Salih Sabri Yavuz

Salih Sabri Yavuz

YazarEditör
8.1/10
163 Kişi
·
608
Okunma
·
2
Beğeni
·
66
Gösterim
Adı:
Salih Sabri Yavuz
Unvan:
Profesör Doktor, İlahiyatçı, Yazar, Akademisyen
Doğum:
17 Ocak 1962
17.01.1962 yılında Trabzon'un Çaykara ilçesine bagli Akdogan köyünde doğdu. 1970 yılında Çaykara Merkez Ilkokulu'ndan, 1973 yılında Çaykara Merkez Ortaokulundan mezun oldu. 1980’de Samsun Imam-Hatip Lisesi'nden, 1984 yılında Ondokuzmayıs Üniversitesi Ilâhiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 1986’da Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kelâm Anabilim Dali’nda yüksek lisansını, 1995 yılında da doktorasını tamamladi. 1981–1983 yılları arasında a Samsun Teknepinar Camiinde imam-hatiplik, 1985’de Denizli-Süller’de ve 1987–89 yılları arasında Sanliurfa’da ögretmenlik, 1989–94 yillari arasında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalıştı. Daha sonra 1994 yilinda KTÜ Rize Ilahiyat Fakültesi’ne Kelam Anabilim Dali Araştırma Görevlisi olarak atandı.Halen Recep Tayyip Erdogan Üniversitesi Ilahiyat Fakültesinde Profesör olarak görevine devam etmektedir. Evli ve dört çocuk babasıdır.
İslam'ın mesajı, tazeliğini ve canlılığını muhafaza ettiği halde, O'na uyanların bir kısmı taassup, cehalet ve aşırılık gibi olumsuz amiller yüzünden bu mesajın gereğini yerine getirememişler, bu sebeple insanlık aradığı barış ve huzur ortamına bir türlü ulaşamamıştır.
Ancak İslam akıl dini değil, akılcı bir din, yani onun esasları akla aykırı olmayan bir dindir. Eğer İslam'ın akıl dini olduğu tezi kabul edilecek olursa, ilahi vahyin inkarına veya toplumsal hayattan uzaklaştırılmasına götüren bir yol açılmış olur. Zaten bu tezleri ortaya atanların temel hedefi de kendi kuruntu ve düşüncelerinden ibaret olan birtakım prensipleri dinin üstünde göstermeye çalışmaktır.
Allah, ne sadece kavranılması gereken ne de hayran olunması gereken bir varlık değil, emirlerine sadakatle bağlanılması icab eden bir varlık olarak kabul edilmelidir. Tevhidin asıl amacı budur.
İlahi fiillerdeki maslahat sadece dünyaya yönelik olmadığından bazı insanlar bunları anlamayarak nübüvveti inkara kalkmıştır. Halbuki bunların bir de ahirete yönelik tarafları vardır ki, akıl bu sahada söz söyleme yetkisine sahip değildir.
Hz. Muhammed'in peygamber olarak gönderilişinden sonra Mekkeli'lerin karşı çıkışlarının temelinde de, İslâmî öğretinin, onların dünya hakimiyetlerini ilahi iradenin kontrolü altına sokması yatmaktaydı.
Peygamberler aklın tek başına kavramaktan aciz olduğu hususları haber vermek için gönderilmiştir. Onların bildirdiği birtakım hususların akıl tarafından kavranılır olması, bunların sadece akıl tarafından bilinebilecek şeyler olmalarından kaynaklanmaktadır.
Nübüvvete yer vermeyen, sadece akılla idrak edilebilecek bir tanrı anlayışına dayanan inançlar birer felsefi doktrin olmaktan öteye gidemez.
Gazzâli'ye göre peygamber doğrudan veya bir melek vasıtasıyla Allah'la ittisal kurabilir. Onun faal akla, muhayyile gücüne ve filozofların kabul ettikleri hangi tarz olursa olsun hiç birine ihtiyaç göstermeden bunu gerçekleştirmeleri mümkündür.
Nübüvvete yer vermeyen, sadece akılla idrak edilebilecek bir tanrı anlayışına dayanan inançlar birer felsefi doktrin olmaktan öteye gidemez.
304 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Necip Mahfuz Nöbel ödülünü kazanan ilk Arap olarak biliniyor. Aynı zamanda kendisi “Ortadoğu’nun Balzac’ı” olarak nitelendiriliyor. Yaşadığı döneme oldukça fazla eser bırakan Necip Mahfuz , üretken ve nitelikli eser vermeyi başaran yazarlarımız arasında.

Midak Sokağı 1988 Nobel Edebiyat Ödülü’nü Necip Mahfuz’a kazandıran eseri olmuştur. Necip Mahfuz yaşadığı sokağı çok sevmekte olup , birçok kez yaşadığı alandan ayrılmayı zorunlu nedenlerle bile olsa kabul etmeyen bir yazardır. Midak Sokağını da kendi sokağıyla özdeşleştirdiği aşikardır.

Midak Sokağında yaşayan her birey ilmik ilmik işlenmiş. Karakterleri bu romandan çıkarsanız bile , o karakterlerin tek başlarına bir romanı yazılabilir. Çok yönlü , kendi içlerinde değişen ve gelişen karakterlerin bolluğu tabii ki biz okuyucuya bir başka tat veriyor.

Romanın ele aldığı konulara çok da yabancı değiliz aslında. Bir sokaktaki insanların birbirinden ayrılan duvarlarla nasıl değiştiği ya da ortak çıkarlar doğrultusunda nasıl birleşebildiğini , aynı dedikodu etrafında nasıl şekere koşan karınca kolonisi gibi koştuklarını , “namus” adı verilen saçma sapan bir kavram ardına nasıl düştüklerini mükemmel bir dille anlatmış.

Hamide ve Abbas romanın iki zıt karakteri zoraki bir aşk çerçevesi altında buluşturuyorlar. Hamide tüm değerlerin yıkımını sembolize ediyor. Anne olmayı , evlenmeyi reddeden , erkeklerden hoşlandığını kabul eden ve kaderinin ayağına gelmesini değil de kaderini oluşturmayı tercih eden , halk arasında adı “Orospu” olan oldukça dinamik bir karakter. Abbas ise mahallesine aşık, saf ve Hamide için yanıp tutuşan bir delikanlı. İkisinin arasındaki ilişki çoğu zaman ilkel benlikle toplumun savaşını bize izlettiriyor ve biz bir taraf tutmakta çok zorlanıyoruz. Vicdanımız ve gerçek benliğimiz arasında sıkışıp kalıyoruz.

Bu Müslüman mahallesinde yok yok. Bir kere dilencilik büyük bir geçim kaynağı, Zaita insanları sakatlamakta usta olan aynı zamanda yan komşusu Hüsniye’ye aşık bir kadın. Dilenci olarak büyümüş ve bu işin inceliklerini gayet iyi bilmekte. Mahallenin dişçisi olan Dr. Buji ile iş arkadaşı . Dr Buşi mahallenin dişçisi ve taktığı altın dişlerle meşhur , bu dişleri nereden bulduğunu tahmin edersiniz ) Kendini yeni peygamber sanan ve vahiylerin ona İngilizce geldiğini düşünen Şeyh Derviş, kendini her şeyin sorumlusu sanan , mahallede herkesin ondan akıl aldığı , her işe burnunu dini kullanarak sokan ve iyi bir insan olduğunu düşünen Rıdvan Hüseyni, para babası ve kendinden yaşça küçük olan Hamideye olan arzusuyla kafayı bozmuş , cinsel gücünü her daim zirvede tutmak için değişik ilaçlar içmesiyle meşhur olan yaşlı ve zengin Salim Elvan, çöpçatanlığı ile bilinen Ümmü Hamide , ton ton tatlıcı Kamil Amca ,eşcinsel kahveci Kirşa ve İngiliz askerleri ve savaş ve Hitler’in gücünden kazanan kimseler , Hitler’in çöküşüyle yerle yeksan olanlardan oluşan bu mahallede ağızlarda Allah , evler de olanlar ise işte belirttiğim gibi …

Çok çok güzel bir toplum eleştirisi , bizim toplumumuzun üzerine bu kitabı bir puzzle parçası olarak koysan sırıtmaz , o derece bizden bir kitap. Okuyun , okutturun , tanıyın bu yazarı. Yaşadığı dönemde adına ölüm fermanı çıkartılan bir yazar kendisi , çok çok kıymetli. Zaman az , okunacak kitap çok, bu kitabı mutlaka listelerinize ekleyin.
304 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
1988 yılında nobel edebiyat ödülü alan ve bu ödülü almış ilk müslüman yazar olan Necip Mahfuz'un okuduğum ilk kitabı.Ve açıkça itiraf etmeliyim ki yazarın yazım tekniğine,anlatımına hayran kaldım.sanki bir kitap yazmamışta,eline kalemi kağıdı almış herhangi bir şey konuşur gibi çok rahat bir şekilde başlamış yazmaya ve karalamasız,müsveddesiz direkt yazıp bitirmiş gibi bir his bıraktı bende.Kitap o kadar akıcı ki,hani bir deyim vardır ya; su gibi akıp gidiyor diye işte aynen öyle.300 sayfalık kitabı iki oturma da bitirdim çıktım.insan elinden bırakamıyor.kitap ta 1940 lı yıllar da ,daha doğrusu ikinci dünya savaşı yıllarında,Mısır'ın Kahire şehrindeki küçük bir sokaktaki insanların,yaşantıları, birbirleriyle ve sokak dışı kesimdeki insanlarla olan ilişkileri anlatılıyor.karakterler o kadar iyi seçilmiş ki neredeyse her çeşit insana rastlamak mümkün.ama başta da dediğim gibi benim için yazarın yazış özelliği daha çok ön plana çıktı.eğer diğer kitapları da bu şekilde güzel,net ve akıcı bir dille yazılmış ise, ben daha çoook Necip Mahfuz eseri okurum gibi geliyor bana.
304 syf.
·18 günde·7/10
Farklı kültürler ve yazarları merak ettiğim bu dönemde Mısırlı yazar Necib Mahfuz’la tanıştım. Kendisine nobel kazandıran bu kitapta bizim eski mahalle kültürümüze benzer şekilde bir mahallenin sıcak insanları ve rutinini anlatmış.Yoksulluk ve tekdüze hayat karşısında bunalan Hamide bu sokaktan kurtulmak için tek kurtuluş yolunun para bulmak olduğunu bilir ve bu yolda her seçeneği mübah sayar. Mısır halkının kadına bakış açısını sosyal hayatını ve ikinci dünya savaşı dönemini satır aralarında güzel işlemiş olan kitapta olay örgüsünün daha etkileyici bir sonla bitmesini tercih ederdim. Kitapta altı çizilecek çok fazla cümle olmasa da senaryo olarak güzel bir hikaye diyebilirim. İyi okumalar..
304 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Necip Mahfuzun en sevilen en çok okunan ödüllü kitabı.
Gerçekten hertürlü övgüyü hertürlü beğeniyi hakediyor.
Kitabı okurken sokak sakinlerinin yanındaymış gibi hissediyorsunuz kendinizi.
Kirşanın kahvehanesindeki sohbetleri dinleyen bir müşteri, Kamil amcanın her zaman köşesinde oturup Abbasla laflaması duyan bir sokak sakini gibi hissedebilirsiniz kendinizi.
Tasviri,kelimelerin rengi,cümlelerin güzelliği kitabın akıcılığı insanı mest ediyor doğrusu.
Kitapta sürekli duygu değişimi yaşayabilirsiniz;
Hamidenin tutkusu, hırsı, fikirleri,özgüveni sizi kızdırabilir.Bir yandanda Abbas masum aşkı sizi gülümsetebilir.
Midak Sokağı , kendinizden ,çevrenizden mutlaka birşeyler bulabileceğiniz bir kitap.
Şiddetle tabsiye edilir.
304 syf.
·4 günde
1988 yılında Nobel ödülü kazanan ilk ve tek Müslüman ve Arap yazardır Necib Mahfuz.
Kitap bir sokağın sakinlerinin hayatlarının anlatımıdır. Yazar o kadar akıcı bir dille anlatır ki karakterleri ve sokağı sizde o sokağın içindeymiş gibi hissedersiniz.
Okurken karakterler çok bizden geldi bana. Sanki hepsi çok tanıdık gibi. Aslında olaylar bile öyle tanıdık.
Yazım dili çok akıcı olduğu için hiç zorlanmadan okunup içine girebileceğiniz bir kitap. Ben yazarın diğer kitaplarını da merak etmedim değil.

Bu yazarı benimle tanıştıran ve kitabı bana hediye eden https://1000kitap.com/tababetiruhiye çok teşekkür ederim. Sanırım sayende daha çok yazar tanıyacağım.

Bence doğuya ilgi duyup, doğu hikayelerini seviyorsanız okuyun derim.
Şimdiden iyi okumalar.
304 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Hayatı bütün renkleri ve sesleriyle seviyorum, gecelerini gündüzlerini, acılarını, sevinçlerini, başlangıçlarını ve sonlarını...

Betimlemesi ele aldığı hikayeleri ile son derece etkileyici kitaptı.
304 syf.
·4 günde·7/10
Kütüphanemizin en üst rafında unutulmaya yüz tutmuş kitaplar arasında gözüme çarptı Midak Sokağı. Nobel Ödülü almış olması okuma isteğime büyük bir katkıda bulundu desem yalan olmaz.
Kitap, ismiyle müsemma sokakta yaşayan insanların hayatlarını, yaşam tarzlarını konu ediniyor. Kitabın ilk başlarda gayet akıcı bir seyri vardı. Yer yer güldüm, şaşırdım hatta ürkütücü gelen bölümler bile oldu. Fakat ortalara doğru ilerledikçe kitabın seyrini tahmin etmek zor olmadı. Özetle bahsedecek olursam; bulunduğu ortamı, sokağını, yaşam tarzını beğenmeyen, etrafındakilere küçümser gözlerle bakan, sürekli güzelliğiyle övünen Hamide’nin olmadık hülyalara kapılıp başına gelen felaketleri konu edinmiş.
Kitapta en sevdiğim karakter Rıdvan Hüseyni oldu. İnsanların akıl danıştığı, etrafına sürekli iyimser gözlerle bakan, her yaşadığından ders çıkaran bir tip. Hüseyni gözümde tabiri caizse ‘ak sakallı dede’ olarak canlandı bazı bölümlerde. İnsanlara verdiği öğütler ise kulağa küpe olacak cinsten.
Kitapta sık sık gözüme çarpan ve rahatsızlık veren bir ayrıntıya da değinmek isterim: Karakterlerin bile isteye bir suç, kötülük işledikten sonra “Allah böyle emretti” diye onun arkasına sığınmaları biraz sinir bozucu geldi ama bu çevirmenin yorumu da olabilir pek tabii.
Zaman zaman sıkılsam da okuduğuma memnun olduğum bir kitap oldu. Yazarın Nobel Ödülü kazanan ilk Müslüman olması da önemli bir ayrıntı diye düşünüyorum. Farklı kültürlerden okumayı sevenler bu kitaba bir şans verebilir. Şimdiden iyi okumalar dilerim. :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Salih Sabri Yavuz
Unvan:
Profesör Doktor, İlahiyatçı, Yazar, Akademisyen
Doğum:
17 Ocak 1962
17.01.1962 yılında Trabzon'un Çaykara ilçesine bagli Akdogan köyünde doğdu. 1970 yılında Çaykara Merkez Ilkokulu'ndan, 1973 yılında Çaykara Merkez Ortaokulundan mezun oldu. 1980’de Samsun Imam-Hatip Lisesi'nden, 1984 yılında Ondokuzmayıs Üniversitesi Ilâhiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 1986’da Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kelâm Anabilim Dali’nda yüksek lisansını, 1995 yılında da doktorasını tamamladi. 1981–1983 yılları arasında a Samsun Teknepinar Camiinde imam-hatiplik, 1985’de Denizli-Süller’de ve 1987–89 yılları arasında Sanliurfa’da ögretmenlik, 1989–94 yillari arasında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalıştı. Daha sonra 1994 yilinda KTÜ Rize Ilahiyat Fakültesi’ne Kelam Anabilim Dali Araştırma Görevlisi olarak atandı.Halen Recep Tayyip Erdogan Üniversitesi Ilahiyat Fakültesinde Profesör olarak görevine devam etmektedir. Evli ve dört çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 608 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 311 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.