma
·
0
Beğeni
·
124
Gösterim
Adı:
Şahika Tokel
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye
Şahika Tokel İstanbul’da doğdu. 2002’de İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdi. 2006’da Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden yüksek lisans derecesi aldı. 2007’den beri çeviri yapıyor.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
336 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
"Toplum, kadının özgür gelişimini kabul etmeyecekse, toplum yeniden şekillenmelidir."

Istırabım daha ne kadar sürecek?
Dünya beni ne zaman azat edecek?
Adaletin evi nerde?
Kaderimi kim yazdı?
Söyle ona
Söyle ona
Söyle ona
Dünyada her şey olmak isterdim
Ama kadın olmak değil
Afgan kadını değil.

Bu şiirle başlıyor yaşamayan kadınların "Yaşam hikayeleri".

Bu konuyla ilgili çok iyi kitaplar yazılabilir. Ama hiçbiri gerçeklerin yerini veremez. Çünkü olduğu gibi anlatmak mümkün olmaz her şeyi. İsveç'li gazeteci olan Jenny Nordberg, uzun araştırmalar yaparak bu gerçekleri mükemmel bir şekilde sunmuş bize.

Afganistan'ın başkenti olan Kabil ve benzer vilayetlerdeki hayatı az çok herkes biliyordur bence. Ama köle halinde yaşayan kadınlar ve onların yaşam mücadelesini merak edenler bu kitabı okusun. Bir erkek olmadan sokağa bile çıkamayan kadınların hikayelerini kendilerinden dinlemek daha farklı çünkü.

Azita, Zehra, Şükriye, Nader. Bunları birleştiren ortak kaderleri. Hepsinin hayatı onlar dünyaya geldiği andan itibaren mahvolmuş. Çünkü kız olarak geldiler dünyaya. Bir çok vilayetlerde olduğu gibi onların doğduğu Kabil’de de kız çocuğu istenmeyen evlattır. O ailede erkek çocuk yoksa zaten hayatları cehennemden farksız olacaktır. Sadece köle, hizmetçi gibi faydaları olur belki. Ama koca evine gidene kadar. Bundan sonrası ise yeni kölelik dönemi başlayacaktır. Anne, diğer kadınlar tarafından "kötü bir eş" olarak kabul edilecek. Gelecek sefer erkek çocuk olsun diye durmadan dua eder kadın. Belki bununla az da olsa görevini yerine getirir.

#77448235

Bir tek şey o kızların hayatını kurtarabilir. Bacha posh olarak yetiştirilmek. Ya da ailedeki başka bir kızın bunun için seçilmesi. Bacha posh nedir peki?

Afganistan ve Pakistan'da uzun yıllardır mevcut olan bir gelenektir bu. Eğer ailede erkek çocuk yoksa kızlardan biri erkek olarak seçilir ve öyle yetiştirilir. Görünüşü, davranışı erkek gibi olan bu kızların erkek olmadığı zaten bilinir. Ama baba için erkek evlat kıymetli olduğundan, bu gerçekliği görmezden gelerek kendini kandırması doğaldır. O zaman belki bir kaç yıl diğerleri tarafından dışlanmadan yaşayabilirler. Peki bir zaman sonra artık kız olduklarını gizlemek mümkün olmadığı zaman ne yapacaklar? Tabii ki bu durumda baba kararıyla "uygun bir koca" seçiliyor ve kız evlendiriliyor. Ama bu yaşa kadar onlar için yaşamak cehennemden farksız oluyor.

"Dört kız kardeşinin göğüsleri ve kalçaları gelişirken Nader’in ergenliğinin başlarında Allah’a yakarışları hep düz göğüslü, kalçasız kalmak ve âdet görmemekle ilgiliydi."

İşin tuhaf tarafı, erkek olarak yetiştirilmeyen kızlar bile hep öyle davranıyorlar ve ilerleyen zamanlarda ne kadınlara karşı, ne de erkeklere karşı bir şey hissetmiyorlar. Cinsiyetlerini seçme imkanı olsaydı hiç şüphesiz erkek olmak isteyeceklerdi. Çünkü dışarıdaki insanların kızlara nasıl davrandıklarını görüyorlar. Ve onlar gibi yasaklarla, kısıtlamalarla değil serbest yaşamak istiyorlar. Ama bu mümkün olmuyor. Bu kadınların kendileri böyle yaşadığından gelecek çocukları da bu hayatı yaşamaya mahkum olacaktır. Değişmeyen gerçek bu.

Kızların erkek gibi büyütülmesi aile için iyi bir şey olsa da, o vilayetlerde çok tehlikeli bir sayılır. Ve cezası da oldukça kötüdür.

Afganistan’daki mollaların birçok toplumsal meselede ve insanların yaşamlarını nasıl sürdürmeleri gerektiğine dair kurallarda olduğu gibi Allah’ın bacha posh’la ilgili söylediği bir şey olup olmadığı konusunda da birbirlerinden farklı görüşleri vardır. Öteki cinsiyet gibi giyinmek suç değildir, ama günah olarak görülmesi mümkündür. Bir hadise göre Muhammed peygamber “kadın gibi görünen erkekleri ve erkek gibi görünen kadınlan lanetlemiş, ‘onları evden kovun’ buyurmuştur.

Bu durum her ne kadar dindar insanlar için katı bir kural gibi görünse de, söz konusu kendi nüfuzları olunca kolayca çiğneyebiliyorlar onu. Bununla beraber konu ne olursa olsun böyle ülkelerde “iyi bir Müslüman” olmak çok zor. Çünkü neyi yanlış ya da doğru yapmana sen karar veremiyorsun. Başkaları her zaman senin yerine fikir söylüyor zaten. "Yargıyı veren hep izleyicidir."

Afganistan'da Taliban'ın iktidarda olduğu 1996-2001 yılları arasında kız çocuklarının eğitim görmesi yasaklandı. Afgan Eğitim Bakanlığı, Taliban'ın güçlü olduğu 11 vilayette 500'den fazla okulun kapandığını açıkladı. Okulların kapatılmasından Taliban sorumlu tutuldu. Kız çocuklarının okula gitmelerinin engellenmesinin yanı sıra televizyon, müzik ve sinema yasaklandı. Kitaptaki olayların çoğu bu dönemdeki yasakları hatırlatıyor ve bu ülkede hala onların mevcut olduğunu görüyoruz.

Bu durumda cezaları belirleyenler hakim olarak seçilmiş kişilerdi. Onlar, kocalarına itaat etmeyenleri, yasak olduğu halde çalışanları ve kitaptakiler gibi erkek olarak dolaşanların cezasını veriyorlar, diğerlerinin de bundan ders çıkarmalarını istiyorlardı. İnsanlık dışı olan bu kurallar ve cezaların şimdi mevcut olmadığını söylemek mümkün değil ne yazık ki. Çünkü kadının karar vermesi, kendi kaderini belirlemesi onlar için kabul edilemez bir şeydir. Ne zaman ki kadınlar onlara karşı gelmek isterler hemen karşılık olarak cezalandırılacaklarını bilirler. Ve bu yüzden her şeyi susarak kabul etmek onlar için en iyisi.

Kızlarından birini erkek olarak yetiştirdiği için siyasetçi olmayı başaran ve susmayan Azita ülkesi için önemli biri olmayı başarmıştı belki. Ama en küçük yanlışında yine kocasından şiddet görmesi kaçınılmazdı. Ve özgür olmak tam anlamıyla mümkün değildi onun için.

İstersen yapabilirsin.
- Bir babadan kızına, 1980’lerde İsveç’te bir kayak pisti.

Azita’nın babası kendi kızını aslında okumuş biri olarak görmek istiyordu hep. Ve elinden geldiği kadar da onun için mücadele etmişti. Ama ne yazık ki toplum izin vermediği sürece bu mücadele çok uzun süremez. Ve sonuç olarak yine de evlendirilmeye mecbur olan kız "damat adayları" arasından birini seçecektir.
"Toplumu değiştiremem. Bir yere saklanamayız. Toplumumuz hasta.”

#77542209

Sırf bu yüzden evlenme adı altında cehennem hayatı yaşamaya mahkum edilen kadınlar, büyük bir nefretle sürdürür evliliklerini. Koca olarak değil de bir düşman olarak görürler onu.

Kadınların giyim konusundaki kurallarının asıl sebebi nedir peki? Bunun cevabı olarak kendi iradesizliklerini kabul edemeyen kişilerin hep bir bahanesi olur. "Çoğu toplumda saygın bir kadının değişen ölçülerde kapanması bekleniyor. Eğer kapanmazsa saldırıyı davet ediyordur. Erkeklerin fazla ilgisini çeken herhangi bir kadının başı “belaya” girerse bunun tek suçlusu kendisidir." Sırf bunun için öldürülen, tecavüz edilen kadınları suçlamak da doğrudur elbette. "Aslında bir tecavüz kurbanını savuşturmak çok eski, klişe bir girişimdir — kadının üzerinde kışkırtıcı bir şey mi vardı? Eğer öyleyse saldırıya uğradığı için en azından kısmen sorumludur. Erkeklerin kendilerini asla kontrol edemeyen vahşiler oldukları düşüncesi erkeklere büyük bir hakaret olagelmiştir, çünkü çok baskın dürtülere söz geçirebilecek işlevsel bir zihinleri olmadığını ima eder." Böyle hastalıklı düşünceye sahip olan kadın da olsa, erkek de olsa aynı şekilde suçludur.

“[Doğum cinsi] Cins bir gerçekliktir; cinsiyet ve özgürlük fikirdir.” Hepsi bu fikirleri nasıl tanımlamayı seçtiğimizle ilgiliydi. Bunu anlamak aslında zor değil. Ama ne yazık ki "özgür fikir" kabul etmeyen insanlar bunu da kabul edemez. Günahların en kötüsü hatta. Öldürmek gerek. Başka çaresi yok. Kurtulmak gerek onlardan. Belki o zaman bu "mükemmel" toplumumuz daha iyi bir hale gelir. Zaten din adamlarının kuralları da gayet güzel. Hiç sorun yok o konuda. Küçük yaşta kız mı evlendiriliyor? Olabilir, gayet güzel. Ne kadar erken evlendirilirse o kadar çabuk alışır. Kocasından şiddet mi görüyor? Suç kendisindedir nasıl olsa, susup otursun. Boşanmak? O asla olmaz işte. Ölse de orada ölecek.


2003 tarihli Afgan yapımı "Osama" filminin adı geçiyor kitapta. Film Afganistan'da Taliban rejimi altında yaşayan ve ailesine destek olmak için erkek kılığına giren Osama isimli bir kız çocuğunun hayatından bahsediyor. 1996 yılında Taliban rejiminin tüm filmleri yasaklamasından sonra tamamı Afganistan'da çekilen ilk çalışmadır hem de. Kitabı bitirdikten sonra izledim filmi. İyi bir film, kitabı okumasanız da izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Kız olduğun halde erkek olarak yaşamaya mecbur kalmak ne kadar da zor bir durum. Bunu hem kitaptaki gerçek hikayelerde, hem de filmde çok iyi anlıyorsunuz.

Çok beğendim. İlginizi çeken bir konuysa mutlaka okuyun derim.

Keyifli okumalar...
80 syf.
Sahi hiç düşündük mü biz, insanlar neden savaşır?
Neredeyse her gün; iki haberden biri insanların çatışmalarıyla, kavgalarıyla ilgili.
Tekmeler, tokatlar, silah sesleri, kazara vurulan insanlar ve cinayete kurban giden suçsuz varlıklar...
İnsanlar savaşmayı sevmezler, ama her nasılsa günlük hayatta en iyi yaptıkları şeylerden biri savaşmak, ağız dalaşına girmek ve küfür etmektir. Ama unutuyorsunuz... Anlaşmazlığınızı halletmenin tek yolu bu değil ki! İnsanlar neden konuşur öyleyse?!
Her geçen gün daha da vahşileşiyor insanlık. Daha da köreliyor beyinler. Gün geçtikçe teknoloji artıyor, dünya gelişiyor, ama insanlık? İnsanlık nereye gidiyor ey insanlar?!
"İnsanlar neden savaşır?" sorusuna yanıt vermeden önce, bir defa düşünün.
Bu kitabı okurken, ve bu incelemeyi yazarken kendimi sorgulamadım değil.
Tarihten alıntılar, liderlerin ünlü sözleri ve kısa örneklendirmeler... Soru işaretleri yerine belirgin noktaları koymanın tam zamanı. -+Okuyacaklarıma ekle-. :)
336 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
"Bu dünyada her şey olmak isterdim ama kadın olmak değil." diye başlıyor kitap. Devamında okuyacaklarınız ise bu cümleden çok daha üzücü. İsveç'li bir araştırmacı gazeteci olan Jenny Nordberg'in Afganistan'da sayıları hiç de az olmayan bacha posh'ların peşine düşmesinin hikayesi, yani erkek kılığındaki kadınların.

Okuyan herkesin hem karşı cinsten hem de hemcinslerinden utanç, öfke, kin ve nefret duyacağını garanti ederim. Ataerkil sistemde, erkek çocukları doğar doğmaz birer tanrı olarak yüceltilirken, kız çocukları gereksiz bir yük olarak görülüyor. Sadece erkekler değil, kız çocuk doğuran bir kadını diğer kadınlar dahi aşağılıyor. Kadın, her şeyden mahrum bırakılıyor. Görüntüsüne, gülüşüne, yürüyüşüne ve hatta nefes almasına kadar erkeğin yönetimi altında. Bir birey olmaktan fazlasıyla öte, doğduğunda babasının ve erkek kardeşlerinin evlendiğinde ise kocasının hizmetçisi, kölesi. Kadın olarak tek sorumluluğu doğurmak, son nefesini verene dek doğurmak ama tabi öyle boşu boşuna kızlar doğurmak değil, şöyle şanlı erkekler doğurmak.

Okuduklarım kesinlikle ürkütücüydü. Birinin çıkıp bu okuduklarımın asla gerçek olamayacağını, yalnızca hayalgücü zengin bir senaristin elinden çıkan bir senaryo olduğunu söylemesini o kadar çok isterdim ki. O zaman kusursuz bir cehennem tasviri olduğunu söyleyip tebrik edebilirdim kuşkusuz. Ama sağlıklı bir zihnin otomatikman reddedeceği bu gerçekler kafama birkaç mermi yemişim gibi hissettiriyor. Sanki Afganistan'ı, Suriye'yi ilk defa duymuşum gibi mi davranıyorum? Hayır! Ortadoğu cehenneminden yayılan bu ateşli hastalığı Türkiye'nin de kaptığından endişeleniyorum. Doğuştan ikiz olmasak bile gün geçtikçe ne kadar benzediğimizi farketmenin sarsıntısı bu. Erkeklikleriyle gurur duyan insancıklar, umarım geç olmadan anlarsınız gidişattan olumsuz etkilenenlerin yalnızca kadınlar olmadığını, olmayacağını.

Söyleyecek çok söz var ama beynime saplanan mermiler düşüncelerimi dağıttığı için toparlayamıyorum. Son olarak şunu eklemek istiyorum, doğuştan kazanılan hiçbir şey sizi üst-insan yapamaz: sırf zengin bir ailenin çocuğu olduğunuz için doğar doğmaz milyoner olabilirsiniz, hristiyan (veya müslüman) bir ülkede doğup tek doğru dine mensup olduğunuz için minnet duyabilirsiniz, doğduğunuz andan itibaren milli duygularla şişirildiğiniz için damarlarınızdaki kandan gurur duyabilirsiniz... Ancak bunların hiçbiri sizi değil üst-insan, insan bile yapmaz. Bunların hiçbiri, ideoloji ve inançlarla patlayana dek şişirilmiş hava dolu balonlar yapmaktan öteye geçiremez sizi.

NOT: Lütfen tenha alanlarda patlayın.
336 syf.
·8/10
Bildiğimiz roman yazımının dışında, yazarın farklı bir türde, belli olay örgüsüyle değil de an'lardan hareketle yazdığı bir roman Ayak Seslerimiz. Çocuk bakış açısıyla yazılmış bir kaç kitap okumuştum daha önce, fakat böyle çağrışımlarla ilerleyen, an'dan an'a atlayan bir kurgu ilk kez okudum. Tel Aviv 'de geçen bir hikaye ve aile içerisindeki bireylerin, sanki hiç değişmeyen zaman içerisindeki değişimleri, yaşamları, ölümleri ve tabi ki göç etmenin hüznü ailenin küçük çocuğu Sammy gözüyle anlatılıyor. Çevirmeni tebrik etmek gerek, zira bu yeni kurmaca tekniğini ve anlatım tekniğini çok başarılı bir dille, etkileyiciliğini kaybetmeden aktarmış. Bir bakmanızı tavsiye ederim.
336 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
"Bu dünyada hersey olmak isterdim
Ama kadın olmak değil
Bir papağan olabilirdim
Dişi bir koyun
Geyik ya da
Ağaçta yaşayan bir serçe
Ama Afgan kadını değil"
160 syf.
·4 günde·7/10
Freud, temelde bastırılmış ve baskılanmış özneden sıkça ortaya çıkanın aksine tepkiler verip, farklı bakış açıları göstererek toplum statüsünde ikinci sınıf olmanın dezavantajından oldukça meraklı avantajlar sağlamış böylece psikanalizi icat etme yolunda adımlar atmaya başlamıştır.
Freud'un bu yaşadığı tüm 'görece' dezavantaj durumlar gerek birey gerek bilim ve gerek toplum açısından oldukça fayda sağlayacak olmuş olup, literatürde kesin bir yer edinmiştir.
456 syf.
·Puan vermedi
David Vogel'in İbranice olarak yayınlanan romanı 'Evlilik Hayatı', Viyanalı fakir bir aristokrat ile fakir yazar kocasının sado-mazoşist ilişkisi üzerine kurulu olarak yazılmıştır. Kitapta 20. yüzyıl başlarının Viyana'sı da ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.
320 syf.
·Beğendi·10/10
Youtube kanalımdaki inceleme videosu: https://youtu.be/dBjHxJN9tfQ

Genel olarak kitap bir dünya tarihinden ziyade bir seçkidir. Hem popüler dünya tarihini keşfedebileceğiniz hem de önemli tarihçilerin yazılarından faydalanabileceğiniz bir eser. Türkiye için bu kitapta toplum ve fikir tarihçisi Murat Şiviloğlu katkı sağlamış. Ülkeleri zaman çizelgeleriyle birlikte öğrenmek için faydalı bir kitap olduğunu düşünüyorum.
336 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10
Afganistan'da bir inanış vardır.Onlar sihir diyorlar:
"Bachaposh"
Doğuda kadın olmanın ne kadar zor olduğunu çok güzel işlemiş gerçek olaylardan bir araştırma kitabı.
Başıma gelenlerden ve bayramdan dolayı geciktirsemde kitap artık başucu kitaplarımdan biri oldu.
Eğer şeriattaki kadınların neler çektiğini merak ediyorsanız mutlaka ama mutlaka okumalısınız.
336 syf.
·Puan vermedi
#Kitapyorum
#JennyNordberg
#KabilinGizliKızları

"BU DÜNYADA HERŞEY OLMAK İSTERDİM
AMA KADIN OLMAK DEĞIL "...
Bu cümle sarsıcı derecede kitabı anlatmaya yeter de artar.
İsveç'li bir kadın gazeteci olan Nordberg'in akıl almaz gerçekleri ortaya koyduğu bu kitabı; sadece hayalgücünü çok iyi kullanmış ve kurguya çok iyi dökmüş demeyi ne çok isterdim.Ürkütücü ve bir o kadar da üzücü cehennem böyle birşey olmalı diye düşünüyoruz zira okuduklarımız karşısında.
Afganistan'da bacha posh'ların (erkek kılığına girmiş kız) ve ailelerinin mecburen yaşamak zorunda oldukları hayatların hikâyesi.
Bir burkanın altında kocasının yanında sokağa çıkabilen, zorla evlendirilen hayatlar silsilesi...
Orada başarı ve itibar için erkek doğurmak çok önemli. Bu nedenle bir kadının erkek doğuramaması pek anlayışla karşılanmaz.Hem toplum hem de kendi kocası onu bir oğlu yeterince istememekle suçlar. Aşağılama ,dayak,işkence sebebi.
Bu insanların çoğu aslında bir çocuğun cinsiyetini babanın belirlediğini bilmezler (ya da işlerine öyle geliyordur kimbilir).Halbuki her çocuğun kromozom yapısını taşıyan erkek spermidir ve çocuğun kız mı erkek mi olacağını da belirleyen budur.
Uçurtma uçurmak ,koşabildigin kadar hızlı koşmak,kendinden geçercesine gülmek,iyi geldiği için hoplayıp zıplamak gibi şeylerinde olduğunu görmek Afgan kızlarına göre değildir.Günah,ayıp,yasadışıdır.Hiçbirini yapamazlar...İçindeki umudu,çocukluğu, geleceği öldürüp topluma boyun eğmek uyum sağlamak hayatta kalmanın tek yolu.
Böylesi içler açısı toplum gerçeğini görmek bize suanki topraklarımızda özgürce dolaşıyor olmamıza şükür sebebi veriyor.
Veee bunun için Mustafa Kemal Atatürk'ümüze borçlu olduğumuzu, bir kez daha minnetle beynimize kazıyoruz.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Kesinlikle merak edenler için tavsiyemdir.
Teşekkür ediyorum...

Yazarın biyografisi

Adı:
Şahika Tokel
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye
Şahika Tokel İstanbul’da doğdu. 2002’de İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdi. 2006’da Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden yüksek lisans derecesi aldı. 2007’den beri çeviri yapıyor.

Yazar istatistikleri

  • 130 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 283 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.